Cadı Kazanı Feminizm ve Kadına Şiddet

Koca!

16 Aralık 2019

Öykü: Koca! | Yazan: Didem Çelebi Özkan

“Çocukla oynamayı bile beceremiyorsun. Ne hale getirdin; ağlamaktan içi dışına çıktı.”

“Abartma. Erkek o! Adam gibi güçlü olmayı öğrenecek. Mıymıntı mıymıntı ağlaması asıl benim sinirimi bozuyor.”

“Beş yaşında, beş!! Senin boğuşmak dediğin resmen dayak. Güya oyun!! Her oyununuzun sonunda çocuk ağlıyor. Babayla kaliteli zamanmış, psikologlar seni vaka diye inceleyebilir. Evladınla iletişim kurmaktan anladığın canını yakmak.”

“Gerizekalı gerizekalı konuşmayı kes kadın. N’aptım ben şimdi?”

“Ne kadar güç uyguladığının farkında bile değilsin. Aynı şeyi bana da yapıyorsun. Yarın kadarım, benimle boğuşmaya kalkıyorsun. İçinde nasıl bir enerji patlaması yaşıyorsun bilmiyorum ama bunu bizim üzerimize boşaltmaktan vazgeçsen iyi olur. Canımı acıtıyorsun deyince de ben suçlu oluyorum, akıl alır gibi değil. Şimdi oram acıyor, buram acıyor diye ağlayan oğlumuzun hem fiziksel acısını hem de en güvendiği insanlardan birinden oyun adı altında dayak yediğinin ruhsal acısını silmek için yanına gidiyorum.”

“Yemekte ne var, yemekte?”

“Zıkkımın kökü var, adam!” demeyi çok istediyse de dudaklarını ısıra ısıra sustu kadın.

“Ailece bir gece geçirmekten anladığımız işte bu. Evliliğin de kocanın da…” diye söylenene söylene yatağının altına saklanmış oğlunun yanına, odasına gitti. Çocuğu binbir güçlükle yatağın altından çıkardı. Babasının onun canını acıtmak istemediğini, oyun oynarken bazen böyle can yanmalarının olabileceğini, kendisi inanmasa da ufak çocuğu teselli etmek adına anlattı durdu. Oğlanı sakinleştirip salona geri döndüğünde kocası elinde kumanda yayıldığı koltuktan şöyle bir dönüp;

“Zırlaması bittiyse sofrayı kur da yemek yiyelim. Tüm gün it gibi çalıştım, eve gelince biraz huzur, iki lokma yemek beklemek bile çok oldu. Modern dünyanın da modern kadının da …”

Adamın cümlesini tamamlamasını beklemeden salondan çıktı kadın.

Kendisi de tüm gün çalışmıştı, gel gör ki bunun bir anlamı yoktu. Onun çalışması “eğlence”, “kendini oyalama”, “şımarıklık”tı. Ne diyordu kocası; “Yediğin önünde, yemediğin arkanda. Nereden çıkarıyorsun bu işleri başımıza. Kır kıçını otur evinde, çocuğunu büyüt. Paraya ihtiyacın var sanki!”

Para…

Herkesin ortasında karısının ayda kaç lira kredi kartı borcu geldiğini söylemesinden, para kadar özel bir durumu “Bıktım bu kadının masrafından” diye diye herkese anlatmasından; en büyük esprilerinden biri “Para bende, huzur bende”, bir diğeri ise kocaman göbeğiyle övünürcesine karnına vura vura “Zengin-fakir belli olsun” olan kocasından da paradan da tüm bu söylemlerden de gına gelmişti artık.

Ne olmuştu onlara? Oysa ne kadar da aşıktı bir zamanlar bu adama? Paris’te son sınıfta okuduğu yıl, ortak bir dostları sayesinde tanışmışlardı. Sık sık iş seyahati nedeniyle şehre gelen adam her gelişinde muhakkak genç kadını görmek için bahane yaratıyor, kadına kendini masalsı bir aşkın kahramanı gibi hissettiriyordu.

Aşık olduğu adam ne ara tam bir maçoya, yo yo tam bir kıroya dönüşmüştü?

Son dönemlerde “Biraz anam gibi olsan” diye dert yanıyordu kocası sık sık. “Anan bir gün Sorbonne’dan mezun olursa birbirimize belki benzeyebiliriz” diye düşünür fakat asla bu cümleyi sese dökmezdi kadın.

Mutfağa geçti. Hazırlığa başlamadan önce mutfak balkonuna çıktı. Bir sigara yaktı. Bebek sırtlarındaki evinden boğaza bakarken “Hayatım nasıl bu hale geldi? Sevgi, saygı görmediğim bir evliliğin içinde her gün daha mutsuz, her gün daha yorgunum” diye düşünüyordu.

10 yaşındaki kızı annesini sonunda balkonda bulmuş, endişeyle yüzüne bakıyordu.

“Neyin var?”

“Yok bir şey prensesim.”

“Kavga mı ediyordunuz?”

“Yoo. Babanla kardeşin oyun oynuyordu sadece. İstersen çağır onu da birlikte sofrayı kuralım, ne dersin?”

Büyük bir oyun teklifi almışcasına heyecanla çıkıp erkek kardeşiyle geri döndü mutfağa küçük kız. Kadın bu arada salona götürülmek üzere tabakları, bardakları, servis takımını tezgâha dizmişti. Çocuklar küçük elleriyle yemek takımını taşırken o da yemek örtüsünü serdi masaya. Kocası çocukları ellerinde tabaklarla görünce;

“Sana kaç kere şu oğlana böyle işler yaptırma dedim. Karı gibi yetiştiremezsin oğlumu. Sonra iki boğuştuğumda salya sümük ağlıyor. Hepsi senin suçun!”

“Oğlum bırak o elindekileri, annenle ablan kurar sofrayı. Sen gel otur şöyle yanıma.”

Çocuk korkuyla babasına baktı. Bir yandan annesi ve ablasıyla sofrayı kurmak istiyor, diğer yandan buna devam ederse sonunda annesiyle babasının kavga edeceğinden endişe duyuyordu. Beş yaşındaki omuzları taşıyabileceğinden ağır olan bu yükle çöktü, bir an tereddüt içinde kaldıysa da sonunda elindekileri bırakıp, ufak adımlarla babasının yanına gidip oturdu.

Didem Çelebi Özkan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Faruk Çelikten 16 Aralık 2019 at 09:31

    Yazınızı okuduğumda neden bu tür yanılgılara genelde kadınların düştüğünü düşündüm. Aslında mantıklı bir cevap da bulamadım. Yani evlilik öncesi çok ince ruhlu görünüp, evlilik sonrası kaba ve küstah olan kaç kadın tanıdığımız var? Kadınlar mı net, yoksa erkekler mi iyi analizci ? Tabi ki bu ikisi de yine mantıklı gelmedi! Ben cevabı bulamadım!
     
    Yine çok güzeldi yazınız, teşekkürler.

  • Cevapla Demet Uncu 16 Aralık 2019 at 11:48

    Didemciğim, yine can alıcı bir konu üzerine çok güzel yazmışsın. Sanırım çocuk büyütmek, yetiştirmek de ayrı bir beceri ama eşler birlikte öğrenebilirler bu süreci diye düşünüyorum. Kimse mükemmel değil; birbirinin görüşüne değer vererek, birbirini etkin dinleyerek eşlerin birlikte bu süreci yürütebileceğini düşünüyorum. Düşünmek istiyorum 😊
     
    Kalemine sağlık arkadaşım …

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 16 Aralık 2019 at 13:54

    Kocalar.. Erkekler. Babalar. Erkler.. Erk olduğunu sananlar.. Malesef ki mezuniyetle de ilgisi yok bunun. Nasıl da buluyorsun kanadığımız yerleri..
     
    Tebrikler Didem
    Çok tebrikler.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Aralık 2019 at 19:48

     
    Didem Çelebi Özkan – Yazılar Facebook sayfasında öykünün altına gelen yorumlar:
     
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 01
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 02
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 04
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 03
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 05
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 06
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 07
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 08
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 09
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 10
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 12
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 13
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 11
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 15
    Koca! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 14

  • Cevapla Sinem Çelebi 17 Ocak 2020 at 08:49

    Kalemine sağlık Didocum, hepimize ne kadar da tanıdık sahneler 😬

  • Cevapla Burak Süalp 1 Eylül 2020 at 22:06

    Canım, o kadar tanıdık sahneler, o kadar tanıdık bir şiddet ve o kadar güzel yazmışsın ki… Yaşadığımız, anlatamadığımız daha neler neler var. Her biri ayrı, çektiğimiz acı aynı.
     
    Detaya hiç girmeyeceğim, girdikçe yeni yazılara dönüşecek bu yorum. Eline, kalemine ve sabırlı yüreğine sağlık.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan