Merhaba 😁
Günden güne duydukça bana yabancılaşan bir döngüden sesleniyorum sizlere. Ama ne de olsa zamanın gerisinde kalmak biz çıtırlara yakışmaz, değil mi? Ee oğlum da büyüyor, onunla aynı dili konuşmaya çalışmak da artık bana düşüyor.
Evet, ben de 98 doğumluyum. Z kuşağı mıyım, Y kuşağı mı? Hâlâ dünya çapında tartışılan bir mesele bu. Ama modern gelişmeleri yakalamaya çalıştığıma göre, sanırım Z kuşağını kıl payı kaçırmışım ben, maalesef…
Bugün artık “Şuna bir nokta koyalım” dediğim yerden aldım kalemi elime:
“Z Kuşağı İlişki Terimleri” diye bir sözlük varmış!
Eskiden biri “Off, telefonumu açmıyor, umarım başına bir şey gelmiştir” dediğinde bir espri payı olurdu. Artık o devir kapandı. Kusura bakmayacaksınız ama şimdi “Ghostluyor beni” diyorsunuz…
Z kuşağı olarak adlandırılan, 1999-2010 arası doğan gençlerin ilişki yaşama biçimleri bazen karamsarlığa sürükleyici olabiliyor. Ama dünyadaki değişimi kabul etmemiz ve en azından ucundan kıyısından ayak uydurmaya çalışmamız da gerek. Geleneklerimiz, güzel göreneklerimiz elbette çok kıymetli ama değişen bakış açılarıyla birlikte evrilmek zorunda olduğumuz da bir gerçek.
Annemle sohbet ederken, onun yaşadığı hissi şöyle özetleyebilirim: “Karşımda antipatik, her şeye karşı çıkan, değişik bir kafa yapısıyla konuşan biri var.” Yemin edebilirim ama kanıtlayamam! 😂
Gel gör ki… Yaşça benden küçük kuzenlerimle sohbet ettiğimde de bu kez benzer duygulara ben kapılıyorum. Ama ne yapıyoruz? Yeni nesille iletişim kurarken her aklımızdan geçeni söylemiyor, onların da konforunu gözeterek ortak bir paydada buluşmaya çalışıyoruz.
Söylemesi uzun oldu, evet. Yapması da kolay olmayabilir.
Ama durun hele, 2022 doğumlu oğlum büyüdüğünde, dünya görüşü acaba kaçıncı kez evrilmiş olacak? 🤯
Eşimi şimdiden alıştırıyorum: “Her an bir uzaylı gelinimiz olabilir, hazırlıklı ol!”
Gelebilir yani… Avatar gibi mavi bir gelin düşleyin. Oğlumuz beğenmiş, sevmiş… Bize de düşen, bağrımıza basmak olur 😆
Nereden bilebiliriz ki? Belki de dünürlerimiz bizi iftara Mars’a davet edecek! E, mecbur gidilecek tabii 🛸
Sakın gülmeyin! Eşim de aynen sizin gibi dalgaya alıyor bu söylediklerimi… Ama gün gelir de gelin almaya Neptün’e uçarsanız, “İrem demişti” dersiniz 😎
O yüzden şimdi vakit: Z kuşağının diline hâkim olma vakti! Shakira kemerlerinizi bağladıysa, başlıyoruz efenim ✨
💬 Z Kuşağı Terminolojisi
Hak, Hukuk, Adalet: Cesaret, özveri ve umut yeşertecek adımlar bunlar. İşte Atatürk çocukları!
Belki de bu yazının en anlamlı, en ağır terimleri.
Ayağınıza taş, gözünüze yaş değmesin…
Gözyaşlarımızı siliyoruz ve devam ediyoruz. ✨
Slow Fade:
İlişki bir anda “tak” diye bitmez.
O yüzden bu yavaş yavaş solma hâli, bence oldukça zarif. Araya mesafe koyarak, kimseyi kırmadan ilişkiyi sonlandırmak… Modern zamanların en nazik ayrılma biçimi olabilir.
Situationship:
Yapabilene helal olsun! Ama benim midemi biraz bulandırıyor bu “durumdaşlık” hâli.
Aylar geçmiş, hâlâ belirsizlik… “Şimdi biz neyiz?” diye sorulmuş, ilişki başlamış ama yüzük yok, sorumluluk yok.
Yine de “Durduk yere ciddiyete bağlamaya gerek yok” diyenler var, saygı duyarım. Benlik değil.
Benching:
Yedekleme sistemi resmen!
Olur da bir şeyler yolunda gitmezse diye yelpazeyi açık tutup seçenekleri çoğaltıyorsunuz.
“Ama bu nasıl bir şey ya?” demeyin, dedem bile zamanında benching yapmıştır, ben bilirim 😎
Ghosting:
Hepimiz yaşadık ama adını koyamadık.
Sonra da dertlendik: “Benim neyim eksik?” diye kendimize yüklenip durduk.
Z kuşağı ne yaptı? Bastı terimi: Ghostlandım.
Hoop geçiyor, takılmıyor, kendini hırpalamıyor. Vallahi helal olsun!
Zombieing:
Ben diyeyim “Denenmişi denemek olmaz,” siz deyin “Bu ex nereden fırladı şimdi?”
Ghostladı, ortadan kayboldu, mavi tiki atıp geçti.
Ama sonra bir akşam, ansızın: “Uyudun mu?”
E noldu şimdi? Zombilik yaptı!
Yersen tabii… 🙃
Breadcrumbing:
Buna ben umut tacirliği derim.
İlişki stabil kalsın diye kendini paralarken, karşı taraf sana “gelecek vaat eder” gibi konuşur…
Sen de gece uyumadan önce Pinterest’te gelinlik bakarken bulursun kendini.
Eğer durum buysa, geçmiş olsun: Breadcrumbing’e maruz kaldın.
Kaçıncı yüzyıldayız canım! Herkes kartlarını açık oynasın, benim tepem atar böyle oyunlara!
Gaslighting:
Günümüz eşleri… diyeyim, siz anlayın.
Şu eve demet demet güller, 383627 karat pırlantalar getiren amcalar, abiler…
Manipülasyonun kralını yapar bunlar, sen şüphe eder güvensizlik duyarsın, o alttan girer üstten çıkar seni deli olduğuna inandırır.
“Kızılcık Şerbo Pembe” gibi gezersin ortalıkta, “Yok canım bu yaştan sonra ne yapabilir ki?” diye kendini avutursun…
Love-bombing:
Yok yaa… Sevgi bombardımanı beni biraz gerer açıkçası.
Bir noktada “Bi düş yakamdan bey!” diye söylenebilirim yani 😅
Siz seversiniz, makul bulursunuz bilemem ama ben adamın sabah kalkıp işe gidenini severim. Net!
Soft Launch:
Tam benim taktik buydu. Göz var nazar değer olmasın diye ilişkiye başladıktan sonra fotoğraflarda, hikayelerde hafiften eniştenizin varlığı belliydi ama net bi ilan da yoktu çevremize. Yumuşak başlattık yani ilişkiyi. İyi de oldu.
Çok da herkes her şeyi bilmese de olur yani..
Pocketing:
Buna cepleme diyorlar ama bu bildiğin ciddiyetsizlik arkadaşlar.
Partner var ama ne arkadaşlar haberdar ne aile. Paylaşım yok.
Ama sorsan, “İyi gidiyoruz.”
Hadi ordan ya… Bu kadar gizleme çabasına giriliyorsa, ben “Acaba?” derim.
Ve evet, küçük çaplı bir CIA gibi araştırmalara başlarım, şimdiden söyleyeyim.
Roommate Syndrome:
Al işte… Çocuk olduktan sonra Türk ailesinin sıkça evrildiği hâl: Oda arkadaşı sendromu.
Adını yeni öğrendim ama yaşadık yani…
İlişkinin eski tutkusunu kaybetmesi durumu.
Ama toparlanır. Canınızı sıkmayın.
En azından artık adını koyduk! Şimdi değişim başlasın 😆
Bence artık anladık, sindirdik 🧐
Şimdi Z kuşağının diline bir adım daha yakınız. Hem de bir yandan gülerek, bir yandan düşünerek…
Red Flag’lerinizi Göz Ardı Etmeyin
Güldük, eğlendik ama şimdi değinmemiz gereken önemli bir konuya geliyoruz:
Sosyal medyanın olumlu etkileri kadar, olumsuz etkileri de var.
Günümüz ilişkileri çok daha hızlı başlayıp, çok daha hızlı bitebiliyor. Sosyal medya aracılığıyla tanışan çiftler, ilişkinin tüm evrelerini yine sanal ortamda yaşıyor. Kimi zaman hiç buluşmadan ilişkiye başlanıyor, yine yüz yüze gelmeden bitiriliyor. Bir mesaj, her şeyi sonuca ulaştırmaya yetiyor. Bu da doğal olarak duyguların ikinci plana atılmasına yol açabiliyor.
Yeni çağa ayak uydururken… Özellikle kız kardeşlerime bir ricam olacak:
Herkesi, kendi güzel kalplerinizin bir yansıması olarak görmeyin.
Birini tanımak, sosyalleşmek hepimizin en doğal hakkı. Ama bireysel güvenliğimizden emin olmak da aynı derecede önemli. Eskilerin çok sevdiğim bir lafı vardır: “Kavun değil ki koklayıp anlayalım.” İnanın hâlâ birçok alanda bana rehberlik eder bu söz.
Arkadaş, iş arkadaşı, flört ya da hayat arkadaşı… Küçük gibi görünen bu seçimler aslında hayatın en büyük ve zorlu kararlarından olabilir. Her zaman mesafeniz, sınırlarınız ve kendi koyduğunuz kurallar sizi koruyacaktır.
Sizin de dediğiniz gibi, değerli Z kuşağı:
Red flag’leriniz olsun. Ve onlara kulak verin. 😉
Hayat renkli, günler şeker 🍭
İrem Savaş Sakin©







2 YORUMLAR
Ne güzel bir aydınlanma yazısı bu böyle. Bayıldım. Kalemine sağlık 🙂
Çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için 🩵