Düşün Durağı

Ouroboros | Sonsuz Döngünün Kadim Sembolü | 2

8 Mart 2025

Yazı: Ouroboros | Sonsuz Döngünün Kadim Sembolü | 2 | Semitik Dinlerde Yılan | Yazan: Meftun Eda Cebeci

 

İndeks

Mitolojide Yılan | Bölüm 1
Semitik Dinlerde Yılan | Bölüm 2
Nietzsche’nin Bengi Dönüş Düşüncesi | Bölüm 3

 

2. Bölüm – Semitik Dinlerde Yılan

 
Mitoslarda yılan figürünün yerine değindiğimiz ilk bölümün ardından, bu bölümde sizleri insanlığın mânevî izlerini sürebileceğimiz yere, semitik dinlere doğru bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Ve bu yolculuğa çıkarken size bir düşünce gemisi bırakıyorum. Seyahatin sonunda varacağımız limanda görüşmek üzere!

İlk Karşılaşma

Üç adam gecenin karanlığında usulca bindiler gemiye. Denize sis ve sessizlik hâkimdi. Ahşap zemindeki ayak sesleri senkronize aşıyordu basamakları. İçlerinden biri aniden dönüp işaret parmağını dudaklarına götürdü ve durmalarını istedi. Elindeki fenerin yanıp sönen ışığını yere doğrulttu. Zeminde hızla, kıvrılarak ilerleyen siyah bir silüet aniden ahşap sandıkların arkasında kayboldu. İrice olan, korku dolu o ilk bakışla diğerlerine döndü ve ağzına götürdüğü elini ısırdı. “Yı-yılan mı o? Onu yakalamalıyız hemen! Uğursuzluk getirir!”

En yaşlı olanları sözcükleri ardı arkasına fırlatmaya başladı ivedilikle: “O yalnızca bir hayvandır. Saklanır ve pisliğinde yaşar. İşimize bakalım.” Sonuncusu ise tek kaşını kaldırıp birkaç saniye düşündükten sonra ağzını araladı: “O bilge bir hayvandır. Yılanı takip etmeliyiz. Yakınımızda olması iyi!”

Üç adam gemiye yerleşmiş, gemi limandan çoktan ayrılmış ve gün, yüzünü çoktan göstermeye başlamıştı. Denizin durgun ama havanın serin oluşu, yeni ve sancılı bir başlangıcı andırıyordu adeta. Geminin güvertesinde üzerlerindeki pespaye bez parçasıyla kıvrılmış hâlde yatan üç adamdan irice olanı, geceden beri göğsünde ara sıra belirip kaybolan bir ağrı hissediyordu. Yavaşça doğrularak ayağa kalktı. Elini kalbine doğru götürüp hafifçe bastırdı. Hafif de topallayarak geminin uç kısmına doğru yürüdü. Çok acıkmıştı. Kıyafetinin içindeki yemek torbasına uzandı. Birkaç defa hızlıca yokladı ve üçüncü seferde keseyi kavrayıp dışarı çıkardı. Tam ilk lokmasını ağzına doğru götürdüğü peksimeti iştahla mideye indirecekken fısıltıyla karışık, kulakta efsunlu bir iz bırakan o keskin sesi işitti. Aniden yere doğru baktı. Dehşete kapılması ile korkuluklara çarpması bir oldu. Elindeki peksimetler irili ufaklı parçalar ve toz zerreleriyle birlikte denizin nazlı sularına doğru süzüldü. Efsunlu yaratık ise kıvrak bedeni ve olağanüstü soğukkanlılığıyla geldiği yere geri döndü.

✡️ Yılan anlatıları yalnızca mitoslarda değil aynı zamanda inanç sistemlerinde de sıkça konu edilmiştir.

Özellikle yaratılış ile ilgili olay betimlemelerinde yılan, baştan çıkarıcı ve şeytani bir varlık olarak görülür. Nitekim semitik dinlerden biri olan Yahudilikte yılan figürü büyük öneme sahiptir. Eski Ahit’te yılanla ilgili anlatılar bulunur.

Örneğin; Tanrı Yehova, Aden’de bir bahçe yaratıp onun ortasında iyiyle kötüyü bilme ağacını yükseltir. Tanrı, Âdem’i topraktan, Havva’yı ise onun kaburga kemiğinden yaratmış ve onlara bu bilgelik ağacının meyvesinden yemeyi yasaklamıştır. Tanrı onlara bu ağaçtan meyve yemeleri durumunda anında öleceklerini söylemiştir. (Yaratılış, 2: 8-22)

Yaratılmış en kurnaz ve vahşi hayvan olarak tasvir edilen yılan, Havva’nın bilgelik ağacının meyvesinden yemesi için onu türlü sözlerle kandırır. Havva’ya bu ağacın meyvesinden yerlerse Tanrı gibi bilge olacaklarını söyleyen yılan en nihâyetinde amacına ulaşır. Oyuna gelen Havva, ağacın meyvesinden önce kendi yer, daha sonra eşine de yedirir. Böylece ikisinin de gözleri açılır. Aden’de çıplak dolaşan ama bünyelerinde utanma duygusu barındırmayan çift, çıplak olduklarını fark edince mahrem yerlerini örtmeye girişir. Tanrı, onları çıplak olarak görüp onları sorguladığında Âdem karısını, Havva da yılanı suçlar. Durumu gören Tanrı, yılanı hayvanların en lanetlisi ilan eder ve ona hayatı boyunca toprakla beslenme ve toprakta karnı üzerinde sürünme cezası verir. Âdem ve Havva’ya gelinceyse, kadını doğum sancısı çekmekle, adamı ise yaşadığı süre boyunca devamlı çalışıp alın teri dökecek olmakla cezalandırır. (Yaratılış, 3: 1-19)


Görüldüğü gibi yılan, Eski Ahit’in bu bölümünde negatif yönleriyle ön plana çıkmaktadır.

Havva, Yılan, Elma, Âdem

Yılan Âdem ve Havva’nın saflığından faydalanarak onları aldatan, yoldan çıkaran kurnaz bir hayvandır. Tanrı ile insan arasında sorun çıkaran bu hayvan ilk insanların cennetten kovulmalarına neden olmuştur. İnsan şimdi yılan nedeniyle ölümlüdür ve artık gözü açıldığı için iyi ve kötü gibi kavramları bilmektedir.

Bu anlatılarda yılanın baştan çıkarıcılığı, Havva’nın da şehvet yoluyla Adem’i kandırması büyük bir günah işlenmesine yol açmıştır. Buradan yola çıkarak da Yahudilik kültür ve inanışında yılanın aldatma kavramıyla özdeşleştiği söylenebilir.


Yahudilikteki bu yaratılış anlatısını okurken benim aklıma gelen ilk soru, “aldatıcı” rolünü üstlenen hayvanın neden yılan olduğu sorusu oldu. Fakat Tanrı’nın cezasından sonra toprakla beslenme ve toprakta karnı üstünde sürünme cezasının ona verdiğini düşünecek olursak bu sorunun net bir cevabını bulmak oldukça zor. En nihâyetinden anlatı öncesi yılan ile ilgili detaylı bir görsel betimleme bulunmuyor.

Pek çok mitte doğurganlık, yeniden doğuş, şifa gibi pozitif anlamlara gelen yılanın dinlerde negatif yönlerinin ağır basması da dikkate değer bir durum. Fakat yine de olumsuz yönlere ek olarak Eski Ahit’in bazı bölümlerinde olumlu anlatımlar da bulunmaktadır.

Mesela Musa peygamberin, İsrailoğullarını Firavun’dan kurtarmak için yılanı bir mucize aracı olarak kullandığını görürüz. Tanrı, Musa’ya elindeki asayı yere atmasını istediğinde ve Musa asayı yere attığında değnek bir yılana dönüşür. Musa, korkuyla yılanı kuyruğundan yakaladığında yılan tekrar asaya dönüşür. Bu deneyimi ona yaşatan Tanrı, Musa’ya yılan mûcizesini bahşetmiş ve ataları İbrahim, İshak ve Yakup gibi insanları ikna etmeyi öğrenmesini sağlamıştır. Yılan korkutucu, tedirgin edici özelliğiyle Musa’ya yardım edecektir. (Mısır’dan Çıkış, 4: 1-5)

Bir başka bölümde ise yılan, Musa’ya yardım eden hayvan olarak konumlanır. Musa ile Mısır’dan çıkan İsrailoğulları, çok yorulup susadıklarını söyleyerek Musa’ya yakınırlar. Bunun üzerine Tanrı, Musa’dan Horev Dağı üzerinde bir kayaya değneğini (yılana dönüşebilen) vurmasını söyler. Musa kayaya asası ile vurunca kayadan su çıkar ve herkes susuzluğunu giderir. (Mısır’dan Çıkış, 17: 1-7)

Biraz zaman sonra İsrailoğulları yeniden aç ve susuz kalınca tekrar yakınmaya başlarlar. Bu defa Tanrı, yılanı önce korku verme ve cezalandırma amacıyla sonra da sağaltma aracı olarak kullanır. Anlatıya göre Tanrı burada İsrailoğulları üzerine zehirli yılanlar gönderir. Bu zehirli yılanlar çoğunun ölümüne neden olur. Kalanlar ise korku ve dehşet içerisinde Musa’dan kendilerini korumasını isterler. Musa, Tanrı’ya yalvarır ve insanları için ondan yardım ister. Nihâyet Tanrı’nın yönlendirmesiyle tunçtan yapılma bir yılanı direğin üzerine oturtur. Zehirli yılanlar tarafından ısırılanlar, tunçtan yapılma bu yılan heykeline bakınca hemen iyileşmeye başlarlar. (Çölde Sayım, 21: 4-9)

Tunçtan yapılma bu heykeller zamanla “Nehuştan” adlı tapınma nesnelerine dönüşmüş, ciddi önem arz etmiş ve onlar adına çeşitli ritüeller düzenlenmiştir. Fakat Eski Ahit’te yer alan bilgiye göre Kral Hezekiah, bütün tapınma yerlerini, dikili taşları ve Nehuştan adlı heykelleri parçalatıp ortadan kaldırınca yılan tapınma izleri zamanla İsrailoğulları arasında silinip gitmiştir. (2. Krallar, 18: 4)


Engerek, Kobra...

Dolaylı yoldan ya da panzehir olarak yorumlanması bana göre daha doğru olsa da burada yılan figürünün mitlerdeki gibi iyileştirici yönünün vurgulandığını da görmekteyiz.

Musa’nın halkını korumasında bir “araç” görevi görmesinden bahsedersek bu dolaylı yoldan bir koruma özelliğidir. Kendi kendini yeniliyor, tedavi ediyor olması ise “panzehir” çağrışımı yapıyor. Yani yılanın kötülüğünü ortadan kaldıran yine yılanın kendisidir. Buradaki olumlu-olumsuz, iyi-kötü, yaşam-ölüm diyalektiği yılanın kendi bünyesinde barınması bakımından tıpkı mitlerdeki kendini yiyen ve kendinden yeniden doğan yılan tasviri ile direkt olmasa da düşünsel bağlamda buluşturulabilir.

Özetle belirtmek gerekirse, Israel Shahak’ın da ifade ettiği üzere, Yahudilik inancında yılana bakış şöyledir: “En iyi gentile kendini öldürendir, en iyi yılan, beyni dağılmış olandır.” (Shahak, 2004: 140)

Bu inanışta yılan, Tanrı’nın emrine karşı gelerek insanı aldatma görevini üstlenmiştir. Engerek, kobra ve bunların zehirli dilleriyle ilgili benzetmeler Tevrat’ta pek çok yerde geçmektedir.

Yahudilikte yukarıda anlattıklarımıza ek olarak, yılanın kadının regl döneminin başlangıcındaki rolü ile ilgili inançlar da bulunmaktadır. İnanışa göre ilk kadının yılan tarafından baştan çıkarılmasıyla -kadının yılan ile temasa geçmesiyle- âdet görmeye başladığına dair efsaneler bulunur.

Kaçış

Sabahın daha ilk saatlerinde yaşanan tatsız olay nedeniyle son derece gergin ve korku dolu olan adam öfkesini arkadaşlarından çıkarmaya çalışıyordu: “Sizin yüzünüzden oldu! Uğursuzluk getireceğini söylemiştim. Kim bilir yolculuk boyu başımıza neler gelecek!”

Yaşlı olan kayıtsızca cevap verdi: “Size söyledim. Benim için önemli değil. Bir şey olacağını sanmıyorum.”

Ardından sonuncusu konuşmayı nihâyete erdirdi: “Tekrar söylüyorum; o bilge bir hayvandır. Bolluk, bereket getirir. Asıl ona zarar vermek bize uğursuzluk getirir. Onu rahat bırakmalıyız.”

İri adam korku dolu gözlerle atladı yeniden: “Hayır hayır! Benim için konu kapanmıştır. Uğrayacağımız ilk limanda ineceğim gemiden. O lanetli yaratıkla… O iblisle denizin ortasında kalmak istemiyorum daha fazla. Uyuyamam bile. Olmaz!” Ve bu kararın ardından geminin yanaştığı ilk limanda inerek ağzında geveleyip durduğu belli belirsiz sözlerle karanlığın içinde kayboldu.

İki adam bu ilk vedanın ardından yolculuğa devam ediyorlardı. Her konuşmanın sonuncusu, gemide bir yılanla seyahat etmenin onları türlü uğursuzluklardan koruyacak bir bilgelikle donatacağına, böylelikle zorluklarla karşılaşsalar bile kısa sürede bunları aşacaklarına inanıyordu.

Seyahatin ilerleyen günlerinden birinde ilk sınav kapıyı çaldı: Korkunç bir fırtına yaklaşıyordu.

✝️ Şimdi rotamızı Hristiyanlığa çevirelim ve kadim figürümüzün bu dinde nasıl yer edindiğine bakalım!

Yahudilikteki yılan figürü Hıristiyanlıkta da benzer anlamlara gelmektedir. Yeni Ahit’te yer alan “Fakat yılan Havva’yı kurnazlığı ile aldattığı gibi… “ (II. Korintlilere 11:3) cümlesi Yahudilikte yılan konusunda sahip olunan öğretinin Hıristiyanlık için geçerli olduğunu gösterir.


★ Aslında hepsinin kökenine baktığımızda yılan zaten o dönem mitlerinde geçen, dolayısıyla bilinen bir figürdür. Daha önceki kültürlerde –Mezopotamya ve Hititler gibi- sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. (Yazımızın ilk bölümünde bu mitlere ve kültürlere değinmiştik.) Üzerinde önemle durmak gerekir ki yılan figürü hem Yahudilik hem de Hıristiyanlık açısından orijinal değildir. Bu dinlerin içinden çıktıkları Mezopotamya kültürlerinde yaygın olarak kullanılan ve bilinen bir figürdür.


Hıristiyanlıkta yılan hem olumlu hem de olumsuz olarak çift yönlü şekilde karşımıza çıkmaktadır. Hz. İsa ile özdeşleştirilmesi bakımından bilgeliği sembolize eden yılan ve Hz. Havva ile Hz. Âdem’in aldatılarak Cennet’ten kovulmasına yol açan varlık olarak yılan.

İsa’yı sembolize ettiği düşünülen yılan, Nil Nehri’nde yaşayan ufak bir su yılanı Hydrus’tur. Diğer taraftan yani olumsuz nitelikler bakımından ise o, baştan çıkarıcı, sinsi ve kötü niyetlidir. İnsanlığın en büyük günahının işlenmesinde onun payı vardır. Fakat nihâyetinde müjdeci ve kurtarıcı olan İsa çarmıha gerildiğinde başta yılan olmak üzere günaha neden olan bütün unsurlar ortadan kalkmıştır.

Hristiyanlıkta Yılan

Buradan yola çıkarak olumlu tarafı İsa’da bilgelik olarak kendini gösteren yılan, şeytanla bağdaştırılan olumsuz yönüne gālip gelmiştir. Hıristiyanlıkta yılanın çift yönlü yorumları, onun kabuk değiştirerek kendini yenilemesi gibi sonradan anlam değişikliklerine de uğradığını göstermektedir.

Yuhanna İncil’inde haça gerilmiş şekilde duran İsa Mesih imgesi Musa’nın diktiği yılan sarılı sopayla özdeşleştirilir. Bu simgedeki ilk dikilen işaret, İsrail kavminin iman etmek suretiyle yılan sokması sonucu ölümünün engellenmesi; ikinci dikilen işaret ise imanın, yılanın yapılan ilk günahı temizleyerek ruhsal bakımdan ölümsüzlük kazandırması olarak görülür. (Gören, 2014: 12)

★ Böylece yılan, Hıristiyanlar için ilk günahın sebebi olmasının yanı sıra, günahı temizleyen bir varlık olarak inanışta yerini alır.


İncil’de tarif edilen yılan figürüne ve orada saklı olan yılan algısına örnekleriyle bakalım.

İncil’de yer alan ve İsa ile Ferisiler arasında geçen olaylar silsilesine göre İsa, Ferisilerin ikiyüzlülüğünü, görünüşle gerçeklik arasındaki çelişkilerini ve Tanrı’nın sevgisi ile adaletine dair kayıtsızlıklarını kınamıştır. Bu kınama sırasında kullanılan ifadelerden diri şöyledir:

“Yılanlar, engerekler soyu! Cehennem yargısından nasıl kaçıp kurtulacaksınız?” (Luka-11:47-51)

Görüldüğü gibi burada Ferisiler için yapılan yılan benzetmesi, onların tutum ve davranışlarının olumsuzlukları, zarar verici içsel dünyaları üzerine rencide edici bir söylem niteliği taşımaktadır.

Yine bir başka yerde geçen “Ama korkuyorum; olmaya ki yılan Havva’yı hileyle nasıl kandırdıysa, kavram yeteneğiniz de Mesih’e canı yürekten gelen bağlılığınız da yozlaşsın!” sözleriyle Mesih’e olan bağlılığın yozlaşması konusunda duyulan endişe, yılanın baştan çıkarıcı kötücül gücüyle eş değer tutularak ifade edilmiştir.

Gökteki Yengi ve Savaş adlı bölümde anlatılanlar ise şöyle:

Ardından gökte savaş oldu. Mikael ile melekleri ejdere karşı savaştı. Ejder de melekleriyle bir arada savaştı. Ama ejder üstün gelemedi. Artık gökte barınabilecekleri bir yer kalmadı. Koca ejder aşağı fırlatıldı. Tüm yeryüzünü kandıran, adı iblis ve şeytan olan şu eski zamanın yılanı yeryüzüne fırlatıldı. Melekleri de kendisiyle birlikte fırlatıldı. Gökte gür bir ses duydum. Şöyle diyordu: “Artık kurtarış, güç ve hükümranlığın Tanrımıza geçtiği an geldi. Yetki de Mesih’inin oldu. Çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı aşağı fırlatıldı. Tanrımızın katında gece gündüz onları suçlayan… Kuzu’nun kanıyla ve tanıklık ettikleri sözle onu yendiler çünkü ölüme dek canlarını sevmediler. Öyleyse, ey gökler ve orada yaşayanlar, mutlu olun. Yeryüzünün de denizlerin de vay başına! Çünkü iblis, vaktinin kısıtlı olduğunu bilerek kudurgan öfkeyle sizlere geldi. (Gökteki Savaş ve Yengi-7:12)

Burada da görüldüğü gibi yılan yine, savaş, kan, cezalandırma, “tüm yeryüzünü kandıran” vb. sıfatlar eşliğinde dile geliyor.


Şimdi sizleri İncil ya da Hristiyan geleneğinin özünde kaynak niteliğinde yer etmese de yılana dair bu dinin içerisindeki enteresan bir ritüele misafir olmaya davet ediyorum: “Snake Handling” yani “Yılan Tutma”.

Yılan Tutma

Yılan tutma, Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulanan en ilginç dini ritüellerden biridir. 1909’da Tennessee’de başlamış, kırsal kesimdeki karizmatik Protestanların küçük bir kesimi tarafından uygulanan dini bir ayindir.

Kilise ihtiyarları bazen yılanların belirli sınırların ötesine geçmediğinden emin olmak için kilisede devriye gezer. Katılımcıların çoğu ısırılmaz ancak yılan ısırıklarından ölenlerin olduğu da bilinmektedir. Bazı kiliselerde bu uygulamaya zehir içme ve diğer inanç testleri de eşlik etmektedir. Appalachian bölgesindeki kırsal kiliselerin kaygan yılanlarla çalışma konusunda uzun bir geçmişi vardır. Bu uygulamanın kökeni genellikle Tennessee’de yaşayan George Went Hensley’e atfedilir.

Anlatılanlara göre Hensley, 1914’te kiliseden yılanlarla daha fazla ilgilenmesi için resmi olmayan bir onay almıştır. Yıllarca işler yolunda gitmiş ancak 1920’lerin sonlarına doğru kilise bu uygulamadan uzaklaşmıştır. Buna rağmen, yılanı elle tutma veya yakalama Appalachian kiliselerinde ve yakın diğer bölgelerde çoktan yerleşmiş ve yaygınlaşmıştır. Bu ritüel tek başına onun icadı olmasa da konu ile ilgili en çok adı geçen isimlerdendir.

Hensley, 1955 yılında ironik bir şekilde yılan zehirlenmesi nedeniyle ölüyor. Fakat bu uygulama son ermiyor ve çeşitli tarikatlarda devam ediyor.

Peki nedir bu ritüelin dini dayanağı?

Hensley İncil’den şöyle bir referans yapıyor:

İman edenlerde görülecek belirtiler şunlardır: Benim adımla cinleri kovacaklar, yeni dillerle konuşacaklar, yılanları elleriyle tutacaklar. Öldürücü bir zehir içseler bile, zarar görmeyecekler. Ellerini hastaların üzerine koyacaklar ve hastalar iyileşecek. (Markos:16:17-18)

İşte burada anlatılanlardan cesaretle gelişen ve uzun süre uygulanan yılan tutma ritüeli iman etmenin belirtisi olarak bazı Hristiyan tarikatlarında yer edinmiştir. Görüldüğü üzere yalnızca İncil’de ya da diğer kutsal kitaplarda yazılanların birebir kendileri değil, nasıl yorumlandıkları da son derece önemlidir.

İlk Sınav

Gök kendini doğuruyordu sanki… Dakikada bir yeniden ve öfkeyle. Etrafı yer yer aydınlatan, kimi zaman da karanlığı canlandıran ölüm ışıkları gibiydi şimşekler. Sesler yırtıyordu sanki kulakları… Çığlık çığlığa bir gece oluyordu.

Yaşlı adam oradan oraya savrulan geminin kamarasında bir direğe tutunmuş akıbetini düşünüyordu. Yüreği ağzına geliyor fakat yine de yeterince tutunursa bu kıyameti zararsız atlatacakmış gibi bir hisse kapılıyordu.

Sonuncuda korku yoktu. Emindi fırtınadan çıkacaklarından. Yeniden güneşin doğduğunu ve denizin kendi üzerine, kendi sularını örttüğü o dingin hâlini hayal ediyordu. Bitecekti. Biliyordu.
Düşüncelere dalmış, kendilerini sabit tutmaya çalışan adamların gözüne az ileride hızla kayıp geminin diğer ucuna çarpan büyük derin bir sepet ilişti. Kırık kapağının tam ortasındaki kırmızı tokmaklı tutma yeri gecenin git gelli ışığında yanıp sönüyordu.

Son konuşmacı bir an sepetin içinde yiyecek olduğu düşüncesiyle irkildi. İçindekiler zarar görmemeliydi. Hızla kendini o köşeye doğru atıp sepete yapıştı. Kapağı hafif araladığında birkaç parça kumaşa sarılı kuru et ve ekmek gözüne çarptı. Bir de… Tam aşağıda, kumaş parçalarının altında parlayan pullar, simsiyah bir taş… Hayır! Taş değil, kumaş da değil! Adam dehşete kapıldı. Evet yılan oradaydı. Kıpırdamıyordu fakat tüm ihtişamıyla orada derinlikte kıvrılmış yatıyordu. Şimşek ve ardından gök gürültüsü öyle bir anda geldi ki yaratığın keskin, anlam dolu gözleri adamın hayretiyle buluştu. Adam kendini oracıkta bırakıverdi. Dizlerinin bağı çözülmüş, gözlerindeki tüm o ışık şöleni ve kulaklarındaki senfoni kısılarak hiçliğe gömülmüştü…

☪️ Son olarak konuya İslâm çerçevesinden bakacak olursak alacağımız en temel kaynak Kur’an olacaktır.

Kur’an içerik bakımından yılanın sembolik karşılığı konusunda bize pek de bilgi vermemektedir.

Öncelikle yılanın İslâmî kültürlerdeki yerine kısaca bakalım.

Yılanın Arapça’da karşılığı “uzun yaşayan” anlamına gelen “hayye” kelimesidir. Eski çağlardan beri kendini yenileme uzun ömürlü olma gibi özellikleri onun önemli bir varlık olarak görülmesini sağlamıştır. Bu bakımdan İslâm kültüründe mecâzî bir kullanım olarak ömrü uzun insanlara da “hayye” denilmektedir.

Zaman içinde, yılanın yalnızca olumlu yönlerinin değil korkutucu nitelikleri de konuşulur olmuştur. Daha önce de bahsettiğimiz gibi yere yakın, hızlı hareketi ve kısık ama etkileyici gözleriyle “sinsi” nitelikler taşıması yılanın olumsuz özellikleri olarak ortaya çıkmıştır.

İslam kültüründe de Yahudilik inancında olduğu gibi cennetten kovulan İblis’in, Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı cennetten çıkarmak için kullandığı sembol yılan olarak anlatılmıştır. Ancak, bu anlatım direkt olarak Kur’an’da bulunmaz; İslâmî anlatılarda bir motif olarak ortaya çıkar. Bu motifler İslâm halk kültürünün önemli parçalarıdır.

18. yüzyıl tarihçilerinden biri olan Hâkim Seyyid Mehmed Efendi, “Siyer-i Kebir” adlı yapıtında şöyle bir anlatıma yer verir:

…İblis, yılanı ikna etmek için çaba sarf eder ve ona boncuk şeklinde bir cevher verir. Bu cevheri ağzından çıkardığında, “Nerede olursan ol, kendini cennette göreceksin” şeklinde telkinde bulunur. Yılan, bu cevheri ağzına alıp çıkardığında etrafında bir nur ışığı gözlemler ve şaşırır. Sonuç olarak, yılan ikna olur ve İblis’i ağzında gizleyerek cennete taşır. Âdem ile Havva’nın bulunduğu yere yaklaştığında flüt çalmaya başlar. Sesi duyan Âdem ve Havva dinlemeye başlayınca yılan hüzünlenip ağlar. Neden ağladığını sorduklarında, “Size üzülüyorum. Ölüp yok olacaksınız” şeklinde cevap verir.

Âdem ve Havva, ölümün ne olduğunu sorduklarında, yılan onlara ölümü yok oluş olarak tarif eder ve onları yasak ağacın yanına çağırarak, bu ağaçtan yediklerinde ebedi cennette kalacaklarını söyler. Önce Havva, bir tane yer ve bir tane de Âdem’e uzatır. Bu şekilde Âdem ile Havva, tavus ve yılanın desteğiyle cennete giren İblis’in vesvesesine yenik düşerek cennetten çıkarılmalarına neden olan günahı işlemiş olurlar.


Benzer anlatılar çoğaltılabilmekle birlikte bu bağlamda Kur’an’dan ziyade Müslümanların etkileşim içinde olduğu Yahudi kültüründen ve Tevrat’tan alınan bazı bölümlerin İslâmî eserlerde yer edindiği son derece açıktır.

Çöl, Hurma Ağacı, Yılan

Kur’an’ı Kerim’de yılan, Neml suresi 10. ayette “cânn”; Tâha suresi 20. ayette “hayye”; A’raf suresi 107 ve Şuara, 32. ayette “sü’bân” kelimeleri ile zikredilmektedir. Bu dört ayette de Musa’nın asasını yere atması ile asanın nasıl yılana dönüştüğü anlatılıyor.

Kur’an’da yer alan Taha ve Neml surelerindeki anlatıma göre Hz. Musa, Tuva denilen yerde bir ateş gördükten sonra ailesinden izin alarak oraya gider. Ateşe yaklaşan Hz. Musa, Allah’ın kendisine seslenmesiyle ayakkabısını çıkarıp bu kutsal yere çıplak ayakla basar. Allah, Hz. Musa’ya peygamber seçildiğini söyleyerek ona insanları uyarması için birtakım emir ve yasaklar verir. Hz. Musa’nın yaslandığı değneği yere atmasını isteyen Allah, onu bir yılana çevirir. Ayrıca Hz. Musa elini koynuna koyduğunda kolunun bembeyaz kesildiğini görür.

Allah, Hz. Musa’dan bu iki mucizeyi Firavun’a karşı bir ikna aracı olarak kullanmasını ister. Çünkü Firavun, azgınlığa düşmüş ve söz dinlemez bir hale gelmiştir. Bunun üzerine Hz. Musa, kardeşi Harun’u da yanına yardımcı alarak ikna etmek için Firavun’un yanına gider. (Taha, 20: 9-37; Neml, 27: 6-13)

Oraya varınca Hz. Musa, değneğini yere atar ve o değnek, Firavun’un sihirbazlarının gösterdiği bütün sihirleri yutar. Hz. Musa’nın gösterdiği mucize, Firavun’un yanındakilerini ikna etse de Firavun’un kendisini ikna etmez. Firavun aynı azgınlıklara devam eder. Burada yılanın rolü iyi bir amaç için mucize aracı olmasıdır. Fakat bu araç istenilen neticeyi doğurmaz. (Taha, 20: 65-70; Araf, 7: 105-120; Şuara, 26: 29-34; Kassas, 28: 30-3)


İstanbul’un fethiyle ilgili anlatılarda dahi yılanın etkisi ve Müslümanlara şans getirdiğinden bahsedilir.

Bu anlatıya göre; yuvasından çıkan bir yılan, kartal tarafından yakalanır. Yılan, kendisini yakalayan kartaldan kurtulmak için onun boğazını sıkar. Bu sırada imparator ve askerleri havada boğuşmakta olan yılan ve kartalı görünce dikkat kesilirler. Giderek daha da yükselen kartal bir süre sonra yılanı ilk yakaladığı yere doğru düşer. Yılan, boğuştuğu kartalı böylelikle yenmiş olur.

Bu mücâdeleyi izleyenler koşup kartalı kurtarır ve yılanı öldürürler. Olaya şahitlik eden ve çok korkan imparator, bilginlere ve kâhinlere bunun ne anlama gelebileceğini sorar. Onlar da ileride İstanbul için “Yedi Tepeli Şehir” denileceğini ve buranın yeryüzündeki diğer şehirlerden daha şanlı olacağını ama iki denizin arasında kalması nedeniyle bir o yana bir bu yana savrulacağını söylerler.

Böylelikle kartal Hıristiyanların, yılan da Müslümanların simgesi durumuna gelir. Yılanın kartalı yenmesinin, Müslümanların Hıristiyanları yeneceği anlamına geldiği belirtilir. Yılanın, kartalı yenmesine rağmen olayı izleyenler tarafından öldürülmesi ve kartalın kurtarılması ise Hıristiyanların Müslümanları yeniden yenip “Yedi Tepeli Şehri” alacaklarına yorumlanır. (Yöndemli, 2006: 196-197)


Görüldüğü gibi İslâm kültüründe yılan hakkındaki -Kur’an temelli olmasa da- dini öğretiler ve kulaktan kulağa aktarılarak gelen pek çok anlatı mevcuttur. Bu anlatıların toplumları etkileyen deneyimlerle ve inancın Kur’an temelli dayanaklarıyla şekillendiğini de unutmamak gerekir.

Kültürün önemli bir unsuru da dindir ve din, yalnızca insanın yaratıcı ile değil doğal ve sosyal çevresiyle olan tüm bağlarını da anlamlandırır. Bu nedenle yılan gibi pek çok kadim sembol dini anlatılarda başrol olmasa bile mutlaka temsil ettikleri anlam bakımından değer kazanmışlardır.

Veda Zamanı

Kaç saat geçtiği belirsiz, fırtına dindi. Gök yeniden acıdı tüm insanlığa. Deniz yeniden inzivaya çekildi ve güneş lütfetti yeniden. Yakın bir limanda durdu yeniden gemi. Bu defa son sözcü indi limandan. Elinde derin, büyük, tokmaklı yemek sepeti ve içinde bilge yılan. Bu konuda haklı çıkmıştı. O büyük kıyametin ortasında yılan büyük bir mesaj vermiş, ona sepeti fark ettirmiş ve yiyeceklerin kurtarılmasını sağlamıştı. Ve eğer gemi fırtınadan sonra bu limanda durduysa tüm bu olanlar da yılanın onu bu limana ulaştırmaya çalışmasıyla alakalıydı. Yılan, bu limanı onun için seçmişti. Buradan sonra yola devam etmemeliydi. Burada gemiden ayrılmalıydı.

Son kalan yaşlı adam oldu. O yolculuğa devam etti. Başlangıçta yılan vardı ve onun için önemli değildi. Şimdi yılan yoktu ve yine onun için önemli değildi. Yılan onu ne bir yere götürmüş ne de onu bir yerden alıkoymuştu. Ufka baktı ve derin bir nefes aldı. Yol uzundu.

Mistik ve Sembolik Bir Yolculuk

Ve nihâyet hepimiz bazı limanlara vardık.

Kimimiz ilk limanda indi, kimimiz kendi limanını seçti, kimimiz de aramaya, yola devam etti. Hangi limanda buluştuk ya da teğet geçtik birbirimizi bilmiyorum. Fakat emin olduğum tek bir şey var; neye inandığımız; kim olduğumuz ve nasıl yaşadığımız üzerinde derin etkiler yaratıyor. İşte bu etkilerle birlikte insanlık tarihinde kültürler doğuyor, şekilleniyor ve besleniyor. Sürekli devinim ve dönüşüm içerisinde ilerleyen kültür-düşünce ikilisi de bugün bile çeşitli sembollere, figürlere ve anlatılara ihtiyaç duyuyor. En nihâyetinde bize bizi tercüme eden doğa varlıkları da insanın zihnine, ruhuna, özetle tüm değerlerine işlemiştir.

Yılana dair yolculuğumuz bir sonraki bölümde felsefenin rehberliğinde devam edecek.
 
 
Meftun Eda Cebeci
 
 

Kaynakça:

  • Amzallag, N. (2016). The Serpent as a Symbol of Primeval Yahwism. Semitica, (58: 207-236)
  • Aras, S. (2025). Bir Yılan Hikâyesi: Şahsahra. Bitig Türkoloji Araştırmaları Dergisi, (2:77-94)
  • Çiftçi, P., & Kurt, A. (2024). Din, Edebiyat, Kültür Bağlamında Yılan ve Tavus Kuşu Metaforu. Uluslararası Dorlion Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi (DASAD), 2(1), 257-278.
  • Eker, F., & Topaloğlu, D. (2023). Yazılı Metinlerde Yaradılış ve Lilith. Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, (13:311-328)
  • Gedik, S. (2020). İnanç Dünyasında Yılanın Ele Alınışı. Journal of Human and Social Sciences, 3(1), 420-430.
  • Gören, E. (Editör Gürsoy Naskali, E.) (2014). “Yakındoğu Kökenli Yılan Motifinin Yunan Roma Dinindeki Alımlanışı”. Yılan Kitabı. İstanbul: Kitabevi Yayınları. ss. 5-52.
  • Kutsal Kitap, (2001). Eski ve Yeni Antlaşma, İstanbul: Yeni Yaşam Yayınları.
  • Kur’an-ı Kerim Meali, çev. Yaşar Nuri Öztürk. İstanbul. Yeni Boyut. 2013
  • Shahak, I. (2004). (Çev. Dağ, Ahmet Emin). Yahudi Tarihi, Yahudi Dini. İstanbul: Anka Yayınları.
  • Sümer, N. (2016). Dinsel ve mitolojik bir sembol olarak yılan. The Journal of Academic Social Science Studies, (43)
  • Yasdiman, H. Ş. (2011). Yılan, Havva, Adem Arasında Geçen Olaylara İslam Ve Yahudiliğin Bakışı. Review of the Faculty of Divinity of Dokuz Eylul University, (34).
  • Yöndemli, F. (2006). Hayat Ağacı-Ejder-Yılan. İstanbul: NKM (Nüve Kültür Merkezi) Yayınları:33
  • www.munferit.net. Kilisede Yılan Tutma (Snake Handling) Ritüeli.Erişim Tarihi: 31 Mayıs 2020. https://www.munferit.net/2020/05/kilisede-ylan-tutma-snake-handling.html

 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

2 YORUMLAR

  • Yanıtla Metin Çoban 8 Mart 2025 at 11:35

    Meftun Eda hârika bir yazı olmuş. Bayıldım 👏👏👏
     
    Semavi dinlerin hepsinde yılanın nasıl yorumlandığını bu kadar güzel ve detaylı anlatman ve arada anlatılan öyküyle de yılanın insanlar üzerine bıraktığı etkileri belirtmen muhteşem.
     
    Yılanın bendeki hissi de bilgeliktir. İnsanlar korku ve tiksinti duyar. Oysa yılanın insanlarla asla işi olmaz. Ben yılana dokunmazsan sana yol göstereceğine inananlardanım.
     
    Hârika yazın için kutlarım. 🌺🌹🤟

    • Yanıtla Meftun Eda Cebeci 8 Mart 2025 at 13:28

      İnsanın doğa karşısındaki bilgisizliğini ve çıplaklığını düşününce aklıma hep hayvanların üstün doğa bilgisi geliyor. Bununla da bağlantı kurduğumda benim için de yılan bilgelik demek. Beğenmenize ve vakit ayırıp okumanıza çok sevindim. Teşekkür ediyorum. 🙂

    Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan