İnsan en çok neyin yabancısıdır?
Bence insan en çok kendisinin yabancısıdır. En çok kendine kör oluyor, insan denen yaratılmış. Sorsam şimdi size:
En çok neye gülersin?
Ne olsa şimdi içmeden sarhoş eder seni?
Duyduğun hangi cümle bir çırpıda doldurur gözlerini?
Ya da aldığın hangi koku başını döndürür bir anda?
Kim seni olduğun gibi kabul eden? Değiştirmeye çalışmadan seven?
Ya da kimin için atar o kalbin sorgusuz sualsiz?
Yüzünü güldüren çiçeğin rengi?
Aşklarının izini taşıyan o şarkı?
Okuduğun ilk kitap?
İlk kalp sızın?
İlk gönül hırsızın?
İlk öpüştüğün o adam/kadın kim?
Hayatını değiştiren o ilk cümle?
Hiç düşünmeden cevap verebilir misin bütün bu sorulara?
Bir kitapta okumuştum. Meczup dönüp dönüp etrafına bakıyor ve soruyor, “Beni gören oldu mu? Beni gören oldu mu?”
Bu soru beni aldı oradan, çocukluğuma götürdü hemen. Babam sağlam bir Orhan Gencebay hayranıydı. Kasetleri evimizde daima çalardı; ben ve kız kardeşlerim neredeyse bütün şarkılarını ezbere bilirdik. Konudan çok koptuğumun farkındayım ama çocukluğuna gidince insan öyle hemen bir çırpıda dönemiyor o yoldan.
“Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni. Dermansız dert olmaz, dermana sal beni.”
Şimdi tam bu satırlar konumuzla çok alakalı; “Kaybettim kendimi, ne olur bul beni” diyor Orhan Baba.
“Kaybettim kendimi, ne olur bul beni.”
Demek ki insan kendisini kaybedebiliyor. Ve dışarıdan biri onu bulsun istiyor. Bulsun ve onu tekrar keşfetsin. İnsanın keşfi yine bir insanla oluyor. Başka bir yürek geliyor diğerini keşfediyor, onun da tekrar kendi özüne dönmesine, kendini bulmasına rehberlik edebiliyor.
Kendinde göremediği, unuttuğu ne varsa tekrar ona gösterebiliyor. Duymadığını duymasını, görmediğini görmesini sağlıyor. Neleri sevdiğini, en çok nelere güldüğünü hatırlatabiliyor. Ya da sevmediklerini, hayır diyemediklerini, katlandığı omzuna yük edindiklerinden özgürleşmesine önderlik edebiliyor.
Hani Yunus Emre’nin; “Bir ben vardır bende, benden içeri” dediği gibi senden içeri olan, gören gözlere, hisseden kalplere, işiten kulaklara şefkatle saran kollara, öpünce iyileştiren dudaklara olan o özlem, demek istediğim.
Kendimize kendimizi keşfettirecek insanlar bulalım. Bize dokunan.. Dokunduğu yerde izini bırakan. Bir sevgili… bir dost… bir eş…
★ Peki bugün bu modern ve her şeyin hızlandığı, hiçbir şeye yetişmediğimiz, her şeyin yarım kaldığını düşündüğümüz bu dönemde bize vakit ayıracak birilerini bulmak kolay mı?
Bizim bile kendimize ayıracak vakti bulamadığımız ve bu koşturmaca içinde durup nefes almaya bile zamanımızın olmadığı bu dar zamanlarda mümkün mü kâşifimizi bulmak?
Ben buldum.
Evet, eşim ile buldum. Yol arkadaşım, sevgilimde buldum. İnanılmaz farklı iki ruha sahibiz ve kesinlikle bu farklılık birbirimizin keşfini keyifli ve uzun soluklu kılıyor.
Ve bir elin beş parmağını geçmez dost meclisinde buldum. Her sohbette farklı bir yönümü keşfettim. İçsel yolculuğumda en sağlam yoldaşlarımı bulmanın huzuru ile bu uzun yolculuk keyifli bir hâlâ dönmeye başladı.
Ben sahip olduğum bu değerlere sımsıkı tutundum ve bırakmaya da asla niyetim yok. Ama sadece insanlarda olmadığını da buldum.
Bu keşfin bir kitapta gizli olduğunu buldum. Bazen bir cümle öyle bir göz kırpıyor ki size o cümle ile kendi içinizde bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Keşfinizin macerası başlıyor bir cümle ile.
Bu keşfin bir çiçekte gizli olduğunu buldum. Yeni açmaya başlamış bir tomurcuk bazen öyle bir göz kırpıyor ki size, onunla yeniden doğuma başlıyor yüreğiniz. Kendi yolculuğunuza o çiçekten güç alarak rotayı yeniden oluşturup tekrar başlıyorsunuz her geçtiğiniz yolu unutarak.
Gözlerimi kapattığım sımsıkı ve bağdaş kurup oturduğum o matta buldum. Yaktığım tütsünün dumanı ile başladı içsel yolculuğum.
Ya da gökyüzüne atılan bir bakışta gizli oluyor keşif. Dudaklarda fısıldayan bir duada. Bir bebeğin ilk adım atışında. Sabah yürüyüşünde derinden aldığın o nefesin oksijeninde. Sarıldığın bir ağacın kabuğundan yayılan o kokuda gizli içine gidiş yolları. Dinlediğin o şarkının son sözlerinde.
Demem o ki kendini bulmak istiyorsan, sen yola çık. Yolda mutlaka bir insan, bir kitap, bir kedi, ağaç, çiçek, böcek, bulut, yağmur, çamur…
Kendimize kendimizi keşfettirecek bir kaşif mutlaka yolumuza çıkacaktır. Sen sen ol, o yola çık.
Emine Öztürk©






4 YORUMLAR
En iyisi kitaplara sığınmak.
Ömer öğretmenim kesinlikle en iyi sığınak kitaplar.
Yalnızlık Allaha mahsustur denir ya, insan da arar bazen yalnız kalmayı, yalnızlığı. Deniz kenarında bir bankta dalga sesleriyle oturarak veya bir ormanda sadece ayakkabılarının ezdiği kuru dalların çıkardığı sesler eşliğinde yürüyerek. Yalnızlık insanın kendini bulmasını sağlar. Belki de, daha da önemlisi, kendini eleştirmesine zaman tanır.
O yüzden ben, kendimi bulmak için yalnızlığı seçerim.
Emine hanım yazılarınızı geç te olsa ilgi ile takip ediyorum. Lütfen siz hep yazın…
Sevgili Erdem Bey öncelikle çok geç cevap verdiğim için özür diliyorum.
Yalnızlık benim de tıpkı sizin gibi kendimi bulmak için kullandığım en önemli en verimli zamanlarım.
Lütfen her daim var olun hayatımda..