“Leyla bir çemberdi noktaladılar
Ve erkek erkeğe bir sohbete kuruldular”
Merve Arlı
“Yorgun ve üzgün gidiyorum harap evime
Yemin ederim deli yüreğimi senin şehrinden alacağım”
Furuğ Ferruhzad
İndeks
Aspasia | Kadın Filozoflar | Bölüm 1
Hypatia | Kadın Filozoflar | Bölüm 2
Diotima | Kadın Filozoflar | Bölüm 3
Geçenlerde bir arkadaşımla ilk gençlik yıllarımızda neler yaptığımızı konuşuyorduk ve şunu fark ettim: Gençliğimin en heyecanlı yıllarını ders çalışarak geçirmişim ben! Çünkü felsefe bölümünde öğrenciydim ve düzenli okumalar yapmam gerekiyordu. Gündüzleri üniversitede derslere katılır, akşamları okumalar yapardım. Belki tüm felsefecilerin geçtiği zorlu yollardan geçtim; akademik kariyer, tez yazma stresi, işsizlik, gelecek kaygısı… O kadar okudun, şimdi ne yapacaksın? Bu kadar çalışmaya keşke tıp okusaydın…
Tanıdık geliyor mu?
Aslında istediği hayatı yaşamaya karar veren herkesin uğruna mücâdele etmesi gereken, belki tanıdık zorluklar bunlar… Ancak bir de bunların üzerine kadın olmanın getirdiği, bir kadın olarak entelektüel faaliyetlerde bulunmak istemenin getirdiği zorluklar eklenince her gün yeniden ve yeniden seçmek gerekti istediğim hayatı, yapmak istediğim mesleği. Bu durum, bilindiği gibi, yalnızca bana özgü değil, tanıdığım-tanımadığım kadın meslektaşlarımın neredeyse hepsinin yaşadığı şeyler.
Üzerinde yıllarca çalıştığım, uzmanlığımı aldığım Platon’un bir kitabından referans verirken bile (referans vermek, yorumlamak değil) bir erkek felsefeci ortamında “Emin misin? Bence öyle değil” cevabını almıştım. “Açıp bakabilirsiniz” deyip geçtim. Ama bu “Emin misin?” sorusu bir küfür gibi beynimde uzun süre zonklamaya devam etti.
Emin misin? Emin misin?
Felsefeci olabileceğinden emin misin?
Benim karşımda argümantasyon yapabileceğinden emin misin?
Bir kadın olarak felsefeye benim kadar aklının bastığından emin misin?
Eminim!
Eminim demek bile, kendini savunmak bile zül geliyor aslında. Bu kulaklar şunu duydu: Kadın AMA çok iyi felsefeci. Ama derken?! Nereden çıkıyor bu “ama”?!
Aslında nereden çıktığını hepimiz çok iyi biliyoruz, öyle değil mi? Bunları burada tekrar etmenin bir anlamı yok. Nereden çıkıyorsa oraya aynen iade etmeyi bildiğimiz gibi…
Felsefe tarihine ve verilen kanonik eğitime bakıldığında gördüğümüz, iyi bilinen kadın filozoflar var elbette. Ancak bu filozoflar -ne hikmetse- hâlâ birilerinin eşi, partneri, onlara ilham veren öğretmenleri olarak anılıyor. Dolayısıyla, bunu söylemek çok tuhaf ama adeta kendi başlarına, müstakil bir düşünür olarak zikredilmiyorlar. Bu karartmaya uğramış isimlerden belki en eskisi, Aspasia.
Aspasia
Aspasia M.Ö. 5. yüzyılda Atina’da yaşamış bir filozof ve hatiptir. Sokrates’in çağdaşı, hocası ve Perikles’in partneri olarak bilinir. R. Hirzel öncülüğünde ve sonradan birçok akademisyenin de tekrar ettiği üzere Aspasia “Weblicher Sokrates” “Dişi Sokrates” olarak tanımlanmıştır.
Elbette bizim için önemli olan kimin hocası veya sevgilisi olduğu olmamalı. Diğer filozoflara verdiğimiz özeni ona da vermeliyiz; Aspasia’nın kim olduğu, neler yaptığı daha çok ilgilendirmeli bizi. Bu durumda da elimizi tarih yazımı bağlıyor maalesef. Aslında Aspasia da Sokrates gibi yazılı bir metin bırakmamış geriye. Ancak Sokrates’in Platon’u var, Ksenofon’u var. Aspasia ise kısacık anılıyor bazı metinlerde.
Aspasia, Atinalı değildir, aslında Miletosludur, buralıdır. Ancak bilinen o ki olgunluk çağını Atina’da geçirmiştir. Fakat yabancı ve bir kadın olduğu için, elbette ne vatandaş olabilir ne de politikada söz sahibi olabilir. Bu sınırlandırma, kaderin cilvesine bakın ki Aspasia’yı özgürleştirmiştir. Bir Atinalının yabancı bir kadınla evlenmesi yasak olduğu için diğer kadınlar gibi evlenip evin sınırlarına kapanmak, içlere, içlere, içlere sıkışmak zorunda kalmamıştır.
Aspasia’nın evi, dönemin Atina’sının entelektüel merkezlerinden biri olmuş, dönemin filozofları da Aspasia’yı dinlemek için sık sık evini ziyaret edermiş.
Aspasia hakkında bilinen en eski kaynak, sanırım Platon’un Menexenus diyaloğu. Bu diyalogda (235 e) Sokrates Aspasia’nın kendisinin hocası (didaskalos) olduğunu ve Aspasia’nın retorik konusunda hiç de zayıf olmadığını söyler. Bu sanatı kullanma konusunda uzman olduğu bilinir.
Cassius Maximus Tyrius’un aktardığına göre, Sokrates sık sık Aspasia’yı dinlemeye gitmesinin yanında bir de arkadaşlarının çocuklarını eğitim için Aspasia’ya yönlendirirmiş:
“Sokrates, senin her şeyden önce bilgiye değer verdiğini, gençlere her birini ayrı bir öğretmene tavsiye ettiğini duyuyoruz. Sonuçta, Callias’ı, oğlunu bir kadının işlettiği bir işletmeye (εἰς γυναικὸς ἄνδρα) göndermesi için teşvik ediyorsun ve sen de, ileri yaşınla, onun yanına bir öğrenci olarak gidiyorsun. Ve o sana yetmiyor: Aşkta (τὰ ἐρότικά) Diotima’dan, müzikte (τὰ μουσικά) Connus’tan, şiirde (τὰ ποιείτικά) Evenus’tan, çiftçilikte (τὰ γεωργικά) Ischomachus’tan ve geometride (τὰ γεωμετρικά) Theodorus’tan uzmanlık öğreniyorsun.”
Yine Plutarkhos, Perikles’in hayatını anlattığı eserinde (Vita Perikles) Sokrates’in Aspasia’yla olan yakınlığından ve arkadaşlarının eşlerinin de Aspasia’yı dinlemeye geldiğinden bahseder.
Dolayısıyla karşımızda entelektüel olarak kabul gören, özgür ve özerk bir filozof vardır.
Kendisi de bir göçmen olduğu için göçmenlerin (metoikos) toplumdaki yeri ve hakları konusunda Perikles’le tartışmalar yaptığı iddia edilir. Aspasia söylevleriyle ve etik konusunda erdem ve bilgi üzerine düşünceleriyle muhtemelen Sokrates’i de bu konularda etkilemiş bir filozof.
Komedya yazarı Aristophenes, bir komedyasında Aspasia’yla alay ederek, onun özgür bir kadın olmasını fahişelik olarak değerlendirmiştir. Diğer hiçbir filozof için yapılmayan bir alay edilme biçimi olarak Aspasia’yı kadınlığından ve cinselliğinden vurmak.
Tanıdık geldi mi?
M.Ö 5. yüzyılın en önemli filozoflarından biri olan Aspasia’nın hayatına dair tarihsel olarak kesin kanıtlar olmamasına rağmen, onun tarihe Perikles’in sevgilisi, Sokrates’in öğretmeni, daha da beteri yazılan bir komedyayı referans alarak fahişe olarak geçmesi aslında bize hem o gün hakkında hem de maalesef ki bugün hakkında çok şey söylüyor.
Diğer yandan Aspasia’dan öğreneceğimiz şeyler de var.
Bunlardan en önemlisi, belki de Aspasia’nın içinde bulunduğu şartları kendi lehine çevirmeyi bilmesidir. Neredeyse hiçbir sosyal hakkı olmadığı bir toplumda, kadının gerçekten bir sözü yokken kendini bir filozof olarak var etmesi, düşüncelerini, sözünü sakınmadan söylemesidir. Belki de bu yüzden Aspasia adı feminist kadın hareketi için bir semboldür.
Amerikalı feminist sanatçı Judy Chicago’nun Akşam Yemeği Partisi adlı eserinde yer alan 39 kadından biridir.
Fransız ressam Nicolas-André Monsiau’nun bir resminde Perikles ve Sokrates’in Aspasia’yı dikkatle dinlerken görürüz. Aspasia masanın bir ucunda Perikles ve Sokrates diğer ucundadır.
Aspasia hakkında yazmak, bize metinler, kitaplar bırakmamış bir filozof hakkında iddialarda bulunmak, onu tarihin karanlık tarafından çekip almak aslında samanlıkta iğne aramaya benziyor. Belki de bu çabayla ilgili en doğru sözü Madeleine M. Henry söylüyor:
Ne zaman Aspasia’yı iffetli bir ilham perisi ve öğretmen olarak görmek istersek, oradadır; ne zaman onu seçkin bir aşk/hayat kadını olarak görmek istersek, oradadır; ne zaman onu bir proto-feminist olarak görmek istersek, oradadır.
Aspasia’yı nasıl değerlendireceğimiz, biraz Sokrates’in durumunda olduğu gibi, bize kalmış durumda. Aspasia’yı, Nicolas-André Monsiau’nun resminde olduğu gibi, bir dinleyici grubu karşısında felsefe yaparken, konuşurken hayal ediyorum. Bir filozof olarak düşüncesinin değerinden öyle emin ki kimse ona zaten bildiği şeyler hakkında “Emin misin?” sorusunu sormaya cesaret edemiyor.
Merve Arlı©






4 YORUMLAR
Sevgili Merve,
Kalemine sağlık. Çok güzel bir yazı olmuş. Hem kadın olduğumuz için yüzyıllardır karşılaştığımız zorlukları hatırlatan hem de bir yandan umut olan, ilham veren bir yazı.
Tam da amatörce felsefe öğrenmeye çalıştığım bu günlerde Aspasia ilaç gibi geldi. Bu arada 3 ayrı kaynaktan çapraz okuma yaparak felsefe tarihi okumaya çalışıyorum. Tahmin et okuduğum kitaplarda kimin adı hiç geçmiyor 🙃
Kadınların mücâdelesi maalesef erkek egemen bir dünyada var olmaya çalışmakla bitmiyor. Erkekler tarafından yazılan dünya tarihinde bilinçli bir şekilde yok sayılmakla da mücâdele ediyorlar. Bu aralar bu konu üzerine o kadar çok yazı okudum ki… Üstelik maalesef bu hikâyeler eskide kalmadı. 21 yy’da bile kadınların buluşları erkek meslektaşlarına mal edilmeye çalışılıyor.
Artık susmuyoruz. Aspasia’yı anlatan bir Platon yoktu ya da ardıllarını. Fakat bu değişecek. Biz değiştireceğiz. İnanıyorum. Hep savunduğum gibi, bunu sadece biz kadınlar yapamayız. Bu yukarıda yazdıklarını ön yargısız okuyabilen, aynı şekilde paylaşıp aktarabilen erkeklerle birlikte başaracağız. Güçlü kadınlar yetiştirirken kadınları birey olarak görebilen erkekler de yetiştirmezsek bu algı sonsuza kadar değişmeyecek gibi geliyor.
Tekrar kalemine sağlık.
Pelin Hocam ne de güzel dediniz. Benim hâlâ umudum var. 🙏🏻🍀
Hocam ellerinize sağlık öncelikle. Bu kadar özenli ve eleştirmen bir bakış açısıyla ele almamız yerinde olmuş. Aspasia diğer kadınlara adeta örnek olmuş. Keşke buna ihtiyaç olmasaydı. Ne vardı sanki bu kadar kısıtlamaya, baskılamaya, kalıplar içinde rol çizmeye… Ve üzücü yanı bu filozof kadınların hayatı ve eserleri hakkında pek bilgiye rastlanmıyor olması. Kasıtlı şekilde yapılmış zannımca. Ve siz başta olmak üzere tüm kadınlarımızın günü kutlu olsun. Umarım ileride böyle bir güne ihtiyaç duyulmayan antik çağdan bile daha iyi bir çağın gelmesi dileğiyle 🙏🏻🍀
Sevgili Merve,
Yüzyıllar geçmiş hala Aspasia gibi mücâdele ediyoruz. Anlatıyoruz, öğretiyoruz “Eemin misin?” soruları bitmiyor. “Ama…” ile başlayan cümleler bitmiyor Müşavir oluyorsun diyorsun ki bu iş böyledir, üstad siz ne dersiniz diye yanınızdaki beyefendilere soruluyor.
Ben de ama ile başlayan cümleleri kuranlara cevap vermekten vazgeçmediğim için mutluyum. İçimdeki Aspasia ölmesin. Felsefenin güzelliğine, zamansızlığına bir kez daha hayran oldum.
Ellerine sağlık, tebrik ediyorum. 😘👏