Düşün Durağı

Ouroboros | Sonsuz Döngünün Kadim Sembolü | 3

5 Nisan 2025

Yazı: Ouroboros | - Nietzsche’nin Bengi Dönüş Düşüncesi | Yazan: Meftun Eda Cebeci

 

İndeks

Mitolojide Yılan | Bölüm 1
Semitik Dinlerde Yılan | Bölüm 2
Nietzsche’nin Bengi Dönüş Düşüncesi | Bölüm 3

 

3. Bölüm – Nietzsche’nin Bengi Dönüş Düşüncesi

 

Mitoslarda ve Semitik dinlerde yılan figürünün yerine değindiğimiz serüven tadındaki iki bölümün ardından, üçüncü ve son bölümde sizleri pratik yaşamın en derin yolculuğu olan felsefî düşünceye davet ediyorum. Burada yüzyılların mitik ve mistik etkisinden kurtularak ama yine de onların kadim hazinesine atıflarla ilerleyeceğimiz bir yoldayız. Zihin kemerlerimizi bağlayalım; bazı taşlı yollardan geçeceğiz!

Her gün aynı güne uyansanız ve sonsuz bir döngü içinde aynı hayatı yeniden ve yeniden yaşasanız kendini devamlı yineleyen bu yaşamı nasıl anlamlandırırdınız?

Bu soru şimdilik burada dursun. Metnimizin sonunda bu soruya geri döneceğiz.


“Gidiyorum, kendimden ve kendime
Durduğum yer aynı, hepsi tek bir an
Geliyorum, kendimden ve kendime
Yürüdüğüm yol aynı, hepsi tek bir an
Dönüyorum, kendimden ve kendime
Buğday tarlalarına vuran güneş ki ben onu yüzyıldır tanıyorum
Ezberlediğim her anıyı bir kez daha tadıyorum
Ölüyorum kendimden ve doğuyorum yine kendimden”

Friedrich Nietzsche, evrendeki her şeyin, olayların, zamanın ve deneyimlerin döngüsel bir yapı içerisinde sonsuza dek tekrarlanması ilkesine dayanan “bengi dönüş” düşünce deneyiyle kadim figürümüz ourobos yılanına göz kırpar.

Bengi dönüş herhangi tanrı öğretisi ve inancı olmadan yaşamı olumlama, hayatı anlamlandırma çabasıdır.

Dönüş her an kendi içerisinde devam etmektedir. Aynı hayatı sonsuz defa yeniden yaşamaktasınızdır. Dolayısıyla burada temel olan da anı yaşamaktır. Çünkü zaman anlayışı da bir çizgi üzerinde ilermemekte, zaman, geçmiş, şimdi ve geleceğin bir noktada olduğu “an” üzerinden düşünülmektedir.


Antik Yunan’da Zaman

Antik Yunan’da Zaman

Bengi dönüşün zamana dair bu bakış açısı, kavramın açıklanmasında en temel rolü oynar. Erken dönem Yunan felsefecilerinin yaklaşımıyla “sonsuz” olan zaman anlayışının, doğal olarak başlangıç ve sonu içermeyecek olması, inşa ve yıkım ikileminin defalarca ve defalarca, sonsuzca arka arkaya sıralanmasına yol açmaktadır. (Grene, ve Lattimore, 1959’ dan Akt. Hatab, 2005: 58)

Platon’a göre:

Zaman, sonsuzluğun bir yansıması olarak değerlendirilir ve bu bakış açısıyla “oluş“a ulaşmanın mümkün olduğu savunulmaktadır. Zaman, “sonsuzluğun hareketli imgesi” olarak tanımlanırken, evrenin yaradılışı da sonsuzluk modeline uygun bir şekilde gerçekleşir; yani evren geçmişte var olmuş, hâlâ oluşmakta ve her zaman var olacaktır. (Plato, 2008: 26) Dolayısıyla, bu var oluş, belirli bir tekrar edişle yinelecektir.

Aristoteles’te An

Zamanın “bağlayıcısı” olarak tanımladığı “şimdiki an”ın, geçmiş ve geleceği birleştirmesi nedeniyle sürekliliğe katkı sağladığını belirtmiştir. Şimdiki an, geçmişi ve geleceği hem ayırıp hem de bağladığından, hem değişken hem de sabit olarak kabul edilmelidir. Bu durum, “an”ın asla sona ermeyeceğini gösterir.

Zaman, çember gibi her zaman başta ve sonda bulunur; bu yüzden değişik görünmektedir çünkü “an” aynı şeyin başlangıcı ve sonu değildir. Sonuç olarak, zaman bitmeyecek çünkü her zaman yeni bir başlangıç içindedir. (Aristoteles, 1996: 31)


Bengi Dönüş | Üst İnsan | Nietzsche

Üst İnsan | Nietzsche

İşte burada her dönüş/döngü, kişinin yaşamının bütünlüğünü görme, acı ve mutluluklarını anlamlandırma, yaşama gücünün farkına varma gibi üst düzey pratiklerle yine Nietzsche’nin “<üst insan” dediği noktaya ulaşmanın yeni bir kapısını aralar. Ouroborosun kendi içerisindeki yapılanması daha önceki bölümlerde de değindiğimiz gibi tam da kendinden yeniden doğan bir yaşamla özdeşleşen, dairesel bir düzlemde bengi dönüş düşüncesiyle buluşur.

Nietzsche’nin oluş ve varlığın değeri kavramları üzerine odaklandığı bengi dönüş anlayışı, aslında varlığın anlamını bulma amacına hizmet etmek için yola çıkılmış bir düşüncedir. Bu nedenle bengi dönüş, bir anlamda “yaşam onayı” olarak felsefecinin yaklaşımında belirginleşmiştir. (Kabadayı & Çağlayan, 2013)

Hatab’a göre (2005), Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı yapıtında Nietzsche kendisinden “bengi dönüşün öğretmeni” olarak bahseder. Kendisiyle konuşan hayvanlar aracılığıyla Zerdüşt, bu konumda tasvir edilmiştir.


“Çünkü hayvanların çok iyi biliyor, ey Zerdüşt, senin kim olduğunu ve olman gerektiğini; bak, sen bengi dönüşün öğretmenisin – işte budur senin kaderin!”


Buna göre Zerdüşt, varlık da dahil olmak üzere her şeyin öncesiz ve sonrasızca devamlı dönmekte olduğunu bilir.


“Yeniden dönerim, bu güneşle, bu dünyayla, bu kartalla, bu yılanla – yeni bir yaşam ya da daha iyi bir yaşama ya da benzer bir yaşama değil: Öncesiz ve sonrasızca dönerim bu aynı yaşama, en büyüğü ve en küçüğüyle, her şeye bengi dönüşü öğreteyim diye.” (Nietzsche, 2005: 253-254)


Nietzsche, tekrarlanan döngüyü, insanın varlığına nasıl katkıda bulunduğuna yönelik olarak ele alır.

Dışarıdan bakıldığında “amaç ve değer yoksunluğu” tüm sınır tanımazlığıyla varoluşun tüm aşamalarına işlemiş gibidir. Ek olarak zamana atfedilmiş sıradan algılayış biçimi de insanı var olan esas andan soyutlamakta ve kendini gerçekleştirme potansiyelini de azaltmaktan başka işe yaramamaktadır.

Geçmiş, kişide pişmanlık ve acı duyguları yaratır. Bu da içinde bulunulan anın değerini azaltır. Geçmişten etkilenen bireyler, geleceğe dair kaygılar taşır ve planlı bir yaşam sürerler ancak gerçek anlamda “yaşam” deneyimi yaşayamazlar.

Sonuç olarak, beklentileri doğrultusunda hareket etmekten başka bir şey yapamaz ve amaçları giderek daha boş bir hale gelir.


“‘Ben mirasçı isterim’, -böyle der acı çeken her şey,‘Ben çocuk isterim, kendimi istemem.’ – Oysa sevinç mirasçı istemez, çocuk istemez, sevinç kendini ister, sonrasızlık ister, yenidengeliş ister, her şeyi sonrasızca aynı ister.” (Nietzsche, 2000: 379)


Bu durumda, yaşamda gerçek bir sevinç hissedebilmek için geçici olanın yerine “sonrasız” ve kalıcı bir varoluşu almak gerekmektedir. Tüm bu ifadelerin üzerine dümdüz bir şekilde ana odaklanmak değil de sonsuz döngünün kabulü ile anı derinleştirmenin önemini kavramak gerekmektedir. Yani “anı yaşa” değil de “bulunduğun anda yinelenen eylemde derinliği yaşa” gibi bir parola oluşturulabilir.

Her şey devamlı tekrar ettiği ve bundan kurtulmak da mümkün olmadığı için, yaşamın devam ettirilmesi isteniyorsa olumlanması gerekmektedir.

İnsan daima kenidni alt etmeli, yaratıcı ve yok edici güçlerin temelindeki yasalar benimsenmelidir. Bu görüş her ne kadar kulağa “trajik” gelse de kişinin kendi yaşamının ve adeta bir kader olan bu aynılık döngüsünün olumlanması, onu üst pratiklere taşıması bakımından son derece kritik öneme sahiptir.

İyi-kötü, haz-acı, doğru-yanlış devamlı tekrar ettikçe, karşıtlıkların bu bir aradaki dairesel hareketi birlik ve bütünlüğü, yani yine daireselliği vurgular. Görüldüğü gibi yaşam da varlık devamlı tüm elementleriyle kendini doğurmakta, adeta ouroboros yılanı gibi sonsuzlukta süzülmektedir.

İşte insan da bu bütünselliği fark edip bu bilince eriştiğinde yaratıcı bir güçle dolup taşacakdır. Aynılığın ve anlamsızlığın içerisinden doğacak bu olumlama, yaşamın içinden karşı konulamaz bir güç olarak doğacaktır.


“İnsan için ‘oluşun masumiyeti’ni geri verecek bir öğretiye, yani yaşamın önünde sonunda anlamsız olduğunu ve her türlü haklı çıkarmanın ötesinde bulunduğunu; ya da daha doğrusu, insan yaşamının sonsuz yaratma ve yok etme, değişme ve gelişme, zevk ve acı, zevk ve ıstırap devinimi içinde kendi haklı çıkarılmasını içerdiğini kabul edebilen bir varoluş görüşüne ihtiyaç duyar Zerdüşt”. (Pearson, 2011: 141)


Çokluk içindeki birlik, normlarla gelen rastlantılar, yaşamın adeta etkinleştirilmesi…

Nietzsche bize adeta nasıl ve nereden geldiğini bilmediğimiz bir kapının kilidini açmanın yolunu gösterir. Anahtarı kendi yaratan ve kapıyı aralayan insan, tüm bu bilinmezlikteki elementleri kucaklayarak onu gerçek anlamda yaşayacaktır.

Bunu yanı sıra bengi dönüş düşüncesine bazı farklı yaklaşımlar da bulunmaktadır.


Deleuze

Deleuze

Bu düşüncenin aynının geri dönüşü olmaktan ziyade, çokluğa doğru bir yinelenme olduğunu söyler. Çokluk da kişisel istence bağlıdır:


“Ne istiyorsam onu… Bengi Dönüş’ünü de isteyeceğim şekilde istemem gerekir… Yalnızca bir kere olması koşuluyla istediğimiz her şey, böylece elenmiş olur. Korkaklık, tembellik bile, Bengi Dönüş’leri istendiğinde, tembellikten ve korkaklıktan başka bir şeye dönüşürler: Etkin hale gelir, olumlamanın güçlerine dönüşürler.” (Deleuze, 2010: 49)


Bengi dönüş düşüncesi, yaşamı salt bir olumlama ile değerlendirdiğinden, bireyi güçsüz kılan hınç duygusunu aşmaktadır. Nietzsche’nin öğretisi doğrultusunda, haz ve mutluluğun geçiciliğinden kaynaklanan hayal kırıklıklarının üstesinden gelmenin yolu, sürekli olanı ve oluş içerisindeki sevinci kabul etmektir. Ebedilik, iyilik ve doğruluğun yanı sıra kötülük ve haksızlık da içerdiği için, bu ebediliği sevmek, acıları da kabullenmeyi gerektirir. İnsan, varlığından sevinç duymak için acıyı da bir güç testinin ölçütü olarak kabul etmelidir. Dolayısıyla, bengi dönüş düşüncesi, geleneksel ahlakın sunduğu iyilik-kötülük gibi ikilikleri aşarak, daha soylu bir deneyimi ortaya koyar.

Amor Fati

Tam da bu noktada eklemek gerekir ki bengi dönüşün sonucunda ortaya çıkan “amor fati” yani “kaderini sev” anlayışı, her şeyi sevmeyi zorunlu kılan bir ayırt edememezlik taşımamaktadır. Aksine, diğerlerinden farklı olarak, adlandırılarak değer verilen her şeyin birbiriyle bağlantılı olarak sevilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır.


“Bir çekiç veriyorlar elime. Daha önce hiç çekiç tutmadım. Bir çivi tutuşturuyorlar sonra. Çakıyorum beceriksizce birkaç hamlede duvara. Yalnızca derin bir oh çekiyorum.
Sonra bir çivi daha veriyorlar. Yine tökezliyorum, birkaç hamle alıyor çivinin duvara girmesi. Yine bir oh çekiyorum.

Sonra bir daha çivi buluyorum elimde. Bu defa sinirleniyorum. Stres oluyorum daha da çok. Bir iki oynuyor, elim kayıyor ama yapıyorum.

Bir çivi daha veriyorlar. Bu defa derin bir nefes alıyorum. Bir, iki, üç…

Tekrar çivi, çakıyorum.

Bir tane daha.

Bir tane daha.

Çiviler bitmiyor.

Bir tane daha… Şimdi ilk defa çiviyi görüyorum. Gümüş gri, ufak, parmak ucum kadar var yok. Çekice bakıyorum. Güç isterim ben, der gibi avuçlarımda. Çiviyi çakıyorum.
Bir daha… Şimdi kendimi hissediyorum; çekiçle, çiviyle, kavrayışla, yeniden.
Bitmiyor, devam ediyor, ardı arkası kesilmiyor…”


Muhteşem Günler, Wim Wenders

Muhteşem Günler

Yeri gelmişken pek çok örneğinin olduğunu hatırlatmakla birlikte tam da çağımızın içinden, güncel bir filme değinmek istiyorum. Bengi dönüş düşüncesinin nasıl yaşamda karşılık bulacağına dair şahane bir örnek: Perfect Days (Muhteşem Günler)

“Perfect Days”, Wim Wenders tarafından yönetilen ve günlük hayatın güzelliklerini, basit zevkleri, kişinin yaşamında bulabileceklerini ve rutinin içindeki gizli anlamları merkeze alan bir film.

Tokyo’da umumi tuvaletleri temizleyen Hirayama’nın günlük yaşamını müthiş bir sadelikle görüyoruz. Mütevazı evine ve hayatına konuk olurken süre anlamında da uzun olan bu filmde monoton ve iniş-çıkışları olmayan tek başına bir yaşamın nasıl doldurulabildiğine şahit oluyoruz.

Her gün aynı saatte uyanan, aynı sabah ritüelleriyle evden çıkan, her gün aynı tuvaletleri müthiş bir disipline temizleyen Hirayama, eve döndüğünde de her akşam mutlaka kitabını okuyarak uykuya dalıyor. Kimi zaman göğe baktığı, kimi zaman sevdiği şarkılarla gözü dolan, kimi zaman insanların yüzlerine bakıp tebessüm eden bu adam kendi yaşamını kucaklamanın ve her gün onu yeniden yaratmanın üst bir kabulünde.

Bengi dönüşü anlatırken anın derinliğinden ve tekrarın kutsallığından bahsetmiştik. Filmde Hirayama’nın bir gün yine tuvalet temizlerken ufak bir not kağıdına “XOX” oyunu başlatarak bırakması ve ertesi günlerde de hiç görmediği ama her gün tuvaleti kullanan birinin de bu oyunu devam ettirmesi, böylelikle de kendi istencini somutlaştırması detayı insanı derinden etkiliyor.

Bakış açısı kazandırması açısından, 21. yüzyılın modern insanının temelde yaşamı “anlamsız” bulması ve onu bir türlü aşamaması rutinleri daha da çekilmez hâle getiriyor. Fakat Nietzsche’ye ve kadim yılan kültlerine baktığımızda doğa, zaman ve varlık kendini yenileyerek döngüsel süreçte yaratımı devam ettiren üst bir niteliğe sahip. Belki de zaman zaman odaklanmamız gereken salt olarak varoluşun özündeki dinamizm ve düşüncede yaratım gücünün potansiyelidir. Aynılıklara karşı ızdıraba sürüklenmek yerine kadim öğreticilerin yol göstericiliği eşliğinde bengi dönüş yolundan gidebiliriz.


Ve yazının başında sorduğumuz soruyu cevaplamaya geldi sıra.

“Her gün aynı güne uyansanız ve sonsuz bir döngü içinde aynı hayatı yeniden ve yeniden yaşasanız kendini devamlı yineleyen bu yaşamı nasıl anlamlandırırdınız?”

Şimdi içinizden kendi cevabını vermenizi ve yeni bir bakış açısı elde etmiş olmanızı diliyorum. Belki de yeni sorulara kavuşmanızı. Soruların cevapları ve cevapların da soruları doğurması dileğiyle.
 
 
Meftun Eda Cebeci
 
 

Kaynakça:

  • Aristoteles (1996). “Fizik”. Zaman Kavramı. Saffet Babür (der.) içinde. Çev., Saffet Babür. Ankara: İmge: 8- 41.
  • Deleuze, Gilles (2010). Nietzsche. Çev., İlke Karadağ. İstanbul: Otonom.
  • Hatab, Lawrence, J. (2005). Nietzsche’s Life Sentence-Coming to Terms with Eternal Recurrence. New York and London: Routledge.
  • Kabadayı, L., & Çağlıyan, Ç. E. (2013). Felsefe’den Sinemaya:“Bengi Dönüş” Kavramının Kosmos Filmi’nde Anlam Yaratımı Açısından Kullanımı. Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, (20), 165-177.
  • Nietzsche, Friedrich (2003). Şen Bilim. Çev., Levent Özşar. Bursa: Asa.
  • Nietzsche, Friedrich (2005). Böyle Söyledi Zerdüşt. Çev., Mustafa Tüzel. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür.
  • Nietzsche, Friedrich (2011). Ecce Homo. Çev., Can Alkor. İstanbul: Türkiye İş Bankası.
  • Pearson, Keith Ansell (2011). Kusursuz Nihilist. Çev., Cem Soydemir. İstanbul: Ayrıntı.
  • Plato (2008). Timaeus and Critias. Trn., Robin Waterfield. USA: Oxford University Press.
  • Yavuz, Hilmi (2009). “Nietzsche ve Bengidönüş”. Cogito. 25: 143-148.

 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

1 Comment

  • Yanıtla Metin Çoban 19 Nisan 2025 at 10:45

    Meftun Eda, yazını çok beğendim. Bir nihilist olarak, kendimle ilgili çok yön de buldum. Ben de bu dünyanın, hayatın rutin içinde olduğunu düşünürüm. Nietzsche hayranı olduğum için Didem bana kızsa da onunla aynı fikirdeyim. Hatta geçen gün sosyal medyada dolaşan Zülfü Livaneli videosunda, bir halk ezgisinden bahseder; “Hayat bir penceredir, insanlar o pencereden bakar geçerler.” Yani geçmiş zaman ve gelecek zaman hepsi o baktığın andır.
     
    Ellerine, emeğine sağlık hârika bir yazı 👏👏
     
    Sevgiler

  • Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan