Kadın Cinayetleri Politiktir
Her yıl 25 Kasım, kadına yönelik şiddetle mücadelenin sembolü olarak öne çıkıyor. Bu gün, kadınların maruz kaldığı fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddetin görünür kılındığı, toplumsal farkındalığın artırıldığı ve çözüm yollarının tartışıldığı bir dönüm noktasıdır.
Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel bir sorun değil; kökleri derin sosyal, kültürel ve ekonomik yapılarla beslenen yapısal bir problemdir. Türkiye’de kadınların yaşam haklarının savunulması için yürütülen mücadele, aynı zamanda adalet, eşitlik ve özgürlük taleplerinin de taşıyıcısıdır.
Bu mücadelede en dikkat çekici ifadelerden biri olan “Kadın cinayetleri politiktir” sloganı, kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel ya da tesadüfi olaylar olmadığını, aksine köklerini toplumsal cinsiyet eşitsizliği, cezasızlık politikaları ve ataerkil sistemden alan bir yapı içinde gerçekleştiğini gözler önüne sermektedir.
Kadın cinayetleri, çoğu zaman kadınların en yakınlarındaki erkekler –eşleri, partnerleri, babaları, amcaları ya da erkek kardeşleri– tarafından işlenmektedir. Bu durum, bireysel suçlardan öte, toplumsal ve yapısal bir soruna işaret eder.
Kadın Cinayetleri Neden Politiktir?
Kadın cinayetlerinin politik olarak tanımlanmasının en önemli nedeni, bu cinayetlerin ataerkil düzenin bir sonucu olmasıdır. Ataerkil sistem, kadınları toplumsal hayatın pek çok alanında dezavantajlı konumda bırakan eşitsizlikleri üretir. Kadınların yaşam tarzlarına, kıyafet seçimlerine, iş hayatındaki varlıklarına ve hatta özel alanlarındaki davranışlarına yönelik kontrol mekanizmaları, erkek egemen bir bakış açısıyla şekillenir. Bu kontrol, kadının birey olarak kendi hayatını tayin etme hakkını elinden almayı hedefler. Kadınların kendilerine dayatılan sınırları aşmaları; şiddeti ve cinayeti meşrulaştıran söylemlerle karşılık bulur.
Bu noktada, yetersiz ve caydırıcılıktan uzak hukuk sistemleri, kadın cinayetlerinin önlenmesinde ciddi bir engel teşkil etmektedir. Şiddet vakalarının ciddiyetle ele alınmaması, faillere verilen cezalardaki indirimler, şiddetin devam etmesine zemin hazırlayan en önemli faktörlerdir. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik politikaların eksikliği ve mevcut politikaların uygulanmasındaki aksaklıklar, kadınların yaşam haklarını savunmasız bırakmaktadır.
Kadın cinayetleri aynı zamanda ekonomik ve sosyal politikalarla da ilişkilidir. Ekonomik bağımsızlık, kadınların şiddet döngüsünden çıkabilmesinde kritik bir öneme sahiptir. Ancak istihdamda eşitlik sağlanamaması, kreş gibi destek mekanizmalarının yetersizliği ve kadın emeğinin değersizleştirilmesi, kadınların güçlenmesini engellemekte ve onları şiddetle baş başa bırakmaktadır. Dolayısıyla, kadın cinayetlerinin politik doğası, sadece cezai yaptırımlarla değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve kültürel politikalarla da doğrudan ilişkilidir.
Sistem Sorumluluğunu Kabullenmeli
“Kadın cinayetleri politiktir” sloganı, sistemi bu suçlardaki sorumluluğunu kabul etmeye ve harekete geçmeye zorlamaktadır. Adaletin sağlanması, şiddeti önleyici ve caydırıcı yasaların etkin biçimde uygulanması ve toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen politikaların benimsenmesi, bu mücâdelenin temel taşlarıdır.
Mesele yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı değildir; aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm de gereklidir. Kadınların yaşam haklarının tehdit altında olmadığı bir dünya yaratmak için toplumsal zihniyetin değişmesi, eşitlik temelli bir yaklaşımın yaygınlaşması şarttır.
Dayanışmayı Büyütmek ve Şiddetsiz Bir Dünya İnşa Etmek
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde, kadın cinayetlerinin politik olduğunu hatırlatarak, bireysel ve toplumsal dayanışmayı büyütüyoruz. Şiddeti doğuran ve besleyen tüm yapıların sorgulanması, kadınların eşit ve özgür bireyler olarak var olabildiği bir toplumun inşasında kritik bir adımdır.
Şiddetsiz bir dünya mümkündür; bu dünyayı inşa etmek ise dayanışma içinde, kararlılıkla sürdürülecek bir mücâdelenin sonucudur. Kadınların yaşam haklarını, özgürlüklerini ve eşitliklerini savunmak, sadece kadınların değil, toplumun tüm bireylerinin ortak sorumluluğudur.
Sen ve Ben Dergi adına,
Didem Çelebi Özkan





No Comments