İçimdeki Sesler

Psikolojim Ada | 1

11 Mayıs 2022

Öykü: Psikolojim Ada | 1 | Yazan: Demet Uncu

 

İndeks

Psikolojim Ada | Bölüm 1
Psikolojim Ada | Bölüm 2
Psikolojim Ada | Bölüm 3
Psikolojim Ada | Bölüm 4

 
 
Feribota bindiğinde dış güverteye yöneldi. Geminin arka tarafında, az insanın bulunduğu oturma banklarından birinde olmayı tercih ederdi. Uzun zamandır feribota binmiyordu. Yüreğinde hissettiği daralma ve bunalma hissini, ılık rüzgarın yüzüne vurarak oluşturduğu ferahlama hissi ve köpüren dalgaların pamuksu görüntüsü ile hafifletmeye çalışıyordu. Etrafındaki insanlar olmasa avazı çıktığı kadar bağırarak ağlayabilirdi. Sevmiyordu insanları artık. İçine iyice çekilmek, yalnız kalmak istiyordu bir süreliğine.

Karayla Bağlantı

İşin kötüsü, nereye gittiğini de bilmiyordu. Kötü hissettiği zamanlarda kendini hep bir adada bulurdu. Karayla bağlantısının olmaması mı kendini iyi hissettiriyordu? Bilmiyordu açıkçası.

Bozcaada’ya doğru gidiyordu. Nerede kalacağını planlamamıştı. Adaya varınca, bakacaktı işte durumlara. Simidi ile birlikte taze çayını yudumluyordu. Öylece uzaklara, gökyüzünün maviliklerine doğru bakıyor; hiçbir şey düşünmek, hiçbir şey için endişelenmek istemiyordu. 10 dakikalığına da olsa bunu başarıyor ama hemen arkasından aklına onu üzen, ağlatan olaylar geliveriyordu.

İnsan neden böyle kendi canını acıtmak isterdi ki?

Tam tersi olması gerekmez miydi?

O tür durumlarda kendini iyi ve mutlu hissettiren olayları ve insanları düşünebilseydi keşke. Yok, olmuyordu; yapamıyordu işte. Yine aklına kayıpları, sahip olamadıkları geliyordu. Kayıpları konusunda haklıydı. Hep en sevdiklerini, en yakınlarını kaybetmişti. Sonra da bu gidişlerin yarattığı yaraları iyileştirmeye, içinde oluşan o boşluk duygusu ile baş etmeye çalışmıştı hayatı boyunca. İçinde hissettiği o boşlukları doldurabilmek için yaptığı hataları kabul etmesi de epeyce bir zamanını almıştı. Hayatında kontrol altına alamadığı her şeyin peşini bırakmayı öğrenmesi de kolay olmamıştı onun için.

Feribot ve martılarHayat Sahnesi

Martıların, gemiyle ile birlikte aynı yöne doğru kanat çırpışlarının çıkardığı seslere dikkatini verdi. Yolcuların fırlattığı simit parçacıklarını havada nasıl kaptıklarını izledi bir süre. Hem onlar kadar özgür olmayı hem de kendi hedeflerinin onlarınki kadar net olmasını isterdi. Bu kadar savrulmasını, dağılmasını engelleyecek olan tek şey, bundan sonrası için neler istediğini çok net belirlemesi olacaktı. Nasıl bir hayatı olması diliyordu kendisi için? Hayat sahnesinde hep eksik kalmış, terkedilmiş, yalnız bırakılmıştı.

Zamanla kabuk tutmuş yaraları ile birlikte yaşamayı öğrenmişti. Artık çok fazla da kanamıyordu yaraları. En zorlandığı anlarda, derinlerde bir yerlerden gelen iç sızısını, boğazından yukarı doğru gelen patlamayı, büyük bir yutkunmayla bastırabiliyordu. Gözleri dolup da gözyaşlarını yutkunarak geçiştiren insanlardan biri olmuştu. Gene de her şey üst üstte geldiğinde, hayat üzerine doğru yürüdüğünde bunda pek başarılı olamıyordu. O anlarda, yine seneler önceki depresif hâline geri dönüyordu.

Psikolojisi bu durumdayken, yine kendini bu feribotta bulmuştu. Kimseye haber vermemişti. Hızlıca bir sırt çantası hazırlayıp bankamatikten biraz da para çekerek yola çıkmıştı.

Mor Leylaklar

Sosyal medya hesabında amaçsızca gezinirken seneler evvel adaya yerleşmiş olan lise arkadaşının işlettiği pansiyonun önünde eşi ile birlikte çektirdiği bir fotoğrafı fark etti. Mor leylakların altında çekilen harika bir fotoğraftı bu. Ne de güzel görünüyordu o leylaklar. Burnuna mis gibi kokuları geliyordu adeta.

Senelerdir görmemişti bu arkadaşını, lisede okurken de çok samimi değillerdi. Ama tanıdık bir yüz görmek iyi gelmişti ona. Adaya vardığında, oraya uğramaya karar verdi. Yer varsa orada konaklamaya karar vermişti. Onu lise yıllarından tanıdığını söylemeyecekti, ta ki o kendisini tanıyana kadar.

Bir sonraki fotoğraflarında bir gelincik tarlasında, gelincikleri topluyorlardı. Onlardan reçel yapacaklarını söylüyordu çektikleri kısa videoda. Yemyeşil çimenlerin arasından görünen o kırmızı, narin, zarifçe salınan gelincikler ne kadar güzel görünüyorlardı. Renklerin uyumu muhteşemdi, hafif bir meltem esintisi ile sallanmaları ise şimdiden ona huzur vermişti.

Bisiklete Binmek Gibi

Yolculuk tahmin ettiğinden biraz uzun sürmüştü ama kafasının içi o kadar doluydu ki çok fazla etkilenmemişti bu yolculuktan. Adaya iner inmez, ufak bir pastanede oturmak istedi. Garsona, sade bir Türk kahvesi ve yanında adanın meşhur sakızlı kurabiyelerinden sipariş etti. Kahvesini yudumlarken yavaş yavaş akan zamanın keyfine bıraktı kendini. Belki de adaları, bundan ötürü çok seviyordu. Zaman burada, yavaşlıyordu adeta. İnsanlar sakince hareket ediyor, bir yerlere yetişmeye çalışmıyorlardı. Herkes ve her şey son derece dingindi. İster istemez bu ahval, adanın misafirlerine de tesir ediyordu.

Oturduğu yerden, bir bisiklet kiralama dükkanı gördü. Adayı, bisiklet ile dolaşarak keşfetme fikrini çok sevdi. Çocukluğundan beri bisiklete binmemişti. Herkesin, herhangi bir şeyi hatırlamaya çalışırken birbirine söylediği “bisiklete binmek gibi, unutmamışsındır” deyişini gülümseyerek anımsadı. Çantasını sırtına takarak önünde sepeti olan pembe bir bisiklet kiraladı.

Önce bir dengeyi bulamadı, biraz yalpaladı ama sonra sürmeye hemen alışıverdi. Unuttuğu ve şimdi hatırladığı ne güzel bir histi bisiklete binmek. Sanki çocukken sahip olduğu özgürlüğü geri vermişti kendisine.

Acele etmeden, ağır ağır sürüyordu. Adanın kendine özgü tek katlı sade evlerine, üzüm bağları olan bahçelerine bakarak geziniyordu sokaklarda. Araba gürültüsünün olmaması ne büyük bir lükstü. Korna sesleri, trafikte birbirlerine bağıran çağıran insanlar yoktu.

Navigasyon, Mor Leylak Pansiyonu’na geldiğini söylediğinde; bisikletini bahçedeki duvar kenarına bıraktı. Elleri kot şortunun cebinde, adımlarını yavaş yavaş atarak, pansiyonun girişinde bulunan masaya doğru ilerledi.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Demet Uncu
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

5 YORUMLAR

  • Yanıtla Nimet Canbayraktar 11 Mayıs 2022 at 16:57

    Demet Hanım, sanki kendi yazdığım bir yazıyı okuyormuşum gibi geldi bana. Öylesine tanıdık, bilinen, hissedilen ama genelde dile getirilmeyen. Çok uzun zaman oldu Bozcaada’ya gitmeyeli ama tekrar gidebileceğimi de sanmıyorum. Anılar, anılar. Ama büyülü gibidir o ada. Dolu dolu nefes aldığını hisseder insan.
     
    Çok iyi geldi, inanın. Merakla devamını bekliyorum ama bana öyle geliyor ki siz sonunda böyle huzur veren bir yere kaçacaksınız. Dilerim hayallerinize kavuşursunuz. 🥰😘

  • Yanıtla Demet Uncu 11 Mayıs 2022 at 17:13

    Nimet Hanımcım ne kadar iyi geldi bana da yorumunuz. Çok teşekkür ederim. İnşallah diyelim, birlikte kaçarız belki ne dersiniz? Çok sevgiler 💕

    • Yanıtla Nimet Canbayraktar 11 Mayıs 2022 at 19:18

      İnşallah diyorum ben de. Hayali bile güzel. Sevgilerimle.

  • Yanıtla Şen Sevgi Erişen 17 Mayıs 2022 at 20:04

    Simit, çay, deniz kokusu… Bir de Ada’ya ayak basmak varsa sonunda, tadına doyulmaz bir güzellik. Sizin akıcı anlatımınınızla daha bir heyecan verdi bana.

    • Yanıtla Demet Uncu 23 Mayıs 2022 at 10:39

      Şen Hanımcım, öncelikle yorumunuza geç cevap verdiğim için özür dilerim. Beni çok mutlu ettiniz, beğenmenize çok sevindim. Güzel yorumunuz için çok teşekkürler. Sevgiler 💕

    Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan