Düşün Durağı

Ouroboros | Sonsuz Döngünün Kadim Sembolü | 1

8 Şubat 2025

Yazı: Ouroboros | Sonsuz Döngünün Kadim Sembolü | Yazan: Meftun Eda Cebeci

 

İndeks

Mitolojide Yılan | Bölüm 1
Semitik Dinlerde Yılan | Bölüm 2
Nietzsche’nin Bengi Dönüş Düşüncesi | Bölüm 3

 

1. Bölüm – Mitolojide Yılan

 

Evrende, sınırsız bir boşluğun ortasında sonsuz defadır dönmekte olan Ouroboros, bu dönüşün bir anında kendisiyle konuşmaya başlar. Her parçanın varoluşun farklı bir yönünü temsil ettiği bu monolog, yılanın kendi parçalarıyla konuşmasıyla bir diyaloğa dönüşür.


– Ouroboros: Sonsuz defadır dönüp durmaktayım. Peki başlangıç nerede? Bir son var mı?

– Kuyruk: Ben başlangıcım. Beni ısırmak, yaratılışı başlatmaktır.

– Ouroboros şakınlık içerisinde sorar: Başlangıç sen misin? İyi de sen sondasın!

– Kuyruk: Sonsuz bir döngünün içinde “Ben sonum” ya da “Başlangıcım” demenin hayretinde değil de benim ne dediğimin şaşkınlığı içerisinde misin?

– Ouroboros: Doğru söylüyorsun. O hâlde sen ne başlangıçsın ne de son… Ben ne başlangıcım ne de son… Her şey yalnızca bir döngüden ibaret.

– Kuyruk: Bittiğinde yeniden başlar ve başladığında yeniden bitene kadar döner; sonsuz defa!

– Uğultulu bir sesle devreye girer karın: Ben buradayım, tam ortada! Bu döngüde senin varlığını taşımaktayım. Sen her ısırdığında beni yok ediyorsun!

– Ouroboros: Bu doğru ama tüketmeden yeniden doğamam. Başı, sonu, ortası… Birbiri ardı sıra ve yeniden. Bu oluş bana beni, özümü getirmekte ebediyen!

– Karın şaşkınlıkla sorar: Öz mü o da nedir?”

– Kuyruk: Her bir defa yeniden yarattığındır. Ne yaratıyorsan özün odur.

– Baş devreye girer aniden: İyi ama her defasında kendini yaratıyor, aynıyı tekrarlıyoruz. Nasıl olacak o?

– Ouroboros: Yani varoluşun bu sonsuz dönüşünde, sonsuz defa yeniden dönerken tekrar tekrar yaratmaya devam edeceğim kendimi. Her bir ısırık, bir yıkıma değil, armağana dönüşecek. Böylece kendimi yok etmeyecek, dönüştüreceğim. Kendi kendimi yıkarken çektiğim acı, yeniden kendimi inşa ederken beni daha da bilge yapacak.

– Karın: Peki bunun anlamı ne?

– Kuyruk: Bu yolculuğun kendisini anlamdır. Yediğin her bir lokma daima ilk lokmadır ve aynı zamanda da son ısırıktır. Bunu bilir ve buna sarılırsın.


Ve işte böyle başladı hayret çağı…

Her gün aynı güne uyandığınızı ve sonsuz bir döngüde aynı hayatı yeniden yaşadığınızı düşünün. Böyle bir koşulda yaşamı nasıl anlamlandırırdınız? Bu derin soruya bir virgül koyarak sizinle sorunun cevabına dair ipuçları toplayacağımız bir yolculuğa çıkalım.


Yazı: Ouroboros | Sonsuz Döngünün Kadim Sembolü | Yazan: Meftun Eda Cebeci

 

Mitolojik Olarak Yılan Figürü

 
Mitler, toplumların ve kültürlerin yaşamı anlamlandırma çabalarının bilinçdışı ürünleridir. Doğal gözlemler, yaşanan olaylar ve değişen koşullar mitleri sürekli bir değişim ve etkileşime maruz bırakmıştır. Bugün bilim ve teknoloji çağının getirdiği bilgi birikimi olmasaydı belki bizler de hâlâ kendi mitlerimizi oluşturmaya devam ediyor olurduk. Mitlerin insanın doğayı ve kendini anlama çabası bakımından bilim ve felsefenin çıkış noktasında altın niteliğinde bir değere sahip olduğunu da eklemeliyiz.

Mitler, oluştukları dönemde insanlara başka yollarla anlatılamayacak olan durumların simgesel ve öyküsel yöntemle anlatılabilmesi bakımından hem araç hem de kaynak görevi görmüşlerdir. Tabii bunun bilinçli değil, kendiliğinden gelişen bir süreç olduğunu da unutmamak gerekir. Sembollerin yanına dini törenler, ritüeller, müzik, büyü, drama, öykü ve söylencelerin eklenmesi zamanla mitlerin nesilden nesle aktarılmasını sağlamıştır. Böylece sönüp gitmeyecek, coşkulu, sansasyonel ve daima gerilimi tetikleyen nitelikleriyle mitler, ilgi çekici özelliklerini korumayı başarmışlardır.

Geriye dönüp baktığımızda bu gerilimi yansıtan, toplumları çatışma unsurlarıyla etkileyen belki de en temel figürlerden biri de yılan sembolüdür. Tarih boyu toprak, su ve ateşle ilişkilendirilen yılan, hemen hemen tüm kültürlerde farklı açılardan anlam kazanmıştır. Yeraltı ile bağlantısı, uzun ömürlü oluşu, deri değiştirme ve yenilenme özelliği gibi ilgi çekici yönleri bulunan yılan, pek çok anlatının ana kahramanıdır.

Burada sizlerden durup bir nefes alarak yılan figürünün sizde uyandırdığı imajı düşünmenizi istiyorum… Gözünüzü kapattığınızda nasıl bir yılan beliriyor karşınızda? Ne renk? Nasıl bakıyor?

Antropomorfik açıdan yılanın bendeki imajı, yerde hızlıca kayarak hareket etmesi bakımından “sinsi”, kısık gözleri ve zehirli olabilme potansiyeli bakımından “tehlikeli” ve kendini yenileyebiliyor olması bakımından “saygıdeğer” ve “hayret uyandırıcı”.


Peki eski çağlarda toplumlar yılan figürüne nasıl yaklaşmışlar?

Gelin birkaç örnekle inceleyelim.

⺒ Sümer ve Babil’de Yılan

Sümer metinlerinde yılan, doğurganlık ile ilişkilendirilmiş ve “yaşamın başlangıcı” gibi önemli bir rol üstlenmiş. Hem doğum ve yaşamla hem de ölüm ve son ile bağdaştırılmış. Yılanın bu düalist yapısı Sümerlerde olduğu gibi pek çok kültür ve anlayışta ortaya çıkıyor. Belki de insan, -bilinçdışı bir şekilde- kendindeki doğum-ölüm, yaşam-son, iyi-kötü vb. ikili yaşantıları yılanda da görmesi bakımından onu mitlerde baş figürlerden biri olarak seçmiştir.

Gılgamış ve YılanSümer ve Babil’e doğru gittiğimizde yılanın konu edildiği en ünlü hikâye sonsuzluk bitkisinin bir yılan tarafından Gılgamış’tan çalınmasıdır.

Gılgamış, destanın on birinci bölümünde, ölümsüzlük arzusuyla ve onu bulabilme umuduyla yola çıkar. Yolculukta yanına ulaştığı Utnapiştim ise ona ölümsüzlüğün mümkün olmadığını fakat gençleştirme özelliğine sahip bir bitkinin var olduğunu söyler. Bu bitki denizin dibindedir.

Gılgamış denizin dibine iner ve bitkiyi çıkarır. Bu sırada gençlik bitkisinin kokusunu duyan yılan bitkiyi kapar ve kaçırır. Gılgamış’ın arkadaşı Enkidu’nun ölümünü kabul etmeyerek ölümsüzlüğü araması ilâhî emirlere karşı gelmek gibi yorumlandığından, yılanın otu alıp kaçması “ilâhî adalet” olarak görülür. Dolayısıyla yılan hem Gılgamış’a ölümlü olduğunu hatırlatır hem de deri değiştirme ve yenilenme becerisiyle bu döngüye sahip olan bir canlıya dönüşür.


⺒ Antik Yunan’da Yılan

Antik Yunan’a konuk olduğumuzda da yılanın pek çok anlatıda baş rol olduğunu görürüz. Yunan mitolojisinde sıklıkla konu edilen yılan, doğurganlıktan kahramanların ataları olma özelliğine kadar pek çok nitelikte karşımıza çıkmaktadır. Özellikle sağlıkla olan bağlantısının ise son derece merak uyandırıcı olduğunu söyleyebiliriz.

Yılanlardan oluşan saçlarıyla bilinen Medusa’nın zehri ve panzehiri bir arada tutması, yaşam ve ölümün bir aradalığını gösterir.

Medusa | Yunan MitolojisiMedusa, Pallas Athena tapınağında Poseidon’la birlikte olunca —Athena, yaşananları karşılıklı rızaya dayanan bir eylem gibi yargılasa da aslında Poseidon, Medusa’ya tecavüz etmiştir— bir de güzelliği ve dalgalı saçlarıyla Athena tarafından kıskanılınca, yine Athena tarafından güzelliği elinden alınmış ve hayranlık uyandıran saçlarının yerini yılanlar almıştır.

Bu yıllanlar sayesinde göz göze geldiği kişiyi taşa çevirme gücü elde eden Medusa sonunda Perseus tarafından yok edilir. Athena, Medusa’dan akan kanı toplayarak Asklepios’a teslim eder. Sağdaki damardan akan kan zehirli, soldaki damarlardan akan kan tedavi edicidir. Böylece iyi ve kötü, yaşam ve ölüm yılanın bünyesinde beraber bulunuyor olur.

Bu anlatıda bahsi geçen Asklepios’a da göz kırpmadan geçmeyelim.

Efsaneye göre, Asklepios’a hekimlik sanatını öğreten Kheiron doğanın içinde yaşayan, doğanın sırlarını çözmüş bir varlıktır. Asklepios, Kheiron’dan, büyülü ilaçları, reçeteleri ve ameliyat tekniklerini öğrenmiştir. Bir süre sonra kendini iyice geliştiren Asklepios, ölüleri de diriltmeye başlamıştır. Tabii ki bu durum Zeus’un öfkesine neden olmuştur. Zeus bu öfkeyle onu yok etmiştir. Öldürülen Asklepios daha sonrasında yine Zeus tarafından -kararını değiştirmiş olacak ki- tıp tanrısı unvanıyla ödüllendirilmiştir. Asklepios adına birçok kült ve tedavi merkezi inşa edilmiştir. Asklepionların (sağlık merkezlerinin) giriş kapısı üzerinde “Buraya ölümün girmesi yasaktır” yazısının yazılması da oldukça ilgi çekici.

★ Yılan, Yunan mitolojisinde “Caduceus (Kadüse)” adı verilen bir asaya sarılı olarak görülür. Bu durum anlattığımız hikâyeden ileri gelmekte ve sembol günümüzde de pek çok tıp merkezinin ve sağlık kuruluşunun ambleminde yer almaktadır.


⺒ Türk mitolojisinde Yılan

Gelelim benim için de merak sebebi olan Türk mitolojisinde yılanın nerede yer aldığı konusuna. Tahmin edilenin aksine Türkler açısından yılan çok da temel bir mitolojik sembol değildir. Yine de bazı Şamanist unsurlar ve evrenin yaratımı konusunda karşımıza çıktığını görmekteyiz. Örneğin; yaratılış ile ilişkilendirilen ejder, bir yılanın uzun süre yaşadıktan sonra dönüştüğü yaratık olarak tasvir edilir. Yılan, ejder gibi hayvanlar bu tür anlatılarda yeraltında ya da suların altında yaşar.

★ Su kültüne olan bu bağlılık, kaostan kozmosun doğuşunu simgeler ve kuyruğunu ısırarak dairesel bir döngüye giren yılanın sonsuzluk simgesi hâline gelmesiyle derin bir anlam kazanır.

Erlik ve Yılan | Türk MitolojisiYılan, aynı zamanda Türk Şamanizm’inde şeytanla eş değer bir unsurdur. Burada ak renk Gök Tanrı’ya, kara renk de yeraltı tanrısı Erlik’e karşılık gelir.

Erlik, insanı yoldan çıkarmasıyla, kandırmasıyla bilinir. Gücünün göstergesi olarak elinde bir de yılan tutar. Yer altının hâkimi olan Erlik, yaşadığı yer olarak ana rahmini andıran karanlık yeraltıyla anne arketipinin olumsuz yanını da temsil eder. Çünkü Türk mitolojisinde ve Türk Şamanizm’inde yılan aynı zamanda şaman için tedavi amaçlı da kullanılan şifalı güçlere sahiptir. Bu özellikleriyle yılan annenin koruyan ve iyileştirici güçlerine karşılık gelir. Bu da yine yılan sembolünün Türk mitolojisinde de düalist bir kavram olarak tahayyül edildiğini gösteriyor. Bu nedenle, Erlik’in elinde tuttuğu yılan sadece gücünün değil, aynı zamanda bilgiye ve kadim sırra erişimin de bir sembolüdür. Türk destanlarında ve Şaman dualarında, yılan kimi zaman ruhları yeraltı dünyasına götüren bir kılavuz olarak da tasvir edilir, bu da onun hem bir aracı hem de bir eşik bekçisi olduğuna işaret eder.


⺒ İskandinav mitolojisinde Yılan

Vikinglerde ise yılanın konumu Türk mitolojisindeki gibi dolaylı yoldan karşılık bulmaz. Ölümlülerin yaşadığı dünya olan Midgard’ın (Miðgarðr) betimlemelerinde ve “Tanrıların Alacakaranlığı” olan Ragnarök’te (Ragnarøkkr) önemli rollerinin olduğu görülür.

Viking Mitolojisi’nin temel metinleri olan Eddalar, yılanlar konusunda bilgi edinmek için temel kaynaklardır.

Vikinglere göre dünya düz, ve daireseldir. Bu dünyanın etrafı sularla kaplıdır ve içerisinde de Jörmungandr isimli dev bir yılan yatmaktadır. Jörmungandr, ürkütücü ve güçlü bir varlıktır. Onun çevrelediği dünyanın dışına kimse çıkmak istemez.

Thor ve JörmungandrBu dev yılan, Odin’in oğlu Thor ile iki kez savaşır. Son seferinde tanrıların ahir zamanı (kıyameti) Ragnarök’te, denizler karaya vurduğunda, iki dev güç karşı karşıya gelir. Thor, Jörmungandr’ın canını alıp uzaklaşsa da yılanın yaydığı zehir ile kendisi de canından olur. Böylece aralarındaki bu mücâdele ikisinin de ölümüyle son bulur.

★ Thor’un ancak bir yılan tarafından öldürülebildiği sonucuyla, yılanın Viking mitolojisindeki betimlemelerinin gücü temsil ettiğini görebiliriz. Bu durum, yılanın yalnızca kaosun ve yıkımın sembolü olmadığını, aynı zamanda tanrılar dâhil herkesin boyun eğmek zorunda olduğu kozmik bir dengenin temsilcisi olduğunu da gösterir. Jörmungandr’ın, Midgard’ı çevreleyen devasa gövdesiyle dünyanın sınırlarını çizmesi, onun yalnızca bir düşman değil, aynı zamanda düzenin de bir parçası olduğuna işaret eder. Böylece yılan, İskandinav mitolojisinde hem bir son hem de yeni bir başlangıcın habercisi olarak karşımıza çıkar.


Bu arada zihinlerinizden taşan bir sesi duyar gibiyim: “Şahmeran? O nerede peki?”

Öyleyse bu çok bilinen, üzerine kitaplar yazılmış, film ve dizilere ilham olmuş efsaneyi de analım.

Belden üstü insan, belden aşağısı yılandır Şahmeran’ın. Hiç yaşlanmamaktadır. Farsça bir tamlama olan Şah-ı Mârân, “Yılanlar Şahı” demektir.

ŞahmeranHastaları iyileştirir, bilgelik ve şifa dağıtır. Kimi mitlerde eti kimi mitlerde sütü şifa kaynağı olan Şahmeran, doğurganlık ve bereketle özdeşleşmiştir. Sütün ya da etin kişiyi hayata yeniden döndürme özelliği bakımından kendini yenileyebilen yılan, böylece doğurgan ve ölümsüz olarak anlamlandırılır.

Anadolu’nun kadim halkları arasında Şahmeran, yalnızca bir efsane değil, aynı zamanda gizli bilgeliğin ve kadim sırların taşıyıcısı olarak kabul edilmiştir. Mağaralarda saklı yaşayan ve insanlardan uzak duran bu mitolojik varlık, kendisine ihanet edilmediği sürece bilgeliğini paylaşan, şefkatli bir figürdür. Ancak, onunla temas edenler ya büyük bir dönüşüm geçirir ya da kaderin kaçınılmaz ağına takılır.

Kimi anlatılarda, Şahmeran’ın ölümüyle insanlık şifa bulurken, kimi versiyonlarda ise onun yok oluşu, bilgelikten uzaklaşmanın ve yozlaşmanın başlangıcı olarak görülür.


⺒ Hint mitolojisinde Yılan

NagalarŞahmeran tasvirinden hızlıca tıpkı onun gibi insan yüzlü, yılan kuyruklu yaratıklar şeklinde betimlenen Nagalar’a, Hint mitolojisine gidelim. Onlar da -diğer anlatılarda ortak bir özellik olarak- tedavi edici ve şifa verici yaratıklar olarak bilinirler.

Nagalar, başını havaya kaldırdığında şişen kobra yılanının mitleştirilmesiyle ortaya çıkan, insan yüzlü ve yılan kuyruklu yaratıklar olarak betimlenmektedir.

Ananta adı verilen Naga, şişmiş boynuyla dünyayı korurken, Patala adlı Naga ise sulak bölgelerde yaşar ve buraların koruyucusudur.

Yılanlar, su kaynaklarını kontrol ederler, ölümsüzlük ve sağlık kaynaklarının hâkimidirler. Yılan demek, yaşam, bereket ve ölümsüzlük demektir.


★ Ve şimdi en can alıcı noktaya geldik. Buraya kadarki sabrınız için teşekkür ediyorum öncelikle! Anlatımızın başında Ouroboros ve onun sonsuz döngüsüne kulak misafiri olmuştuk.

Ouroboros adının etimolojik kökenine baktığımızda, Antik Yunanca “οὐροβόρος” kelimesi karşımıza çıkmaktadır. Burada “kuyruğunu yiyen/kuyruğunu öldüren” gibi bir anlam bulunmaktadır.


⺒ Mısır mitolojisinde Yılan

Yazı: Ouroboros | Sonsuz Döngünün Kadim Sembolü | Yazan: Meftun Eda Cebeci | Uraeus - Güneşin Koruyucu YılanıŞaşırmayacağınızı tahmin ederek sizlere Eski Mısır’ı işaret etmek istiyorum. Tahmin edersiniz ki yılan, orada da sıkça rastladığımız bir figür.

Eski Mısır’da deri değiştirme özelliğiyle yılanlar sonsuz yenilenmenin ve kutsallığın sembolü hâline gelmişlerdir. Yavrularını tehdit eden her şeye zehrini akıtmasıyla anılan yılan figürü, dişi tanrısallığının önemli bir tasviridir.

Uraeus (veya Uraios) adlı yılan, kral ve kraliçeleri korurken aynı zamanda bilgeliğin temsilcisidir. Gücünü Güneş Tanrısı Ra’dan alır. Zamanla firavunların egemenliğini temsil eden bir simgeye dönüşen yılan, aynı zamanda Eski Mısır’da bereketin, bol hasadın ve yenilenmenin sembolüdür.

Mısırlılara ait olan Ölüler Kitabı’nda ölülerin yeniden doğabilmek adına yılan olmak için yakarışta bulundukları anlatılır. Hermopolis mitinde ise yılan, yaratıcı unsur olarak görülürken, “Büyülü Ada” mitinde bir kahraman olarak anlatılmaktadır.

★ Bunlara ek olarak “tıp” kelimesi Teb (Thebai) şehrinden gelir ve bu şehrin ana totemi de yılandır. Burası Eski Mısır’da en önemli sağlık merkezleri arasındadır. Böylece Yunan mitolojisinde olduğu gibi burada da sağlık ve yılan arasında bir bağlantı kurulduğu görülmektedir.


Yazı: Ouroboros | Sonsuz Döngünün Kadim Sembolü | Yazan: Meftun Eda Cebeci

Ouroboros

Eski Mısır mitlerinde bu yazımızın da kahramanı olan Ouroboros figürü kendi kuyruğunu yiyen daire biçimli bir yılan şeklinde karşımıza çıkar.

Mehen adı verilen figür, ilk olarak Tutankhamon döneminde, M.Ö. 14. yüzyıl dolaylarında ortaya çıkar. Bu figür bir döngüyü, sonsuzluğu, yeniden yaratımı anlatır. Yılanın kuyruğunu ağzına almasıyla oluşturduğu dairesel biçim onun tamamlandığını gösterir ve bir yandan güneşi sembolize eder. Evrendeki mevsimsel döngüyü sağlayan güneş gibi yılan da yeniden doğuşla bağlantılı olarak varoluşu simgeler.

Yılan önce yaşam gömleğini oluştur, sonra onu ölüm gömleği olarak üzerinden atar ve yaşamı yineler. Böylece o, kendisinde hem yaşamın hayretini hem de dehşetini birlikte var etmiş olur.

İşte başından beri anlattığımız tüm mitlerdeki ve buradaki düalist yapı itibariyle yılan, adeta evrendeki iki büyük karşıtlık olarak yaşam-ölüm, başlangıç-son kavramlarıyla özdeşleşen bir temsile dönüşür.


Ouroboros: Sonsuzluğun ve Yenilenmenin Sembolü

Ouroboros, aynı zamanda Orta Çağ İngiltere’sinde de kendini yenilemeyi temsil eden bir figürdür.

Platon da evrendeki ilk varlığın Ouroboros benzeri, kendi kendini sürekli yiyen bir varlık olduğunu öne sürmüştür. Organlarının, parçalarının hepsi bu yaratığın kendinden meydana gelir.

Simyacılara göre ise bu sembol ölümsüzlük demektir. Bu nedenledir ki onlar, ölümsüzlüğü arayanların “prima materia” (ana madde) olarak insanın kendini incelemeye odaklanması gerektiğini söylerler.

Unutmadan bugün tıp alanında gelinen noktada Ouroboros’un kendi organlarını kendi oluşturabilme yeteneği bakımından embriyonik kök hücrelerin uygun sinyallerle organlara dönüşmesi durumuna benzetilebileceğini de ekleyelim.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Meftun Eda Cebeci
 
 

Kaynakça:

  • Ayyıldız, S. (2023). Mitlerde Yılan: İyi ve Kötünün Değişen Yüzü. Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, (Özel Sayı 1 (Cumhuriyetin 100. Yılına)), 614-628.
  • Kalkan, H., & Deniz, Ö. (2021). Yılan Figürü ve Sembolizm. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 10(3), 2328-2344.
  • Masatoğlu, M., & Özkan, S. (2019). Viking ve Hint mitolojilerinde yılan imgesi. Dini Araştırmalar, 22(56), 391-408.
  • Özgül, E. (2024). Eskiçağ mitolojisinde ve tasvirlerinde “yılan” figürü. Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (34), 991-1026.
  • Sivri, M., & Akbaba, C. (2018). Dünya mitlerinde yılan. Folklor/Edebiyat, 24(96), 53-64.
  • Sümer, N. (2016). Dinsel ve mitolojik bir sembol olarak yılan.

 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

6 YORUMLAR

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 8 Şubat 2025 at 10:54

    Düşün Durağı’na ilk adım…
     
    Mitlerin zamansız döngüsünde bir yılan kıvrılıyor; kuyruğunu ısırıyor ve varoluşu yeniden kuruyor.
     
    Edacığım, bu kadim sembolü dile getirirken yalnızca bir anlatıyı değil, aynı zamanda düşüncenin sonsuz döngüsünü de okuyucuya armağan ediyorsun. Biliyorum ki serinin ilerleyen bölümlerinde yılan sembolünün dinî ve felsefî boyutunu ele alacağın bölümler de olacak. Büyük bir merak ve heyecanla bekliyorum o yazıları da 😁
     
    Veee aramıza hoş geldin canım 🤗 Kaleminden daha nice düşünsel yolculuğa çıkmak dileğiyle…
     
    Kucak dolusu sevgiler ❤️

    • Yanıtla Meftun Eda Cebeci 8 Şubat 2025 at 15:16

      Hoş buldum. Kalemimden dökülenlere yoldaş olman ne güzel Didem abla. Yorumlarını bekliyor olacağım. 🙂

  • Yanıtla Metin Çoban 8 Şubat 2025 at 11:49

    Meftun Eda, öncelikle aramıza hoşgeldin.
     
    Yılan hakkında yazdığın bu yazı, resmen bir başvuru yazısı gibi olmuş. Kadim tarihin, kadim figürü yılanın geçtiği tüm efsaneleri de anlatman hârika.
     
    Ben tüm dünyadaki dinlerin ve felsefi görüşün Gılgameş Destanı’ndan türediğini düşünürüm. Sanki her mit bu efsane üzerine kurulu gibi.
    Ölüm ve yaşam; sonsuz defa varoluş, yenilenme, değişim, iyilik, kötülük—her şeyin başlangıcı bu efsane gibi geliyor. Sen de oradan başlamışsın: Yılanın, yılan otunu çalarak ölümsüzlüğün mümkün olmadığını; gençlik otunun ise yılanda olduğunu… (İlk botoks fikri de bu destanın 11. bölümünden esinlenmiştir 😂😂)
     
    Harika bir yazı eline, kalemine, emeğine sağlık 🙏
     
    Havva’ya elmayı sunan da cennette yaşayan yılandı, Tanrı bu günahı işlediği için Adam ve Havva ile birlikte yılanı da cennetten kovdu. Yerin altında yaşa, sonsuza kadar sürün dedi. 😡

    • Yanıtla Meftun Eda Cebeci 8 Şubat 2025 at 15:11

      Vakit ayırıp okuduğunuz ve yorumladığınız için çok teşekkür ediyorum. Gelecek yazılarda da değerli yorumlarınızı görebilmek dileğiyle. 🙂

  • Yanıtla Funda Kosova 8 Şubat 2025 at 13:14

    Meftun Eda hoş geldin 😊
     
    Mitolojiyi merak edenlere, sıralama bilmeden okuyanlara, yılan deyip geçenlere, okudukça aydınlanacakları, merak ve bilmenin güzelliğini tattıracak bir yazı.
     
    Kalemine sağlık. Kutluyorum 🌸
     
    Sevgiler ❤

    • Yanıtla Meftun Eda Cebeci 8 Şubat 2025 at 15:14

      Hoş buldum. Çok teşekkür ediyorum. 🙂

    Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan