Roman

7 | Hayatımın Hatasını Yapıyormuşum

11 Haziran 2022

Öykü: Hayatımın Hatasını Yapıyormuşum | Yazan: Didem Çelebi Özkan

 

İndeks

Arım, Balım, Peteğim | Bölüm 1
Yok Olmak İstiyorum | Bölüm 2
Benzer Hikâyelerin Karşı Tarafları | Bölüm 3
Sevgililer Günü | Bölüm 4
Boynuz Tarlası | Bölüm 5
Fazla Yakışıklı | Bölüm 6
Hayatımın Hatasını Yapıyormuşum | Bölüm 7

 

24 Şubat 2022, Perşembe

Ha çıktı ha çıkacak diye korkuyla beklenen savaş, Putin’in Ukrayna’yı işgale başladıklarını televizyondan duyurmasının ardından Rus füzelerinin Kiev yakınlarını vurduğu haberleriyle, birçok ülkenin engellemeye çalışmasına rağmen, sonunda bugün başlamıştı.

“Pandemi, küresel ısınma, ekonomik kriz, şimdi de 3. Dünya Savaşı’na doğru yol alıyoruz. Gerçekten uzaylılar da Dünya’yı istila etsin, bitsin artık bu işkence” diye söyleniyordu millet.

Avrupa halkları ayağa kalkmış, sokaklarda protesto yürüyüşleri düzenliyor; ülkeler Rusya’yı kınıyor, ambargo uygulayacaklarını söylüyorlardı.

‘Çok insanca’ diye düşündü İdil. ‘Fakat Ukrayna halkı için gösterdikleri bu insanlık Afganların, Suriyelilerin, Etiyopyalıların, Myanmarlı Rohingyaların hakkı değil miydi?’ diye sorgulamaktan kendini alamıyordu. Öldürülen, hapse atılan, işkenceye maruz bırakılan bu halklar için bir kez olsun böylesine kuvvetli “Hayır” diye haykırmamıştı dünya. Bu çifte standardı göz ardı edemiyor olsa da elbette onun kalbi de Ukrayna halkı ile birlikte atıyordu.

Rusya, Ukrayna’ya savaş açacağını duyurduğu anda kendi ülkesinde de rahatsız edici bir akım başlamıştı. Göçmen olarak ülkeye sığınacak kadınları kendilerine nasıl eş alacaklarının hayâlini kuran birkaç azgının salyalarını akıtarak yazdıkları cinsiyetçi, kepaze sosyal medya paylaşımları dönüyordu etrafta.

‘Ülkende savaş çıkarsa da ilk hedefsin, sığındığın ülkede de’ diye düşündü. Ne de olsa “tecavüz” bir savaş stratejisi idi. Kadın, ganimet olarak algılanmaktan çağlar boyunca kurtulamamıştı.

‘Sorunumuz, birbirimizi gözetememek. Dünya nüfusunun yarısı, belki de fazlası kadın ve biz hâlâ kendimizi koruyamıyoruz. Çok aptalca.’

Düşünceler ardı ardına yağıyor, bu da gittikçe öfkelenmesine neden oluyordu.

Saate baktı, geç olmuştu.

Eşyalarını toparlarken taksi durağını aradı. Dışarısı soğuktu, dün geceki kızlar gecesinden yordundu, eve yürüyerek gidecek hâli yoktu. Duraktan çağıracağı taksi şoförünün yakın mesafe yüzünden sorun çıkarmayacağını düşünüyordu, durak ekibi İdil’in bahşiş konusunda ne kadar cömert olduğunu bilirdi.

Apartmandan çıktığında taksi kapıda bekliyordu. İçeri süzülüp koltuğa bedenini bıraktıktan sonra başını arkaya yasladı, dün geceyi düşündü. Sohbet genel olarak Meltem’in üzerinde yoğunlaşmıştı.

Ediz’in sonunda çocuklarla konuşmayı kabul ettiğini anlatmıştı Meltem. Cuma akşamı eve gelecek ve birlikte açıklayacaklardı boşanma kararını.

“Gerçi Ediz konuya hâlâ gayri ciddi yaklaşıyor, kabullenmekte zorlanıyor boşanıyor olduğumuzu. Sıkıntı çıkartmak niyetinde. Hayatımın hatasını yapıyormuşum onu boşayarak, çok pişman olacakmışım” dediğinde Dilara “Hayatının en doğru kararını veriyorsun” diye araya girmişti. “Göreceksin her şey çok daha iyi olacak” diye de eklemişti.

‘Kim bilir, belki de tehditlerin Meltem’i durduracağını umuyor’ diye düşündü İdil. Elindeki oyuncağı bırakmak istemeyen çocuklara benzetiyordu Ediz’i.

Meltem’in başka bir cümlesi aklına geldi:

“Süründürecekmiş beyefendi beni.”

‘Süründürmek’ diye tekrarladı zihninde kelimeyi. Aldattığın karın, seni boşamak istiyor diye onu süründürme hakkını kendinde görmek… Koca koca üniversiteleri bitirseler de, yurt dışında eğitim görseler de bazı adamların içinden Orta Çağ’ı çıkartıp atmak mümkün olmuyordu işte.

Meltem, çok da etkilenmemişti anlaşılan Ediz’in tavrından. “Bir çocuk hırçınlığı ile saldırıyor işte” demişti.

Ediz’e ne cevap verdiğini sorduklarında da “Ben sürünmem. Kiminle evli olduğunu unutmuş olabilirsin ya da bilmiyor gibi davranmak hoşuna gidiyor olabilir ama gerçeği değiştirmiyor bu tavrın. Ağaç kavuğunda yetişmedim ben. Ne seninle evlenerek sınıf atladım ne de senin imkânlarına ihtiyacım var. Elinden geleni ardına koyma” dediğini anlatmıştı.

Ediz bu sözlere iyice çıldırmış; çocukları alacağına, bir daha hiçbirinin yüzünü göstermeyeceğine dair tehdit etmiş, ardından da “Onları da istemiyorum. Bundan sonra kiminle evlenirsen o baksın çocuklarına. Benden beş kuruş çalışmaz. Üç tane de başka kadından yaparım” demişti.

“Uçlarda tehditler savuruyor işte, hiçbiri işe yaramadıkça da iyice deliriyor. Sonunda ağladı bile” diye devam etmişti Meltem anlatmaya.

“Yok artık!” diye bir kez daha araya girmişti Dilara.

“Ben de şok oldum. Bu kadarını beklemiyordum. Bağırıp çağıracağını, gözümü korkutmaya çalışacağını tahmin ediyordum da ağlayacağını düşünmemiştim. Büyük patron havasında, iş görüşmesi yapar bir ciddiyette kendine viski koyup oturmuştu karşıma…” diye anlatırken bu bu sefer de Defne araya girmişti; “Çocuklar? Evdeler miydi siz konuşurken?”

“Yok. Onlar okuldayken geldi. Önce sakin sakin konuşuyordu. Yıllardır bana tek bir hoş lakırdı etmemiş adam, söze çok güzel gözüktüğümle başladı. Beni çok özlediğini söyledi. Hatta ‘Yanıma gel, bir sarılayım sana’ bile dedi.” Son kelimeyi söyledikten sonra sağ elinin işaret parmağını ağzına götürmüş, kusma işareti yapmıştı Meltem.

“Yalnız farkında mısın; sarılmak için kalkıp senin yanına geleceğine, seni ayağına çağırıyor. İnanılır gibi değil” diyen Esra, konuya bambaşka bir açıdan yaklaşmıştı.

“Kendini senin de patronun sanıyor” diyen Esra elindeki peçeteyi tabağına fırlatmış, “Hepsi aynı, hayata onlar için getirilen birer Havva sanıyorlar bizi” dediğinde konu elbette Lilith‘e gelmişti; şeytani bir varlık olmaktan çıkıp feminizmin sembolüne dönen kadına. Bu konuşmaları anımsarken İdil bir an gülümsedi, ardından Meltem’in Ediz ağlarken söylediği cümleyi tekrarladığı an aklına geldi. Tebessümü silindi.

“Ağlıyorum ya senden daha çok nefret ediyorum.”

Ediz’in bunu söylerken parmağıyla göz yaşlarına dokunduktan sonra ıslak parmağına bakarak konuştuğunu söylemişti Meltem.

Meltem’in yerine kendisini koydu İdil. ‘Psikopat gibi davranan bu adamın karşısında ben nasıl hareket ederdim acaba?’ diye düşündü. ‘Sinirden belki de duyduğu çaresizlikten ağlamaya başlayan ve değerli göz yaşlarının akmasına sebep olduğu için senelerdir ağlatmaktan bir kez olsun imtina etmediği karısını suçlayan, tehditler savuran, yalvaran, sonra yeniden tehditler savuran bir adam karşısında ben ne yapardım?’ diye sorguluyordu kendini.

Meltem ise “Zavallı olduğunu düşündüm. Bunca yıl, bu kibir abidesi adamın beni ezmesine izin verdim” demişti. Kocasında karşısında hissettiği tek şey irinli bir acımaydı sadece.

Tüm bu konuşmaların etkisini gün boyunca üzerinden atamamıştı işte İdil. Taksinin koltuğunda gözlerini kapatıp zihnini susturmayı deniyor olsa da sanki konuşma, ona anlatılmış değil de kendi yaşamış gibi net bir görüntüyle ardı ardına canlanmaya devam ediyordu.

‘Latif amca yaşıyor olsaydı, biraz sıkardı Ediz Bey’in böyle davranması’ diye geçirdi içinden. ‘Gerçi Nilüfer Hanım da kızının sonuna kadar arkasında duracağını gösterdi’ diye devam etti düşünceleri akmaya. Gelin görün ki ataerkil toplumun adamları, güçlü bir erkeğe boyun eğmeyi kabul ederken kadının güçlüsünden nefret ederdi. Ediz şimdiden eski kayınvalidesini suçlamaya başlamıştı bile. “Hepsi o ananın yüzünden” dediğini anlatmıştı Meltem dün gece. Bir anne olarak kızına “Bir hata yapmış, yuvana dön” demeliymiş.

‘Hataymış!’ Bir an düşüncelerinin yarattığı öfkeyle “Ohh ne âlâ Dünya” deyiverdi yüksek sesle. Taksi şoförü “Bir şey mi dediniz?” diye hayretle aynadan İdil’e bakıyordu.

“Yok, yok. Kendi kendime söyleniyordum. Kusura bakmayın lütfen. Yoğun bir gündü” diye cevapladı şoförü.

Şoför, artık gün içinde ne kadar divane ile karşılaşıyorsa usulca başını sallamakla yetindi. Zaten eve de gelmişlerdi. İdil, taksimetrede yazan rakamın üç katını ödeyip bu kadar kısa mesafe için zahmet verdiğinden dolayı özür diledikten sonra arabadan indi.
 

* * *

 
Yorgun adımlarla apartmandan içeri girdi, asansöre bindi. Katta inip evin kapısını açtıktan sonra takâtsiz bacakları yatak odasına yöneldi. Çantasını ve kabanını yatağın yatmadığı tarafına attıktan sonra diğer kanata oturdu, eğilip botlarını ayağından çıkardı. Ardından üzerindekilerle birlikte kendini yatağa attı.

Bazen evlenmediği ve hiçbir ilişkisi bu derece berbatlaşmadığı için kendini şanslı hissediyordu. Birbirlerinden ayrı kalmaya dayanamayanlar, diğerinin soluduğu nefese sinirlenir oluyordu yıllar geçtikçe.

‘Eskiler nasıl becermişti? O büyük aşklar gerçek miydi? Yoksa her biri gerçeklikten uzak, yaşamak istediğimiz fanteziler miydi sadece?’

Yorgundu. Biraz uzanmak iyi gelecekti. Üzüntü ne zaman ağır gelse zihninin kalkanları devreye girer ve İdil’i uyuturdu. Direnecek gücü yoktu zaten, uykunun iyileştirici kudretine bıraktı kendini.

Dalmadan önce ağladığının dahi farkında değildi. Kendi için, Meltem için, Ukraynalı kadınlar için, Dünya’nın bir yerlerinde erkekler yüzünden acı çeken her kadın içindi belki de akan göz yaşları.
 

* * *

 
İki saat kadar sonra, çalan telefonun sesiyle panik halinde uyandı. Bir an sabah olduğunu sandı, üstü başı ile uyumuş olduğu anlayınca aklı iyice karıştı. Sonunda zihni bedenini yakaladı ve telefondaki ismi okudu. Dilara’ydı arayan.

“Merhaba bebek” derken sesine canlı bir ton vermeye çalıştıysa da Dilara yakalamıştı mahmurluğu.

“Yok artık, saat daha dokuz buçuk, uyuyor olamazsın.”

“Olurum gayet” deyip güldükten sonra açıklamaya girişti İdil:

“Dün gece çok içtik, konu ağırdı, bugün iş yorucuydu, bir de savaş çıktı kızım ya, savaş. Eve gelince üstümdekilerle attım kendimi yatağa, biraz dinlenip kalkacaktım, ne ara uyuduğumu bile bilmiyorum.”

“Kalk kalk. Elini yüzünü mü yıkıyorsun, duşa mı giriyorsun bilmiyorum ama yarım saate sendeyim. Şarap var mı? Şarap vardır, ya soğuk şarap var mı? Neyse ben gelirken alırım.”

Dilara arka arkaya cümlelerini sıralarken İdil anca yataktan doğrulabilmişti. “Ne oluyor kuzum?” diye sordu.

“Delirmek üzereyim. Dün anlatacaktım ama Meltem’in yaşadıklarının yanında saçma sapan geldi, sustum. Şimdi de boğuluyorum, birinizle konuşmam lazım, kısa çöp sana çıktı.”

“Tamam güzelim, gel tabii” dedikten sonra hızlıca ekledi; “Ben açım, ya sen?”

“Açım evet ama zaten yemek yapmaktan nefret ediyorsun, sakın bir şeyler hazırlamaya kalkışma. Pizza söyleriz. Hatta sen telefonu kapatınca direkt siparişi ver, ben de şarapları alıp geliyo..” derken İdil araya girdi; “Şarap var dolapta, alma boşuna.”

“Olsun gece uzun, ben gene de alayım.”

“O kadar yani…” diye güldü İdil.

“O kadar, o kadar” derken Dilara hiç de espri yapmıyordu.
 

* * *

 
Önce telefonundaki uygulamadan pizzayı sipariş verdi, ardından uyurken bumburuşuk olan gömleği ve pantolonunu hızlıca üzerinden sıyırdı. İç çamaşırlarıyla birlikte yerde bir tepecik olan kıyafetleri kirli sepetine attıktan sonra duşa girdi. Kendi standartlarına göre oldukça hızlı bir sürede banyodan çıktı. Saçlarındaki suyu havluyla aldıktan sonra tamamen olmasa da hasta olmasını engelleyecek kadar makineyle kuruttu. Hello Kitty’li pijamalarını giyip odadan çıktı.

Kısa bir süre sonra Dilara elinde iki şişe şarapla karşısındaydı. Kapıyı açıp İdil’in üzerindekilerini görünce “Oooo bebeğim, bu kadar özenmeseydin” dedi gülerek.

“Ya bırak, uykumdan uyandırıp gece onda kapıma geliyorsun, bence şansını daha fazla zorlama.”

“Aman iyi be. Al sen şu şarapları, ben de ayakkabılarımı çıkarayım.”

İdil elinde şaraplar mutfağa giderken Dilara arkasından seslendi; “Bir tanesini buzluğa at.”

“Yuh” diye karşılık verdi İdil. “Birinciyi yarım saatte içip ikinciye geçeceğiz herhalde.”

“Sen dediğimi yap” diyen Dilara, mutfağa, İdil’in yanına gelmişti bile. İdil söyleneni ikiletmedi, ilk şişeyi, evde olan şarabın yanına buzdolabına, diğerini de buzluğa yerleştirdi.

Peynir, kuruyemiş ve meyve tabağı hazırladılar birlikte. Tabakları alıp salona taşımışlardı ki kapı çaldı. İdil; “Ben pizzayı alayım, sen de soğuk olan şişeden kadehlere servis yap, iki de tabak kap gel” dedi.

Birkaç dakika sonra ellerinde dilimler, aynı kanepenin iki ucunda, bacaklarını toplamış karşılıklı oturuyorlardı. Bir süre sadece sessizce yediler. İştahları biraz dizginlendiğinde İdil; “Eee ne oluyor? İzzet mi sorun?” diye sordu.

“Başka hangi pezevenk olacak?”

İdil gözlerini devirdi arkadaşına; “Ne oldu gene?”

“Bir bok olduğu yok. Köpek iyice serdi, artık ‘Boşanacağım, boşanmak istiyorum ama şu, ama bu’ dahi demiyor, alenen ‘Boşanamam’ diyor. Bir de yüz yılın klişesini tekrarlıyor; ‘Evli olduğumu biliyordun.’ Gerçekten delirmek üzereyim!”

Bu hikâye hiç şaşmazdı. Ama her kadın, kendisinin farklı olduğunu ve bunun ona yapılmayacağını düşünürdü.

İdil, zihnine dolan iç sesleri kendine saklamaya gayret ederek “Çok üzgünüm. Bunu hak etmiyorsun. Hiç etmedin zaten. Sen, o pislik için çok fazlasın. Lütfen üzme kendini. Bırak artık şu adamı geride” dedi.

“Kabul edemiyorum. Sanki bir savaşı kaybetmişim gibi hissediyorum” diyen Dilara elindeki dilimi tabağa bırakıp şarap kadehine uzandı.

‘Ahh işte’ diye düşündü İdil, asıl konu buydu. Hayatı boyunca el attığı her işi başaran, her istediği erkeği elde eden, asla terk edilmemiş fakat terk eden kadının, bu adamı fethedememesiydi asıl hikâye. Dilara, ‘aşk’ diyordu ama değildi, gururu yaralanmıştı, kaldıramadığı buydu.

“Kuzuuummm?..” diye soran bir tonda söze girdi İdil. Gözlerini İdil’e kilitlemiş olan Dilara ‘Devam et’ der gibi bakıyordu, İdil de etti:

“İzzet’i gerçekten seviyor musun?”

“Elbette seviyorum.”

İdil üzgün bir ifadeyle “Düşündüğün kadar sevdiğini sanmıyorum” dedikten sonra Dilara’nın itiraz etmesine müsade etmeden devam etti:

“Yaa lütfen, adam karısından boşanıp ayaklarına kapanmış olsaydı sen ikinci ay İzzet’ten sıkılmıştın. Asla seni mutlu edebilecek biri gibi gelmiyor bana” dedi.

“Ediyor ama” diye ısrarla duygularını savundu Dilara. “Gerçekten seviyorum. Birlikteyken de çok mutluyuz, çok eğleniyoruz. O kıtipiyoz karısıyla olmadığı kadar benimle mutlu. Gene de onu tercih ediyor.”

“Şimdi söyleyeceklerime biliyorum kırılacaksın, belki de sinirleneceksin ama artık birimiz seninle açık açık konuşmalı, kısa çöp de bana çıktığına göre bunu ben yapacağım” deyip sustu İdil. Dilara’nın tepkisini ölçüyordu, elbette arkadaşını yaralamak istemiyordu ama yarattığı bu hülyadan çıkmasının ve gerçekleri görmesinin vakti gelmişti.

Dilara susmaya devam ediyordu, İdil uzanıp arkadaşının elini tuttu, öne eğdiği bakışlarını kendine çevirmek için “Dilara?” diye seslendi. Kadın başını kaldırıp İdil ile göz göze geldiğinde “Bitti artık” dedi. Dilara, gözleri yaşla dolmuş, başını iki yana sallıyordu. İdil bir kez daha “Bitti” dedi.

“Şu noktada gitmezsen İzzet seni terk edecek. Adamın yaşam şekli bu. Daha önce de birçok kadınla aldatmış karısını, biliyorsun bunları. Evet belki en uzun ilişkisi seninle oldu ama o kadar. Kaçamak. Ve artık hazdan çok acı bir tat veriyor yaşadıklarınız. Biraz daha böyle devam edersen senin onu terk etmene gerek kalmayacak, İzzet bu ilişkiyi bitirecek ve bunu gururun hiç kaldıramayacak.”

“Benden asla ayrılmaz.”

“Tek yaptığınız kavga etmek. Evli olduğu kadınla zaten savaş halinde. Bir tanesiyle daha aynı durumu yaşamayı ne kadar sürdürecek sanıyorsun?”

“Beni seviyor ama” diye itiraz etti Dilara.

“Sevmiyor.”

Bu cümleyi söylediğinde arkadaşının kalbini ellerinin arasında parçaladığını biliyordu, gene de tüm gücünü toplayıp devam etti:

“Bu sevgi değil. Böyle sevgi olmaz. Tutku, şehvet, sahip olma arzusu en fazla” dedikten sonra kendinden nefret ederek son darbeyi indirdi:

“Ve bunların hepsini aldı. Neredeyse bir senedir birliktesiniz. İlk günlerde tek konu boşanacak olmasıydı, bugün geldiğiniz nokta ise Yeşilçam film repliği; evli olduğumu biliyordun. Adama bağırıp çağırman, ya da onu kıskandırmaya çalışman…” derken Dilara’nın fal taşı gibi açılmış gözlerini fark etti. “Evet, biliyorum bunu da denediğini. Hiçbir işe yaramaz Dilara. Tersine rahatlar. Senin başkasıyla olma ihtimalin, onu bir yükten ve varsa birazcık vicdanı, azaptan kurtarır en fazla.”

Dilara başını ellerinin arasına aldı; “Ne yapacağım ben? Bana bunu nasıl yapar? Ben bu kadın mıyım? Delireceğim.”

Şimdi de İdil susuyordu. Dilara’nın söylediklerini hazmetmesi için sessizliğini koruyacaktı. Aslında derinlerinde kendisinin de çok iyi bildiği gerçekleri yüksek sesle başka birinden duymanın yarattığı darbelerin acısının dinmesini bekleyecekti.

Ve sonunda inkar evresi yerini öfkeye bıraktı. İzzet’e küfrediyor, yaptıklarını burnundan getireceğini söylüyordu. Biraz durulduğunda İdil koltukta arkadaşına iyice yaklaştı ve onu kollarını arasına aldı. İdil’in temasıyla gecenin başından beri zapt ettiği göz yaşları bir anda kontrolsüzce boşaldı.

“Geçecek. Sezen’in de dediği gibi neler neler geçmedi ki. Biz birlikte kimleri geride bıraktık. İzzet’i de geçmişe gömeceğiz.”
 

* * *

 
Dilara’yı kendisinde kalmaya ikna ettikten sonra, pijamalarından bir takım vermiş, zorla iki bardak su içirmiş, misafir odasına yatırmıştı. Kendinden çok daha uzun olan arkadaşını pijamalarıyla gördüğünde güldüğünü fark eden Dilara, gözlerini devirmiş, söylenerek yatağa girmişti.

“Peter Pan gibi bile giyinsen hâlâ çok güzelsin” dedikten sonra ışığı kapatıp odadan çıkmıştı İdil.

Kendi odasına gittiğinde ‘Allah, çirkin talihi versin, diye boşuna söylememiş atalarımız’ diye düşündü. ‘Şu halimize bak, hepimizin Karma’dan ciddi alacağı var.’

Yatak örtüsünü kaldırıp berjerin üstüne bıraktı. Baş ucundaki sürahiden kendi için de iki bardak doldurup içti. Dilara’nın varsaydığı gibi üç şişe falan içmemişlerdi elbette. İlk şişe zar zor bitmişti. Gene de kendilerini sağlama almaktan bir zarar gelmezdi. Sabah feci bir baş ağrısı ile uyanmak istemiyorlarsa o sular içilmeliydi.

Işığı kapatıp yattı ne var ki uyuyabilecek gibi gözükmüyordu. Twitter’a mı baksam biraz, diye düşündü fakat anında bu fikirden vazgeçti.

‘Zaten iki gündür yeterince gerildim, tam uyumadan önce uçan ekonomimizin aslında son 24 yılın an yüksek enflasyon oranlarına sahip olduğunu bin farklı şekilde okumaya ihtiyacım yok. A Haber dinleyip Almanya’nın bizi kıskandığına inanlardan olmayınca sinirden deliriyor işte insan. Uzaya gideceklerine sanıyorlar ya… Bir astronot elbisesi 12 milyon dolar ve Türkiye’nin uzay programı için ayırdığı bütçe 6 milyon dolar olsa da ‘Ay’a 4 şeritli yol yapacağız, desek inanacak seçmenimiz var’ diyen Berat Albayrak’tan1 daha iyi kim anlatabilir durumu. Ahh Nazım, çırpınıyoruz gerçekten de bir avuç hergelenin ayakları altında.’2

Twitter’a gerek kalmamıştı, kendi düşünceleri boğazını sıkmaya yetmişti. Kalktı, biraz daha su içti. Ne yapacağını bilemez hâlde bir süre yatağın kenarında öylece oturdu. Derin birkaç nefes aldı, başka şeyler düşünmeye çalıştı. Sonunda bir kez daha uzandı yatağa.

‘Instagram, tamam, bahtiyar insanların evreni. Bakalım herkes ne kadar mutluymuş?’ deyip uygulamanın ikonuna tıkladı.
 

* * *

 
Sabah uyandığında, daha yüzünü yıkamadan doğruca Dilara’nın odasına gitti. Kapıyı hafifçe tıklattı, cevap gelmeyince biraz daha sert vurdu. Sonunda dayanamayıp içeri girdi. Yatak toplanmış, pijamalar katlanıp üzerine konmuş, onların da üstüne bir not bırakılmıştı.

Güzelim, bugün erkenden toplantılarım başlıyor, öncesinde de atölyeye uğramalıyım. Çıkarken seni uyandırmak istemedim. Her şey için teşekkür ederim.
Söylediklerini duymam gerekiyordu, haklıydın ve bunları söylemenin senin için de zor olduğunu tahmin ediyorum, bu yüzden sakın tüm gün vicdan azabı ile kıvranma. İyiyim ben, daha da iyi olacağım. Seni seviyorum. İyi ki varsın.

Kağıdı göğsüne bastırıp odadan çıktı İdil.

‘Kaçta kalktı gitti acaba?’ diye düşündü. ‘Disiplinli, bir o kadar da başarılı bir kadın rezil bir adam için dağılabiliyor, akıl alır gibi değil ama hangimiz arada delirmiyoruz ki?’
 

26 Şubat 2022, Cumartesi

Bilgisayarının yanındaki tabaktan tostunu aldı, bir ısırık kopardıktan sonra geri bıraktı, hafta içi cevap veremediği e-postalarını okumaya devam etti. Yeşil çayın olduğu kupaya uzandığı sırada telefonu çaldı. Arayan Meltem’di. “Günaydın güzelim” diye cevapladı.

Aynı anda birçok “Günaydın” nidası duydu.

Meltem açıkladı durumu:

“Conference call’dayız canım.”3

“Hayrolsun sabah sabah” diye güldü İdil.

Dilara “İ-dil,  bi-zi  dis-ko-ya  gö-tür” diye slogan atmaya başlayınca diğerleri de ona katıldı.

İdil, “Ne oluyoruz ya?” diye gülerken durumu anlamaya çalışıyordu. Meltem bir kez daha açıklamaya girişti.

“Herkesi tek tek arayıp geçen hafta beni götürdüğün mekana bu sefer hep birlikte gidelim mi, diye sordum.”

“Veee biz de bayıldık bu fikre” dedi Esra.

“Ciddi misiniz?” diye sordu İdil.

“Gayet ciddiyiz” diyen Dilara devam etti: “Hepimizin biraz dağıtmaya ihtiyacı var. Meltem de öve öve bitiremedi kulübü.”

“Ayrıcaaaa barmenden aklını alamıyor sanırım bizimki” diyen Defne’ye anında Meltem’den itiraz geldi; “Saçmalama kızım yaa, ne âlâkası var?”

“Bilmem ben artık o kadarını” diyen Defne muzır muzır gülüyordu.

Keyifli enerjileri İdil’e de bulaşmış, onun da yüzüne bir gülümseme yerleşmişti.

“İyi bari, yaptırayım rezervasyonumuzu” dedikten sonra ekledi; “Restoranından da yer ayırtayım mı?”

“Evet, evet ayırt canım. Dün Ediz geldi, çocuklarla konuştuk. Olanları anlatırım yemek sırasında” diye cevapladı Meltem.

“Dur dur, akşama kadar dayanamam. Nasıl geçti? Çocuklar ne tepki verdi?”

“Fena değildi. Zaten onlar da artık bir şeyler hissediyorlardı.”

“Eeee şimdi nasıllar?” diye soran Dilara’ydı.

“Ediz sabah gelip aldı. Uludağ’a gittiler. Akıllarını dağıtmaya çalışıyor sanırım.”

Defne “Hımmm, doğru mu sence bu?” diye sordu.

“Bilmiyorum doğru mu, değil mi. Beni de çağırdı, hep birlikte gidelim dedi.”

Meltem cümlesini daha yeni bitirmişti ki Dilara “Yok daha neler!” dedi.

“Ben de kabul etmedim zaten. Bir gece önce boşanacağımızı açıklayıp ertesi sabah ailece tatile çıkamayız, bu çocukların beynini yakmak demek olur bana kalırsa.”

“Bence de” dedi Esra.

“Neyse, devamı akşama. Sen rezervasyonları yaptır. Yedi gibi hepimiz sende oluruz. Oradan birlikte hareket ederiz.”
 
 

Devam edecek…

 
 

Didem Çelebi Özkan

 
 

Notlar & Açıklamalar

  1. Berat Albayrak: Türk iş adamı ve siyasetçidir. Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı olarak görev yapmıştır. – Vikipedi    ⇡⇡⇡
  2. Nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi?
    Çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin.
    – Nazım Hikmet
        ⇡⇡⇡
  3. Conference call: Konferans görüşmesi, birinin aynı anda birkaç kişiyle konuştuğu bir telefon görüşmesidir. Konferans araması, aranan tarafın arama sırasında katılmasına izin verecek şekilde tasarlanabilir veya aranan taraf sadece aramayı dinleyecek ve konuşamayacak şekilde kurulabilir. Bazen ATC olarak da adlandırılır.    ⇡⇡⇡

 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

9 YORUMLAR

  • Yanıtla Hande S. Sinan 12 Haziran 2022 at 08:55

    Yine keyifle okuduğum bir bölüm oldu. İdil’in dürüstlüğü ve arkadaşını kırmak istememesi çok hoşuma gitti; iyi arkadaşların yapacağını yapmış.
     
    Günlük olaylara dokunulması da çok güzel bir ayrıntı olmuş ve “İdil bizi diskoya götür!” sözü beni güldürdü; seninle çocukken yazlıktaki diskoya gidişimizi direkt hatırladım, ne günlerdi ❤️

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 12 Haziran 2022 at 11:39

      Yaaa kuzummm, beni de geçmişe götürdün son cümlenle. Ne eğlenirdik 👯‍♀️🎉 Ama tabii biz hâlâ çooook eğleniyoruz her bir araya geldiğimizde 😁🧿🙏🏻😁
       
      Hikâyedeki dostluğa değinmene çok mutlu oldum güzelim. Benim için de önemli bir konu çünkü. Kadınlar devamlı birbirinin kuyusunu kazıyormuş gibi bir algı yaratılmasından usandım. Ve bu gerçek de değil üstelik. Ben ömrüm boyunca çok kuvvetli, içten dostlarla çevrelendim. Kadın ya da erkek. Bu insanlar varlar ve ben onların hikâyesini anlatmak istiyorum 😁 Ve elbette benim için onlardan biri de sensin. Sen de, dostluğumuz da çok değerli 🙏🏻🙏🏻🙏🏻
       
      Öperim bebek ❤️😘

  • Yanıtla Hande S. Sinan 12 Haziran 2022 at 13:59

    Canım benim, çok teşekkürler. İyi ki varız birlikte ❤️❤️❤️❤️

  • Yanıtla Ayşe Ünal 26 Haziran 2022 at 20:39

    Şahane bir bölüm daha.
     
    Severek okuyorum yazılarınızı, harikasınız ❤

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 27 Haziran 2022 at 15:08

      Ayşe Hanım, çok mutlu oldum yorumunuzu okuyunca. Çok çok teşekkür ediyorum vaktinizi ayırıp yazdığınız için.
       
      Sevgiler 🤗❤️

  • Yanıtla Melda Saldırış 2 Temmuz 2022 at 14:25

    Her bölümü, herr satırı o kadar keyifle okudum ki… Dönüp dönüp tekrar okuyorum ☺️ Biliyorum çok yoruldun ve dinlenmeye ihtiyacın var ama lütfenn bi’ sonraki bölüm için çok bekletme bizi 🙏
     
    Ve şunu da bilmeni isterim ki aynı İdil’in bahsettiği türden bir “deniz feneri”sin sen benim için ❤️

    O güzel yüreğine, emeğine, kalemine sağlık bi’tanem 🌸

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 4 Temmuz 2022 at 09:45

      Canımsın 🙏🏻 Birbirimizin daima “deniz feneri” olduk, olacağız 🙏🏻 Yazarken ilhamım dostlarım; sahip olduklarımızın olanağını göstermek istiyorum okurlara, “kadının, kadının en büyük düşmanı” olmadığını.
       
      Bir süre yaz tatili arası vermeye karar verdim, gerçekten çok yorgunum. Hem dergiyi hem romanı aynı anda yürütmek zorluyor. Dergiyi durdurmam söz konusu olmadığı için de en azından romana bir ay kadar ara verebilirim diye düşündüm. Okurlardan bu ara için özür diliyorum fakat çok daha kuvvetli döneceğim hikâyeye söz 😁
       
      Seni çooook seviyorum ❤️❤️❤️

  • Yanıtla Nur Kandemir 4 Temmuz 2022 at 16:40

    Severek okuyorum. Devamını da sabırsızlıkla bekliyorum.
     
    Keyifli tatiller.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 4 Temmuz 2022 at 17:25

      Nur Hanım, çok mutlu oldum beğenmenize. İncelik gösterip fikrinizi benimle de paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum. Biraz dinleneyim, çok daha kuvvetli devam edeceğim hikâyeye.
       
      Kucak dolusu sevgiler 🤗❤️

    Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan