Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz

1 | Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz

25 Aralık 2020

İndeks

1. Bölüm: Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz
2. Bölüm: Sevmişmiş. Bitmişmiş.
3. Bölüm: Benim Sarhoşluğum Temizdir Bir Kere
4. Bölüm: Belki Şimdi Doğru Zamandır
5. Bölüm: Sevişme Vakti
6. Bölüm: Özledim. Bunu Söylemek Serbest mi?
7. Bölüm: Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın
8. Bölüm: Bana En Çok Senin Tenin Yakışıyor
9. Bölüm: Burnumdan Getirdiniz Tatilimi
10. Bölüm: Böyle Bir Kırmızı mıydı?
11. Bölüm: Bana Baran’ı mı Savunuyorsun?
12. Bölüm: Sadece Sen Zarar Görürdün
13. Bölüm: Bir Oyun Oynayacağız Bu Gece
14. Bölüm: Daha Fazlasını İstiyorum
15. Bölüm: Tatil Biter, Aşk Biter
16. Bölüm: Bunlarla Yüzleşmek Acıtmıyor mu Canını?
17. Bölüm: Sesini Bile Özledin, Öyle Değil mi?
18. Bölüm: Adam Önce Senin Kriterlerinden Geçsin
19. Bölüm: Gözlerime Bak

 

Son paylaşımında üzerinde olan elbise çok yakışıyor sana.

☺️ Çok teşekkür ederim.

Nasılsın?

İyiyim canım, sen?

Seni görme şansım yok mu hâlâ?

İlişkin devam ediyor mu, diye sormanın Alpçe versiyonu bu sanırım 😉 Evet, ediyor, çok da mutluyum fakat bu arkadaşlarımla görüşemeyeceğim anlamına gelmiyor. Bir ara kafeye uğrarım, sohbet ederiz eskisi gibi ☺️

Peki, bekliyorum muhakkak. İyi bak kendine.

 
 

19 Aralık 2020, Cumartesi

“Erkekler ne ilginç. Avuçlarında olduğunuzda uçup gitmeniz için üflerler üzerinize fakat eğer gider de başka bir avuca konarsanız, işte o zaman yeniden peşine düşülecek uğurböceği olursunuz. Anlamak mümkün değil” diye düşündü Pamir.

Senelerdir hayatında olup da bunun adına “ilişki” diyemeyen Alp’e, başka biriyle birlikte olduğunu söylediğinde “Artık sana yazmam yakışık almaz” demişti. Kadına değil de daha çok o kadının birlikte olduğu diğer adama gösterilen saygıydı bu. Altında da karşı cinslerin arkadaş olamayacağına dair önyargı yatıyordu.

“Senin için sevindim, kendim için üzüldüm” diye eklemeyi de ihmal etmemişti Alp Bey.

“Ne aptalca bir cümle, hayatımdaki ‘o adam’ olamayan zat, şimdi başka biriyle birlikteyim diye üzgün” demişti yazışmayı okutmak için telefonunu en yakın arkadaşına uzatırken Pamir.

“Ahh üzülür tabi, hiçbir bağlılık olmadan yat kalk. Kim olsa bunu kaybettiğinde üzülür. Uzak dur bu ıssız adamlardan. Sunabilecekleri tek şey seks, gerisi sadece dert. Bir dildo1 al kendine, daha mutlu olursun” diye söylenmişti Didem cevap olarak.

“Artık sana yazmam yakışık almaz.”

Böyle demiş olsa da Alp, ayda bir mutlaka yokluyordu, nasılsın diye. Birlikteliğin devam ettiğini duydukça da paniği artıyordu; bu sefer cidden kaybetmiş olabilir miydi Pamir’i?

Pamir, Didem’in de tavsiye ettiği gibi uzak durmuştu tüm “Alp”lerden. Doğru adamı da seçmişti bu sefer.

Peki bu tercihinin sonu ne olmuştu?
Çok daha derin bir acı.

Bacaklarıyla beraber yüreğini de açmıştı ve hayli keskin bir yara almıştı. En azından Alp’le yaşanabilecekler belliydi; beklenti yok, hayâl kırıklığı yok. Oysa altı ay önce atmıştı kendini uçurumdan aşağı ve bir süre harika bir manzara üzerinde süzüldüyse de şimdi yere çakılmış ve vücudundaki her kemik tuzla buz olmuştu.

“Çok da mutluyum.”

Pamir’in Alp’e yazdığı bu cümlenin üzerinden daha bir ay geçmemişti; şimdi mutluluk bir yana, koyu bir ızdırap içindeydi.

Ekrana bir kez daha baktı. Telefonu, Alp’le yaptığı konuşmaya benzer, başka başka adamlardan gelen onlarca yazışmayla doluydu.

“İletişim çağının nimetleri; kadın erkek açık büfede birer tabağız hepimiz” diye düşündü ekrandaki isimleri okurken.

Baran’la birlikte olmaya, gerçek bir ilişki yaşamaya karar verdiğinde bütün ucu açık ilişkilerine durum bildirimi yapmıştı. Çok eski arkadaşı ama tam bir ıssız adam olan Kuzey de şöyle belirtmişti fikrini.

“Yeni insanlara şans tanı tabii. Belki iyi bir insandır, sana kendini iyi hissettirir. Sen mutlu olursun… Ben mutlu olurum… O pezevenk de mutlu olur (şaka şaka 🤗).”

Pamir mesajı ilk okuduğunda öylece ekrana bakakalmıştı. Sizi seviyorlar mı, sevmiyorlar mı, kaybettikleri için mutsuzlar mı, gerçekten mutluluğunuzu mu istiyorlar anlamak mümkün değildi. Herkesin yeri anında dolduruluyordu. Zaten başka türlüsüne de izin vermiyordu modern hayat.

“Çok mutsuzum.”

Bu cümleyi yazsa teselli etmeye koşmayacak olanı yoktu şu önündeki listede. En sevdikleri şeydi başka bir adamın yaraladığını kendi kollarında şefkatle sarmak. Tek sorun, yanınıza gelmeden önce başka bir kadını teselli edilecek hâlde bırakmış olmalarıydı. Ahh o kadın da başka bir adamda şefkat arıyordu o dakika büyük ihtimal. Dev bir kısır döngüydü günümüz ilişkileri ve “gerçek sevgi” neredeydi?..

Gözyaşları görüşünü engelliyor olsa da önündeki mesajlaşma listesinde gözlerini biraz daha gezdirdikten sonra, “Hiçbirini istemiyorum” diye düşündü. Telefonu sinirle yanına bıraktı.

Kısa bir süre sonra içindeki acıdan kaçmaya çalışan kadın, perişan hâlde yatakta yatan kadına “Tek bir satır” dedi, “Herhangi birine yazacağımız tek bir satır, bu geceyi salya sümük ağlamakla geçirmek yerine, yerlerde sürünen gururumuzu ayağa kaldırmasa da cenin pozisyonundan çıkarır, oturur hâle getirir. Hatta ‘Sana ihtiyacım var’ desek on dakika sonra kapıyı açıyor oluruz şehvetli bir geceye.”

Bu düşünceyle midesi bulandı. Kendinden, erkeklerden, aşktan, seksten, her şeyden iğreniyordu.

Ve işte yeniden ağlıyordu. Yıllar olmuştu, aşk acısı çekmeyeli. En son kimin için böyle feryat figan ağladığını hatırlamıyordu bile. Adamlar için gözyaşı dökmeyi bırakalı çok olmuştu. Bu hâle geldiği için, yüreğini koruyamadığı için en çok da kendine kızıyordu. Değer miydi?

Baran’ın, üzerinden kalkan duygusal yükün rahatlığıyla, “Bunun en doğru karar olduğunu” söylerkenki sesini hatırladı. İnsan her konuda mantığıyla karar verebilirdi, tamam ama kalp de aynı soğuk mantıkla yönetiliyorsa orada gerçekten var olmuş bir “aşk”tan söz edilebilir miydi? Aşk kontrol edilemezdi; size rağmen, size saldırarak kendi varlığını kabul ettirirdi. Demek ki…

Demek ki…

Bunu anlamak, ağlamayı kesmesine yetti.

Yanında duran bilgisayarını, zihnini tamamen uyuşturacak bir aşk filmi daha seyretmek için, yeniden kucağına aldı. İki gündür yemiyor, içmiyor, yataktan çıkmadan devamlı ağlıyor ve hiçbir şey düşünmemek için de ardı ardına film izliyordu.

“Aşk ve Gurur”2 ruhunu paramparça etmemiş gibi aynı yazarın bir diğer film uyarlaması “Akıl ve Tutku”3yu da sanki yaralarını daha çok kanatmak istercesine ilkinin hemen ardından izlemişti. Hangi filmle kendine işkence yapmaya devam etsin diye NetFlix4‘in “romantizm” kategorisinde dolaşmaya devam ediyordu.

“Böyle sevilmenin, ‘aşk’ın mümkün olduğunun en azından hayalini kurmak hakkım” diye düşündü ve biten ilişkisinin sonuna bir seri katil filmi, daha çok yakışacak olsa da Hollywood’un kadınları ekranın karşısında peynir gibi erittiği filmlerinden bir diğerini açtı.

“Bu gece de buna devam edeceğim. Çekmem gereken acıyı çekeceğim fakat yarın sabah, bu aptallığa bir son vereceğim” diye kendi kendine söz verdi.

Gece yarısını hayli geçtiğinde iki gündür devamlı ağlamaktan ve ekrana bakmaktan kıpkırmızı olmuş gözlerle bir film daha, bir film daha diye yeni bir tane seçiyordu. Uyuyamıyordu çünkü. Uyumuyor ve film izlemiyorsa düşünüyor, düşünüyorsa da ağlıyor demekti. Ne düşünmek ne de ağlamak istemiyordu. Gene de durduramadı zihnine hücum eden o soruyu?

Neden ayrılmışlardı?

Son zamanlarda Baran’ın sözlerinden yaralanıyordu Pamir. Ağrı eşiği düşük değil, yoktu artık bir eşik falan. Çokça yara almıştı yıllar içinde, en ufak kağıt kesiği dahi pıhtılaşmıyor, içindeki tüm kanı akıtmak istercesine devamlı kanıyordu.

Baran ise Pamir’in ruhunda açılan kağıt kesikleri karşısında “Ne dedim şimdi bu kadar dram yaratılacak?” diye düşünüyordu. Hatta bu kadar eften püften sorunlarda bu kadar ağır içe kapanmaları anlamıyordu. Depresyonun kıyısında dolaşan ruhlar için o uçurumdan düşmenin tek bir adım gerektirdiğini bilmiyordu çünkü.

Pamir “Bana bağırma” dediğinde “Sen bağırma görmemişsin” der gibi bakıyordu kadının yüzüne. Yapmadığı şeylerle suçlandığını ve bundan da oldukça rahatsız olduğunu söylüyordu Pamir’e. Kırılan kadın, kırıldığı için suçluydu.

Ama hikayeyi biraz başa alalım. Kimdi bu Baran?..

Aşka aşık adamlardandı.

Böylesine daha önce rastlamamıştı Pamir. Bıçağı en derine onların sapladığını da bilmiyordu üstelik. Size öyle büyük bir aşk ve hayranlıkla gelirlerdi ki ne olduğunuzu şaşırırdınız. Ayaklarınızı şöyle birkaç adım havaya kaldırmaz, sizi tanrıça ilan edip Olimpos’a yerleştirirlerdi.

Ahh, sıradan bir faniymişsiniz gibi davranan ıssız adamların ardından en fazla dengeniz sarsılırdı, aşka aşık adamlardan sonra zirveden yere çakılıyordunuz.

İlk ne zaman fark etmişti Pamir?

Kendisine yazılan cümlelere benzer yüzlercesiyle dolu defterlerle karşılaştığında düşünmeye başlamıştı bunu.

Bir, iki, üç, dört…
Birçok kadın…

Her biri birbirinden özel betimlenmiş, Olimpos’a yerleştirilmiş kadınlar. Kendisinin Venüs5 değil de bir nymph6 olduğunu anladığı andı o defteri elleri arasında tuttuğu gece. Hem de Baran vermişti okuması için. Unutmuş muydu acaba bu defterlerde ne büyük aşklar yazdığını. Her kadına özel bir defter. “Nazım gibi” diye düşünmüştü Pamir. Her birine aşık ya da belki de sadece Eros’7a.

“Nazım’ın son aşkı Vera için şairin en büyük aşkı diyorlar ya aslında yanlış. Yaşlıydı sadece, insan ömrü daha uzun olsa Nazım, Vera’nın üzerine beş kadına daha aynı ihtirasla8 aşık olurdu” diye düşünen Pamir’in içine ilk korku kıvılcımı da o gece düştü.

Başlangıçta duygusal açıdan zirvededir bu adamlar.

Tanrıçaları sonunda onların olmuştur. Bütün dünyaya ve sevdikleri kadına her an haykırırlar aşklarını. Etraflarındaki fani mahlukların birliktelik diye yaşadığından farklı ve üstündür; gerçek aşktır, sihirdir, çok da nadirdir. Kısacası tanrılara yakışan bir aşktır.

Zirve, olağanüstü bir manzara sunar oraya çıkmayı başarana fakat unutulmamalıdır ki önünde sonunda, geri dönüş yoluna geçer her dağcı.

Kadın ise hayatında gördüğü en romantik, en düşünceli, en aşık adama her gün daha çok bağlanır. Kendi tırmanırken onun aşağı indiğini hayâl meyâl fark eder. Bir noktada buluştuklarında, zirvede yan yana olduklarını düşünür. Oysa adam kadına gülümseyerek yanından geçiyordur sadece. Kadın tırmanmaya devam eder. En acısı zirveye ulaştığı andır. Korkunç rüzgârlarla tir tir titrediği dağın tepesinde yalnızdır.

“Korkuyorum.”

Pamir’in son dönemde kendisine en sık kurduğu cümleydi; “Korkuyorum.”

İlişkinin bu döneminde Baran, birlikte olduğu kadının bir tanrıça değil de, ambrosia9 sayesinde uzun yaşasa da ölümlü yüzlerce nymphten biri olduğuna kanaat getirmiştir. Yakında daha da beteri, kusurları ile etten kemikten bir insan olacaktır Pamir.

Birinin ilahlaşırken, diğerinin fanileşmesi… Kim demiş ki hayat ya da aşk adildir diye.

İlişkinin başında dünyadaki en duygusal, en romantik adam olan Baran’ın son dönemde en sık kurduğu cümle, duyguları ile değil, mantığı ile hareket ettiğidir.

Mantık mı?

Neyi kaçırmıştı Pamir?

Baran, “Beş adım sonrası, önümde uzanan açık bir patika kadar net” dediğinde Pamir’in tek düşünebildiği, hayatı boyunca satrançta, taşların hareket yönü, birkaç açılış ve temel hamleler haricinde ilerlemeyi başaramış olduğudur. Değil beş hamle sonrasını görmek, ikinci hamleyi düşünmekten nefret eden Pamir, hayatının herhangi bir döneminde mantık ya da strateji insanı olmuş mudur acaba? Mantıklı insanlar depresyona girmez zaten, o uçuruma düşenler dünyanın hassas ruhlarıdır.

“Sen değişiyorsun ve ben korkuyorum”

demek isterken “Bir şeyler değişiyor” diyebiliyordu kırgın kırgın Baran’a. Bu cümle daha da kızdırıyordu Baran’ı. Bir sorun yoktu ilişkilerinde, her şey Pamir’in kırılganlığından kaynaklanıyordu. Ve onun bu çıtkırıldım halleri yoruyordu Baran’ı. Kendisinin Pamir’den uzaklaştığını, konuşma şeklinin dahi değiştiğini kabul etmek yerine “Kırıyorsun beni” diyen kadına “Yoo kırmıyorum. Sen fazla abartıyorsun” demek de ayrıca daha kolaydı.

Son dönemde sıkça tekrarlanan gergin bir telefon görüşmesinin ardından Pamir tamamen kapattı kendini. O feci anda durdu her şey ve Pamir. Çalışamaz, yiyemez, içemez, düşünemez hâle geldi. Konuşmayı yaptıkları koltuktan dahi kalkamadı saatlerce. Acı. Tek düşünebildiği de bu daimi acıdan kurtulması gerektiğiydi.

İlişki yaralarının tedavisinin zor olmasının nedeninin, yarayı açanın da, merhemi verecek olanın da aynı kişi olmasından kaynaklandığının bilincinde, birinin şefkatine muhtaç olmanın kendisini ne hâle getirdiğinin ayırdında, karar vermeye çalıştı Pamir. Günden güne azalacak bir sevgiye muhtaç olmak yerine, daha fazla yıpranmadan, yıpratmadan gitmeliydi. Dibe vurmayı beklemek, bu noktada sahip olduklarını da kaybettirebilirdi. Birbirlerinden nefret ederek değil, olanı kabullenerek ayrılmak… İkisine de yakışan buydu… Ya da tanrılara yakışan mı demeliydi?…

Sonunda söyleyeceklerini zihninde toparladı ve son aramalarda sevgilisinin adının üzerine tıkladı.

Baran çalan telefona cevap verdiğinde Pamir’in söylemeyi planladığı her şey boğazında çoktan düğümlenmişti. Güçlükle konuşmaya başladı. Bu gerginlikleri kaldıramadığını ve haftada birkaç kere tekrarlanan bu küslüklerle yaşayamayacağı anlattı. Ayrılmaları gerektiğini düşündüğünü ise söyleyemiyordu. Kalp bu fikirden kaçmaya çalışırken dile bunları söyletebilmek o kadar kolay değildi çünkü.

Sessizce dinleyen Baran sonunda konuşmanın kontrolünü eline aldı.

“Bir türlü söyleyemediğin cümleyi anlıyorum, zaten bir süredir bunu düşündüğünün de farkındayım. Bu konuşmaya hazırlamıştım kendimi” cümleleri ile başladı ve en doğru kararın ayrılmaları olduğunu tane tane anlattı Pamir’e. Söylemeyi planladığı her şeyi, sarsılmaz mantığı ile en ufak bir duygu belirtisi göstermeyen Baran’ın sesinden dinledi Pamir.

İş anlaşması fes eder gibi ayrılık kararı aldılar.

Telefonu kapadıktan sonra, ömrü boyunca ayrılma konuşması yaptığı her anın ardından gelen rahatlama hissinin bu kez de vücuduna yayılmasını bekledi. Hissettiği tek şey derin bir acı ve yoksunluktu.

Ağlıyor olduğuna inanamayarak saatlerce ağladı.

Üzülmesinin normal olduğunu fakat ilerde onu küle çevirebilecek olası acılardan kaçınmak için şimdi bu kor ateşi yutması ve onu içinde söndürmesi gerektiğini, söyledi durdu kendine.

Fakat sönmüyordu lanet kor. Şimdi içinde iyice alev almış onu içerden yakıyordu. Kendini koruyabileceğini düşündüğü noktayı çoktan geçtiğini anladı böylece. İlerde olmasından korktuğu her şey tam da şu anda oluyordu.

Onsuz olmanın verdiği acının her türlü korkudan daha ağır bastığına karar verdiği anda şu mesajı gönderdi:

“Seni çok seviyorum. Bütün bunlar çok saçma.”

Tam iki saat bir cevap bekledi Pamir. Mesajlarına birkaç dakika içinde yanıt veren adam iki saat sonra tokat gibi bir cevap yazdı.

“Canım ben de seni seviyorum. Fakat sürekli seni kırarak bir ilişki yaşamak istemiyorum. Böyle bir duygu yükü altında yaşamak doğru gelmiyor bana.”

Sonunda anladı Pamir.

Bu ayrılığı asıl isteyenin kim olduğunu gördü nihayetinde. 5 hamle sonrasını düşünebilen Baran, onu uçurumdan itmek yerine kendisinin atlamasını sağlamıştı. Nymphten faniliğe geçişini kavradı Pamir.

İşte böyle başladı, iki gün sürecek yataktan çıkmadan ağlama ve film izleme süreci Pamir’in. Bu iki günün sonunda, bugüne kadar kalbini kapatmayı nasıl becerdiyse aynı şekilde bir kez daha gerecekti göğsünün önüne kalkanlarını.

Tek yapması gereken Kaf Dağı’na uçmaktı. Yuttuğu korun onu tamamen yakmasına izin verecekti. Yalnız olduğu farklı bir zirvede Phoenix küllerinden bir kez daha doğacaktı. Uçarak yükseldiğinde ise Kaf Dağı’nın ardında uçuşan küllerden ibaret kalacaktı aşkı.

Açık büfede bir tabak olmak bunu gerektirirdi sonuçta.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 

Didem Çelebi Özkan

 
 

Notlar & Açıklamalar:

 
* Birinci bölüme Erol Evgin‘in “Altın Düetler 2” albümünde Atiye ile yaptığı düeti çok yakıştırdım. Dinlemek isterseniz, bağlantıyı bıraktım hemen şuraya 👉🏻 Tüm Bir Yaşam
 
 
1 Yapay penis.    ⇡⇡⇡

2 Özgün adı “Pride and Prejudice” olan ve Türkçeye “Aşk ve Gurur”, “Gurur ve Önyargı” başlıklarıyla çevrilen Jane Austen romanı. İlk kez 1813’te yayımlanmıştır.    ⇡⇡⇡

3 Sense and Sensibility. Jane Austen’in 1811 yılında yayımlanan romanı    ⇡⇡⇡

4 Internet üzerinden film, dizi, belgesel izleme portalı. https://www.netflix.com/    ⇡⇡⇡

5 Afrodit, Yunan Mitolojisi’nde aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Roma mitolojisindeki ismi Venüs, Etrüsk mitolojisindeki ismi Turan’dır. Gigantlar arasındaki karşıtı ise Periboia’dır.    ⇡⇡⇡

6 Nymphler, Yunan Mitolojisi’nde yeri ve denizi dolduran sayısız çokluktaki dişi, tanrısal varlıklardır. Genellikle birçok klasik sanat eserinde, edebiyatta, mitolojide, resimde ve kurguda yer alırlar. Tablolarda nymphlerin nasıl işlendiğine göz atmak için tıklayabilirsiniz.    ⇡⇡⇡

7 Eros, Yunan Mitolojisi’nde aşk tanrısıdır. İkili bir Eros anlayışı vardır mitlerde. İlkin Hesiodos’un Theogonia’sında, Titan Kaos’un oğlu olarak çıkar karşımıza. Daha Olimpos Tanrıları’na sıra dahi gelemiştir Yaratılış’ta. Bu dönemde Eros “aşk”ın kendisidir. Öyküde bu Eros’a gönderme yapılmaktadır.

Daha sonraki mitlerde Afrodit’in -elinde yayı ve okuyla insanların kalbine aşk tohumu eken- oğlu olarak karşımıza çıkar.    ⇡⇡⇡

8 Nazım Hikmet’in Ben İçeri Düştüğümden Beri şiirindeki bir mısraya gönderme.

Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,
ben içeri düştüğüm sene
ONLAR için yazdığımı
“Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar,
korkak, cesur,
cahil, hakîm
ve çocukturlar.
Ve kahreden
yaratan ki onlardır,
şarkılarımda yalnız onların mâceraları vardır.”
Ve gayrısı,
meselâ benim on sene yatmam,
lâfü güzaf.

⇡⇡⇡

9 Ambrosia, Yunan mitolojisine göre kimi zaman Tanrıların yiyeceği, kimi zaman içeceği ve genel olarak “sonsuz hayat” veren balımsı bir madde olarak tasvir edilir. Homeros’un anlatılarında nektar olarak tasvir edilir ve hoş kokulu olduğu söylenir. –Vikipedi    ⇡⇡⇡
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

41 YORUMLAR

  • Yanıtla Demet Uncu 25 Aralık 2020 at 16:27

    Canım nasıl bir aşk ve nasıl bir ayrılık hikayesidir bu böyle? Tutkulu diline de hayranım. Ayrılık sebeplerini iyi anlayamamakla birlikte çok iyi eşleştiklerini düşündüğün iki ruhun zamanla nasıl farklı noktalara gelebileceğinin örneklerinden biri olmuş bu hikayen.
     
    Söylediğin gibi bu zamanda sevgiyi bulmak çok kıymetli ama hayatın nelere gebe olduğunu önceden kestiremiyoruz maalesef. Kadın kahramanının çektiği acıyı yüreğimde hissettim inan ve onun adına çok üzüldüm. Ama erkek kahramanının mantık insanı olmasına rağmen yüreğinin derinliklerinde içten içe üzüldüğünü hissettim. Hayat bu, kimbilir belki yeniden yollar kesişir bir yerlerde. Ama ben kadın kahramanının, küllerinin içinden yeniden doğacağına eminim canım.
     
    Yine harika bir yazıydı, yüreğine sağlık 🙂

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 10:19

      Canııım arkadaşım, bu hikayeden Baran’ın üzüldüğünü çıkarabilmek için ancak seninki gibi koca bir yüreğe ve oldukça optimist bir bakış açısına sahip olmak gerekir 😉
       
      Karakterlerine sinir olan bir yazar olarak ben Baran’dan da, Pamir’den de pek hoşlanmıyorum şu sıralar. Belki ilerki bölümlerde Pamir’e aptallığı bıraktırabilirsem kendisinden daha çok hoşlanabilirim 😝 Baran’a gelince kısa sürede aynı ihtirasla başka bir Venüs’e aşık olacağı ortada. Fakat bu öykü Pamir’in hikayesi, bu yüzden Baran’ı ilerki bölümlerde pek göreceğimizi sanmıyorum.
       
      Bakalım öykü kafamda devamlı şekil değiştiriyor. İlk kez bir seri yazmaya karar verdim. Altından kalkabilecek miyim, ondan bile emin değilim.
       
      Harika yorumun ve varlığın için çok teşekkürler. Seni çok seviyorum ❤️

      • Yanıtla Hulya 16 Haziran 2021 at 11:01

        Tek solukta okudum, Pamir’in hikâyesini. Devamı gelecek mi ya da ben mi bulamiyorum

        • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 16 Haziran 2021 at 11:21

          Hülya Hanım merhaba ☺️
           
          Çok mutlu oldum hikayeyi beğenmenize. Devamı gelecek mi, diye sormuşsunuz. Şu ana kadar 15 bölüm yayınlandı. Her bölümün altında “Devamı için tıklayınız” yazıyor. “Tıklayınız” kelimesini tıklayarak 15 bölümü arka arkaya okuyabilirsiniz. Her cuma da yeni bölüm geliyor. 16. bölüm cuma sabahı yayına girecek.
           
          İlginize ve yorum yazma inceliğinize çok teşekkür ederim.
           
          Sevgiler

  • Yanıtla Nimet Canbayraktar 25 Aralık 2020 at 17:00

    Devam edecek…
    Merakla bekleyeceğim.
    Tarzınız çok güzel.
    Yazdıklarınızı (hikayeleri) çok büyük bir haz alarak okuyorum.
     
    Sevgiler

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 10:21

      Nimet Hanımcım kalkıştım bir işe ama bakalım becerebilecek miyim 🤔
       
      Değerli yorumunuz ve desteğiniz için çok teşekkür ederim.
       
      Kucak dolusu sevgiler 🤗❤️

  • Yanıtla Kitap Kurdu 25 Aralık 2020 at 17:31

    Yazı dizisi olacak kadar uzun olmuş. Bu sefer kitap geliyor galiba. Haydi inşallah Didem Hanım, bekliyoruz 😜
     
    Kaleminiz hiç tükenmesin ✍️
    Üslubumuza hayranım bu arada 💯😘

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 10:23

      Sizden ilk kez bir yorum geliyor olsa da sürekli bir okur olduğunuzu anlıyorum yazdıklarınızdan. Bu da çok daha mutlu etti inanın.
       
      Çok teşekkür ederim vakit ayırıp düşüncelerinizi benimle de paylaştığınız için.

  • Yanıtla Numan Çeri 25 Aralık 2020 at 19:35

    Merhaba.
     
    Daha önceki hikayelerinizi okuduğumda da aynı düşünceler oluşmuştu bende, yine aynı nakaratı söyleyeceğim size. İnsan ilişkilerini ve düşüncesel raksları çok iyi yansıtıyorsunuz hikayalerinizde. Aşk hikayesi gibi görünse de özünde psikolojik ve sosyolojik temalar dolu.
     
    İnsani duyguları, yine çok iyi irdelemişsiniz. Senaryosu sağlam bir dizi çıkar buradan. Zweig tadında, Atay’ınn içsel konuşmalarını andıran bir tarza sahip yazınız. Günümüz dünyasını böyle güzel ortaya serilmesi de başka bir güzellik. Tebrik ederim tekrar.
     
    Kaleminiz de mutluluğunuz da daim olsun inşallah.
     
    Not:
    Parti devam etsin diyenlerdenim.
    Ama dans videosu olayı, gizlide kaldı 🙂
    Hayırlı akşamlar dilerim inşallah.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 10:29

      Numan Bey daimi desteğiniz için ne kadar teşekkür etsem az. Kıyasladığınız yazarların üslubunu hatırlatabilmek bile büyük bir onur.
       
      Instagram göndermenizi de çok sevdim 🙈 Let’s dance o zaman 💃🏼
       
      Sevgiler

  • Yanıtla Metin Çoban 25 Aralık 2020 at 21:27

    “Açık büfedeki kadınlar”, biraz kadınları düşürmek, erkekleri de aşağılamak gibi olmuş. Belki sosyal medya ürünleri, Facebook, Instagram kişilerin yaşamlarını ortada gösteriyor, gizli saklı kalmıyor. Yeni deyimle belki erkeler de “stalklıyor”. Birden fazla kadını izleme şansı oluyor. Bu durum kadınlar için de geçerli. Yani açık menü iki taraflı.
     
    Pamir’e gelince, hayat devam ediyor. İlk aşkını hatırlasın, onun için herşeyini verirdi. Kim bilir şimdi kiminle, hangi hayatı yaşıyor. Aynı şey Pamir içinde geçerli, kaç erkek için o hayattı, o bulunabilecek en güzel şeydi. Olimpos’ta Hera’ydı, Afrodit’ti. Şimdi Baran’ın arkasında salya sümük.
     
    İlişkilerin ne olacağı belli olamaz. Severek evlenirsin çocuk da yaparsın, bir gün gelir neden ben bu hayatı yaşıyorum dersin.
     
    Satürn döngüsüne inanırım ben, insan 29 yaşına kadar bir hayat yaşar. 29 yaşında 58 yaşına kadar yaşayacağı hayatı seçer. Ve bu doğru da olabilir, yanlış da. Ama 58’ine kadar onu yaşar. Pamir de Baran da 58 olmadan aynı şeyleri yaşayacaklar. 58’e göre kendilerini hazırlasınlar. Sonraki 87 yaşına kadar mutlu yaşayacaklar. Benden garanti. (Daha ben 56’yım 😃😃)
     
    Ellerine sağlık, değişik bir anlatım olmuş.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 10:46

      Metin Bey çok teşekkür ederim, beni gene yorumsuz bırakmamışsınız. Neredeyse bir yazı da siz yazmışsınız hikaye üzerine 😉 Keyifle okudum.
       
      Yalnız açık büfedekiler sadece kadınlar değil 🙃 Bence kadın erkek hepimiz oradayız.

      • Yanıtla Metin Çoban 26 Aralık 2020 at 11:34

        Güzel bir yazı olmuş, belli bir fikir hikaye edilmiş. Bu konu hakkında yazarla konuşmak da güzel.
         
        Eylemlerim sürecek ✌️✌️

  • Yanıtla Cem Albayrakoğlu 26 Aralık 2020 at 11:45

    Çok sevgili editörüm;
     
    Özlemişim senin uzun uzun yazdığın hikayeleri. Pamir ve Baran isimleri de 10 numara olmuş. Şunu söylemeden geçemeyeceğim bu hikaye bana yakın ve biraz da tanıdık sanki 🙈
     
    Açık büfede tabak olmak, kime ve neye göre? Kimileri kalbini kimileri mantığını tabakta sergiliyor. Hislerini ortaya koyduğu için böyle düşünmesi normal Pamir’in. Ama gün gelecek mantık sustuğu zaman, kalp hep atıyor olacak. O zaman da Baran esas açık büfede tabak olmak neymiş anlayacak bence.
     
    Bu hikayenin sonunu çok merak ediyor ve bekliyorum. Pamir’e tavsiyem sakin kalıp beklemesi olacak.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 12:46

      İleteceğim Pamir’e tavsiyelerini. Belki ilerki bölümlerde kendi burnunun dikine gitmek yerine, yazarının sözünü dinler de aklını başına toplar 😝 Ama bana kalırsa ayıldı zaten, biraz geç oldu ama olsun 😁 Gene de tavsiye ettiğin “bekleme” moduna gireceğini düşünmüyorum. Hayat birilerini beklemek için çok kısa. Tabi Pamir ne yapar tam kestiremiyorum o da ayrı. İkinci bölümü defalarca yeniden yazdım. Hep direniyor bana 🙈 Karakterlerin bu tarz dayatmaları yazarı bayağı yoruyor 😉
      .
      Çok değerli yorumun, desteğin biliyorsun 😉 Seni çok seviyorum ❤️

    • Yanıtla Pınar Sude Genç 26 Aralık 2020 at 15:37

      “Açık büfede tabak olmak, kime ve neye göre? Kimileri kalbini kimileri mantığını tabakta sergiliyor.”
       
      Çok hoşuma gitti bu yorum (:

  • Yanıtla Ilgın Cenkçiler 26 Aralık 2020 at 11:50

    Ne kadar güzel bir tespit ve üzerine yazılmış hikaye 💙💙

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 12:49

      Kuzum geçen haftaki migren atağında, yattığım yerde kurguladım bu hikayeyi. Yatağa farklı sebeplerle de olsa hapsolmuşken düşündüm, aşk acısı çekiyor olsaydım ne olurdu, diye. Pamir, benden daha romantik sadece 😂 Biraz da saf sanırım 🤦🏻‍♀️
       
      Beğenmene çok sevindim. Seni kocaman öpüyorum ❤️😘

      • Yanıtla Pınar Sude Genç 26 Aralık 2020 at 15:39

        Çalışkan ruhlu bir insan olmak tam olarak böyle bir şey sanırım. Dinlenmek gerektiğinde bile asla boş duramamak (: Çok geçmiş olsun.

        • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 15:41

          Zihnim durmuyor çünkü kuzum 🙈
           
          Çok öpüyorum seni biricik Sudem 😘

      • Yanıtla Hud Erdemli 26 Aralık 2020 at 16:18

        Oldukça başarılı akıcı ve güncel bir anlatımla mini bir roman olabilir bu hikaye. Yazma aşamasında bu kadar sürükleyici bir hikaye beklemiyordum doğrusu. Sürpriz sayılacak kadar başarılı bir anlatım. Merakla devamını bekliyor olacağız.

        • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 16:21

          Çok mutlu oldum, hem Instagram haricinde yorumunuzu görmekten hem de beğeninizi kazanmaktan.
           
          Sevgiler

  • Yanıtla Canan (@itinayla_okur) Meriç 26 Aralık 2020 at 14:26

    Baran’a da Pamir’e de gıcık oldum, Didem favorim 😉 Devamında daha hoş fikirlerle gelip Pamir’i akıllandırabilirse ne ala 🙂
     
    Daha önce okuduğum Didem Çelebi Özkan yazılarında da aynı şeyi düşündüm; kalemi kuvvetli ve birikimli olmasa hissedemezsiniz.
     
    Ayrıca o nasıl güzel bir benzetme; “Açık büfede birer tabağız hepimiz”.
     
    Kalemine, yüreğine sağlık güzel kadın.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 14:32

      Canannnnn 😍
       
      Ne kadar mutlu oldum yorumunu gördüğümde. Çok çok teşekkür ederim tüm güzel sözlerin için.
       
      Pamir ve Baran konusunda kesinlikle aynı fikirdeyim ve haklısın, Didem’i salayım bence onların üstüne 😂
       
      Cidden hikayenin yönü bir kez daha değişti kafamda senin yorumunla. Süpersin, teşekkürler ❤️🤗

  • Yanıtla Gökçe Çiçek Gönülaçar 26 Aralık 2020 at 15:00

    Üzerlerine soslar dökülmüş lezzetli kızartmalar, tabaklara dizilmiş sıra sıra tatlılar, rengarenk meyveler… Önünüzde uçsuz bucaksız bir okyanus gibi uzanan, baktığınızda hepsini tüketme isteği uyandıran yiyecekler…
     
    Dönem hakikaten böyle, nasıl güzel bir benzetme olmuş.
     
    Kim bilir kaç kez o iştah açan görüntünün etkisinde kalıp aslında tüketemeyeceğimiz kadar yiyecek aldık o açık büfelerden. Ya da kaç kez aslında artık doyduğunuz halde dayanamayıp “Biraz daha, bir tane daha” diyerek fazla fazla yedik 🙂
     
    Doymayan Baran ve açık büfede aç kalan Pamir. Salak mı bunlar yaaww?
     
    At kazana kaynat belki pişer beyincikleri.
     
    “Kaçamakları” abarttığı, “Bir kez yesem bir şey olmaz” deyip ipin ucunu kaçırdığı “tehlikeli zamanlar” mı geliyor Pamir için? Yoksa bir açık büfede çok beğendiği, bol çikolatalı bir pofiterole (Alp) geri mi dönecek?
     
    Ay çok meraklandım. Nasıl kaynamış Cadı Kazanı yine öyle.
    Allah’tan kısa değil de kaynayınca neye dönüşeceklerini göreceğiz şükür.
     
    Tebrikler patroniçem

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2020 at 15:11

      “Doymayan Baran ve açık büfede aç kalan Pamir. Salak mı bunlar yaaww?”
       
      Koptum bu yoruma 😂😂😂
      Çok yaşa Gökçecim.
       
      Defalarca yeniden yazdım ikinci bölümü. Bir de üstüne şimdi sizlerden gelen yorumlardan etkileniyorum 🙈 Ama genel kanı, herkesin Baran’a kızmaktan çok Pamir’in aptallığına sinir olduğu yönünde. Bu kadını biraz güçlendirmem lazım anlaşılan. Gerçekten doğmalı küllerinden 😉
       
      Canım benim ne güzel uzun uzun yazmışsın. Bayıldım yorumuna. Açık büfe metaforunu gözler önüne sermişsin resmen 😁😘
       
      Çooook teşekkür ederim ❤️

  • Yanıtla Mecbure İnce 27 Aralık 2020 at 01:23

    Merhaba yine etkileyici ama çok bilinen bir sonuç. Etraf ıssız adam, bağlanma korkusu yaşayan erkeklerle dolu. Narsist kişilik, senin duvarlarını yıkana kadar yapmadığı numara kalmaz, hop duvarlarını yıkıp yakınlaştığında da seni o duvarların altında bırakır. Pamir sorunu kendinde aramasın lütfen, böyle adamlar ayrılırken bir de seni suçlu çıkarırlar. O karakterlerin tuzağına düşmemek lazım.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 27 Aralık 2020 at 10:03

      Mecbure Hanım, ne güzel bir yorum, bayıldım. Özellikle de şu cümleye;
       
      “… hop duvarlarını yıkıp yakınlaştığında da seni o duvarların altında bırakır.”
       
      Çok teşekkür ediyorum düşüncelerinizi benimle de paylaştığınız için.
       
      Sevgiler

  • Yanıtla Pelin Öncüoğlu Işık 27 Aralık 2020 at 18:55

    Didemmm çok güzel bir hikaye bu. Pamir’in hissettiklerini resmen bana da hissettirdin. Ara ara okumayı bırakıp Baran’ı da anlamaya çalıştım. Aklından neler geçiyor diye. Şayet Pamir karakterine kendi kanından bir damlacık verdiysen eğer küllerinden eskisinden de güzel bir Anka Kuşu olarak çıkacak. Sonraki bölümü merakla bekliyorum ❤️

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 27 Aralık 2020 at 20:04

      Canımsın ❤️
       
      Sanırım her kadında biraz ben, biraz sen, biraz sevdiğim tüm kadınlar var. Pamir’in böyle çaresiz, acı içinde kalmasının mümkün olduğunu sanmıyorum. Fakat bazen daha kuvvetli doğmak için defalarca yanmak gerekiyor. Nietzsche haklı, böyle güçleniyoruz 😉
       
      Varlığın ve daimi desteğin için teşekkürler arkadaşım.
       
      Not: Güç aradığımda baktığım kadınlardan birisin, biliyorsun 😉

  • Yanıtla Atakan Balcı 27 Aralık 2020 at 21:36

    Yalnızca küçük bir parçası belki ama ben satırların içinde “Bana bağırma!” haykırışına takıldım; “Bana bağırma!” Bu, iletişmemenin, birbirini itmenin bir yolu değil mi yalnızca? Peki sinirlenince diğerinin de bağırmasına izin veriyor mu yoksa üste çıkıp daha yüksek sesle o mu bağırıyor? İnsanların kendilerini ve çevrelerini düşürdüğü bu acıklı durum kaçınılmaz mı gerçekten?

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 27 Aralık 2020 at 21:46

      Baran, bunu bağırma olarak görmüyor ama 😉 Pamir’i hassas olmakla itham ediyor.
       
      İlişkiler evriliyor ve bitişler de hiçbir zaman sancısız olmuyor. Bakalım Pamir bundan sonra neler yaşayacak? Hassas ruhunun altından bir Amazon çıkacağına eminim 🙃
       
      Çok mutlu oldum Atakancım yorumunu görünce bu arada, çok teşekkürler.
       
      Sevgiler

  • Yanıtla Hande S. Sinan 27 Aralık 2020 at 23:50

    Didemcim, devamını merakla bekleyeceğim bir hikaye daha gelmiş yine senden, şaşırmadık elbette. Ben açıkçası erkeklerin de bazı kadınlar İçin açık büfe niteliğinde olduğunu düşündüm hikayeyi okurken çünkü Pamir de onları bırakmıyor, hepsinin telefonu halen kayıtlı, hepsi ulaşılabilir ve istediği anda tadabileceğini biliyor bence ama istemiyor o ayrı.
     
    Dağcılık ile ilgili benzetmeleri çok sevdim, hani kadın yukarı çıkarken erkek aşağı iniyor, hizalanıyorlar ama erkek başka yöne gitmiş bile. Bunu çok beğendim. Belki hikayenin devamında da bunun tam tersi olur mu diye düşünmeden de edemedim ya da belki bir intikam hikayesine mi dönüşür yoksa Pamir küllerinden doğan Anka Kuşu mu olur bilemem artık, her türlü olasılığa açığım. Bakalım sen ne yazacaksın 😆

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 28 Aralık 2020 at 00:04

      Ne kadar sevdim yorumunu 😍
       
      Kesinlikle katılıyorum ayrıca; açık büfedekiler asla sadece kadınlar değil. Her iki cins de orada. Çağın getirisi 😉
       
      Devamı konusunda o kadar çok fikir değiştirdim ki 🙈😂 Bugün yazdığım taslak sanırım en sevdiğim oldu fakat nasıl akacak hikaye hiç bilmiyorum.
       
      Yazar röportajlarında okurdum sıkça “Karakter kendi istediğini yapıyor, kontrol edemiyorum” dediklerini. Ne saçma, diye düşünürdüm fakat yazdıkça görüyorum ki gerçekten canınızın istediğini yaptıramıyorsunuz. Öyle bir çizmiş oluyorsunuz ki baştan, söylemesini arzu ettiğiniz şey ana çizgilere uymayabiliyor; “Der mi şimdi bu kadın burada bunu” oluyorum yazarken 🙈
       
      Bu yüzden Pamir, ne kadar kontrolüme girer bilemiyorum, çok kavga ediyoruz kendisiyle 😉
       
      Uzun uzun harika bir yorum yazmışsın canım, gerçekten çok sevdim. Teşekkürler bebek ❤️😘

  • Yanıtla Sıla Malik 28 Aralık 2020 at 02:24

    Ay Didem Ablacım ne yaptın sen??? Pamir Hanımefendiye mi gıcık olayım, Baran tipine mi “Bi’ git allesen” diyeyim, yoksa aşırı depresif acılı adana kıvamındaki geceyi okumaktan mı kaçayım?!?!
     
    Romanları, hikâyeleri okurken karakterlere kızıp çok yarıda bırakmışlığım bir de üstüne söylenmişliğim var da… Ama şimdi bu trajik aşk kabaresini okuyunca ilişkilere olan bakış açım zaten yamuktu iyice yamuldu diyebilirim. Gelişmiş ama insani duygular bakımından da bir o kadar da gerilemiş dönemde büyüyor olmak inan ki korkunç bir geri çekilme uyandırıyor insanda özellikle “aşk” konusunda.
     
    Ha bir de söylemeden edemeyeceğim Pamir’e. Bunca zaman her şeyin bu kadar farkındaydı. Alp ve Alp’leri gözü açık ayıklıyordu meyve tabağının altındaki sinek yapan ezilmiş üzümler gibi de şimdi nasıl göremedi koskoca kelek karpuzu?
     
    Pamir’in sorgulaması gereken aşkın neden bittiği değil onca çürükten sonra ihtiyacını hissettiği “aşka” neden bu kadar çok bağlandığı. Çünkü Baran’ın gidişine değil de onu göklere çıkaran o güzel hislerin yok oluşuna ağlıyormuş gibi hali.
     
    Bir sonraki bölümde neler olacak çok merak ediyorum. Umarım yine bu kadar söyletmez kendine. 🌚🌚🌚👻

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 28 Aralık 2020 at 09:30

      Sen ve Sude beni daima şaşırtıyorsunuz, diyeceğim ama bu yeterli değil, daha çok şok ediyorsunuz 😉 Gencecik ruhlarınızın beş hayat bitirmiş olgunluğu beni her seferinde hayrete düşürüyor.
       
      Birçok tespitine hem güldüm hem de vaoww dedim 😉 “Kelek karpuz”ta da bayağı kahkaha attım. Pamir’in neye ağladığı tespitin ise oldukça ilginç gerçekten. Bir sonraki bölümde daha net anlatıyorum ama Pamir daha çok kandırıldığını düşündüğü için üzgün. Neyse spoiler olmasın, susayım.
       
      Bu zamanın genci olduğun için biraz üzgünsün bir de… Fakat şöyle söyleyeyim bu işler uzun zamandır böyle. 19 yüzyıldan sonra o yüce aşklar ne kadar yaşanıyor emin değilim. Şüphesiz daima istisnalar olmuştur fakat onların da sayısı giderek azalıyor. Gördüğün gibi günümüzde ilahi bir aşkla sevdiğini söyleyenin bile o ilişkide maksimum kalma süresi altı ay 🙈 Sen ve Sude için istisnalara özel bir aşk diliyorum elbette 🙏🏻
       
      Güzel yorumun için çok teşekkürler Sudecim, çok mutlu oldum ❤️

  • Yanıtla Gülşah İslamoğlu 22 Ocak 2021 at 13:18

    Seksi editörüm, derginde 2 buçuk yılımı doldurdum ve ilk kez yorum yapıyorum. Acayip heycanlıyım.😀
     
    Öncelikle okuyamayan biri olarak şappadanak okudum bitti vallahi. Beğendim. Senin üslubun iyiymiş ya 🙈 Kolay okundu, aktı gitti.
     
    Pamir ismini de çok severim ayrıca. Ancak boyle ayrılıklardan sonra üzülen, ağlayan, zırlayan kadınlara tahammülüm yok. Umarım ilerleyen dönemlerde düzelir. İkinci bölümü bekliyorum, yapıştır gelsin.
     
    Arıza Otelci

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 22 Ocak 2021 at 13:32

      Ahahahahahah ben de bir heyecanlandım yorumunu görünce 😁😁 Cansın, can; çooook seviyorum seni ❤️
       
      Bugün dörtte yeni bölüm yayına giriyor. Pamir hâlâ zırlıyor ama idare edeceksin artık 😉 Üçüncü ya da dördüncü bölüm devrim olacak, oraya beklerim 😁

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 22 Ocak 2021 at 14:00

     
    Didem Çelebi Özkan – Yazılar Facebook sayfasında öykünün altına gelen yorumlar:
     
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 01
    “Açık
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 03
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 04
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 05
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 06
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 07
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 08
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 09
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 10
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 11
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 12
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 13
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 14
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 15
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 16
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 17
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 18
    Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 19

    • Yanıtla Hayrettin Yavçin 27 Aralık 2020 at 03:30

      Tam da böyle bir tüketim çağında, aşk sanılan üç günlük hevesler sanırım bundan daha güzel anlatılamazdı. Çok arzuluyor, tez kavuşup, çok çabuk sıkılıyoruz.
       
      Kaleminize, yüreğinize sağlık.
      Devamını merakla bekliyor olacağım.

      • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 27 Aralık 2020 at 10:05

        Hayrettin Bey, çok mutlu oldum yorumunuzu gördüğümde. Desteğiniz için de çok teşekkür ederim.
         
        Sevgiler

    Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan