Roman

7 | Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın

2 Nisan 2021

Roman: 7. Bölüm | Dozu Arttırabiliriz | Yazan: Didem Çelebi Özkan

 

İndeks

1. Bölüm: Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz
2. Bölüm: Sevmişmiş. Bitmişmiş.
3. Bölüm: Benim Sarhoşluğum Temizdir Bir Kere
4. Bölüm: Belki Şimdi Doğru Zamandır
5. Bölüm: Sevişme Vakti
6. Bölüm: Özledim. Bunu Söylemek Serbest mi?
7. Bölüm: Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın
8. Bölüm: Bana En Çok Senin Tenin Yakışıyor
9. Bölüm: Burnumdan Getirdiniz Tatilimi
10. Bölüm: Böyle Bir Kırmızı mıydı?
11. Bölüm: Bana Baran’ı mı Savunuyorsun?
12. Bölüm: Sadece Sen Zarar Görürdün
13. Bölüm: Bir Oyun Oynayacağız Bu Gece
14. Bölüm: Daha Fazlasını İstiyorum
15. Bölüm: Tatil Biter, Aşk Biter
16. Bölüm: Bunlarla Yüzleşmek Acıtmıyor mu Canını?
17. Bölüm: Sesini Bile Özledin, Öyle Değil mi?
18. Bölüm: Adam Önce Senin Kriterlerinden Geçsin
19. Bölüm: Gözlerime Bak

 
 

Pamir, kendisini arabasının olduğu yere kadar indiren Tuncay ve İbrahim’e, birlikte geçirdikleri iki gün ve misafirperverlikleri için teşekkür etti. Vedalaştıktan sonra kendi aracına geçti. Boyanmış hissi verecek kadar yoğun bir mavilikteki gökyüzünde güneş yalabık1 ışıltılar saçıyordu. Bulutsuz gök kubbe keyifli bir ruh hali veriyordu kadına.

Deniz kenarından Fethiye’ye uzanan yılankavi2 dağ yolunda manzaranın harikuladeliğine fazla odaklanmamaya çalışarak virajlara giriyor, bir yandan da son bir ay içinde kendini ne çok duyguya savurduğunu düşünüyordu. Aralık ayı boyunca malihülya3 içinde derin bir kederle devamlı ağlamış, “Yeter artık, toparlan” dedikçe kendine, daha derin kuyulara atmıştı ruhunu. Bu girdaptan çıkamayacağını anlayınca da Kuzey’in yanına gitmişti. Kuzey’e sarıldığı ilk andan itibaren acı katre katre4 sızmaya başlamıştı bedeninden. Vücudunu terk eden her damlayla güçlenmişti.

“Mutluyum” diye düşündü. Sonra düzeltti kendini; “Tam olarak mutluluk değil de acı da çekmiyorum en azından.”

Acının yoksunluğu bile mutlu olmaya yetiyordu işte kimi zaman. Halinden memnun, önünde akan manzaraya bakarken çağın mottosunu tekrarladı yüksek sesle; “Carpe diem, quam minimum credula postero.”5 Horatius’un MÖ 23’de ifade ettiği söz, bugünün insanlarının “An’da Kal” zırvalığı ile “Günü Yakala”dan ziyade “Günü Harca”ya evrilmiş olsa da o Antik Çağ’daki anlamına tutunuyordu.

Düşünceden düşünceye akan zihni çalan telefonun sesiyle sekteye uğradı. Ekrana baktı. Baran’dı arayan. Dostluğundan asla vazgeçmeyeceği iddiası sürüyordu Baran’ın.

“Seni tamamen kaybetmemek için ilişkimizin sevgililik boyutundan vazgeçmeyi göze aldım ben.”

Böyle diyordu. Ama bu cümle Pamir’i daha çok kızdırıyordu. Tek duyduğu kelime “vazgeçmek”ti. Ve Baran kendisinden vazgeçmişti. Kızgınlığını zihninden atmak istercesine başını salladıktan sonra derin bir nefes alıp telefonu açtı.

“Merhaba canım.”

Bu “canım”lı cümle hangisine mi aitti? Her ikisine de. İlişki sonrası o en tuhaf dönemdeydiler; hitap sorunu dönemi. Aşkım, sevgilim, börtü böceğimden sonra elinizde isimler kalırdı çoğunlukla; “Pamir. Baran.” Oysa ikisinin ayrılığı da bir tuhaf olduğundan onlar “canım”ı seçmişlerdi. Nasıl bir ayrılıksa sevgililerden daha sık konuşuyorlardı telefonda. Bazen Pamir düşünüyordu; “Ayrıldık da ne değişti?” diye.

Ahh evet artık sevişmiyorlardı. Birbirlerine “aşkım” diye de hitap etmiyorlardı. Ama “seni seviyorum” örneğin, cümle dağarcıklarından çıkmamıştı. Dostça bir sevgi olsa gerek, diye düşünüyordu Pamir. Yoksa bir ay önce ayrıldığınız eski sevgiliniz size “seni seviyorum” demezdi, öyle değil mi?

Baran’ı çözmeye çalışmaktan vazgeçti Pamir. Sanki bundan öncekileri çözebilmiş miydi ki Baran’ı anlayacaktı. Büyük ihtimal bundan sonrakileri de tam olarak asla anlayamayacaktı.

Baran, Pamir’le birlikteyken nasıl konuşuyorsa ayrıldıklarında da aynı şekilde devam etmişti. Hatta Pamir’in “Kırılıyorum benimle bu şekilde konuştuğunda” dediği cümleler de ortadan kalktığından neredeyse ilişkinin en başındaki yumuşak tona dönmüştü hitabı.

“Tanrım ne saçma. Tek istediğim buydu. Beni kırmadan konuşması. Bunu becerebilmesi için benden ayrılması gerekiyormuş” diye düşünüyor, vardığı bu kanaât de daha çok üzüyordu Pamir’i. Ufacık bir şeyi değiştirmek yerine gitmeyi tercih etmişti Baran. Ve sonrasında da o değiştiremem dediği konuşma şekli de ortadan kalkmıştı. Eee ne diye ayrılmışlardı o zaman? Ahhh evet beyimizin sevgisi bitmişti. Ama hâlâ da “seviyor”du. Pamir’le konuşmadığında özlüyordu da kadını. Gerçekten anlamak mümkün değildi erkekleri.

Yolun büyük bölümünde telefonda konuştular.

Tuncay’ın projesinin ne kadar ilerlediğini anlattı Pamir, yaptıkları sohbetlerden bahsetti. Bir noktada İstanbul’a dönüş yolunda olmadığını, -Kuzey’in adını telaffuz etmeden- Fethiye’ye gittiğini söylemek zorunda kaldı. İsme gerek yoktu, elbette biliyordu Baran kime geri dönüyor olduğunu Pamir’in.

Kuşkusuz Baran’a bir hesap verme zorunluluğu yoktu ama kör parmağı göze sokmak da istemiyordu. Baran Fethiye’ye dönüyor olmasına bir an şaşırdıysa da hemen toparladı ve “İyi eğlenceler” dedi. Pamir cevap olarak ağzında bir şeyler geveledi. Sonra da kapattılar telefonu.

Bu konuşmaları, ayrıldıklarından beri en doğal akan telefon görüşmeleri olmuştu. Ne mi değişmişti? Şüphesiz değişen Pamir’di. Bunda da Kuzey’in rolü büyüktü. Bir kez daha minnetle içinden teşekkür etti Kuzey’e.

Bugün kızlara rapor vermediğini hatırladı ardından. Didem, Ilgın ve Melda’nın yer aldığı, adını da Dedikodu Grubu koydukları WhatsApp grubunda, birkaç ses kaydı ile son olanları özet geçti.

Ilgın endişeyle; “Kuzey’in yanına gidiyor olman harika ama hayatım yarın kar geliyormuş ülkeye. Bugün dönüyor olsaydın iyiydi. Yarın yollar nasıl olacak bilmiyoruz. Lütfen çok dikkatli ol” diye yanıtladı. Didem ve Melda da yarın ihtiyatlı olması ve yol boyunca ara ara onları haberdar etmesi hususunda söz aldılar.

Günlük güneşlik havaya bir kez daha baktıktan sonra yarın kar gelecek olmasını çok da tahayyül edemedi.
 

*

 
Fethiye’ye geldiğinde saat henüz erkendi. Müdavimi olma yolunda ilerlediği Erasta AVM’ye doğru kırdı direksiyonu. Önündeki ceplerden birine park etti. Maskesini taktı, telefonundan HES Kodu’nu açtı, kontrolden geçip içeri girdi. Doğruca alt kattaki kuaföre gitti. Fön çekilirken diğer yandan da bozulan ojelerini sildirip yeniden sürdürdü. İşi bittiğinde aynadan kendisine bakan görüntüsüne memnuniyetle gülümsedi, kuaförden çıktı.

Hâlâ erkendi saat. “Ben geldim” diye haber verip iş yerinde Kuzey’i sıkıştırmak istemediğinden mağazaları gezmeye karar verdi. Birçok kadın gibi o mağazadan diğerine gezerken zamanın ne kadar hızlı aktığını fark etmedi bile.

Saatin kaç olduğuna bakmak için telefonunu eline aldığında Kuzey’in “Neredesin? Ben geldim. Hadi gel artık” diyen mesajını gördü. Alışveriş merkezinin içindeki markete girip bir şişe şarap aldıktan sonra arabasına geçti. 15 dakika sonra Kuzey’in evinin önünde arabasını park ediyordu.

Kapıyı kocaman bir gülümsemeyle açıp Pamir’i kollarının arasına aldı Kuzey.

“Hoş geldin balım. Nasıl geçti yol?”

Sorduğu sorunun cevabını beklemeden kadını kucağına aldı, mutfağa götürüp bar sandalyelerinden birine oturttu.

Bu tarz ilişkilerin de böyle hoşlukları vardı.

Tutku ve ilgi üst sınırlarda gezerdi. Romantik bir filmin başrol oyuncusu gibi hissederdiniz kendinizi. Tek fark, o filmler “Sonsuza kadar mutlu yaşadılar” ile biterdi, buradaysa sonsuzluk birkaç gündü sadece. Ehhh Ilgın’ın sıklıkla dediği gibi; mutlu geçen her gün, diğer günlere atılan bir çelmeydi ve bu günler ömrün geri kalanına katlanmayı sağlıyordu.

Pamir havanın ve yolun ne kadar güzel olduğundan bahsederken bir kadeh beyaz şarap uzattı Kuzey. Kadehlerini tokuştururken bir kez daha “Yeniden hoş geldin balım” dedi ve devam etti; “Paella6 sever misin tatlım? Şöyle deniz mahsüllü yapsam yer miyiz?”

“Cidden mi? Ne mi derim; ‘Yummy yummy.'”7

Marketten aldığı şarabı çantasından çıkarttı, Kuzey’e uzattı. Şarabı buzdolabına koyarken buzluktan dondurulmuş jumbo karides, midye ve kalamar paketlerini aldı Kuzey. Tezgâhın üzerine malzemeleri yerleştirirken “Anlat bakalım, neler yaptın iki gün boyunca” diye sordu.

Halil’le buluşmasından itibaren anlatmaya başladı Pamir.

“Bizim tüm ekibi toplayıp yeni aldıkları arazide kamp yaptırmak istiyor.”

“Güzel olur gerçekten. Yapalım bence de.”

“Bir de onlar da Mardin’e gitmeyi istiyorlarmış. Beraber gidelim mi, diye sordu?”

“Tamam. Ben de gelirim, dördümüz gideriz” diye araya girdiğinde Kuzey, Pamir oldukça şaşırdı. Halil ve Sem’le birlikte tatile mi çıkacaklardı? Pamir’e uyardı da Kuzey’in bunu istemesi aklını karıştırdı. Gene de fazla sorgulamadı, bahar gelince düşünürdü bunu. “Harika olur” demekle yetindi.

Kaş’ta geçirdiği iki günü anlattı ardından. En son da Baran’la yaptığı konuşmayı.

“İlginç bir adam Baran. Fazla yorum yapmayacağım, anca anlattığın kadar tanıyorum fakat senin için değerli olduğunu ve hâlâ sevdiğini de biliyorum. Toparlamaya başladın, bir daha dağılmandan korkuyorum. Dikkatli ol.”

Pamir üzerinde oturduğu sandalyeden indi, gidip sarıldı Kuzey’e. “Korkma bir daha o hâle gelmeyeceğim.”

“Aferin sana.”

Kuzey paellayı hazırlarken sohbet de devam etti.

Tencereyi ateşe koyduğunda; “45 dakika sonra hazır. Bu arada film izleyelim mi? Engin Günaydın’ın yeni filmi Azizler,8 Netflix’te. İstersen onu seyredebiliriz.”

“Olur, ben de merak ediyordum. Şu sıralar Türk sineması absürt komediye ne kadar yer veriyor, öyle değil mi? Geçen ay gösterime giren 9 Kere Leyla9 örneğin. Ben gayet sevdim. Daha doğrusu ilk başlarda ne yaptıklarını tam anlayamadığımdan bir şok oldum ama izlemeye devam ettikçe bayıldım. Hatta Haluk Bilginer’in şarkı söylediği sahnelere hayran kaldım ve keşke Demet Akbağ için de bu sahneler yazılsaydı, onun da şarkı söylemesinin keyfini sürseydik, diye düşündüm. Bu şekilde bir ayağı eksik kalmış gibi gelmişti. Benim filme tek eleştirim bu olurdu fakat sosyal medyada yazılanları okuduğumda oldukça şaşırdım. Birçok kişi sonuna kadar izlememiş bile filmi. ‘Rezalet’ gibi yorumları gördüğümde şok oldum.”

“Bu tarza alışık olmadığımızdan toplumun geneli tarafından benimsenmemiş olabilir” diye fikrini belirtti Kuzey.

“Benim için ise Lilith mitini işliyor olması bile yeterliydi sevmem için.”

“İlk feminist Lilith” deyip güldü Kuzey, “Tabii seversin o miti. Erkeğe ait olmayı kabul etmeyen ilk kadın. Adem’in Havva’dan önceki eşi.”

“Farkında mısın Antik Çağ’ın mitlerini, Semavi Dinleri dahi, kadınlar farklı bir bakış açısıyla yeniden yorumluyor. Erkeklerin yazdığı, kadını daima ikinci plana atan, hor gören, hatta cadılaştıran bu mitlerden sıkıldık ve baştan yazıyoruz. Örneğin Madeline Miller’ın ‘Ben Kirke’si. Dur Internet’ten tanıtım metnini bulayım. Beni çok etkilemişti o cümleler.”

Telefonundan kısa bir arama yaptı ve okumaya başladı Kirke’nin sözlerini:

Ozanlar benden, –erkek– kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikâye olmazmış gibi.

“Bir diğer örnek de Pat Barker’ın ‘Kızların Suskunluğu’ romanı. Ünlü Truva Savaşı’nı o savaşta esir düşen kadınların gözünden okuyoruz. O idealize edilen, şanlı kahramanların nasıl birer tecavüzcü olduğunu anlatıyor. Tabii bunu benim yaptığım gibi dan dan değil, oldukça destansı bir üslupla aktarıyor okura.”

“Ve bu kitaplar yok satıyor” diye söze girdi Kuzey. “Neden peki? Çünkü artık erkeklerin sizi tanımlamasından, sizlere biçtikleri rolleri okumaktan usandınız. Kendi hikayenizi kendiniz anlatmak istiyorsunuz. Tabii ki bunun ilk örnekleri bu çağın yazarlarına ait değil; Ursula K. Le Guin, Simone de Beauvoir, Virginia Woolf, Charlotte Perkins Gilman, Margaret Atwood, Duygu Asena, Suat Derviş, Halide Edip Adıvar… Onlar yolu açtı; bugünün feminist akımı temsil eden yazarları da o yolda dört nala at sürüyor. Sayıca da eskiye göre fazlalar. Böylece daha çok okura ulaşıp daha fazla kadını şekillendiriyorlar.”

“Kesinlikle haklısın bi’ tanecim. Feminist hareket güç kaybetmek bir yana, çok daha fazla kadını kendine çekiyor. Nasıl çekmesin ki? Her gün öldürülüyoruz. Tacize, tecavüze uğruyor, dayak yiyor, işkenceye maruz kalıyoruz. Caniler ise iyi hâl indirimleri, namuslarını korudukları iddialarının hafifletici sebep gösterilmesiyle sokaklara geri salınıyor. Adalet sistemi ve kolluk kuvvetleri kadını koruyamıyor, daha da acısı toplumsal vicdanda sanki bilerek korumadığı izlenimi oluşuyor. ‘İstanbul Sözleşmesi uygulansın’ diye sokağa dökülen kadınların, polis şiddetine maruz kalması, ironinin ötesinde trajedidir” dedikten sonra bir an durdu.

Sesi titreyerek “İçim acıyor Kuzey” diye devam etti.

“Korkuyorum. Kendimi güvende hissetmiyorum. Biliyorum ki bütün bunların amacı kadını sindirmek, sosyal, siyasi ve ekonomik hayattan çekip evlere hapsetmek, erkek tahakkümünde yaşamaya mahkum etmek. Ve sonunda bizleri yıldıracakları endişesini de üzerimden atamıyorum. Kadın hakları konusunda diğer ülkelere öncü olmuş Atatürk Türkiyesinin bugün geldiği nokta içler acısı. Ve bunda her birimizin suçu var. Kadın ve erkek bu çarpık düzene birlikte karşı gelmeliyiz.”

Buna en az kadınlar kadar inanan Kuzey, “Elbette kadın-erkek birlikte savaşmalıyız bu hususta fakat erkeğin yapabileceği en etkin eylemlerden biri kadınların önünü kesmekten imtina etmek. Hem sosyal medyada hem ana akım medyada kadın hakları tartışılırken konuşmacı koltuklarında sadece erkekler oturmaya devam ettikçe bunu başaramayacağımız aşikâr. Öncelikle bu platformlarda kadınların fikirlerini ifade edebilmelerine olanak tanınmak zorunda. Buralarda kendilerine söz hakkı verilmeyen kadınlar bu sefer seslerini sokakta duyurmaya çalıştıklarında, senin de altını çizdiğin gibi, bu kez de kolluk güçlerinin eziyetine maruz kalıyorlar. Böylece bu özgürlük alanı da ellerinden alınıyor.”

Çaresizlik hissi büyüdü sessiz bir çığlık gibi aralarında.

“O kadar da umutsuz olma. Değişim önünde sonunda gerçekleşecek. Kadın haklarının, insan hakları olduğu, toplumun özgürleşmesinin kadının özgürleşmesi ile başladığını anlatacağız yılmadan” dedikten sonra sıkıca tuttu kollarının arasında Pamir’i. “Hadi izleyelim şu filmi. Daraldı gene senin ruhun. Aklın dağılsın biraz.”

Pamir sessizce onayladıktan sonra başını Kuzey’in bacaklarının üzerine koyup uzandı koltuğa. Kuzey filmi başlattı. Pamir elini adamın bacaklarının üzerinde gezdirirken Kuzey saçlarını okşadı kadının. Paella pişene kadar sessizce filmi izlediler.
 

*

 
Ne yemekti ama.. “Bu adamın yapamayacağı ne var acaba?” diye geçirdi içinden Pamir. Şarabını yudumladıktan sonra “Enfesti canım. Ellerine sağlık. Bayıldım. Her geldiğimde bunu yap lütfen” dedi.

“Bir daha ne zaman geleceksin? Çok özletiyorsun kendini.”

Cidden şaşırtıyordu Kuzey. Verecek cevap bulamadığından susup yüzüne baktı Kuzey’in.

“Daha yürüyeceğimiz çok rota var. Ama sana ödev, kondisyonunu yükselt. Sonraki rotalar daha zorlu olacak.”

Gülüp “Peki” diye cevapladı Pamir.

Tabakları makineye kaldırıp filme devam etmek üzere koltuğa geçtiler. Kuzey, Pamir’in bedeninin her yanına kondurduğu öpücüklerle senkronize kadını soymaya başladığından Azizler’den donmuş bir sahne öylece duvarda asılı kaldı.

Şehvet ve şefkât bir adamın damarlarında aynı anda akmaya başladığında her dokunuş, her darbe ilahileşiyordu. Saçlarından hoyratça geriye çekip kadının gerilen boynunu öperken ortaya çıkan sertlik ve öpüşle doğan tezatlığın verdiği hassalıkla sevişme büyülü bir hâl alıyordu.

Soluk soluğa birbirlerinin kollarına yığıldıklarında;

“Benimle daha sert sevişebilirsin biliyorsun değil mi?” diye takıldı Pamir.

“Öyle mi Pamir Hanım? Ne kadar sert mesela?” diye aynı muzip ifadeyle cevapladı onu Kuzey.

“‘Ne kadar’ını bilmiyorum ama kendini tutuyormuşsun gibi hissediyorum bazen.”

“Çünkü sana kıyamıyorum.”

“O kadar da kırılgan değilim. Ve sertliği sevdiğimi de biliyorsun.”

“Biliyorum ama sanki şu sıralar biraz daha yumuşak bir sekse ihtiyacın varmış gibi hissetmiştim. Yanıldım mı?”

Güldü Pamir. “Elbette yanılmadın ama artık dozu arttırabiliriz bence.”

“Çok cüretkâr gördüm sizi Pamir Hanım.”

Pamir gülüp yüzünü Kuzey’in göğsüne yasladı. Kısa bir an sonra meraklı bir çocuk edasında “Anlatsana bana yaşadığın en sert seksi” diye sordu.

Yastık sohbeti, hele bir de seks üzerine olduğunda, kadınlar için oldukça ilgi çekici bir muhabbet konusu olabiliyor.

Kuzey anlatıp anlatmama konusunda bir an tereddüt ettiğinde “Hadi ama… Mızıkçılık yapma” diye ısrar etti Pamir.

“Beni zorlayan tek bir olay oldu bugüne kadar. Sevişirken devamlı ona vurmamı isteyen bir kadın vardı.”

“Neresine? Kalçasına mı?”

“Hayır. Yüzüne. Ve her vurduğumda ‘Daha sert’ diyordu. İş öyle bir noktaya geldi ki ben artık kadını gerçekten dövüyormuşum gibi hissetmeye başladım ve devam edemedim tokatlara. Oysa o çok daha şiddetlilerini arzu ediyordu.”

“İlginçmiş. İnsan neden yüzüne tokat atılmasını ister anlayamıyorum.”

“Genel kanının aksine bundan hoşlanan insanlar, geçmişlerinde travma olan, ruhsal yönden hasarlı kişiler değil; tersine The Guardian gazetesinin psikoterapist yazarı onları dışa dönük, sosyal ve yeni deneyimlere açık insanlar olarak tanımlıyor.”10

“Ben ne kimseye vurdum sevişirken ne de bu şekilde yüzüme tokat yedim bugüne kadar.”

“Benim üstümde denemek ister misin?” diye sordu Kuzey.

Güldü Pamir; “Sanmıyorum” dedikten sonra bir an düşündü. “Tamam, denemek istiyorum. Vur.”

Kuzey bir kahkaha attı. “Böyle olmaz balım. Ismarlama tokat mı atılır?” Sonra tutkuyla öpmeye başladı kadını. Yeniden sevişmeye başlamışlardı ki Kuzey ne çok sert ne de çok yumuşak denebilecek ufak bir tokat attı Pamir’in yüzüne. Şok, sızı… Ama hiç beklenmedik bir duygu daha vardı; zevk.

Kuzey bir an durdu ve Pamir’i incelemeye başladı.

“İyi misin? Çok acıttım mı?”

“Çok değil ama olmasını beklediğimden sertti. İçimdeki feminist isyan ediyor olsa da zevkli olduğunu da kabul etmeliyim.”

“Canım benim ikisi bambaşka durumlar. Bu acıdan zevk alınan ve karşılıklı rıza ile uygulanan kontrollü bir şiddet. Ve bunda roller sabit değil. Her zaman erkek şiddet uygular diye bir şey yok. Kırbaçlı kadınlar da az değil inan. Benim bu konudaki fikrimi soracak olursan, ben açıkçası iki role de pek meraklı değilim. Sen ucundan bir gör istedim sadece. ‘Sevdim, istiyorum’ dersen de bakarız ne yapacağımıza. Bir sonraki gelişinde elinde kırbaçla gelmenden korkmuyor da değilim tabii.”

Bu sefer Pamir kahkaha ile güldü; “Belli mi olur, kork bence de” dedi.
 
 

15 Ocak 2021, Cuma

Sabah Kuzey’le birlikte yataktan kalktı. Dün kızlarla yaptığı konuşma tedirgin uyanmasına neden olmuştu. Bugüne kadar hava şartları oldukça iyi gittiğinden kış lastiklerini taktırmamıştı. Kar kuzeyde onu yakalamadan vakitlice alabildiği kadar yol alsa iyi olacaktı. Kuzey’in kahvaltı yapmadan yola çıkıyor olmasına dair söylenmelerini öpücüklerle bertaraf ederek arabasına bindi. Hangi ruh haliyle gelmiş, hangisiyle dönüyor olduğuna kendi de şaşarak kontağı çevirdi.

Balıkesir’de karla karşılaştı. Fakat yollarda henüz buzlanma ya da kar birikintileri oluşmamıştı. Rahat geçti yolculuğu. Gene de yola erken çıkmakla doğru karar vermişti.

Beş gibi Cihangir Caddesi’ne girdi. Büyük bir şans eseri oturduğu tarihi binanın yakınında arabasını park edebileceği bir yer buldu. Cadde üstündeki kapalı otoparka girmek zorunda kalmadığına memnun, eşyalarını alıp evine doğru yürüdü.

İnce uzun, cumbalı, ferforje korkuluklarla dekore edilmiş, birkaç sene evvel de aslına uygun restore edilmiş binanın altıncı ve yedinci katlarında yer alan dubleks dairede oturuyordu Pamir. Asansörle yukarı çıktı. Uzun süredir ayrı kaldığı evinin kapısını özlemle açtı. Eşyalarını girişte bıraktı. Evi havalandırmak için camları açmaya başladı.

Alt katta, ikisinin içinde kendi banyoları olan üç oda, mutfak, salon ve misafirler için tuvalet bulunuyordu. Odalardan birini misafirleri, ikincisini ise kıyafetleri için ayırmıştı. Son oda da kendi yatak odasıydı. Bu odalar caddeye bakarken salon tavandan zemine uzanan camlarla boğaz manzarasını kucaklıyordu.

Kızlara ve Kuzey’e eve vardığına dair mesaj attı.

Valizlerini yatak odasına bıraktığı sırada telefonu çaldı, Kuzey’di arayan.

Cidden hayrolsundu. Aramak ve Kuzey. Ya kendisi beklentilerini çok düşürmüştü ya da Kuzey’in başına taş falan düşmüştü. Kendi çıkarımlarına gülerek açtı telefonu.

Yolun rahat geçtiğini anlattı Pamir. Kuzey en yakın zamanda yeniden beklediğini tekrarladı. Ciddi gerçekten, diye düşündü Pamir.

Telefonu kapattıktan sonra üst kata çıktı. Tuvalet hariç, açık plan olarak tasarlanmıştı ve alt katın üçte biri kadardı. Açık bir mutfakla çalışma ve film odası olarak kullandığı bir salondan oluşuyordu. Asıl harikalığı ise Fransız cam kapılarla açılan terastı. Kapının iki kanadını açıp terasa adım attı. İşte bu manzarayı özlemişti kesinlikle.

Sol tarafında bir gerdanlık gibi boğazı süsleyen birinci köprü, tam karşısında Kız Kulesi, sağ tarafında ise Sarayburnu. Bir süre manzarayı seyretti, üşümeye başlayınca içeri girdi, yeterince havalandığına karar verip kapıları kapattı ve alt kata indi.

Valizini boşaltıp, kirlileri makineye attı. Alt katın pencerelerini de kapattıktan sonra duşa girdi.
 

*

 
Bornozla yatağına uzanmış kitap okuyordu. Etrafın olağandan daha sessiz olduğunu fark etti.11 Ayağa kalkıp pencerenin yanına gitti. Kar yağıyordu. Belli ki hem de uzun süredir. Manzaranın yarattığı huzur bedeninde dalga dalga yayıldı. Telefonunu alıp caddenin videosunu çekti. Sezai Karakoç’un12 kar şiirinden üç dizeyi yazdı üzerine, paylaştı.
 

Bu adam, o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip gider
Her affın içinde bir intikam gelir gider

 
Yarım saat sonra Kuzey, “Güzel şiirmiş” yazıp göz kırpan emoji yolladı. “Bir daha birlikte olduğumuzda şiir okuyayım sana 😉 Belki sen de okursun 😁” diye cevapladı Pamir.


Balım, o departmana diğer arkadaş bakıyor. Ben ayak parmağından boğazının içine kadar emer, sonra bir macera filmi koyar, sana sarılır izlerim 🤔😁😘

Tanrım :))))

Yol boyunca gözümün önünde döndü durdu bazı sahneler; mutfakta önünde diz çökmem, orgazmın artçıları kahkahalarım, içime akışın, yüzüme vurduğun an, o güzel başının bacaklarımın arasında oluşu… İşte böyle sahneler 😝😈

Bu dönem delice her hangi bir şey yapıp sonrasında çok daha nefret edebilirdim kendimden. Senin yanına gelmek verebileceğim en doğru kararmış. Güvendiğim, yargılamayacak, hatta tersine tedavi edebilecek bir adamın kollarında iyileştim. Yeniden güçlendiğimi hissediyorum. Ruhum ve bedenim bir kez daha ayağa kalkmak istiyor. Bana ne kadar yardım ettiğinin bilmiyorum farkında mısın 😉 Sen asla benim gibi çökme ama umarım senin ihtiyacın olduğunda ben de aynı güçle sana yardım edebilirim.

Tatlım, ne güzel yazmışsın. Bir girdap gibi her satırında daha da içine çekti yazdıkların. Tekrar tekrar okudum. Sen benim için çok, çok özelsin. Kategorize etmeye gerek yok. Ne geliyorsa başımıza zaten bu kategorizasyon isteğimizden geliyor. Seni ben; beraber sarılıp yatarken uyanıp öpmeyi istediğim kadın olarak tanımlıyorum. 😘


Güzel tanımlamaymış, diye düşündü Pamir. Kuzey’in kendisini de en çok etkileyen hareketlerinden birinin karşılıklı özel olduğunu öğrenmek iyi gelmişti. Telefonu elinden bırakıp yorgun bedenini uykuya teslim etti.
 
 
 

21 Ocak 2021, Perşembe

Hafta sonunu, mecburi karantinada, dinlenerek geçirdikten sonra pazartesi ilk iş Beyazıt’taki Devlet Kütüphanesi’ne gitti. Tüm günü orada geçirdiyse de sonunda gazete arşivlerinde o dönem Mabeyinci Yokuşu’nda bulunan vali konağının bir fotoğrafını buldu. Yanında getirdiği fotoğraf makinesiyle gazetenin fotoğrafını çekti. Photoshop’ta grenli görünümü düzeltmek zorunda kalacaktı ama sorun olmazdı bu Pamir için.

Salı günü yeni çıkacak yumuşatıcının reklam serisi için ajansla görüşmeye gitti. Televizyonun ağır dramatik dizilerinden birinde, cefakâr anne rolündeki bir oyuncu başrol için seçilmişti. Bir sonraki hafta çekimlerin başlaması kararlaştırıldı.

Pelin’le çarşamba günü buluştu. İstanbul karlar altındayken birkaç çekim yaptılar. Perşembe devam ettiler ve karlı çekimler harika gözüküyor olsa da hava şartları, mevsimi fazla belli etmeyecek, güneşli bir günde, çekimi tekrarlamanın onlara seçenek sunacağına karar verdiler. Havalar düzelince yeniden buluşacaklardı.

Yazı dizisi dergide yayınlandıktan sonra bu projeyi sergi olarak da İstanbullulara sunabileceklerini konuştular. Pelin’in metinlerini fotoğraflarla aynı ölçülerde basabilirlerdi. Ziyaretçilerin belli bir mesafeden rahatlıkla okuyabileceği 100×140 cm’in boyut olarak uygun olacağını düşündüler. Yerleşim yerinin eski ve yeni fotoğrafları arasına metinleri yerleştirilecekti. Sergi salonunun bu şekilde düzenlenmiş hali zihinlerinde canlanınca keyifle gülümsediler.

Geçen bir hafta boyunca Kuzey’le tek irtibatı, birbirlerinin Instagram hikaye paylaşımlarına emojiler ve kısa diyaloglarla cevap vermekten ibaretti. Perşembe akşam üzeri WhatsApp’ına Kuzey’den üç kalp öpücüklü emoji gelince gerçekten şaşırdı Pamir. Durup dururken. Hiç Kuzeylik hareketler değil. Ya da belki siz beklenti içinde olmadığınızda her şey olağandan fazla geliyordu.

“Özledin galiba beni 😉” diye cevapladı Kuzey’in öpücüklerini.

“Özledim sanırım seni 🤔” yanıtı en az durduk yere gelen öpücükler kadar şaşırtıcıydı. Bir süre sohbet ettiler yazışarak. Ekrana gülümseyerek bakarken Kuzey’in 800 km öteden dahi ona iyi geldiğini düşündü.

Kuzey’in hoşuna gideceğini düşündüğü bir fikir aklına gelince yaramaz bir gülümsemeyle telefonu yanındaki çay sehpasına bıraktı ve soyunma odasına geçti.

Şifoniyerde iç çamaşırlarının durduğu çekmeceyi açtı. Siyah fantezi bir korse, jartiyer ve g-string külot çıkardı. Çoraplarının durduğu çekmeceden de file jartiyer çorabı çıkardı. Ayakkabılarının dizili olduğu raftan siyah bir stiletto alıp yatak odasına geçti.

Giyindikten sonra selfie çubuğunu eline alıp müstehcenliği gittikçe artan yedi sekiz kare çekti. Böyle çekimlerde basitlik ve çekicilik arasında ince bir çizgi olurdu. Fakat insanın mesleği fotoğrafçılık olunca ortaya çıkan iş son derece estetik oluyordu. Çektiklerinden memnun telefonu elinden bıraktı ve bir kez daha soyunup pijamalarını giydikten sonra salonda biraz önce oturduğu yere geri döndü.

Fotoğrafları bu gece yollamayacaktı. Yarın sabah saat tam dokuzda ilkini gönderecekti. Ardından her saat başı bir tane daha. Ve elbette her fotoğraf bir öncekinden daha seksi olacaktı.
 
 

22 Ocak 2021, Cuma

Karar verdiği gibi ilk fotoğrafı saat dokuzda “Günaydın 😈” yazarak yolladı. Bir iki dakika içinde “Ohaa 😍 Sana da günaydın balımmm” mesajı geldi.

Onda ikinciyi yolladığında; “Tanrım kadın, tüm gün beni Demirbank gibi gezdirmek mi senin niyetin?” yazdı Kuzey.

“Tam olarak öyle 😈 Bir saat sonra görüşürüz.”

On birde üçüncü fotoğraf ulaştığında; “Bayılıyorum sana. Hayata bağladın beni durduk yere 😁😘” diye yanıtladı Kuzey.

Pamir; “Ben de sana bayılıyorum 🙃 Hayata döndürdün yeniden beni 😉😘” yazdı.

Akşama kadar gün böyle aktı. Sonunda Kuzey aradı ve “Günüme heyecan kattın kadın” dedi. Aynısı Pamir için de geçerliydi. Yetişkinlerin en sevdiği oyunlardan biriydi ne de olsa bu.

Ve bunda ikisi de daha ileri gidebilirdi.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 

Didem Çelebi Özkan

 
 

Notlar & Açıklamalar:

 
* Bu bölüm için seçtiğim parça 👉🏻 When We’re High, LP
 
 
1 Yalabık: Parıltılı, ışıltılı, parlak.    ⇡⇡⇡

2 Yılankavi: (Yol, sokak için) Dolanarak giden, dolambaçlı.    ⇡⇡⇡

3 Malihülya: Belirtileri hayâta karşı bağlılığın azalması ve her şeye kayıtsızlık, insanlardan kaçma, derin bir keder vb. haller olan ruh hastalığı, kara sevdâ, melankoli. – KubbeAltı Lugatı    ⇡⇡⇡

4 Katre: Damla    ⇡⇡⇡

5 Carpe diem, quam minimum credula postero: Latince’de “Günü yakala, yarına olabildiğince az güven” anlamına gelen ifade.    ⇡⇡⇡

6 Paella: Paella, aslen Valencia’dan gelen bir İspanyol pirinç yemeğidir. Paella, İspanyol mutfağının en bilinen yemeklerinden biridir. – Wikipedia    ⇡⇡⇡

7 Yummy yummy: İngilizce’de leziz anlamında kullanılan bizdeki “nam nam” benzeri kelime.    ⇡⇡⇡

8 Azizler: Taylan Biraderler’in yönettiği, senaryosunu Berkun Oya’nın kaleme aldığı, 8 Ocak 2021 tarihinde Netflix’te yayınlanan Türk yapımı kara komedi ve dram filmi. – Vikipedi    ⇡⇡⇡

9 Dokuz Kere Leyla: Ezel Akay’ın yönettiği ve senaryo ekibinde yer aldığı, başrollerini Demet Akbağ, Haluk Bilginer, Elçin Sangu, Fırat Tanış ve Alican Yücesoy’un paylaştığı, 4 Aralık 2020 tarihinde Netflix”te yayınlanan Türk yapımı komedi filmi.- Vikipedi    ⇡⇡⇡

10 Psikoterapist Pamela Stephenson Connolly’in cinsellikte şiddet unsurları olmasından hoşlanan 132 katılımcıyla yaptığı çalışmanın sonuçlarına dayanan bir veri. Daha fazla bilgi için UpLifers’ta yayınlanan “Bazıları sert sever: Cinsel ilişkide şiddet, baskınlık ve zorlama feminist bir kadın için ne kadar kabul edilebilir?” başlıklı yazıyı okuyabilirsiniz.    ⇡⇡⇡

11 Kar, buz kristallerinin bir araya gelmesiyle oluşur ve yeni yağmış kar tanelerinin yüzeyinin gözenekli yapısı karın ses dalgalarını soğurmasına imkân verir. – BilimGenç | Tubitak    ⇡⇡⇡

12 Ahmet Sezai Karakoç: 1933 Ergani, Diyarbakır doğumlu, Türk şair, yazar, mütefekkir ve siyasetçi. – Vikipedi    ⇡⇡⇡

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

10 YORUMLAR

  • Yanıtla Ilgın Cenkçiler 3 Nisan 2021 at 12:49

    Canım benim, öykünü İstanbul Sözleşmesi ile harmanlaman çok hoşuma gitti 💜💜

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 3 Nisan 2021 at 12:55

      Birçok okurdan bu yönde mesaj aldım, bu da beni çok mutlu etti. İstanbul Sözleşmesi’nin önemini bizler biliyoruz ve uygulanması yönündeki talebimizi her mecrada dile getirmekten vazgeçmeyeceğiz.
       
      Seni kocaman öpüyorum bi’ tanem 🤗😘😘😘

  • Yanıtla Metin Çoban 3 Nisan 2021 at 15:12

    Hikaye dinlenmeye devam ediyor.
     
    Keşke Bursa’ya Didem’e uğrasaydı. 😃 Onda aksiyon olabilirdi. Kızlarda dedikodu da birikmiştir…
     
    Kadın hakları için yazdıklarınız çok doğru. Erkekler ve kadınların belli bir olgunluğa ulaşması ile ortadan kalkacak büyük bir sorun. Kadın haklarının İslami bir ülkede, çok aktivist hareketlerle elde edilebileceği kanısındayım. Kadınlarda ufak tefek örgütlenmeler başladı, ancak ilerici erkeklerin de kadın hakları için çeşitli STK’lar kurması lazım. Batı Avrupa ülkelerinin bazılarında bu işi Yeşiller Partisi üstlenmiş durumda. Türkiye’nin en büyük ihtiyacı bu tür STK’lar.
     
    Gelecek bölümler için kolay gelsin.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 3 Nisan 2021 at 21:26

      Metin Beyciğim, gene beni yorumsuz bırakmamışsınız. Çok, çok teşekkür ederim.
       
      Kadın hakları konusunda örgütlenmenin büyük rol oynayacağına ve kadın-erkek birlikte savaş verilmesi gerektiğine ben de yürekten inanıyorum. Feminist erkekler ve maskülist kadınlar gerekli bu topluma. Yani toplumsal cinsiyet eşitliği. Biliyorum ki cinsiyete yüklenen roller sadece kadının omuzlarında değil. Kadının belinin daha bükük olduğunu düşünsem de bu rol dağılımında erkeklerin de kendi yükleri olduğunu biliyorum. Tüm bunların değişmesini diliyorum.
       
      Değerli yorumunuz için yeniden çok teşekkür ederim.

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 3 Nisan 2021 at 15:15

     
    Didem Çelebi Özkan – Yazılar Facebook sayfasında öykünün altına gelen yorumlar:
     
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 01
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 02
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 03
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 04
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 05
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 06
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 07
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 08
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 09
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 10
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 11
    Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 12

  • Yanıtla Atakan Balcı 20 Nisan 2021 at 19:16

    Sezai Karakoç’un dizeleri ve bölümün başlığı çok iyi anlatıyor buradaki satırları bence:
     
    “Uyanıp öpmeyi istediğim kadın”
     
    Ellerine, soluğuna sağlık canım! ✨🥰🌞

  • Yanıtla Hande S. Sinan 24 Nisan 2021 at 02:42

    En çok kadın hakları ve kadınların kendi hikayelerini yeniden kendilerinin yazma fikri hoşuma gitti ve kitapları da merak ettim canım. İstanbul sözleşmesinden de bahsetmene bayıldım.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 24 Nisan 2021 at 09:37

      Çok mutlu oldum kuzum beğenmene. Yorum yazdığın için de ayrıca teşekkür ederim. Kocamannnn öpüyorum 🤗😘😘😘😘

  • Yanıtla Pelin Öncüoğlu Işık 3 Mayıs 2021 at 00:19

    Didosum şahane olmuş yine ❤️
     
    Pamir ve Kuzey’in kadının hikayesinin kadınlar tarafından anlatılmaya başlanması konusundaki sohbetine bayıldım. Zaten arada yaptığın o küçük gondermelere hep bayılıyorum.
     
    Devamını doguma kadar bitirmem lazım 😂 Çok sürükleyici olmuş. Hikaye acayip olgunlaşmış 😍

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 3 Mayıs 2021 at 11:10

      Canım Pelinim çok çok teşekkür ederim. Ne kadar mutlu ediyor yorumların 🤗 Ve ne kadar hayranım doğuma bu kadar az kalmışken her şeye yetişebiliyor olmana. Sağlıkla kucağına al Denizimizi kuzum 🙏🏻
       
      İyi ki varsın güzelliğim ❤️

    Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan