Roman

16 | Bunlarla Yüzleşmek Acıtmıyor mu Canını?

18 Haziran 2021

Roman: 16. Bölüm | Bunlarla Yüzleşmek Acıtmıyor mu Canını | Yazan: Didem Çelebi Özkan

 

İndeks

1. Bölüm: Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz
2. Bölüm: Sevmişmiş. Bitmişmiş.
3. Bölüm: Benim Sarhoşluğum Temizdir Bir Kere
4. Bölüm: Belki Şimdi Doğru Zamandır
5. Bölüm: Sevişme Vakti
6. Bölüm: Özledim. Bunu Söylemek Serbest mi?
7. Bölüm: Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın
8. Bölüm: Bana En Çok Senin Tenin Yakışıyor
9. Bölüm: Burnumdan Getirdiniz Tatilimi
10. Bölüm: Böyle Bir Kırmızı mıydı?
11. Bölüm: Bana Baran’ı mı Savunuyorsun?
12. Bölüm: Sadece Sen Zarar Görürdün
13. Bölüm: Bir Oyun Oynayacağız Bu Gece
14. Bölüm: Daha Fazlasını İstiyorum
15. Bölüm: Tatil Biter, Aşk Biter
16. Bölüm: Bunlarla Yüzleşmek Acıtmıyor mu Canını?
17. Bölüm: Sesini Bile Özledin, Öyle Değil mi?
18. Bölüm: Adam Önce Senin Kriterlerinden Geçsin
19. Bölüm: Gözlerime Bak

 
 

03 Nisan 2021, Cumartesi

Pamir, Didem’in odasının kapısını sessizce açtı. Parmak ucunda odaya süzülüp arkadaşının başucuna yaklaştı, “Uyanma vakti bebek” dedi usulca.

“Yaaa hayır, gelmedi uyanma vakti falan” deyip kafasını yorganın altına soktu Didem.

Pamir, “Kay yana, kay” deyince homurdanarak bedenini kaydırdı. Pamir yatağa oturup sırtını deri arkalığa yasladı. Azimle uyumaya çalışan Didem’i ayağıyla dürttüğünde Didem sinirle “Yaa kadın saat kaç? Sabaha kadar içtik zaten. Bırak da biraz daha uyayayım” dedi.

“Saat bire geliyor şekerim. Ancak hazırlanıp çıkarız.”

Didem yorganın altından başını çıkardı; “O kadar olmuş mu ya?.. Söylesene, nereye gidiyoruz?”

“Olmaz. Sürpriz, dedim ya. Trekking malzemelerini getirdin, öyle değil mi?”

“Dediğin her şeyi aldım yanıma, merak etme. Çantamla yürüyüş botlarım bavulda. Batonlarım da arabada.”

“Benim park ettiğim otoparka park ettiğini varsayıyorum.”

“Evet evet, orada araba.”

“İyi, tamam. Batonları alıp benimkine geçeriz. Senin arkana yaslanıp manzarayı seyretmeni istiyorum, bu yüzden benim arabamla çıkacağız yola.”

“Yola çıkacağız, manzara falan derken?”

“Öyle uzun bir yolculuk olmayacak, hemen tasalanma. Bir saatlik bir yol. Tabii İstanbul’da hiçbir yere, normalde gidilecek sürede varılamayacağından iki saati kesin bulur, o da ayrı.”

“Ben bu yorgunluğa bir de trekking falan yapmak istemiyorum kuzum” diye söylenmeye başladı Didem. “Kuzey seni iyice dağcılık yaptığımız yıllara döndürmüş de bak peşin peşin söyleyeyim; ben öyle bir gece önce içip ertesi gün doğa yürüyüşü falan yapamam. Ayrıca bu saatten sonra gideceğiz de, yürüyeceğiz de, akşam da bizimkilerle buluşacağız da… Nasıl olacak hepsi bugün?”

“Birincisi bugün yürümeyeceğiz. Sana ufak bir el valizi getireyim, bugün ve yarın için bir şeyler al yanına. Sıcaklık 20° şu anda. Hava kararana kadar üşüyeceğimizi sanmıyorum fakat gece serin olacaktır, deniz kenarında yiyeceğiz yemeği, ona göre giyinmeni öneririm.”

“Bizimkilerle nerede buluşacağız?”

“Restoranda. Gece de hep birlikte bir otelde kalacağız. Yarın öğleden sonra da isteyenlerle beraber yürüyüş yapacağız.”

“Vay vay güzel programmış. Keşke kocalar ya da sevgililer de senin kadar yaratıcı olabilse” deyip güldü Didem.

Pamir alaycı bir kahkaha atıp “Benim gibisini zor bulursun bebeğim” dedi.

“Kesinlikle haklısın. Eee hanımefendi, ne almam gerekiyor peki yanıma?”

“Öyle topuklu falan kaldırmaz ona göre bir şeyler seç.”

“Anlaşıldı patron.”

“Şimdi ben çıkıyorum. Sen duşunu al. Kahvaltı yapmaya Journey’e gideriz. Tahmin edersin ki dünkü performansımdan sonra bir yıl boyunca yeniden mutfağa girme ihtimalim oldukça düşük.”

“Girme zaten kuzum fakat sofrayı öyle bırakmıştık, önce onu toplayalım, sonra alırım duş.”

“Hallettim ben o işi sen uyurken. Bir gün olsun dergiydi, oydu, buydu düşünmeni istemiyorum. Hadi, hazırlan” deyip yataktan kalktı Pamir.

“Bi’ tanesin sen.”

“Sen de öyle canımcım” dedi, odadan çıkarken de “Oyalanma ama” diye tembihlemeyi ihmal etmedi.

Didem 20 dakika sonra duşunu almış, üstünü giyinmiş kapıda hazırdı.

10 dakika sonra da Journey’de karşılıklı oturuyorlardı.

Birer sert kahvenin yanında porçini mantarı, peynir ve tereli tostlarını yiyip hızlıca eve geri döndüler. Yarım saat içinde de ufak birer valizle ertesi günkü yürüyüş çantalarını hazırlamış, evden çıkmışlardı.

Otoparka geldiklerinde Didem’in batonlarını alıp Pamir’in arabasına geçtikler. Navigsayona rotayı girdi Pamir. “Tahmin ettiğim gibi iki saat veriyor. Trafik var” dedikten sonra telefonu ön konsoldaki mıknatısa tutturdu.

Yola çıktıklarında saat üçe geliyordu.

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne kadar yavaş ilerleyen trafik, köprü çıkışı rahatladı. Kavacık Kavşağı’nın ardından Riva yönünde ilerlediler. Beykoz sapağından sonra girdikleri orman yolu, ikisinin de modunu anında değiştirdi. Ağaçların arasından akan yol insana huzur veriyordu. Yolun güzelliğinde kaybolmuş zihninden bir an kurtulup bir kez daha şansını denedi Didem;

“Artık söyleyebilirsin bence nereye gittiğimizi. 15 dakikadan az kaldığını gösteriyor navigasyon. Anadolu Kavağı’nda mı yiyeceğiz yemeği?”

“Yaklaştın ama değil. Poyrazköy’e gidiyoruz.”

“Poyrazköy mü? Hiç duymadım.”

“Tahmin ederim çünkü ben de geçen sene keşfettim. Üçüncü köprüyü karşıdan seyreden bir koy burası. Balıkçı barınakları, tekneler, ince kumdan plajı ve yamaçlarına sıralanmış evleriyle oldukça sevimli bu köyü görünce bayılacaksın. Kendini Gümüşlük’te hissedebilirsin.”

“Ciddi misin?”

“Fazlasıyla. Hatta bana kalırsa Gümüşlük’ten de güzel. Masalar denize sıfır ve kumun üzerinde. Hizmet çok iyi, mezeler harika. Fiyatların da Gümüşlük kadar uçuk olmadığına emin olabilirsin.”

“İyice merak ettim. Sen bayağı hayran olmuşsun buraya.”

“Oldum gerçekten de. İstanbul’da şehre bu kadar yakın ama bir o kadar kendimi Ege’de hissettiren başka bir yer yok.”

Pamir, Poyrazköy’ü anlatmaya hararetle devam ederken Didem; “Nereye gittiğimizi bahşettiğine göre kimlerin orada olacağını da söylersin belki artık.”

“Yok şekerim, onu söylemeyeceğim. Zaten geldik, az daha dayan.”
 

*

 
Yolun kenarına park edip arabadan indiler. Didem sol tarafındaki plajın gerisinde kumsala paralel uzanan Yavuz Sultan Selim köprüsüne hayranlıkla bakıyor olmasına rağmen “Burası İstanbul olamaz” dedi.

Pamir gülüp “Herkesin verdiği ilk tepki bu oluyor” dedikten sonra “Beykoz Belediyesi, turizm yatırımları kapsamında ‘Poyrazköy Sağlıklaştırma Projesi’ yürütüyor burada bir süredir. Internette projeyi inceledim, oldukça şık gözüküyor çizimler. Norveç’teki rengarenk balıkçı kasabalarını anımsattılar bana. Burada da Türk Bayrağı renklerinden esinlenerek kırmızı beyaz olacakmış sahildeki binalar. Dilerim bölgeyi turistler için ilgi merkezi haline getirme hedefi, doğal güzellikleri bozmaz” diye devam etti.

Sıra sıra palmiyelerin arasına yerleştirilen masalarıyla egzotik bir plaj görüntüsü verilmiş koydan gözlerini alamayan Didem “Şu haliyle bile harika” dedi.

“Hadi gel. Herkes bizi bekliyor.”

Plajın masalara doğru inen tahta yolu; dört direği tül, sarmaşık ve led ışıklarıyla dekore edilmiş bir taga ulaşıyordu. Pamir hangi masaya gideceğinin bilincinde tagın altından geçerek sol tarafa yöneldi. Didem etrafı seyrederek ilerlediğinden biraz geride kalmıştı. Gözleriyle Pamir’i aradı. Bulduğunda bir an inanamadı gördüğü manzaraya. Upuzun bir masada, en sevdikleri ayağa kalmıştı; kimi el sallıyor kimi gülümsüyordu ona doğru.

Kardeşi, kuzenleri, en yakın arkadaşları… Bursa’ya yerleştiğinde geride bırakırken en zorladıkları… Pamir, hepsini bir masanın etrafında toplamıştı. Önce Sinem kucakladı ablasını, bir yandan da “Nasıl sevdin mi sürprizi?” diye soruyordu.

“Bayıldım. Bayıldım” diyebildi sadece.

Hepsine tek tek sarıldıktan sonra “Bir hafta boyunca her gün, birinizde kalmayı planlıyordum ama hepinizi aynı gün bir arada göreceğim aklıma gelmezdi” dedi ve Pamir’e çevirdi bakışlarını; “İnanılmaz bir kadınsın. Çok teşekkür ederim.”

“Sen de öylesin yavru kuşum. Aralıktan beri benimle uğraşıyorsun. Bu hafta sonu sadece senin için” deyip eliyle öpücük yolladı Pamir.

Didem, kuzenin iki yaşındaki oğlu Yaman’ı mıncıklarken Pamir de Cem’le Demet’in yanına oturdu.

“Eee anlat, neler oluyor?” diye sordu Cem selam sabahtan önce.

“Oğlum bi’ dur ya, bi’ soluklanayım. Koy bir tek önce. Sonra çekersin sorguya.”

Demet güldü hallerine; “Haklı kadın” dedikten sonra yanındaki servis masasından şişeleri alıp Cem’e uzattı. Cem, Pamir’in içkisini servis ettikten sonra Pamir bıçakla kadehine birkaç kere vurup ayağa kalktı. Masanın diğer ucunda Didem’in yanında oturan Yusuf; Pamir’in kadeh kaldıracağını anlayınca Didem’in bardağına da rakı servisi yaptı.

“Kıymetlimisss;1 bir kez daha bir araya geldik sayende. Organizasyonu haber verdiğim, masanın etrafında gördüğün, her kişi tereddütsüz ‘Bizi de ekle hafta sonuna’ dedi daha konuştuğum ilk dakikalarda. Bazen unutuyorsun ne kadar sevildiğini ve yalnız hissediyorsun ya ait olmadığın o şehirde, yalnız değilsin, onu gör istedik. Ne kadar büyük bir aile olduğumuzu hiç aklından çıkarma bi’ tanecim” dedikten sonra kısa bir an durup kadehini havaya doğru kaldırarak; “Hoş geldin canım” diye ekledi.

“Çok teşekkür ediyorum hepinize” diye söze başladı Didem. “Uzun zamandır bu kadar güzel bir sürprizle karşılaşmamıştım. Çok özlüyorum her birinizi ve çok da seviyorum” dedikten sonra ayağa kalktı; “Let the games begin2 derken kadehini kaldırdı havaya. Tokuşturulan bardakların ardından ilk yudumlar içildi.

Birkaç dakika sonra Cem yeniden tekrarladı sorusunu Pamir’e; “Baran ve Kuzey Beyler afiyettedirler inşallah?”

“Yaa oğlum ne istiyorsun şu adamlardan?”

“Onlardan ne isteyeceğim?! Adamların keyfi yerinde. Baran Bey, hayatının aşkıyla tatilde ama seni avucunun içinde tutmaktan geri durmuyor. Evlenir inşallah Jana mıdır nedir onunla ve senin hayatından topyekûn çıkar dilerim. Kuzey Bey’e gelince bunca yıl bir kez olsun teşrik-i mesaîmiz olmadı kendisiyle çünkü sadece sen Fethiye’ye gidersen görüşüyorsunuz. Ohh ne âlâ Dünya, adam butona basıyor, sen de gidiyorsun.”

“Offf Cem yaa… Ne butonundan bahsediyorsun! Kendim istediğim için gidiyorum, Kuzey çağırdığı için değil. Off ya off, ömrümü yedin.”

“Ne ofu kızım. Yalan mı? Ne istiyormuşum adamlardan? Hiçbir şey istemiyorum beyzadelerden. Benim talebim senden. Silkelenmeni, kendine gelmeni istiyorum.”

“Yaa tamam. Bitti. Ot gibi yaşayacağım bundan sonra. İyi mi, oldu mu?”

“Ot gibi yaşa mı, diyorum ben sana? Doğru dürüst biriyle ol, diyorum. Bi’ de Eren hikayesi dönüyor bir süredir ortada. Didem pek bir övüyor adamı. Çok tanıyormuş gibi… Kimmiş bu Eren?”

“Çattık yaa… Bir şey yok Eren’le aramda.”

“Pamir… Canım… Kızıyorsun böyle konuştuğumda biliyorum ama benim tek arzum seni mutlu görmek. Değerini bilen bir adamla olmanı istiyorum. Bu Eren’i anlatacaksın bana ve bu sefer benim taktiklerimle ilerleyeceksin. Bunca sene ne dediysem gidip tersini yaptığından burnun boktan kurtulmadı. Kontrolü ben alıyorum.”

“Ya oğlum anlamıyor musun? Eren’le bir şey olduğu yok. Didem’in geniş hayâl gücü, o kadar.”

“Bilmem o kadarını ben. En ufak bir gelişme olursa bana anlatacak, benimle istişare etmeden de tek adım atmayacaksın.”

“Başüstüne komutanım” dedikten sonra asker selamı çaktı Pamir.

Cem, Pamir’in dalga geçer tavrı karşısında, “Sen umutsuz vakasın” deyip gözlerini devirdi.

“Canım benim, herkes sizin kadar şanslı değil bu hayatta. Olmayınca olmuyor işte” dediğinde Demet araya girdi; “Öyle düşünme kuzum. Cem hayatıma girmeden önce ben de tıpkı senin gibi ilişkilerden umudumu kesmiştim. En beklemediğim anda oldu biliyorsun her şey.”

“Amaaan neyse boş verin. Artık ne aşk istiyorum ne seks. Kapattım tüm defterleri” dedikten sonra kadehinden büyük bir yudum aldı. Bardağını masaya sertçe geri bıraktığında “Yetti, yoruldum” dedi bıkkın bir tonda.
 

*

 
Didem’e çevirdi gözlerini Pamir. Ne kadar mutlu gözüküyordu. Son iki saatti masada bir onun bir bunun yanında oturarak geçirmişti. Şimdi de Sinem’le Aylin’in arasında oturuyordu.

Saata baktı Pamir, yediye geliyordu ve hava serinlemeye başlamıştı. Sandalyesinin arkasında asılı duran ceketini alıp Didemlerin yanına gitti.

“N’aber kızlar? Keyifler yerinde mi?”

“Çoook” diye cevap verirken kocaman bir gülümseme vardı Didem’in yüzünde.

“Bir iki saat daha oturur, sonra otele geçeriz isterseniz. Hava soğumaya başladı. Zaten dokuzda da sokağa çıkma yasağı başlıyor.”

“Otel uzak mı buradan?” diye sordu Sinem.

“Yok yok, değil. Yamacın tepesinde. Arabayla beş dakika bile sürmez. Şu anda içinde olduğumuz manzaraya yukardan bakıyor.”

“İyiymiş” dedi Sinem.

“Çok seveceksiniz. Yedi odalı butik bir otel burası ve tüm odalarında bizi ağarlayacak bu hafta sonu.”

“Oteli kapattık yani” deyip güldü Sinem.

“Eee öyle oldu sanırım.”

“Güzel mi bari?” diye sordu Aylin.

“Internet’ten gördüğüm kadarıyla oldukça hoş. Taş bir bina. Ana salonunda da taş büyük bir şömine var. Oteli özellikle Demet çok sevecek.”

“Niye ki?”

Pamir’e fırsat vermeden Didem cevapladı Aylin’in sorusunu;

“Demet’in taş ev tutkusu var da o yüzden. Birkaç yıla Cem’le birlikte Ege’de bir taş eve yerleşmek istiyorlar. Hatta dergide bununla ilgili bir hikaye bile kaleme almıştı.”

“Yesss, biliyorum, okumuştum. Bu yüzden burayı seçtim ve süit odaların en büyüğünü Cem’le ikisine ayırdım.”

“Kaç suit oda var ki?” diye sordu Sinem.

“Üç. Odalardan biri çok ilginç, kallavi bir ağaç geçiyor orta yerinden. Gövdesi yerdeki açıklıktan odaya giriyor, tavandan çıkıyor. İki kolunuzla sarıldığınızda parmaklarınızın birbirine değmeyeceğini düşünüyorum. O odayı da Didem’e ayırdım.”

“Tabii Didem’le kalan da sensin” diye sızlandı Sinem. “Zaten dün gece de seninleydi. Kabul etmiyorum. Bu gece ben kalacağım ablamla.”

“Aman iyi kal. Aylincim, kuzenin seni sattığına göre bu gece benimle paylaşıyorsun odanı.”

“Zevkle güzelim. Sonuncu süit odayı da bize ayırdığını düşünüyorum bu durumda” dedi Aylin.

“Yok, o odayı da aramızdaki tek çocuklu çifte verdim. Zekeriya, Hazal ve Yaman orada kalacak. Ya zaten bütün odalar çok güzel, takılmayın süite falan.”

“Öyle olsun bakalım” dedi Aylin.
 

*

 

Dokuza doğru otele geçtiler.

Eşyalarını odalarına yerleştirdikten sonra ana solonda buluşmak üzere sözleştiler.

Pamir aşağı indiğinde şöminenin istediği gibi yakıldığını gördü. Didem de inmiş, Burak ve kız arkadaşıyla sohbet ediyordu şöminenin karşısındaki koltuklarda. Yanlarına gidip oturdu, hararetli bir konuşmanın içindeydiler. Sessizce bir iki dakika dinledikten sonra; “Yaa gerçekten inanılır gibi değilsiniz. Başlayacağım derginize de size de. Cumartesi gecesi dergide ne olmuş olabilir bu kadar önemli?”

Burak, Didem’in hem çok yakın arkadaşı hem de dergide sağ koluydu. İkisi birden bir an şaşkınlıkla Pamir’e döndü.

Aslı “İyi ki indin aşağı. Bayılttılar beni de. Günde beş posta telefonda dergi üzerine konuştukları yetmiyor, burada da konu gene Sen ve Ben.”

“Tamam güzelim, sustuk. Haklısın” dedikten sonra Aslı’yı kendine doğru çekip göğsüne yasladı Burak.

“Ooo oğlum, karşınızda iki yalnız kadın var. Öyle özendirici sevgi gösterileri yapmayalım mümkünse” dedi Pamir.

Pamir’in cümlesi yeni bitmişti ki arkalarından gelen ve “Böyle mi?” diye soran sese doğru döndü hepsinin başları. Kolunu Demet’in omzuna atmış olan Cem, bakışlar ona döndüğü sırada gürültülü bir öpücük kondurdu Demet’in yanağına.

“Ya gerçekten inanılmaz uyuzsun” dedi Pamir. Didem güldü sadece.

Cem ve Demet’in arkasından Hazal göründü. “Ne oldu neye gülüyorsunuz?” diye sordu.

“Aman ne olacak; Cem, her zamanki gibi benimle uğraşıyor” dedikten sonra “Zek’le Yaman nerede?” diye sordu Pamir.

“Yaman’ı uyutuyor Zekeriya. Kendi de uyuyakalmazsa kameralı monitörü Yaman’ın yanına koyup aşağı inecek.”

“Yaa neler çıktı. Benim çocukların zamanında bebek telsizleri harika icatlar olarak gözükürdü bize. Şimdi kameralı falan bu aletler. İnanılmaz bir çağdayız gerçekten. Bugünün teknolojisi, sadece birkaç sene içinde antika haline gelebiliyor” dedi Didem.

Didem ve Hazal bebek sohbetine dalmış, Cem’le Demet, Burak’la Aslı’nın diğer yanındaki koltuğa geçmiş “Ne içsek?” diye konuşuyorlardı.

Hande ve Tayfun aşağı indiğinde, Pamir yanlarına gitti.

Hande, Tayfun’u bir kaş göz işareti ile Burak’la Cem’in yanına yolladıktan sonra Pamir’i salonun diğer köşesindeki oturma grubuna yönlendirdi.

Üniversiteye başladıkları ilk günün ilk dersinde amfide yan yana oturmuş ve bir daha da ayrılmamıştı bu iki kadın. Didem hayatlarına Demet’i, Pamir de Hande’yi katmıştı o yıllarda. Dört yapraklı yonca o günden bu yana bir aradaydı.

Hande’nin gözlerindeki endişeyi fark eden Pamir; “Sorgulama sırası sana geldi sanırım” dedi.

“Yok kuzum sorgulamayacağım. Nasılsın, onu merak ediyorum.”

“İyiyim” dedikten sonra kendini mi, Hande’yi mi daha çok ikna etmeye çalıştığı belli olmayan bir kararlılıkla “Gerçekten iyiyim” diye ekledi.

Hande hâlâ aynı endişe ile bakıyordu.

“Hikayeyi okuyorum.”

“Biliyorum okuduğunu. Yorumlarını da ben okuyorum” dedi hafif bir sitemle. “Kızıyorsun bana…” diye devam edecekken Hande araya girdi.

“Kızıyorum evet Pamir. Kendi kıymetini bilmiyorsun çünkü. Değmeyecek adamlar için heder ediyorsun kendini.”

“Değmeyeceği sizin düşünceniz.”

“Değen biri seni bu kadar üzmezdi. Bu konuşmaları da yapıyor olmazdık seninle.”

“Tamam. Bitti diyorum. Hiçbiriniz dinlemiyorsunuz.”

“Ya hikaye? Bunu nasıl kabul ettin? Didem’e de kızgınım bu konuda. Ne gerek vardı?”

“Öyle düşünme. Hikaye bana iyi geliyor. Yaşadıklarıma, hatta gölgede kalan bilinçdışı unsurlara ışık tutuyor Didem. Eğer psikanalizin tanımı ‘Hastanın yaşamını ve ilişkilerini olumsuz etkileyen ve özgürlüğünü kısıtlayan ilişki kalıplarını fark etmesine yardım etmek’3 ise, Freud gurur duyardı Didem’in üzerimde yaptıklarıyla. Bu roman beni tedavi ediyor.”

“Bütün bunlarla yüzleşmek acıtmıyor mu canını?”

“Elbette acıtıyor. Fakat ilaçları, berbat tadlarına rağmen içeriz, öyle değil mi?”

“İyi geliyor yani sana?”

“Kesinlikle iyi geliyor. Endişe etme lütfen” dedikten sonra kısa bir an durup devam etti; “Didem’in yazdıklarından daha çok, gelen yorumlar, üzüyor. İnsanlar hiç sevmemiş, hiç çaresiz hissetmemiş, hiç mantıkları bir şey söylerken ruhlarına yenilip tersini yapmamışçasına acımasız yargılıyor. Kızıyordum ilk başlarda. Hatta anonim bir hesap açıp bu tarz yorumlara cevap vermeyi bile düşünmüştüm. Sonra vazgeçtim.”

“Boş ver canım. Okuma yorumları o zaman” dedi ve çekinerek devam etti; “Bana da kırgınsın galiba yorum konusunda.”

“Yok kuzum, senin yorumlarında kırılacağım bir şey olmadı hiç. Sadece seni iyi tanıdığım için sinirlendiğini anlayabiliyorum ben satır aralarından. Ayrıca benden çok Baran ve Kuzey’i parçalamak istediğinin de farkındayım. Arzunun beni korumak olduğunu da çok iyi biliyorum.”

“Bir an korktum, kırdım seni, diye.”

“Canımın içi, ben sana kırılmam” deyip konuştukları süre boyunca endişesi hiç dinmeyen Hande’ye sarıldı.

Hande, Pamir’in kollarının arasında konuşmayı sürdürdü; “Ama gerçekten bazen ikisini de -özellikle de Baran’ı- parçalayasım geliyor. Telefonu açıp ‘Daha ne istiyorsunuz?’ diye söylenmemek için zor tutuyorum kendimi.”

“Demek ki bende olanlardan farklı bir şey istiyorlar canımcım. Bu yüzden sakın adamları parçalamaya falan kalkma.”

“Birilerini dövüyorsak o iş bende” diyen Sinem’in sesine döndü ikisi de. “Ne oluyor bakayım burada? Köşeye çekilmiş, fısır fısır ne konuşuyorsunuz?”

“Ablanın hikayesinin Pamir üzerindeki etkilerini” diye cevap verdi Hande.

“Hımm şu roman. Valla ben de her cuma ofise gider gitmez yeni bölümü okuyorum. Meğer, yazsam roman olur dedikleri hayat seninkiymiş” deyip kahkahayı bastı Sinem. Ardından “Bu arada hep soracağım soracağım, fırsat olmadı; gerçekten striptiz yapıp kameraya çektin mi?”

“Çektim evet” dedi gülerek Pamir.

“Vayyyy, ‘idolüm’ ilan ediyorum seni bu noktadan sonra.”

Pamir’in, romanda geçen muzırlıklarını birbirlerine anlatıp gülmeye başladıklarında salonun diğer ucunda oturan grubun da dikkatini çektiler.

Didem; “Ooo orada muhalif bir yapılanma görüyorum. Neye gülüyorsunuz o kadar?” diye seslendi.

“Pamir’in senin romanda kırdığı cevizlere” diye geri seslendi Sinem.

“Buraya gelsenize, bize de anlatın” dedi Gamze.

Diğerleri yanlarına geldiğinde, hamileliğinin beşinci ayında olan Gamze, koltukta daha rahat bir pozisyon almaya çalışarak “Biz de takip ediyoruz herhalde romanı. Ve ne kadarı gerçek, ne kadarı Didem’in kurgusu merak ediyoruz. İlk ağızdan cevapları almak bizim de hakkımız” diye devam etti konuşmaya.

Pamir, Didem’le Gamze’nin arasına oturduktan sonra yaramaz bir sırıtışla “Hepsi gerçek” dedi.

“Üzerinde sadece jartiyer, body ve topuklularla masada oturdun yani?” diye sordu Gamze.

“Oturdum evet. Amma şaşırmışsınız hepiniz bu detaylara. Nesi acayip anlamadım.”

“Acayip değil aslında. Şaşırdığım da senin yaptıklarından ziyade, bunları yapan bir kadından vazgeçen bu iki adam. İkisinde de akıl yok bence.”

“Gamzoşum senden de böyle bir performans bekliyorum” diye araya giren Yusuf, eşini kolunun altına çekti.

Didem, “Biraz yavaş oğlum, boğdun kızı” diye kuzenine söylenince, Sinem de müdahale etti; “Gamze bir gün elinde kalacak diye endişeleniyorum. Hamileliği sırasında sakinleşirsin sanmıştım ama yok. Kızla bir güreş tutmadığın kalıyor.”

Gamze her zamanki sakinliği ile “Alıştım ben” dedi gülümseyerek.

Aylin’le Zekeriya girdiler salona bu sırada.

“Zekeriya’yı koridorda buldum. Kaptım getirdim” dedi Aylin.

“Sevdin mi odanı şekerim?” diye sordu Sinem muzip muzip.

“Aman sevdim. Oda işte. Yalnız odadan çıktım, tam yanınıza geleceğim, bir baktım Zekeriya elinde bebek monitörü sessizce kendi oda kapılarını kapatmaya çalışıyor. Arkasından yaklaşıp ‘Bööö’ dediğimde ne sıçradı görmeliydiniz.”

“Aylin abla yaa, Yaman uyansaydı, yeminle seni odaya sokar, üzerine de kapıyı kitler, aşağı inerdim. Artık sen sabaha kadar “bööö” mü “ceee” mi yapardın o kadarını bilemem.”

“Aman korkuttuğu şeye bak. Bulmuşum bir yakışıklı, alır koynuma yatardım.”

“Gece uyanırsa senin yanına yollarız ama” dedi gülerek Hazal.

“Olur yavrum, yollayın. Siz de aşk dolu bir gece yaşarsınız işte karı koca. Ama öncesinde Pamir ablanızdan bir destek talep edin bence. Vardır kesin yanında bir kombinezon. Seve seve yardımcı olacaktır. Kadının içinden neler çıktığını okuduk Didem’in sayesinde” dedi her zamanki çapkın üslubuyla.

“Ooo, konu gene bana geldi” deyip güldü Pamir.

“Valla baş aktör sensin. Tabii sana gelecek. Ayrıca kuzen sana da bozuğum. Bir roman yazılacaksa bu benim aşk hayatım olmalıydı. Pamir’in bık bık, iki adam arasında zırlanmasından çok daha heyacanlı bir şey olurdu, emin ol. Stiletto, jartiyerden de fazlasını verirdim ben sana.”

Didem bir kahkahanın ardından “Haklısın canikom. Tamam, bir sonraki roman senin üzerine olacak” dedi.

“Hadi bakalım. Ama bir olmasın, o zaman konuşacağım ben seninle.”

“Didem abla, bu hikayeye bizi de alsana. Bu hafta sonunu mesela. Cem ve Demet zaten var. Bence biz de olmalıyız” diye fikrini belirtti Hazal.

“Hımm ilginç fikir” dedikten sonra Burak’a döndü Didem; “Ne diyorsun canım editörüm, alalım mı bu hafta sonunu hikayeye?”

Burak her zamanki gibi anında cevap vermedi. Verileri hızla tarayan beyni şimdi bütün opsiyonları hesaplıyor, diye düşündü Didem.

Burak birkaç saniye sonra kararını vermişti:

“Olabilir aslında. Fakat Pamir’i merkezde tutarak yazman lazım. Başka bir sorun da çok kalabalık olmamız. Bu gece burada 14 büyükle bir de çocuk var. Bu kadar kişiyi aynı bölümde, okura bombardıman yapmadan ya da kafaları çorba etmeden yazabilecek misin? Hadi, Cem ve Demet’i tanıyorlar eski bölümlerden. Sinem ve Hande’nin de adı geçmişti. Hande ismi konusunda zaten fikrimi biliyorsun. Psikoloğun da adı Hande’ydi. Kaç romanda, isim kısıtlaması varmış gibi, aynı ad iki kere kullanılmıştır sorgulamak lazım. Ama biliyorum sen isimleri gerçekte oldukları şekliyle kullanmak istediğinden, ben ne kadar ‘İkisinden birini değiştir’ desem de kabul etmeyeceksin.”

Didem başını iki yana sallarken bir yanda da gülümsüyordu; “Evet değiştirmeyeceğim. Eğer yollarımız iki Hande’yle kesiştiyse kitapta da böyle olmasını istiyorum.”

“Biliyorum. Bu yüzden savaşmayacağım bu konuda. Yazar sensin, son karar da senin olmalı. Ben bir yere kadar müdahale edebilirim.”

“Onaylıyor musun yani?” diye sordu Didem. “Yazmalı mıyım sence bu hafta sonunu?”

“Biraz önce söylediklerime ilaveten şunu da eklememe izin ver; geriye kalanlarımızla ilk kez tanışacak okurlar. Sayının çok olmasından endişe ediyorum. Birçok yeni karakter. Bir romanda yavaş yavaş okura sunulacak olanı bir bölümde yapmak istiyorsun. Gelgelelim bu romanda sen zaten çoğu kuralı yıktın. Bunu da yık bakalım. Kalemine zaten güvenim sonsuz. Okuru ana konudan koparmadan harika bir iş çıkartırsın sen.”

Didem, Burak’tan gelen destekle gülümsedi ve nihai kararı açıkladı:

“Tamam o zaman. Editörümden de onay çıktığına göre kendinizi okumaya hazırlanın. Yalnız, ‘Beni neden öyle yazdın, beni neden böyle yazdın?’ı kabul etmiyorum, baştan söyleyeyim. Kemerlerinizi takın, uçuşa geçiyoruz” deyip havalı havalı konuşuyorken Pamir girdi araya; “Bence çok heyecan yapmayın şimdiden. Bugünleri okumanız haziranı bulur, benden söylemesi.”
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 

Didem Çelebi Özkan

 
 

Notlar & Açıklamalar:

 
* Bu bölüm için seçtiğim parça 👉🏻 Her Şeyim Varmış, Egemen Alper
 
 
1 Kıymetlimisss: Yüzüklerin Efendisi‘nde Gollum karakterinin yüzüğü adlandırış şekli.    ⇡⇡⇡

2 Let the games begin (Oyunlar başlasın): Antik Yunan’da olimpiyatlarda imparatorlar tarafından tanrılara adanan kurbanlar tamamlandıktan sonra olimpiyat oyunlarına başlamak için verilen bir emirdir. Bu ifade hâlâ akılda kalıcıdır ve bu nedenle bugün hâlâ kullanılmaktadır.    ⇡⇡⇡

3 Psikanaliz: Sigmund Freud’un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir. Bir psikoterapi tekniği olarak psikanaliz, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır. Analistin amacı; hastanın analistine transferansının fark edilmeyen ya da bilinçdışı etkileşimlerinden, yani yaşamını ve ilişkilerini olumsuz etkileyen ve özgürlüğünü kısıtlayan ilişki kalıplarını fark etmesine yardım etmektir. – Vikipedi    ⇡⇡⇡
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

9 YORUMLAR

  • Yanıtla Nimet Canbayraktar 18 Haziran 2021 at 11:13

    Hem hikayeyi okumak hem de aile fertleriyle tanışmak çok güzel. Yazarları böyle tanımak, adeta aralarında hissetmek. Gerçek olmayan bir tek Pamir mi? Yoksa o da mı gerçek?
     
    Harikasınız hepiniz. 🤔💖

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 18 Haziran 2021 at 14:04

      Nimet Hanımcım, siz zaten ailedensiniz. Bizlerle kurduğunuz bağ ve her birimize gösterdiğiniz ilgi ve özen için sonsuz teşekkürler. Beğeninizi almak bizler için çok değerli. Yorumlarınızı okuduğumda heyecanlanıyorum 😁
       
      Baran, Kuzey, Pamir ve Eren karakterleri hariç kurguda kullandığım herkesi yakın çevremden seçiyorum. Kendi gezdiğim, gördüğüm yerleri hikayeye ekliyorum. Ama olay örgüsü tamamen kurgu. Gene de okura bu kadar gerçek gelmesi ve Pamir’in varlığını teyit etme istediğini de çok seviyorum 😁
       
      Kucak dolusu sevgiler ❤️

  • Yanıtla Demet Uncu 19 Haziran 2021 at 21:04

    Didemciğimmm bu bölüme ayrı bayıldım. Kendimi, Cem’i ve diğer arkadaşlarımızı bu kadar yakından okumak beni çok mutlu etti, keyifle okudum yine. Hele ki Poyrazköy’deki o muhteşem günden esinlenmen beni gülümsetti. Çok güzel kaleme almışsın canımm 😘😘

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 19 Haziran 2021 at 21:15

      Kuzummmmm, hem yorum yazmış olmana hem de bölümü bu kadar sevmene çok mutlu oldum. Ben de bizleri yazarken çok keyif aldım, benim için de özel bir bölüm oldu.
       
      Seni kocaman öpüyorum ❤️😘

  • Yanıtla Atakan Balcı 23 Haziran 2021 at 12:28

    Yeni karakter ekleme tedirginliğini anlıyorum, adım adım aşacağını düşünüyorum. Tabii ki Pamir’in acılardan kaçma süreci ne kadar kaçınılmazsa, yüzleşmesi de o kadar gerekli. Esinine sağlık canım

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 23 Haziran 2021 at 21:36

      Pamir’i bir süreliğine Baran-Kuzey evreninden çıkartıp kendi dünyasını hatırlatmak istedim. Umarım olmuştur 😉
       
      Çok teşekkür ediyorum canımcım yorumuna.
       
      Sevgiler

  • Yanıtla Hande S. Sinan 25 Haziran 2021 at 13:06

    Didemcim, valla aynı isimde karakterler bence süper, yani gerçekten çok ilginç ve kural yıkan bir durum hakikaten de 😀 Bir diğer ilginç durum da yazarın editör ile roman hakkında tartışması… Süper! Bu romanı okumak çok değişik bir deneyim oluyor benim için 👌🙌

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 25 Haziran 2021 at 16:03

      Sen bi’ tanesin 🤗🤗❤️❤️
       
      Ne kadar mutlu oldum beğenmene. Yaptığım denemelerin bir edebiyat mezunu tarafından onaylanması ve başarılı bulunması, ne büyük keyif benim için bilemezsin 🤩🤩🤩
       
      Desteğin, kendime inancımı pekiştiriyor, iyi ki varsın bi’ tanecim 🙏🏻😘😘

      • Yanıtla Hande S. Sinan 25 Haziran 2021 at 19:04

        ❤️❤️🙏🏻🙏🏻

    Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan