Roman

1 | Arım, Balım, Peteğim

18 Şubat 2022

Öykü: Arım, Balım, Peteğim | Yazan: Didem Çelebi Özkan

 

İndeks

Arım, Balım, Peteğim | Bölüm 1
Yok Olmak İstiyorum | Bölüm 2
Benzer Hikâyelerin Karşı Tarafları | Bölüm 3
Sevgililer Günü | Bölüm 4
Boynuz Tarlası | Bölüm 5
Fazla Yakışıklı | Bölüm 6
Hayatımın Hatasını Yapıyormuşum | Bölüm 7

 

8 Şubat 2022, Salı

 
“Yok yok, öyle değil. Cidden bir aydınlanma yaşıyorum. Geri zekâlıyım ben, net.”

“Saçmalama güzelim. İyi bir insansın o kadar. Bak; saf, naif, ıvır zıvır sıfatlar sıralamıyorum, salt ‘iyi’den bahsediyorum.”

“Bırak ya, benden bir cacık olmaz. Bak nasıl aydınlandım, onu anlatayım ben sana.”

“Anlat amk! Nasıl aydınlandın?”

“Geçen gün müzik uygulamamdaki şarkılara bakıyordum. Şöyle bir iki tanesini yakından inceleyince süzme salak olduğuma karar verdim.”

“Altından ne çıkacak merakla bekliyorum.”

Görüntülü aramanın diğer ucundaki İdil, önce kocaman gülümsedi, sonra önündeki kadehten büyük bir yudum aldı, ardından da yaşadığı aydınlanmanın nasıl gerçekleştiğini açıklamaya girişti.

“’Hey Yıllar’ örneğin, acayip severim ben o şarkıyı. Neyse işte geçenlerde de evde ‘Hey yıllar yenilmedim size, hatalarım bile aynı’ diye bağıra bağıra şarkı söylüyordum ki felsefeci yanım sonunda ayıldı. Bak cidden, zihnimde ampul yandı resmen. Iyyy, güzelim ampul sembolü de son yıllarda malum parti yüzünden birçoğumuzda irrite edici bir simgeye döndü. Ne severdim ben oysa…” diye hararetle devam ediyordu ki Mert araya girdi; “Ya kızım kopma konudan. Şarkı diyordun, aydınlandım diyordun.”

“Aman tamam, kopmuyorum. ‘Hatalarım bile aynı, yenilmedim yıllara’ diyor ya şarkıda; tersine, yenilmiş olmuyor musun aslında? Onca yıl tam bir aptal gibi aynı hatayı tekrarlamak ‘yenilMEmek’ değil, tam anlamıyla mağlup edilmek, hatta yerle yeksan olmak, değil mi?” dedikten sonra Mert’in sorusuna cevap vermesine fırsat vermeden soluksuz devam etti konuşmaya.

“Einstein’a ait olduğu iddia edilen bir söz var ya hani; ‘Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir’ diyor ya, işte o söz. Yani hatayı tekrarlamak çok da matah bir şey değil. Ama ben, bir de zeki olduğum iddiasındayımdır, bağıra bağıra bu şarkıyı söyleyip hatalarımla gurur duyarak yenilmediğimi sanıyorum.”

“Ya yemin ediyorum, bir şarkıyı ve insanın onu neden sevdiğini anca sen bu kadar sorgularsın. Kızım yeter, zihnine yazık. Söyle geç. Ayrıca aynı hatayı tekrarladığın falan da yok.”

“Dur dur, bak diğer şarkılardan da örnekler vereceğim. Ömrümü yiyen 10 yıllık ilişkim boyunca birlikte her fasıla gittiğimizde, benim istek parçam ne olurdu, biliyor musun?”

Retorik bir soru1 olduğunu farkında olan Mert cevap vermeye yeltenmedi, İdil de devam etti konuşmaya.

Arım, Balım, Peteğim. İnceleyelim mi bi’ sözlerini? Bak bak ne diyor:

Gözyaşım şarap olsa, gençliğim harap olsa
Her günüm azap olsa yine seni seveceğim

Ne emelim ne arzum, kalmasa tek umudum
Erisem yudum yudum, yine seni seveceğim

Arım, balım, peteğim, gülüm, dalım, çiçeğim
Bilsem ki öleceğim yine seni seveceğim

Süzme salağım ya. ‘Gençliğim harap olsa’ diye diye harap ettim kendimi. Bir şeyi 40 defa söylersen olur tabii. Evren de nedense benim diğer mutlu mesut dileklerim yerine bu kendine lanet okuyan şarkılarımı ciddiye alıp bana yaşatma kararı vermiş resmen!”

“Kızım komiksin cidden, oturup bunları düşündüğüne inanamıyorum.”

“Hayatım, benim olayım da bu. Her bir haltı sorgulamadan duramıyorum.”

Saatlerce konuştular, birlikte içtiler. Aramayı sonlandırdıktan sonra hızlı bir duş için kendini banyoya attı İdil. Duşun ardından pijamalarını giyip yatağına uzandığında keyifle gülümsüyordu.
 

*

 
Bir yıl olmuştu Mert’i görmeyeli. Özlemişti. Aralarındaki bu mesafeden nefret ediyordu. 800 km. ‘Bir gece karşılıklı içelim’ dediğinizde kolay kolay gidilebilecek bir yol değildi. Onlar da böyle ekran karşısında sohbet etme alışkanlığı geliştirmişlerdi.

26 yıllık dostluk, günümüz ilişkileri için büyük başarıydı. Arkadaşlık, sevgilik, evlilik hangisi için olursa olsun birinin hayatında bunca yıl var olabiliyorsanız orada sağlam bir şeyler olduğu netti.

Mert’in varlığı İdil’e güç veriyordu. İşi konusunda veya erkeklerle ilişkisinde, hangi konuda olursa olsun canı sıkkınsa kilometrelerce öteden yetişmeye daima hazırdı.

Bir süredir sıkıntılı günler geçiriyordu İdil. Her böyle hissettiğinde yaptığı gibi “Akşam konuşalım mı?” diye mesaj atmıştı Mert’e. Gün içinde yoğunluktan anında cevap veremiyordu Mert. Akşam üzeri anca yanıtı gelmişti.

“40 hastam vardı güzelim bugün. Canım çıktı. Seninle konuşmak iyi gelecek. Bir saate çıkıyorum hastaneden. Şarabı soğut. Ben de duş alıp bir şeyler atıştırayım, arayacağım seni.”

Gülümseyerek okumuştu İdil yanıtı.

Akşam, Abdi İpekçi Caddesi üzerindeki iş yerinden çıkmış, birkaç sokak ötedeki evine gitmeden önce Nişantaşı’nın en bol çeşide sahip Tekel bayiine uğramış, Kaliforniya bağlarından gelen bir şişe Chardonnay ile yemek hazırlamakla uğraşmaya niyeti olmadığından yolunun üzerindeki fırından da iki susamlı bagel almıştı. Eve girdiğinde üzerindekileri çıkarmadan şarabı hızlıca soğuması için buzluğa atmış, ardından yatak odasına geçip gün boyu üzerinde olan kıyafetlerden kurtulmuş, rahat bir şeyler giymişti. Mutfağa döndüğünde French Press’e vanilya aromalı kahvesini koyduktan sonra somon, krem peynir ve turşu ile bagelların içini hazırlamıştı.

Sandviçini bitirmiş, şarabından bir iki yudum aldığı esnada aramıştı Mert. Kanepenin önüne getirdiği masif ahşap sehpanın üzerindeki IPad’den cevaplamıştı çağrıyı.
 

*

 

9 Şubat 2022, Çarşamba

 
Sabah, telefonun alarmıyla uyandı. Müziği, yüzünü buruşturarak durdurdu. “Alarm ayarlarımı da değiştirmeliyim. Kendimi depresyona mı sokmaya çalışıyorum ne?!” diye düşündü. Yumuşak yumuşak uyanmak için seçmişti bu parçayı ama yok, artık güne sakin sakin başlamak falan istemiyordu. Yataktan fırlayarak kalkanlardan olacaktı bundan sonra.

Tabii ki fırlamadı yataktan. Hazırlanıp evden çıkmak için bir saati vardı. Bunun 20 dakikasını sosyal medya hesaplarında gezerek geçirmeyi seviyordu. Önce Twitter. 30-40 tweet okuduktan sonra ülke gündemi, dayak yemişe çevirmeye yetmişti İdil’i.

“Milletçe çıldırmamıza ramak kaldı. Herkes mutsuz, endişe içinde” dedikten sonra Twitter’dan çıktı.

“Güne bu haberlerle başlamak ne kadar mantıklı acaba?” diye düşündü bu sefer de. “Ah ah, vah vah” demekten başka bir şey gelmiyordu elinden. İnsanlar kira tutarı kadar elektrik faturası geldiğinden şikâyet ediyor, esnaf tek tek dükkân kapatıyor, hükümetin başı ise “Yaygara koparacak bir şey yok” diyordu.

Sinirlendi, yeniden Twitter’ı açtı. Platon’un şu sözlerini paylaştı:

“If you do not take an interest in the affairs of your government,
then you are doomed to live under the rule of fools.”
– Plato 2

Paylaştıktan sonra Sedef Kabaş’ın bir canlı yayında sarf ettiği yüzlerce yıllık Çerkez atasözü yüzünden tutuklandığı aklına geldi.

“Tutuklasınlar o zaman hepimizi. 21. yüzyılda, ifade özgürlüğünün olmadığı bir Üçüncü Dünya Ülkesi olduğumuzu da alenen kabul edelim ama o zaman” dedi yüksek sesle. Baktı ki kendi kendine söylenmeleri iyice sinirlerini bozuyor Twitter’dan çıkıp Instagram’ı açtı; burada Dünya daha keyifliydi. Başka bir boyuttaydı Instagram’da hayat.

DM3 kutusu gene gece boyu dolmuştu. Birkaç tanesini okudu. Güleyim mi, ağlayayım mı modunda yazılanları okurken ‘Erkekler, bir kadına yürüme konusunda yaratıcı olacağım diye iyice saçmalamaya başladılar’ diye düşündü.

Mesajlardan biri şöyleydi:

“Spor yapan biri olarak profiline bakarken aklımdan geçen, nedense yağ oranın oldu 🙂
%7 var mı bu oran 🙂”

Ekran görüntüsü aldı. WhatsApp’a girip Mert’e “Günaydın canım” yazdıktan sonra görüntüyü yolladı. “Bir tane de normal bulmuyor beni 🤦🏼‍♀️” yazdı altına.

Gülme emojileriyle gelen yanıttan sonra biraz konuştular. Mert çoktan hastaneye gitmişti. İdil’in çalışma saatleri daha esnekti ama artık yataktan kalksa iyi olacaktı. Sonunda WhatsApp’tan çıktı.
 

*

 
Havalanması için odasının camını açtı, banyoya geçti. Gece ıslak saçlarla yattığından önce elektriklenmiş saçlarını maşayla düzeltti. Omuzlarının hemen üzerindeki saçlarının arkası önlerine göre daha kısaydı. Victoria Beckham sayesinde Dünya çapında ünlenen bu kesim İdil’in sarı saçlarındaki platine yakın röflelerle daha da çarpıcı duruyordu. Maşayla düzleştirdiği saçlarını iki yana salladıktan sonra aynadaki görüntüsüne bir süre hoşnutlukla baktı.

Lavabonun altındaki dolaptan makyaj çantasını çıkardı. Çocukluğundan beri sorunsuz bir cilde sahip olduğundan fondöten kullanmazdı. Gri gözlerini çevreleyen kirpiklerine rimel sürmeden önce alt göz kapağının içine siyah kalem çekip parmağıyla biraz dağıttı. Yarattığı bu buğulu havayı seviyordu.

Makyajı bundan ibaretti, allık ya da ruj kullanmayı pek sevmiyordu. Dudaklarına, asla yanından ayırmadığı, koruyucu kremini sürdü. Ne hikmet ise yaz-kış ufacık bir çatlaktan içeri aldığı bir mikrop sayesinde uçuk çıkartmayı başarırdı. Bunu önlemenin yolunun dudaklarının çatlamasına izin vermemekten geçtiğini fark ettiğinden beri bütün çantalarının içine, evin her köşesine, arabasına birer dudak kremi koymuştu.

Banyodan çıktığında hızlıca yatağını topladı, camı kapattı. Bir diğer köşedeki gardırop odasına geçti. Eteklerinin asılı olduğu bölümden siyah bir kalem etek, onların hemen karşısında kazakların sıralandığı askıdan ise siyah boğazlı bir kazak, yan tarafındaki konsolun en üst çekmecesinden de siyah ipek çorap aldı. Bir alt çekmeden de bir çift siyah iç çamaşırı çıkardıktan sonra soyunma bölümünden çıktı. Elindekileri yatağının üzerine bırakıp giyinmeye başladı.

Çıkarttığı pijamaları soyunma odasındaki sandalyenin üzerine koyduktan sonra dün gece camın önündeki berjerin üzerine fırlattığı çantasını alıp odadan çıktı. Antredeki oldukça büyük portmantodan siyah stilettolarıyla üzerine oturan kısa siyah deri ceketini çıkardı. Bunları da üzerine geçirdikten sonra 34 beden fiziğinin yarattığı ideal askı bedenini bir süre izledi.

‘Tanrım, tam bir aslan burcuyum. Bir gün Narcissus4 gibi kendime aşkımdan öleceğim’ diye düşünerek kendi kendine kıkırdadı.

Uyandıktan sonra yemek yiyebilmesi için birkaç saat geçmesi gerekenlerden olduğu için kahvaltı yapmadan evden ayrıldı.

 

*

 
Akşam yayınevinden çıktıktan sonra mağazaların vitrinlerini göz ucuyla süzerek kız arkadaşlarıyla buluşacağı restorana doğru yürüdü. İlk gelen kendisiydi, önce bara geçti; Campari Mimosa5 istedi. Birkaç yudum almıştı ki Defne’nin arkasından gelen sesiyle bar taburesinin üzerinde geriye döndü.

Altın rengi gölgelerle ışıklandırılmış kahverengi saçlarını at kuyruğu şeklinde üstten toplamış, bal rengi gözlerini kahverengi tonlarında yaptığı dumanlı makyajla iyice ortaya çıkarmıştı Defne. Uzun bacaklarına giydiği sigara kesim krem rengi pantolonun üzerinde bedenini saran gene krem rengi boğazlı bir kazak vardı. Ayakkabı tercihini bilek kısmı kürklü, krem rengi topuksuz deri botlardan yana kullanmıştı. Kışın açık renk tonlarını büyük bir rahatlıkla taşıyan kadınlardandı Defne.

İdil, bir an arkadaşına hayranlıkla baktıktan sonra tabureden indi, “Canım benim, muhteşem gözüküyorsun” deyip sıkıca sarıldı Defne’ye.

Defne, “Diyene bak, bir yayınevinin editöründen çok Wall Street kurtlarını andırıyorsun. O incecik topukların üzerinde saatlerce nasıl çalışıyorsun aklım almıyor” derken İdil’in yanına oturmuş, barmene arkadaşının içkisini işaret ederek “Aynısından bir tane de bana” diyordu.

“Sanırım ayaklarım deforme oldu artık. Evde çıplak ayak yürürken bile parmaklarımın üzerinde geziyorum.”

“Hiç şaşırmadım” diyen Defne gülümseyerek bakıyordu İdil’e.
 

*

 

İdil yayınevinin son anlaştığı karizmatik yazarı hararetle Defne’ye anlattığı sırada Dilara yanlarında belirdi.

1.78’lik boyuyla aralarındaki en dikkat çekici kadındı Dilara. Uzun sarı saçları daima dümdüz fönlü, moda sektöründe çalıştığının altına çizercesine giydiği her kıyafet sezon trendlerinde, çekik gözlerini çevreleyen gür kirpikleri her vakit rimelli, çıkık elmacık kemikleri allık ile iyice belirginleştirilmiş bu kadın, sanki her an birine patlamaya hazırmışçasına tek kaşı havada gezdiğinden dışarıdan oldukça sert ve mesafeli gözüküyor olsa da bu gece birlikte olacağı kadınlar için güçlü olduğu kadar şefkatli de bir dost olmuştu her koşul altında.

Sarılma faslının ardından İdil’in diğer yanındaki tabureye yerleşirken Dry Martini6 istedi barmenden.

“Eee ne kaynatıyordunuz böyle fısır fısır?”

“İdil yayınevinin anlaştığı son yazarın ne kadar yakışıklı olduğundan bahsediyordu. Bil bakalım editörü de kimmiş?”

“Ooo İdil Hanım, yeni maceralara mı yelken açıyoruz?”

“Yaa çok hoş adam fakat durum etik olur mu onu bilmiyorum.”

“Sikerler kızım etiği metiği. Erkek editörlerin, yazarları çıtır çıtır yerken bunu dert ettiğini hiç sanmıyorum.”

Defne daha Dilara “Sikerler” diye cümlesine başladığını anda gözlerini kocaman açarak “Yaa Dilara lütfen” diye söylenmeye başlamıştı. İkisinin sözleri birbirine karışıyordu.

“Teker teker konuşun, hiçbir şey anlamıyorum” diyen İdil’e Dilara karşılık verdi.

“Bayan Aristokrat7 hoşlanmıyor benim böyle sikli mikli konuşmamdan. Mavi kanı damarlarında donuyor resmen” dedi her zamanki yüksek perdeden kahkahası eşliğinde. Ardından kusursuz Fransızcası ile aynı cümleyi tekrarladı:

“J’emmerde l’éthique putin!! Je ne pense pas que les éditeurs masculins se soucient de l’éthique quand ils baisent les écrivaines qu’ils emploient..”

Sonunda da “Yeterince elit oldu mu?” diye sordu muzipçe.

“T’es fou”8 diye cevapladı Defne mükemmel bir aksanla.

İdil başını iki yana sallayarak “Yaa ikiniz de ayrı delisiniz” dedi.

Dilara “Tamam tamam, hadi sen devam et şu yazarı anlatmaya” dediğinde İdil önce kocaman güldü ardından da “Tanrım tipini görmeniz lazım, Viking gibi bir şey. Türk olduğuna inanmakta zorlandım bir an. 1.90 boy, sarışın ama beyazlardan dolayı gri sarı bir şey olmuş saçları. Sakalı da aynı şekilde gri sarı. Sakal deyince son dönem saçma bir trend olan hacı sakalı gibi sanmayın, kirli sakaldan biraz fazla ama muazzam traş edilmiş. Vücuda geliyorum; dümdüz bir karın, omuzlarının genişliğini tarif etmeye kalkmayacağım bile. Üzerindeyse siyah kot pantolonla mavi gömlek vardı. Adamı ayakta gördüğüm her an karnına dokunmak istedim. Tanrım o gömleğin duruşunu anlatamam size. Kaslarının üzerinde ellerimin gezdiğini hayâl etmekten bir an ağzım açık adama baktığımı fark edince nasıl toparlayacağımı şaşırdım.”

Kızlar gıklarını çıkarmadan dinliyorlardı İdil’i. “Aaa durun ya Instagram’ı var. Oradan göstereyim” deyip adamın profilini açtı.

Defne “Aman Allah’ım!” derken Dilara “Holy moly!9” dedikten sonra bir ıslık çaldı.

Bir süre çıkamadılar adının Doruk Çebi olduğunu öğrendikleri yazarın profilinden.

Dilara “Piştt Defne, bu da senin gibi mavi kan galiba?” diye arkadaşına takıldı.

Defne’nin Dilara’yı azarlamasına fırsat vermeden İdil “Gerçekten köklü bir aileden geliyor. Adam hem yakışıklı, hem zeki hem de kültürlü” diye araya girdi.

“Bekar mıymış peki?” diye sordu Defne.

“Evli olmadığını biliyorum fakat bu hayatında kimse yok demek olmuyor elbette.”
 

*

 
Onlar hararetle Doruk’un profilini inceleyerek sevgilisi olup olmadığını anlamaya çalışırken Esra geldi yanlarına. Arkalarında durmuş, parmaklarının ucunda yükselmiş Dilara’nın elindeki telefona bakmaya çalışıyordu.

“Oha kızım, o ne ya?!” dedi ekranı gördüğü anda. Diğerleri Doruk’a o kadar yoğunlaşmışlardı ki Esra’yı anca konuştuğunda fark ettiler.

Daima çene hizasında kullandığı kıvır kıvır saçlarını kızıla boyatmıştı Esra. Geri dönüp arkadaşları ile karşılaştıklarında Dilara yutkundu, Defne kocaman açılmış gözleriyle nefesini tuttu, İdil zoraki bir gülümsemeyle “Hayatım saçlarını boyatmışsın…” deyip ‘güzel olmuş’ diye devam edeceği sırada Dilara “Evet kırmızıya” dedi bıkkın bir ifadeyle. Bir kere başlamıştı, devam etti; “Niye yapıyorsun bunu kendine? Doğada böyle bir kızıl var mı?”

“Doğada mavi, yeşil saçlı insanlar da yok ama bu durum kadınların, hatta erkeklerin bile bu renkleri kullanmasını engellemiyor” dedi Esra gülerek.

Hiçbir şeyden alınmaz, daimi neşesi kaçmazdı kolay kolay.

“Harika. Haftaya da yeşil saçlarla bekliyoruz o zaman seni” dedi Dilara.

“Neden olmasın, yaparım belki” diye cevapladı aynı neşeli tavırla Esra.

“Kıyafetlerine laf edemezsin ama…” diye söze girdi Defne.

Esra’nın üzerinde zümrüt yeşili ipek bir bluz vardı. Bluzun anvelop kesimi derin bir göğüs dekoltesi sunuyor, bu da kadının iri göğüslerini gözler önüne seriyordu. Bu dekolteden sonra erkekler gözlerini başka bir yöne çeviremediklerinden olsa gerek, kadının balık etinden hallice vücudunda eleştirecek bir şey görmüyorlardı. Bluzun altına füme rengi taşlanmış bir kot giymişti Esra. Kotun uzun, bol paçaları; altına giydiği dolgu topuk yüksek ökçeli botları gizliyor, bu sayede 1.60’lık boyu on, on beş santim uzamış oluyordu.

Saçları denklem dışında bırakırsa altın aksesuarlarla süslediği parmakları, bilekleri ve gerdanlığı ile kombininin oldukça feminen gözüktüğünü kabul etmek zorundaydı Dilara.

“Kabul, hoş gözüküyorsun ama gene de bu kırmızı saçları onaylamamı bekliyor olmazsın. Kuzum illa kızıl kullanmak istiyorsan gerçek kızılların tonunu uygulasana. Soğan kabuğu yani. Şu üzerindeki yeşille mükemmel bir kontrast oluştururdun o zaman” demekten geri kalmadı gene de.

“Tamam tamam, bana da biraz fazla kırmızı geldi gerçekten de. Neyse bir iki yıkamada akar zaten” dedikten sonra İdil’in telefonunu göstererek “Siz neye bakıyordunuz öyle?” diye sordu.

Tam Defne anlatacaktı ki “Dur dur, böyle Daltonlar10 gibi dizilmeyelim bara, Meltem de gelir zaten birazdan. Hadi masaya geçelim” dedi Esra. Diğerleri de çantalarını alıp rezervasyon yaptırdıkları masaya doğru yürüdüler.
 

*

 
Daima bu masada otururlardı. Restoranın arka tarafındaki köşe biraz mahremiyet sağlıyordu onlara. Dördü yerlerine yeni yerleşmişti ki Meltem de geldi. Her zamanki keskin şıklığı yoktu üzerinde. Asi bir haller vardı bugün Meltem’de.

Buz mavisi, yırtık bir kot giymişti. Kot neredeyse bacaklarının yarısını açıkta bırakacak kadar yırtılmıştı artık. Kızlar Meltem’in bu kotu ilk giymeye başladı dönemi hatırlıyorlardı. Yırtıklar zamanla genişlemiş, kocaman açıklıklara dönüşmüştü. Gene de Meltem vazgeçmiyordu kottan, gençliğindeki asi ruhunu hatırlatıyor olmalıydı. Belki de “Meltem”i özlediğinde bu kot onu geçmişte kalan o kadına döndürüyordu, kim bilir?

Kotun üzerinde krem rengi ipek bir gömlek vardı. Gömleğin hafif şeffaf dokusundan içindeki dantel sütyen belli belirsiz gözüküyordu. Kotun paçalarının ön kısmı Timberland botların içine girmişti.

Kısa, dağınık kesilmiş siyah saçları fönle değil, jöleyle şekillendirilmişti. Gerçekten bir haller vardı bugün Meltem’de. Üstüne üstlük yorgun ve uykusuz gözüküyordu. ‘Çocukların peşinde koşmaktandır’ diye düşünüp soru yağmuruna tutmadılar. Ne olabilirdi ki Meltem’in hayatında? Son derece yakışıklı bir kocası, mutlu bir evliliği, varlıklı bir yaşamı vardı ne de olsa.
 

*

 
Yaklaşan Sevgililer Günü üzerine dönüyordu sohbet. Biri “Kapitalizmin dayatması” diyor, diğeri “Öyle olsa ne fark eder? Hoş bir jest yapmak için bir fırsat olarak da görülebilir. Sonuçta bazen insanın bir bahaneye ihtiyacı oluyor” diyordu.

Bu esnada İdil’in Instagram’ının DM bölümüne bir mesaj geldi. Uygulamaya girmeden ekranda beliren bildirimi okuduğunda kan beynine çıkmıştı.

Şunlar yazıyordu:

N’aber?
N’apıyorsun Bayan Popo?
:)))

‘Bi’ de gülmüş’ diye düşündü. Komik olduğunu ya da güzel bir şey söylediğini sanıyor olmalıydı. Eski erkek arkadaş olsan da insanda bir sınır olmalıydı. Ayrıca “Bayan Popo” denilince onun aklına, eski model ve oyuncu Sevtap Parman gelirdi daima, kendisi değil. Yani tabir de çok orijinal değildi. En komik espri bile ikinci kez yapıldığında güldürmezken devamlı tekrarlanan bu “Bayan Popo” lakabı iyice sinirlerini bozmaya başlamıştı.

‘Tamam, popomu beğeniyorsun, anladık ama insan her konuşmaya böyle mi girer?’ diye aklından geçirdi. Sinirlenmiş olmasına rağmen belli etmek istemedi, kendine ait bir gecede ex ile polemik yaşamak istemiyordu. Kızlarla dışarda olduğunu yazıp onun ne yaptığını sordu. Anında cevap geldi:

Ben de yeni geldim eve. Bir şeyler içerim diyordum. Dedim İdil evdeyse, belki eskiden yaptığı gibi muhteşem vücudunun video veya fotoğrafını atar, dedim. Ben de manzaraya karşı viski içerim, hoş olur diye düşündüm :))))

Demin duman çıkartıyorsa şu anda patlamıştı yanardağ. Sinirle telefonu eline aldı, şunları yazdı:

Madem evdesin, sen bana harika vücudunun bir fotoğrafını ya da istersen şöyle seksi bir videonu yolla.

‘Bu ne cüret!’ falan yazmayacaktı. Bu kadar değer verilmeyi hak etmiyordu. Kendisini ne konuma sokuyorsa o şekilde cevap verecekti.

Bir süredir yeniden konuşmaya başlamışlardı ama bu, basamakları onar beşer çıkma hadsizliğine imkan vermemeliydi. Aslında sorun fotoğraf ya da video da değildi. Hiçbir derdi yoktu bunlarla. Dönem ilişkilerinde eğlenceli bir oyundu sonuçta bu. Fakat üslup, işte bununla fazlasıyla derdi vardı. Otomat mıydı İdil, düğmeye basınca istediğini verecek? Ve evet, ayrıca bu karşılıklı bir oyundu. Eğer İdil’in yazdığından rahatsız olmaz ve istediğini verirse bu oyunu oynayacaktı. Şimdi top Devrim Bey’deydi.

Cevap anında geldi:

:))) Erkek vücudu öyle bi’ şey değil ki

‘Erkek vücudu öyle bir şey değilmiş. Lafa bak. Bunlar gerçekten görüntüden etkilenmeyi sadece erkek cinsine özgü sanıyorlar’ diye düşündü öfkeyle.

Gayet öyle bir şey. Benim ilgimi çekecek bir şey var sende de 😉

Yazdı. Kaçmasına izin vermeyecekti. Onun kendisine yaptığı ısrarı İdil de ona yapacaktı.

Üzgün surat emojisi geldi Devrim’den. Ardından konuyu değiştirmek amacıyla “Geçen gün annenin evinin önünden geçtim. Yıkılmış. Çok üzüldüm” yazdı.

Kentsel dönüşüm. Üzülecek pek bir şey yoktu İdil için. “Evet yıkıldı canım” diye cevapladı. Ardından bir üzgün surat emojisi daha geldi. ‘Bu geceki ifademiz bu sanırım’ diye düşündü İdil. Devrim devam etti; “Şimdi küçük bir ev olur.”

‘Allah’ım benden çok dert etti evi’ diye söylendi içinden. “Bilmem, göreceğiz” diye yanıtladı.

Devrim yazmaya devam ediyordu ki kızlardan isyan sesleri yükseldi masadan. “Kiminle yazışıyorsun?” diye soruyorlardı. İdil telefonu bırakıp arkadaşlarının sorusunu yanıtladı.

“Yaa bırak Allah aşkına. Eskilerden bir bok olmaz. Önüne bak kızım” diye söze başlayan Dilara başını iki yana sallıyordu bir yandan da. “Bu seninle sabaha kadar uyumaya yanaşmayan, sevişmenin ardından kaçıp giden ve yatakta senin de zevk almanla pek de ilgilenmeyen adam değil miydi?” diye devam etti. İdil başıyla onaylayınca “O zaman yekten siktir et, uğraşmaya değmez” diyen Dilara her zamanki gibi açıkça ifade etmişti düşüncelerini.

Haklıydı.

Telefonun ekranında yeni bir mesaj vardı. İdil’in bakışlarının telefonuna kaydığını gören Meltem “Ne yazıyor?” diye sordu. Devrim en son şunları yazmıştı:

Hayırlı olsun. Neyse, konuya dönelim. Yok mu şimdi popo?

Ve tabii ardından da bolca sırıtış koymuştu. İdil gecenin başından beri olan konuşmayı okudu arkadaşlarına. “Pes!”, “Hadsiz!” ve benzeri nidalar eşliğinde İdil cevap yazdı.

Esra, merakla “Ne yazdın?” diye sordu. İdil telefonun ekranını kızlara doğru çevirdi.

Yok canım :)) Sen yolla ama. Merakla bekliyorum.

Yazışma şu şekilde devam etti:

 

Ben de öyle bir popo yok. Olsa yollardım.

:))) Popo istemiyorum zaten.

Aaa ne istiyorsun?

Bilmiyor musun ne istediğimi?

Yooo
Penis değil herhalde.

Ahahahahahahah neden “değil herhalde”?

Öyle heybetli bir penisim yok benim. Ayrıca penis estetik bi’ şey de değil. Boru işte 🙂

Yaaaa, tamam canım.
Boruymuş 🤦🏼‍♀️

:)))
Yani kadın vücudu gibi değil anlamında.

Tanrım bin tane heykel var.
Estetik değilmiş.
Ayrıca ben de masum hâlinin fotoğrafını istemedim.
Neyse tamam, yapmayacaksın.

:)) Masum hâli mi? Enteresan kelimelerin var.

Sen kibar kibar konuşuyorsun ya, penis falan. Fallus olsun o zaman. Erekte hâli 😉

Ben kibar adamım.
:))))
Erekte edip sana mı atayım?

Evet.
Hatta yaparken videoya da çekebilirsin 😉

Bence çok ilgini çeken bi’ şey değil. Ama ben istedim diye feminist tarafın karşı refleks üretiyor :))

Hiç alakası yok.

Yoksa ne yapacaksın yani erekte Devrim’i?

Bu kadar uzamasaydı konu, oldukça seksi olabilirdi. Şimdi anlamsız bir atışmaya döndü.

:)))
Doğru sayın felsefeci.
Bu kadar uzattığım için özür dilerim.
O zaman sonra görüşürüz. Seni arkadaşlarının yanında daha fazla oyalamayayım.

İyi geceler canım.

İyi geceler leydi.

*

Mesajlaşma bittiğinde “Ooo Bayan Popo’dan leydi’ye terfi ettin bir anda?” dedi Esra gülerek.

“Bırak ya, sinirlerimi bozdu gece gece boş yere. Feminist tarafım karşı refleks üretiyormuş, kafaya gel. Yaptığı çirkin değil, benim buna tepki vermem -izm. Alışacaklar kendilerinin davrandığı gibi muamele görmeye. Beni seks objesi mi yapmak istiyor? Tamam kabul. Ama bunun bir karşılığı olmalı. Aynı rolü oynayacak. İçkisinin yanına meze yapmak istiyorsa beni, ben burada sizlerle içerken bana da meze olmayı göze alacak.”

“Boş ver kuzum ya, üzülme” dedi Meltem.

“Yok üzülmüyorum. Dediğim gibi sorun fotoğraf, video falan da değil, tavır. Ben zaten yapmak istersem karşı taraf istemeden yaparım. O da oyuna katılırsa devam da ederim ama viski içiyormuş paşam da ben de ona video çekecekmişim. Bak bak…”

“En basit hikâyede bile bir giriş-gelişme-sonuç bölümü olur. Adam merhaba deyip ikinci cümlede video istiyor. Fütursuzluğun bu kadarı ilginç” dedi Dilara.

“Ama feci aldı cevabını. Duman çıkartıyordur şimdi” diye gülerek söze girdi Esra.

“Sabaha kadar çıkartabilir” dedi İdil gergin gergin.

Meltem, İdil’i daha fazla üzmemek için konuyu değiştirmek istercesine Dilara’ya dönüp “Eeee seninki n’apıyor?” diye sordu.

“N’apsın şerefsiz! Karısı ve arkadaşlarıyla yemekte bu gece.”

“Anlamıyorum kuzum seni, neden kabul ediyorsun ki bu durumu?”

“Allah benim de bin türlü belamı versin, doğru. Ama suyu ısındı, yakında koyacağım kapının önüne. Paraları karısına kaptıracak diye boşanamamasından da çocukları için endişe ediyor olduğu ayaklarından da usandım.”

İdil yeni konuya anında adapte olmuştu. “Çocuklar her gün kavga dövüş bir evin içinde daha mı mutlularmış?” diye sordu.

“Palavra ya kızım, çocukları düşünmesi. Tek derdi gidecek olan paraları. Kadın şirketin yarısını alırmış, -mış da -mış işte.”

“Versin şirketin yarısını. İzzet’in üzerine olabilir ama beraber kurmadılar mı zaten? Karısının hakkı değil mi o hisselerin yarısı?” diye sordu Esra.

“Cimri pezevenk işte” dedi Dilara. Kendi de çok iyi biliyordu tüm bu ‘Boşanacağım ama şu… Boşanacağım ama bu…’ bahanelerinin oyalama taktiğinden başka bir şey olmadığını. Adam ne şirketin yarısını kaybetmeye ne de kurulu düzeninin bozmaya niyetliydi.

“Hayat ona güzel tabii; evde karısı, dışarda sen. Ne diye değiştirsin ki herhangi bir unsuru? Onun monoton evlilik hayatına büyük bir heyecansın sen. Peki ya senin hayatın? Bu mudur bir ilişkiden beklentin? Beraber bir yemeğe dahi çıkamıyorsunuz, devamlı kaçak göçek” diyen Esra garsona seslendi; “Aynısından iki şişe daha” dedi. Bu gece belli ki uzun olacaktı.

Arkadaşlarının söylediği her şeyin Dilara da farkındaydı. Toy bir genç kız değildi ki… Ama işte… Bir kere aşık olmuştu. Duyguları bu kadar yoğunken mantığı bağıra bağıra doğruları söylese de, defalarca ayrılsa da adamdan, sonunda İzzet ne yapıyor ne ediyor, bir kez daha kandırıyordu Dilara’yı.

“Buna daha fazla devam edebileceğini sanmıyorum Dilara. İlişki dediğin insanı daha mutlu bir ruh haline sokmalı, karnında kelebekler falan… Sen sinir hastasına döndün son aylarda. Yapma bunu kendine” derken İdil uzanmış Dilara’nın elinin üzerine kendininkini koymuştu. Büyük bir sevgiyle bakıyordu arkadaşına.

Dilara cevap vermedi, diğerleri de öyle. Dilara’nın konusunun da kapanma vakti gelmişti. Sözleşmişçesine elleri kadehlerine uzandı. Bardakların içindeki sıvıyı bir dikişte bitirdiler.

Lise yıllarından beri hiç ayrılmamışlardı. İstanbul’un en elit okullarından birinden mezunlardı. Her biri kusursuz Fransızca ve İngilizce konuşuyordu. Üniversitede farklı alanlara yöneldilerse de asla birbirlerinden ayrılmamışlardı.

Hayatta her şeyin başlarına gelebileceğine inanan kadınlardı. Önemli olan, yaşananlar sırasında omuz omuza olabilmeleriydi.

Garson sipariş ettikleri yeni şişelerle masaya geldiğinde, o kadehleri doldururken Esra, Defne’ye döndü “Sen ne alemdesin?” diye sordu.

Defne, garsonun ilk şişeyi bitirip ikincisini buz kovasına koymasını bekledikten sonra bıkkın bir ifadeyle “Bazı geceler kalkıp bıçaklamak istiyorum adamı. Görmeye dahi tahammül edemiyorum. Her şeyi sinirlerimi bozuyor” dedi.

Esra’nın “Bi’ tanecim madem bu kadar nefret ediyorsun adamdan, neden boşanmıyorsun?” sorusuna “Ahh sen boşandın, Dilara boşandı, İdil ezelden beri bekar ve çok mu mutlusunuz sanki?” diye cevap verdi. Kızların yanıt vermesine fırsat vermeden savunmasına devam etti: “Daima o ruh eşini arıyorsunuz. Sonuç hep aynı; hüsran. Ben yoruldum. Uğraşamam bu işlerle. Dışardakiler o kadar harika olsaydı siz yakalardınız mutluluğu.”

Defne, “Öyle değil canım benim. Biz en azından her seferinde yeni bir umutla başlıyoruz. Umut, heyecan insanı hayatta tutuyor. Ya sen? Aynı mutsuzluğun içinde debelenip duruyorsun yıllardır. Kavga ettiğiniz konular bile değişmiyor. Çözülen de bir şey yok. Dev bir kısır döngü” diye arkadaşına karşı çıktı.

“Ya seks? Kızım 40 yaşındasın ve artık ben hesaplamaktan vazgeçtim, kaç yıl oldu belli değil, sevişmiyorsunuz da. Nasıl? Nasıl olur aklım almıyor? Bundan nasıl vazgeçersin?” diye sordu Dilara.

Konu en sevdiği yere gelince İdil atıldı; “Düşünsenize ne daralmıştır. Ben 3 ay sevişmesem resmen kapanıyorum, bu kadın bakire olduğu döneme geri dönmüş olabilir.”

İdil’in yorumuna kahkaha atan arkadaşlarına gözlerini devirerek bakan Defne gülerek “İğrençsiniz” dedi. Kadehler bir kez daha masanın ortasında birleştiğinde dostluğa içildi.

Oluşan sessizliğin ardından aralarındaki diğer bir evli olan Meltem hafif bir boğaz temizleme sesi çıkardı, bakışlar ona döndüğünde. “Benim de önemli bir duyurum var” dedi. Kızlar daha bir dikkat kesildiler.

“Ediz beni aldatıyor.”

Dilara o sırada içmekte olduğu şarap soluk borusuna kaçınca öksürmeye başladı. Kızlar onunla mı ilgilensinler, Meltem’e tepki mi versinler kararsız kalmışlardı. Sonunda Dilara “Tamam tamam, iyiyim” dedi, “Kızım, sanki harika bir haber verecekmişsin gibi ‘duyuru’ falan diyorsun bi’ de. Deli misin nesin?” diye devam etti.

İdil “Dilaraaa… ” diye arkadaşını uyardı. Meltem’e döndü; “Emin misin canım? Yanlış anlamış olmayasın?” diye sordu.

Meltem son derece sakin gözüküyordu. “Kesinlikle eminim. Mesajlaşmalarını okudum” dedi.

İdil şaşırmıştı; “Sen ki telefon karıştırmayı büyük gurursuzluk olarak atfedersin, Ediz’in telefonunu mu kurcaladın?”

“Yaptım, evet. Dilara’nın sıklıkla dediği gibi ‘Allah benim de bin türlü belamı versin’, kurcaladım, cehalet mutluluktur oysa ve ben bilgisizliğin verdiği mutlulukla yaşayıp gidiyordum ne güzel.”

Esra “Canım benim, bir dur, en baştan başla. Nasıl gelişti olay?” diye sordu.

“Son zamanlarda telefonuna yapışık yaşıyordu. Banyoya girerken bile yanında. Bilir benim asla kurcalamayacağımı ama bu saçma tedirginliği beni bir işkillendirdi.”

“Eee?”

“Ediz her gece YouTube’dan bir şeyler dinleyerek uyur. Geçen salı çocukları yatırıp etrafı toparladıktan sonra odaya geçtim, uyuya kalmış, Barış Özcan kendi kendine anlatıyor. Telefonu elime aldım, kapatıp ben de yatacaktım. Bir an bir şey oldu, bi’ duraksadım. Uygulama açık olduğu için telefon kilit moduna geçmemişti. Sol omzumdan gelen ‘Hadi bak’ tahriğine karşılık, sağ omzum üzerinden ‘Saçmalama. Hem bir şey bulamayacaksın hem de bunu yaptığın için kendini aşağılamış olacaksın’ uyarısı arasında elimde telefon öylece kaldım birkaç saniye.”

“Ve elbette ekranı yukarı kaydırdın sonunda” dedi Dilara.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 

Didem Çelebi Özkan

 
 

Notlar & Açıklamalar

  1. Retorik Soru: Retorik sorularda, soruyu soran kişi tarafından doğrudan bir cevap beklenmemektedir. Çoğu durumda, bir konuşma başlatmak ya da konuşmacının veya yazarın bir konu hakkındaki görüşünü açıklamak veya vurgulamak amacıyla kullanılır. – Vikipedi    ⇡⇡⇡
  2. “Hükümetinizin işleriyle ilgilenmezseniz, aptalların yönetimi altında yaşamaya mahkum olursunuz.” – Platon    ⇡⇡⇡
  3. Doğrudan Mesaj    ⇡⇡⇡
  4. Narcissus: Yunan mitolojisinde Narkissos adıyla sözü edilen, adını narsizme, narkoza, bir çiçek familyasına (nergisgiller) ve bir çiçeğe vermiş olan Narsis (ya da Narkissos), Klasik Mitoloji’deki bir kahraman olup, öyküsünün kaynağı Antik Yunanistan’daki Elefsis Gizemleri inisiyasyonudur. – Vikipedi    ⇡⇡⇡
  5. Campari Mimosa: İçinde, 4 ons köpüklü şarap, 2 ons Campari, 2 ons portakal suyu, garnitür için de portakal dilimi bulunan bir kokteyl – The New Potato    ⇡⇡⇡
  6. Dry Martini: Yemek öncesi aperitif olarak içilebilecek klasik kokteyllerdendir. Mixin Glass’a buz doldurulur. Üzerine dry -sek- vermut dökülür ve buzlar vermutla yıkanır. Üzerine cin eklenip iyice soğutulduktan sonra Martini bardağına süzülür. – Bar Okulu    ⇡⇡⇡
  7. Ayrıcalıklılar, seçkinler, soylular sınıfından olan, soylu.    ⇡⇡⇡
  8. Sokak ağzı kullanarak Fransızca “Delisin” diyor burada Defne.    ⇡⇡⇡
  9. Bir şeyin şaşırtıcı, şok edici veya etkileyici olduğunu ifade etmek için kullanılan İngilizce söz.     ⇡⇡⇡
  10. Dalton Kardeşler: Morris ve René Goscinny tarafından yaratılan Red Kit adlı ünlü çizgi roman dizisinin kurgusal karakterleri olan banka soyguncusu dört erkek kardeş. Red Kit ile amansız bir kaçma-kovalama mücadelesi içindedirler. – Vikipedi    ⇡⇡⇡

 
 

2. Bölüm 👇🏻

2 | Yok Olmak İstiyorum


 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

22 YORUMLAR

  • Yanıtla Burak Süalp 18 Şubat 2022 at 13:11

    Canım baş editörüm, tek kelimeyle harika! Seninle dergide birlikte çalışmanın, senin editörlüğünü yapmanın en büyük avantajı bu sanırım. Yazdıklarını senden sonra gören, okuyan ilk göz olmak. Bu nedenle kendimi çok şanslı hissediyorum.
     
    Öncelikle karakterlere bayıldım. Çok gerçekçi olmuşlar, sanki gerçeklermiş gibi. Her birinin varlığı anlaşılmaktan öte hissediliyor. Her birinin altından daha ne hikâyeler çıkar, kim bilir. Tabii ki sen 🙂 Tasvirler ise çok çok iyi. Her bir sahne gözümün önünde canlandı. Daha ilk seferinde resmen okumadım, yaşadım.
     
    Son olarak, her hikâyende olduğu gibi, burada da kadın-erkek eşitliğinin altını böyle cesur bir şekilde çizmeni takdir ettim. Daha yazabileceğim çok şey var ama bir yerde nokta koymam lazım. Hikâyenin devamını merakla bekleyeceğim. Kalemine sağlık canım benim. 🙏🏻❤️😘

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 18 Şubat 2022 at 13:24

      Canım benim, desteğin için ne kadar teşekkür etsem az. Editörlüğün ise çok çok değerli. Karakterleri açmam konusunda devamlı baskı kurmasan (🙈) bu noktaya gelemezdi bu öykü. Tek bölümde anlatmayı planladığım hikâye, senin önerilerinle, bir novella, belki de bir roman olmak üzere yola çıktı.
       
      İnan ben de yazarken çok eğleniyorum. Her bir karakteri zihnimde canlandırıp tasvir ettikçe varlıklarına ben bile inanmaya başladım 😂
       
      Eşitlik konusu çok pencereli ve çok acılı aslında. Ben daha çok; güçlü, arzuladıkları gibi yaşayan, bu yaşam modelini de topluma kabul ettiren kadınları yazmayı seviyorum. Bana onların varlığı umut veriyor, okurlarıma da versin istiyorum sanırım.
       
      Kocaman öpüyor, her adımda yanımda olduğun için teşekkür ediyorum ❤️😘

  • Yanıtla Numan Çeri 18 Şubat 2022 at 14:20

    Öncelikle tebrikler.
     
    Daha önceki yazılarınız gibi bu çalışmanız da çok güzel. Sizin bir tarzınız var. Sürükleyici ve okurken ruhta tat bırakan.
     
    Birçok şeyi öğreniyor insan okurken. Mekan ve insan tasvirleriniz çok güzel. Karakterleri okurken karşımda görüveriyorum sanki hepsini bir tekmil. Olayların giriş, gelişme ve sonucunu özel bir şekilde bağlıyorsunuz. Livaneli’nin kalemini anımsıyorum hep nedense yazılarınızı okurken. Sert olsa da kelimeler okurken, kabulleniveriyor okuyucu. İnsanlarınız güzel. Hepsi içimizden. Bir tarafları sosyete tabir edilen mevki olsa da sokak dilini harika kullanıyorlar. Bu da okurken daha güzel kılıyor hikayeyi. Cesur sözlerin ardında saklı bir isyan var hikâyede. Etrafindaki hayatın farkında olan bir kadının hikâyesini okuyorum.
     
    Devamını beklerken merakla, tekrar tebrik ederim.
     
    Sağlıcakla has kalın vesselam.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 18 Şubat 2022 at 14:27

      Numan Bey; çok, çok mutlu ettiniz. Ne güzel, ne detaylı bir yorum. Değer verip zaman ayırdığınız için ne kadar teşekkür etsem az. Okura geçmesini istediğim her alt metni görmüş, dile getirmişsiniz. Aktarabildiğim ve sizin gibi değerli bir okurdan da onay gördüğü için ayrıca gurur duydum.
       
      Yeniden çok teşekkürler, sevgiler ❤️

  • Yanıtla Atakan Balcı 18 Şubat 2022 at 15:41

    Ya ikisi de haklıdır ya da ikisi de haksız, cinsel göndermelerde de, paylaşım isteklerinde de, söylenen sözlerde de! Kadını erkeği nasıl olabilir ki? Kadın bir “yazılım ürünü” müdür?
     
    Ellerine, esinine sağlık!…
     
    Etkileyici ve oldukça iyi anlatmışsın bence! 🙂

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 18 Şubat 2022 at 15:51

      Canım benim çok teşekkürler, senin gibi güçlü bir kalemden anlatıma gelen iltifat elbette çok değerli.
       
      Kucak dolusu sevgiler Atakancım 🤗❤️

  • Yanıtla Elif Bilici 18 Şubat 2022 at 16:56

    Ta ta ta tam!
     
    “Gerçek bir hikaye olabilir mi?” diye okudum her bir satırı. Her karakter içimizden, yakınımızdan birisi adeta. Okurken olaylar yan masamda geçiyor gibi hissettim. İkinci bölüm gelene kadar kafamda karakterleri kurmaya devam etmekten başka çare kalmıyor ☺️
     
    Emeğine sağlık her zaman ki gibi harika ❤️

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 18 Şubat 2022 at 19:47

      Güzelliğim, öncelikle çok teşekkür ediyorum vakit ayırıp yorum yazdığın için, çoook mutlu oldum 😁🤗
       
      Yazdığım neredeyse her öyküde “Bu yaşananlar gerçek mi?” diye soruluyor. Romanda en yakın arkadaşlarım bile arayıp “Pamir, Baran, Kuzey kim?” diye sıkıştırıyorlardı beni 😂 Okura bu kadar gerçek gelmesi inanılmaz bir mutluluk elbette benim için.
       
      İdil, Mert, Defne, Dilara, Esra, Meltem, Devrim, İzzet, Ediz… Birkaç karakter daha gelecek. İnan evde hepsiyle birlikte yaşıyorum, her biri benim için etten kemikten insanlar kadar gerçekler 😁 Gülüşleri, tepkileri, kaş çatışları, her hareketleri o kadar net ki zihnimde yazarken sadece bu beliren görüntüyü aktarıyorum.
       
      Umarım devamını da okur ve seversin.
       
      Ve ben de senin kalemini özledim, geri dönmeni sabırsızlıkla bekliyorum.
       
      Kucak dolusu sevgiler canım 🤗❤️

  • Yanıtla Nimet Canbayraktar 18 Şubat 2022 at 18:12

    Müthiş. Gözünüzde canlandırmak o kadar kolay ki bu anlatım ile. İnanın okurken bir kurgu değil de sanki sizin arkadaşlarınızı dinler gibi geliyor.
     
    Her zaman ki gibi özgür, biraz çılgın ama kesinlikle haklı kadınlar.
     
    Merakla bekliyorum, dilerim roman olur.
     
    😀😂😘💖

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 18 Şubat 2022 at 19:59

      Sevgili Nimet Hanımcığım, her zaman olduğu gibi yorumunuzu görünce çok mutlu oldum. Koşulsuz desteğiniz çok kıymetli, var olun 🙏🏻
       
      Hikayeyi sevmeniz de ayrıca mutluluk verici 😁
       
      Kadınları yazmak benim için sanırım daha kolay. Erkeklerin düşündüğünün aksine kadınlar gizemli, anlaşılamaz, çözümlenemez varlıklar değiller, yani en azından birbirlerine değiller. Bu yüzden onları yazarken zorlanmıyorum fakat erkek karakterler, işte orası benim için biraz muamma. Bu yüzden genelde onların iç seslerinden çok kadınlarınınkini duyuyoruz. Erkek karakterleri gerçekte oldukları gibi değil de kadınlara gözüktükleri gibi yazabiliyorum ancak. Kadınlarla kurabildiğim empatiyi erkeklerle çok fazla kuramıyorum.
       
      Kadınları çok iyi analiz edip yazdığı iddia edilen erkek yazarlar var. Ben bunların çoğunun değil çok iyi olmak, berbat olduğunu düşünüyorum. Kadınları görmek istedikleri gibi yazıyorlar, olduğumuz gibi değil. İşte bu yüzden erkek karakterlerde böyle bir hadsizliğe düşmek istemiyorum. Ben kadın bakış açısıyla ve kadınlara görünen Dünya’yı yazıyorum. Hikâyenin erkek perspektifi eminim bambaşka olacaktır. Onu da erkekler yazsın ama bizi çözümlemeye kalkmadan kendilerini açarak. Ben böyle yapıyorum; kadınların zihnini okura açıyorum 🙃
       
      Sizi de kocaman öpüyorum ❤️😘

  • Yanıtla Metin Çoban 18 Şubat 2022 at 21:21

    Okudukça, biraz daha okudukça yazmak geliyor insanın içinden. Hazır da interaktif, dijital bir dergi olunca da yazıyor da yazıyorsunuz. Tebrik ederim. Bunca birikim ve entelektüeliteyi, bir şekilde, bir yerlerde sunmak lazım.
     
    Yeteneğiniz de var. Detaylar, yer ve zaman iyi kurgulanmış. Yaşadığınız sosyal çevrenin ve yaşam biçiminizin akışını anlatıyorsunuz. Sizin dışınızda gelişen hayatlar hakkında da çeşitli haberler veriyorsunuz. Pahalılık, fikri baskılar, yaşama müdahele gibi.
     
    Erkeklerin sizin tarafınızdaki olanlarının davranış ve tutumlarını biliyorsunuz. Genellemeye de gidiyorsunuz. Tabii ki erkeklerin çoğu, sizin yazdıklarınız gibi değil. Ama yazmak güzel şey, devamlı yazın biz okuyalım.
     
    Ellerinize sağlık.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 18 Şubat 2022 at 21:47

      Metin Beyciğim, beni gene yorumsuz bırakmamışsınız. Çok teşekkür ediyorum. Yazdıklarınızı da çok sevdim, çok teşekkür ederim.
       
      İnanın erkeklerin gerçekliğini yazmak gibi bir hedefim yok. Zaten bunun mümkün olduğunu da sanmıyorum. Gerçek hangi açıdan baktığınıza göre değişiyor çünkü. Ben kadınlar, erkekleri ve onların davranışlarını nasıl yorumluyor onu anlatıyorum. Aslında erkek okurlar için de kılavuz gibi hikâyelerim, erkekler ne yaptığında kadınlar ne anlıyor onu açıklıyorum 😁
       
      Kadınları anlatmak istiyorum kısacası. Onların içlerindeki fırtınaları.
       
      Değerli yorumunuz için bir kez daha teşekkür ediyor, sevgilerimi yolluyorum.

  • Yanıtla Hande S. Sinan 18 Şubat 2022 at 22:14

    Didom, en çok aslan burcu ve bayan Popo Sertap Parman’a bayıldım! Nasıl da aklına gelmiş bravo vallahi! Bir de argo kullanımın harika, çok eğlendim 🤣 “sikerler” küfrünü arasıra çok sinirlenince ben de kullanırım 🤣🤣 Okurken “meze” referansı da hoşuma gitti ve ister istemez acaba bu karakterler gerçek hayatta kim demekten kendimi alamadım 😅
     
    Öpüyorum 😘

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 18 Şubat 2022 at 22:21

      Kuzum, o “aslan burcu” detayını geçen gün seninle yaptığımız konuşmadan ilham alarak yazdım 😁 Küfürlere gelince benim gibi kibarcıktan çıkınca bir şok oldun, değil mi 😂 Ama yazarken ben de çok eğlendim.
       
      Karakterler kim sorusuna koptum. Üstte Elif’e yazmıştım biraz önce, en yakın arkadaşlarım bile karakterlerin kim olduğunu soruyor, diye 😂 Şöyle cevap vereyim: Hiçbiri tek bir kişi değil. Her birinde herkes biraz var. Sadece tanıdıklarım da değil, uzaktan dinlediğim kadınlar, yakından şahit olduğum hikâyeler, ortaya karışık yaptım işte 😂
       
      Çok mutlu oldum yorumuna. İyi ki varsın. Kocaman öpüyorum ❤️😘

  • Yanıtla Sinem Çelebi 19 Şubat 2022 at 14:48

    Canım, belli ki gene harika bir roman geliyor. Her hafta heyecanla bekleyeceğimiz bir hikayenin çılgın serüvenine giriş yaptık.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 20 Şubat 2022 at 16:36

      Bi’ tanem benim, çok mutlu oldum beğenmene. Ben yazarken çok keyif alıyorum, umarım siz de okurken eğlenirsiniz.
       
      Seni çoooook seviyorum ❤️

    • Yanıtla Sinem Çelebi 28 Şubat 2022 at 13:14

      Ablaaaa, 2. bölüm ne zaman geliyor?

      • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 28 Şubat 2022 at 13:16

        Kuzuuuummm, merak mı ettin sen 😁😁😁 Cumartesine yetiştirmeye çalışıyorum ❤️😘

  • Yanıtla Pelin Öncüoğlu Işık 19 Şubat 2022 at 23:02

    Didemcim,
     
    Yine bizi bomba gibi bir roman bekliyor sanırım. Yaa İdil karakterine bayıldım. Tam benim kanka olacağım bir hatun. Kalemin yine sözcüklerin üzerinde akıyor, bize bir çırpıda okutuyor. Merakla devamını bekliyorum.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 20 Şubat 2022 at 16:38

      Ahahhahahah yaaa bayıldım yoruma ve bi’ an düşünüdüm; eminim İdil de seninle çok iyi anlaşırdı.
       
      Çok değerli desteğin, zaman ayırıp yorum yazdığın için çok teşekkür ediyorum güzelim.
       
      Seni kocccaaammmannn öpüyorum ❤️😘

  • Yanıtla Şen Sevgi Erişen 27 Şubat 2022 at 00:40

    Yazmaya başlamana sevindim Didemcim. Yolun açık osun. Tasvirler, detaylı anlatım, hikayeyi zenginleştiren eklemeler, güncelliği sağlayan bağlantılar çok iyi. Yazarken keyif aldığın da belli oluyor. Bundan iyisi Şam’da kayısı.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 27 Şubat 2022 at 12:22

      “Bundan iyisi Şam’da kayısı.”
       
      Gülümsettiniz Şen ablacım yorumunuzla. Evet ben yazarken çok eğleniyorum, okur da benim kadar eğleniyorsa ne mutlu bana.
       
      Vakit ayırıp yorum yazdığınız için teşekkür ediyor, sizi kocaman öpüyorum.

    Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan