Bilinmeyene Yerleşmek

Umutsuzluğa Karşın Yine De Yazmak

25 Aralık 2024

Yazı: Umutsuzluğa Karşın Yine De Yazmak | Yazan: Merve Arlı

“Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım.”
Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay


“Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır”
Mendilimde Kan Sesleri, Edip Cansever


“Umutsuzluğa karşın yine de yazmak. Hayır, umutsuzluk içinde yazmak.”
Yazmak, Marguerite Duras


Marguerite Duras ve Yazı

Yazmak nasıl bir etkinliktir? İnsan hem de hiçbir zorunluluğu olmadan neden yazar? Kime neyi göstermek için, kendine neyi ispatlamak, kendinde neyi temize çekmek için yazar? Yazarak kendini mi kurar insan, kendinden mi kaçar? Yazmak, gerçekliği çiftlemek, tekrarlamak neye yarar?

Ne sebeple olursa olsun bir şekilde yazıya bulaşmış herkes bilecektir ki yazmanın keyfini, hazzını ve acısını tatmış kişi için geri dönüş yoktur artık. Yazan kişi yazma edimini tattıktan sonra başka hayat kurgularına uzaktan el sallar, vedalaşır onlarla.

Marguerite DurasÖmrünü yazarak geçirmiş edebiyatçıların/düşünürlerin yazmak üzerine olan düşüncelerini okumak onların neden bu hayatı tercih ettiklerini anlamak için güzel bir yol olabilir. Bu büyük isimlerden birisi de Marguerite Duras.

Duras yazınını çok sevmemim yanında düşüncelerini de anlamaya çalıştığım birisi. Yazarken nasıl bir motivasyonla yazmıştı? Yazarken aynı zamanda nasıl yaşıyordu? Yaşarken aynı zamanda nasıl yazıyordu?

Belki bu sorulara cevap bulurum umuduyla Duras’ın uzun zamandır elimden düşürmediğim, çantamdan çıkaramadığım bir kitabı var: Yazmak (Ecrire).

Duras bu kitapta yazıyla ve yazarak yaşayan/yaşayamayan yazarla yalnızlık arasında bir bağlantı kuruyor. Yazmanın ancak yalnızlıkta mümkün olduğunu ve on senedir bir evde kendi yalnızlığına gömülü olduğunu söylüyor. Yazmak için yalnızlık gereklidir ve bu yalnızlığı hazır bulmaz yazar. Yalnızlık, Duras’a göre oluşturulan bir şeydir.

Yazmak yaşamamak mı?

Marguerite Duras 1980 yılındaki bir söyleşisinde kendi yazdığı kitapları kıskandığını söylemişti. Bir yazar nasıl olur da yazdıklarını kıskanır? Çünkü yazmak, Duras için bir nevi yaşamamak demekti. Yapıtlarını oluştururken yaşamıyordu, yazıyordu. İnsan ya kendini yazmaya vakfeder diyordu ya da yaşamaya. O halde yaşamak yerine neden yazmayı tercih etsin? Duras yazarak bir kişi oluyordu ya da kimse oluyordu. Hiç kimse olmak! Hayatta herkes biriyken, kimse olmak demekti yazmak. Belki her çeşit “ben” kurgusunu kırıp atmak demekti yazmak. Yaşamanın sınırlarının dışına çıkmak!

Yazmak üzerine ne söylense eksik kalır sanırım. Özellikle yazının, kelimelerin gücüne inanan insanlar için yazma eyleminin kendisinin büyülü bir tarafı var. Nasıl bir metin yazarsanız yazın o an oluşturmaya çalıştığınız metnin, kelimelerin ve daha ötesinde düşüncenin kendisiyle baş başasınız. İnsan hem kendiyle baş başa kalmak için yazar gibi duruyor hem de trajik bir şekilde bundan ölesiye kaçıyor. Belki bir yazar için esas macera da burada başlıyor.

Kendinin peşinden gitmenin bir yolu olan yazmak aynı zamanda kendini enselemenin de bir yolu.

İstediğimi istediğim kadar söyleyeyim, insanın neden yazdığını ve nasıl olup da yazmadığını hiç bulamayacağım.(s.19)

Yazı: Umutsuzluğa Karşın Yine De Yazmak | Yazan: Merve Arlı

Yazmak ve Yalnıızlık

Bir yandan da yazmak o kadar kişisel bir deneyim ki herkes için farklı bir macera olabilir. Duras insanın her şeyden kuşku duyabileceği bir anının olduğunu ve bu anın yazının başlangıcı olabileceğini söyler. Bu kuşku bir yalnızlık getirir ve bu yalnızlığa katlanmak, ondan kaçmamak gerekir. Çoğu insan bu yalnızlığa katlanamaz Duras’a göre. Ve yazarla yazar olmayan arasındaki fark tam da buradadır. Yazar bu yalnızlığa ve kuşkuya katlanmaya karar verir. Yalnızlığını enseler.

Yalnızlık, Duras için hem yazmanın hem de diğer her şeyin bir koşulu gibidir. Yalnız olmadan bir şey yapmak, bir şeye bakmak, bir şeyi düşünmek, akıl yürütmek mümkün değildir. Yazmak da böyle bir işleve sahiptir. Ancak burada varoluşa bir kanca atar Duras. Yazmak, insanın kendi kendisine, “istenirse her gün ölünebileceğini göre, kendini her gün öldürmemek gerektiğini söylemesidir.

Yazmak yaşamamak demek olsa da paradoksal bir biçimde kendini her gün yaşamaya devam etmeye ikna etmektir. Bu yüzden Duras yazmanın yaşamını dolduran, onu büyüleyen tek şey olduğunu itiraf eder. Yazma edimini hiç bırakmaz. Yaşamını yazarak doldurur.

Yalnızlığın aynı zamanda bir tür delilik olduğunu düşünür çünkü insan yalnız kalır kalmaz bir tür mantıksızlığa geçiş yapar: “Kendini yalnızca kendine teslim eden insanın deliliğe adım attığını düşünüyorum, çünkü o durumda önünde, kendini kişisel bir sayıklamaya, coşkuya kaptırmasını engelleyecek hiçbir şey kalmıyor.

Bir deliliğin içinde, o deliliğin dibinde neredeyse tam bir yalnızlık içinde olmak ve sizi bundan yalnızca yazının kurtarabileceğini bulgulamak..(s.35)

Hem kendinin hakîkatini yakalama olarak hem de kendinden bir kaçma biçimi olarak yazan kişi, yazar, Duras için bir çelişkidir. Yazar bir çelişkidir.

İnsan, içinde bir yabancıyı barındırır: yazmak, işte o yabancıya ulaşmaktır. Budur ya da hiçbir şey değildir.

Kendindeki Ötekiye Seslenmek

İnsan içindeki ötekiye de seslenir yazarken. Gizli kalmış, örtülmüş olanı içten içe duyduğu sesi açığa çıkarır. Hayatın kendisinde olduğu gibi, yabancıyla olan her karşılaşma bir risktir. Sizi dönüştürmesinden korkarsınız. Hayat kurgunuzun değişmesinden. Plansızdır çünkü birden biredir ve hazırlıksız yakalanırsınız. İçimizdeki yabancıyla karşılaşmak da böyle bir duruma sebebiyet verebilir. Yok yere hafızanın tozlu rafından bir şey çıkar gelir ve sorarsınız. Bu da nereden çıktı şimdi? Yazmak tüm bu riskleri almak, kimseleşmek ve kendileşmektir.


Gün geçtikçe daha az yazıyoruz. Genellikle mesajlarda kendimizi ifade eder olduk. Onlar da hepimizin bildiği gibi sadece kelimelerden ibaret değil; emojiler, gifler eşlik ediyor kendimizi ifade ediş biçimimize. Bunları eleştirdiğim sanılmasın. Eskinin yeniden daha iyi olduğu safsatasına kapılmamaya çalışarak şunu söyleyeceğim sadece: Kelimelerin iletişimdeki gücüne bu kadar bağlıyken nasıl oluyor da bu gücün etkisinin benliğimiz üzerinde en çok hâkim olduğu alanda, kendi kendimize yazma eylemimizde gitgide bir azalma var? Başkalarına bolca dağıttığımız ifadelerimizi kendimizden neden sakınıyoruz? Durmadan kendimizi dinleyelim demek değil elbette bu. Fakat mütemadiyen dışarısıyla süren iletişimin getirdiği o sisli havayı biraz dağıtmak gerekiyor. Bunu yapmanın en yaratıcı yolu belki de kendine yazmak, kendine seslenmek.

Bir kitabın yazarı olmakla bir yaşam etkinliği olarak yazmak arasında da şüphesiz farklar var. Bir kitap, eninde sonunda birileri tarafından okunur, en azından yazarın zihninde yapıtının okunacağı fikri dolaşır yapıtı kurgularken. Oysa kendimize yazdığımızda durum biraz daha farklıdır, sanki daha koşulsuz, daha serbest bir halimiz ortaya çıkar. Orada kendimizi beğendirmek zorunda değilizdir kimseye. Düşünün, kendinizi kabul ettirmek zorunda olmadığınız, sevilmeye, onaylanmaya ihtiyaç duymadığınız bir yer var. Zaman zaman orayı ziyaret etmek güzel olmaz mı? Orhan Veli’nin de dediği gibi, “Bir yer var, biliyorum; her şeyi söylemek mümkün.
 
 
Merve Arlı
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

2 YORUMLAR

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 25 Aralık 2024 at 11:46

    Yazmak, yalnızlığın en derin sığınağı ve aynı zamanda onunla yüzleşmenin bir yolu. Marguerite Duras’ın yalnızlık ve yazma üzerine söylediklerini okurken, aklıma Nietzsche’nin şu sözleri geldi: “Kendi başına kalamayan herkes, kendinden korkar.” Yazmak, işte bu korkuyla baş etmenin en samimi yöntemlerinden biri olabilir.
     
    Virginia Woolf da, “Yazmak, kendine bir oda yaratmaktır” derken aslında yalnızlığın fiziksel değil, zihinsel bir alan olduğunu anlatır gibi. Duras’ın da dediği gibi, yalnızlık hazır bulunmaz, oluşturulur. Ve belki de yazmak, bu yalnızlıkla kurulan en anlamlı bağdır.
     
    Duras’ın yalnızlığa ve yazıya dair söylediklerini içselleştirmek ise benim için çok kolay 😉 Yalnızlığımla herkesle olduğumdan çok daha mutlu olduğumu çoğunlukla kimse anlamıyor. Yazmak ise hayata dair bana sıkıntı veren her şeyden kurtulmanın yegane yolu 😁
     
    Teşekkür ediyorum Merveciğim, Marguerite Duras’ın penceresinden yalnızlığa ve yazıya yeniden bakmamı sağladığın için. 🌿💚

  • Yanıtla Emine Öztürk 25 Aralık 2024 at 13:18

    Sevgili Merve yüreğine sağlık. Okurken kendimi Marguerite Duras’ın söylemleri üzerine bolca sorguladığım bir yazı oldu. Ve benim çıkarımım kendimi için şöyle oldu;
     
    Yazmak, yalnızlığımı taçlanırdığım bir eylem benim için ve benim için özgürleşmek.
     
    Sevgiler 🤍

  • Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan