“Peşim sıra gel gelebilirsen.”
Diotima, Platon, Şölen, 210a
– Nedir öyleyse sevgi? Ölümlü bir varlık mı?
– Hiç de değil.
– Nedir öyleyse?
– Demin dedim ya, ikisi ortası, ölümlü ile ölümsüz arası bir şey.
– Evet, ama, ne?
– Büyük bir daimon Sokrates, çünkü daimon dediğimiz, tanrı ile insan arası bir varlıktır.
Platon, Şölen, 202d-e
“Her ayrılma bir bağdır.”
Gravity and Grace, Simone Weil
İndeks
Aspasia | Kadın Filozoflar | Bölüm 1
Hypatia | Kadın Filozoflar | Bölüm 2
Diotima | Kadın Filozoflar | Bölüm 3
Diotima kimdir?
İlkçağ kadın düşünürleri arasında adını çok iyi bildiğimiz ancak yine hayatına dair hemen hemen hiçbir şey bilmediğimiz önemli bir figür var: Mantinealı Diotima.
Bu isim, Platon’un daha önceki yazımda da bahsettiğim Şölen diyaloğunda karşımıza çıkar. Eros (aşk, sevgi) hakkındaki bu diyalogda Diotima’nın öğretisini Sokrates bize aktarır. Şölen’de Sokrates’in ifadesine göre Diotima, Sokrates’in aşk konularını kendisinden öğrendiği hocasıdır ve diyalogda bahsi geçen tek kadındır.
Sokrates, Diotima’yı şöyle tanıtır:
“Ben aşkın meselelerini ondan öğrendim… ve size kendi sözleriyle anlatmaya çalışacağım.” (Symposium, 201d–202d)
Sokrates, Diotima’nın eros hakkında en derin gizemlere sahip olduğunu belirtir. Diotima’yı Sokrates’ten dinleriz ve Sokrates’i de Platon’dan. Bildiğimiz Diotima, Platon’un diyaloğunda geçen Sokrates’in Diotima’sıdır ve onun hakkında bu kaynak dışında bildiğimiz pek bir şey yok. Ama bu yazı için bunun büyük bir önemi de yok. Burada önemli olan feminist felsefenin de vurguladığı gibi, Platon’un eril evreninde bir kadının sesinin duyulur olmasıdır. Elbette Platon bunu yaparken Sokrates’i kullanır. Dolayısıyla, Diotima’nın sesi Sokrates’in sesiyle var olur ve bu var oluş Diotima’yı bizler için bir yandan görünür kılarken diğer yandan onun özgün sesinin üzerini örter.
★ Platon’un anlatısında ilk kez bir kadın, bir erkeğe düşünsel bir yükselme yolunu göstermekte ve öğretmen konumunda yer almaktadır.
Bu durum ilk bakışta dönemin ataerkil yapısını aşan bir anlatı gibi görünebilir. Ancak sesinin bir erkek aracılığıyla duyuluyor olması bizi yine de bir temsil sorununa götürür. Luce Irigaray bu durumu, kadının felsefî söylemde yer alış biçimiyle ilişkilendirerek şöyle sorgular:
Kadın konuşur. Ama konuşması hep başka bir yerden gelir – ötekinden, bastırılmış olandan, dışlanmış bedenden. (Irigaray, Luce. This Sex Which is Not One, çev. Catherine Porter, Cornell University Press, 1985, s. 28)
Şölen’deki Diotima figürü, Antik Yunan’daki kâhin kadın mantis (μάντις) geleneğini hatırlatır: tanrısal hakîkati sezgisel yollarla bilen ve aktaran bir kadın. Örneğin Sokrates Diotima’nın veba salgını çok önceden bildiğini anlatır. Ancak bu sezgi ve bilgelik, Sokrates’in ağzında rasyonel bir sistemin içine sokulur. Böylece Diotima, Kassandra gibi bir yandan “kâhin kadın” figürünü yansıtırken, diğer yandan bu figürün felsefî alana girişi de yine logos tarafından çerçevelenir. Irigaray’ın deyimiyle, bu tür temsiller “kadının sesiyle kurulan ama erkek düzeninde hapsedilen mitlerdir.” (Irigaray, Luce. Je, Tu, Nous : Toward a Culture of Difference, çev. Alison Martin, Routledge, 1993, s. 54)
Aşk Öğretisi
Diotima erosun “arada olma” olduğunu söyler. Aşk ne güzeldir ne de çirkin. Eros, güzel ve çirkinin, bilgeyle cahilin ölümlüyle ölümsüzün arasındadır. Aşk görelidir, hep bir şeye duyulan aşktır. Şölen’de geçtiği haliyle Diotima’nın aşk tanımı şöyledir:
“Aşk, iyi olanı ve güzeli sonsuza dek sahiplenme arzusudur.” (Symposium, 206a)
Aşka dair bu tanım, insan ruhunun eksiklikten doğan arzusu ile başlar. Bu öğretiye göre insan;
- önce tek bir bedene duyulan aşkla başlar;
- sonra birçok bedenin güzelliğini kavramaya geçer,
- ardından ruh güzelliğini, sonra ahlâkî düzeni ve nihâyetinde “güzelliğin kendisi”ni yani idealar düzeyindeki mutlak güzelliği kavrayacak olgunluğa erişir.
Diotima’nın aşk üzerine düşüncesi, erdemli yaşamın ve bilginin ancak bu aşk yoluyla mümkün olacağını söyler. (Symposium, 210b–211b)
★ Diotima’nın aşk öğretisinde, aslında tüm insanlar hem ruhen hem bedenen hamiledir. Dolayısıyla yalnızca kadınlar değil, erkekler de doğurgandır ve aşk bu doğurganlığın bir tür dışavurumudur. Bu bağlamda üremek ölümsüzlüğe katılmanın bir yoludur.
“Kadınla erkeğin doğurmak için bir araya gelmesi de tanrısal bir iştir. Çünkü gebelik ve çoğaltmak ölümlü bir varlığın ölümsüz bir iş yapmasıdır.” (Şölen, 206c-d)
Ancak burada asıl mesele bir fikir/düşünce doğurmaktır ve bu doğurganlık erkek özne üzerinden idealize edilir. Dolayısıyla öncelikle bir beden aşılır, sonra tüm bedenler…
Enteresan biçimde hamilelik, doğum gibi bedensel metaforlarla anlatılan bu yükselme tamamen fikirsel düzeye taşınır. Sokrates’in bahsettiği bu yükseliş yapısal olarak cinsiyetlidir.
Aşk merdiveninin ilk basamağı olan “güzel beden”, Platoncu bağlamda genellikle kadın bedeni olarak düşünülmez. Diyalogda erkekler arasında kurulan aşk daha baskındır; bu da kadın bedeninin aşk deneyimindeki rolünü daha da dolaylı hale getir.
Diotima’nın öğrettiği aşk, insanı bedensellikten ruhsallığa, sonra da idea düzeyine taşıyan bir yükselme sürecidir.
Ancak bu yükselme, bir tür bedenden kurtulma olarak kurgulandığı için, felsefî aşkın gelişimi, kadının —ya da kadınsı olanın— geride bırakılmasını içerir. Kadının bilgeliği bedensel çağrışımlarla temsil edilir ama o bilgeliğin kendisi asla kadına bırakılmaz. Aşık olan da bilen de yükselen de erkek öznelerdir.
Platon, Diotima’yı bilgiye götüren yolu gösteren bir öğretmen gibi konumlandırır; ancak bu öğretmen, kadın deneyiminin felsefî temsili olmaktan çok, bir anlatı işlevi üstlenir. Onun öğretisi sayesinde Sokrates idealar düzeyine yaklaşır ama Diotima’nın kendisinin orada bir yeri olup olmadığı sorgulanmaz. Bu da Diotima’yı, aşk üzerine felsefe yapan bir özne değil, bir mecra haline getirir.
Son olarak, Antik felsefe tarihine bakılırsa bilgi, çoğu zaman eril bir alan olarak kurulur. Felsefenin temel faaliyetleri olan bilmek, öğrenmek, doğruluk peşinde koşmak gibi kavramlar, erkek özneye atfedilen eylemlerdir. Kadın ise ya bilgi nesnesi olarak konumlandırılır ya da —en iyi ihtimalle— bilgiyi aktaran, taşıyan, başkasının bilgeliğine aracı olan bir figür olarak kalır.
🚩 Platon’un Şölen’inde Diotima’ya yüklenen işlev de budur: Diotima, Sokrates’in bilgelik yolunda bir köprü, bir geçiş figürüdür.
Diotima kim değildir?
Bir filozof değildir Diotima, Atinalı değildir. Erkek değildir. Sanırım kim olduğundan çok kim/ne olmadığı bize bu figür ve felsefe tarihindeki önemi hakkında daha çok şey söylüyor.
Açıklamalar:
- Platon: Antik Yunan felsefesinin en etkili isimlerinden biridir. MÖ 427-347 yılları arasında yaşamış olan Platon, Sokrates’in öğrencisi ve Aristoteles’in hocasıdır.
Felsefeye sistematik düşünmeyi kazandırmış, idealar kuramıyla gerçekliğin görünen dünya ile düşünsel dünya arasında ikiye ayrıldığını savunmuştur.
Atina’da kurduğu Akademeia, Batı dünyasının ilk yükseköğretim kurumu kabul edilir.
Adalet, bilgi, ruh, devlet ve erdem gibi kavramlar üzerine düşünmüş; diyaloglar yoluyla felsefesini anlatmıştır.
Başlıca eserleri arasında Devlet, Symposion (Şölen) ve Fedon yer alır.⇡⇡⇡ - Şölen: Platon’un “Şölen” (Symposion) diyaloğu, Antik Atina’da bir içki meclisinde geçen konuşmalar aracılığıyla “eros” yani aşk kavramını tartışır. Katılımcılar sırayla konuşur; her biri aşkı farklı bir yönden över. Kimisi aşkı cesaretin kaynağı, kimisi güzelliğe duyulan özlem olarak tanımlar.
En etkileyici bölümlerden biri, Sokrates’in, bilgeliğini aldığı kadın filozof Diotima’nın görüşlerini aktarmasıdır. Diotima’ya göre aşk, ölümsüzlüğe ulaşma arzusudur ve bu arzu, önce bedensel güzelliğe, sonra zihinsel ve ruhsal güzelliğe, en sonunda da “mutlak güzellik ideası”na yönelir.
“Şölen”, hem Platon’un aşk anlayışını hem de idealar kuramının temelini sergileyen şiirsel ve felsefî bir başyapıttır. ⇡⇡⇡ - Gravity and Grace: (Çekim ve Lütuf) Simone Weil’in ölümünden sonra derlenmiş düşünsel fragmanlardan oluşur. Kitapta “ağırlık” insanın bencilliğini, dünyevîliğini temsil ederken; “lütuf”, hakîkate yönelen saf sevgiyi ve ilâhî olanla teması simgeler. Weil’e göre insan, ancak bu ağırlıktan vazgeçip lütfa kendini bırakabildiğinde gerçekten özgürleşebilir.
Bu eser, acı, adalet, aşk, özveri ve tanrı fikri etrafında dönen yoğun ve sade metinleriyle felsefî olduğu kadar ruhsal bir derinlik de taşır. ⇡⇡⇡ - Simone Weil: (1909–1943), Fransız filozoftur, mistiktir ve toplumcu bir düşünürdür. “Gravity and Grace” (Çekim ve Lütuf) adlı eseriyle tanınır. Derin bir adalet duygusuna, keskin bir zekâya ve sıra dışı bir vicdana sahip olan Weil, yalnızca düşünmekle yetinmeyip düşündüğü gibi yaşamayı seçmiştir. Felsefeyle siyasî eylemi, Hristiyan mistisizmiyle dünyevî sorumluluğu birleştirmeye çalışmıştır. Emekçilerin hayatını anlamak için fabrikada işçilik yapmış; savaş, açlık ve ezilme karşısında susmak yerine yazmayı, tanıklık etmeyi seçmiştir.
Platon, Pascal ve mistik Hristiyanlıkla beslenen düşüncesi; güç, kurban, aşk ve hakîkat üzerine derin sorgulamalarla doludur. Erken yaşta ölmüş olsa da, fikirleri günümüzde hâlâ hem felsefî hem de ahlâkî anlamda sarsıcı bir etki yaratır. ⇡⇡⇡ - Luce Irigaray: (1930–) Fransız feminist filozof, psikanalist ve dilbilimcidir. Kadın bedeninin ve öznenin felsefede nasıl dışlandığını sorgulayan öncü isimlerden biridir. “Kadın olmak”, Irigaray için biyolojik değil, dilsel ve kültürel bir inşadır. Lacan ve Freud’un psikanalizini eleştirerek, kadın arzusu ve kimliğinin erkek merkezli düşünceyle bastırıldığını savunur.
En önemli eserlerinden biri olan “This Sex Which Is Not One” (Bu Cinsiyet Bir Cinsiyet Değildir) adlı kitabında, kadınların “aynı” olmaya zorlandığı bir dünyada, farklılığın tanınmasını ve kadınların kendi sesini yaratmasını savunur. Felsefe, psikanaliz ve şiirsel dili harmanlayarak, patriyarkal anlam düzenini yerinden etmeye çalışır. ⇡⇡⇡ - Kassandra: Yunan mitolojisinde Troya kralı Priamos’un kızı ve tanrı Apollon’un âşık olduğu kâhin kadındır. Apollon ona geleceği görme yetisi verir fakat Kassandra tanrının aşkını reddedince Apollon bu yeteneği lanetler: Kassandra doğruyu söylese de kimse ona inanmaz.
Troya’nın yıkımını, Hektor’un ölümünü, Truva Atı hilesini önceden görür ama söyledikleri hep görmezden gelinir. Kassandra, kadın bilgisinin, sezginin ve hakîkatin sistemli biçimde bastırılmasının mitolojik sembollerinden biridir.
Trajedisi yalnızca bir savaş değil, kadın sözünün duyulmazlığıdır. ⇡⇡⇡




1 Comment
Merve çok tatlısın ya, Sokrates’in hayranı, ismi zor adama kadın demiştim, bu sefer sazan gibi atlamayayım diye “Diotima, Atinalı değildir, erkek değildir” demişsin 😂
Erkekler ve kadınların aşklarının doğurganlığa bağlanması doğru geliyor herkese. Ama aşk çok da doğurganlık meselesi gibi gelmiyor bana. Schopenhauer yanlısı gibi görünüyorum ama asla öyle değil. Ama adam doğruyu söylüyor. “Aşk bir insanın kendinde eksik gördüğü şeyleri tamamlamak için peşinde koştuğu şeydir” diyor. 😎😎
Güzel yazın için teşekkürler 🙏 💕 🌹