“Düşünme hakkınızı saklı tutun çünkü yanlış düşünmek bile hiç düşünmemekten iyidir.”
Hypatia
“Sen yalnızca benim rehberim değil, aynı zamanda benim ilham kaynağımsın. Senin ışığın, ruhumu aydınlatan en saf ışıktır.”
Hypatia’nın öğrencisi Kireneli Synesios
“Tanrılar toza döndü ve dünya sessiz,
Artık hiçbir şey konuşmayacak terk edilmiş göğünde.
Uyu! Ama yine de şairin yüreğinde yankılansın,
O kutsal Güzelliğin ezgisi!”
Leconte de Lisle, “Hypatia” adlı şiirinden
İndeks
Aspasia | Kadın Filozoflar | Bölüm 1
Hypatia | Kadın Filozoflar | Bölüm 2
Diotima | Kadın Filozoflar | Bölüm 3
Felsefenin Sessiz Kadınları: Düşüncenin Tanınma Mücâdelesi
Kadın Filozoflar Tarihi kitabının yazarı Ingeborg Gleichauf, standart bir felsefe tarihi kitabını elinize aldığınızda aslında erkek filozoflar tarihine baktığınızı söyler. Bunu fark ettiğinizde ise düşeceğiniz ilk yanılgı, felsefî uğraşın bir şekilde erkeklere ait olduğudur. Yazar bu yüzden pek çok alanda kadının görünürlüğünün arttığı 20. yüzyıla bakmaya karar verir ve önce Hannah Arendt’i keşfeder.
Önceki yüzyıllarda kadınlar düşüncelerini sistematik bir şekilde ifade edecek kadar olanağa ve belki daha da önemlisi vakte sahip değillerdir. Gleichauf, kadınlarının yazdığı orijinal metinlerin korunması için daha az özen gösterildiğini ve hatta bu metinlerin kasten yok edilmiş olabileceğini vurgular. O halde kadın filozofların tarihi, aslında yalnızca bir düşünce tarihi değildir. Aynı zamanda da düşüncelerinin tanınması için verdikleri mücâdelenin, savaşın da tarihidir.
Bir kadın meslektaşım üst üste geçirdiği üç doğum sonrasında anne olmanın yorgunluğu, zamansızlığı ve entelektüel olarak onda yarattığı mesafelenme nedeniyle doktora tezini yazmayı bırakmak zorunda kaldığından bahsetti ve hemen ekledi:
“Muhtemelen eşim bu süreçte tez yazıyor olsaydı bitirecekti. Bu sürecin onu aynı derecede etkilediğini sanmıyorum.”
Daha da trajik yanı, halen acaba bırakmasaydım, tamamlayabilseydim diye düşündüğünü söylemesiydi. Vazgeçmek zorunda kalması yetmezmiş gibi bir de bunun suçluluğuyla boğuşmuş uzun süre… Dolayısıyla, bir kadının bu alanda kalabilmek için ödediği ve çoğu zaman görünmez kalan bedellerden de bahsetmeliyiz. Neyse ki o sırada yarım kalan doktorasını başka bir üniversitede tamamlamış ve dolayısıyla vazgeçmemişti. Belki Gleichauf’un tespitine bunu da eklemek gerek. Tam bu vazgeçmeyişi yani! Kadın filozofların tarihi aynı zamanda vazgeçmeyişlerin de tarihidir. Yalnızca bu açıdan bile bu tarih daha çok bilinmeyi hak ediyor.
Bu yazı, görece daha çok adı duyulan bir kadın matematikçi ve filozof hakkında: Hypatia.
Hypatia
Hypatia, tarihte hayatı hakkında bilgi sahibi olduğumuz ilk kadın matematikçi olarak geçer. Fakat kaderin cilvesine bakın ki bu ismin matematik tarihi dışında bu kadar duyulmasının sebebi aslında yine düşünceleri değil, öldürülme biçimi. Öldürülme derken, Sokrates gibi “medenice” mahkûm edilip baldıran zehrini içmesinden bahsetmiyoruz. Hypatia erkekler tarafından canice, etleri parça pinçik edilerek katlediliyor, bedeni parçalanarak yakılıp yok ediliyor. Tam bir ortadan kaldırılma!
Peki, kimdir Hypatia?
İskenderiyeli Hypatia M.S. yaklaşık 350-415 yılları arasında yaşamış filozof, matematikçi ve astronomdur.
Paganizm, Hristiyanlık ve Yahudiliğin bir arada yaşandığı, entelektüel ve bilimsel açıdan oldukça zengin ve hareketli bir şehirde yaşamıştır. Babası matematikçi Theon ve şaşırmayacağımız bir biçimde hakkında çok bir şey bilmediğimiz annesi, Hypatia’ya felsefe ve matematik alanında yetkinlik kazanabileceği bir eğitim vermişlerdir. Dönemin Mısırlı kadınlarına göre birçok açıdan avantajlı bir eğitimden geçmiştir ve bunun bedelini de ödemiştir.
Hypatia, matematik ve astronomi alanındaki düşünceleriyle İskenderiye’nin önemli düşünürleri arasındadır. Daha otuz yaşındayken şehrin önde gelen bilim insanlarının arasında saygınlık kazanır. Elimizdeki bilgilere göre ve dönemin ruhuna uygun olarak özgün metinler üretmek yerine klasik matematik çalışmaları üzerine şerhler yazmıştır.
Astronomi, klasik antikitede matematik bilimleri arasında sayılıyordu. Dolayısıyla Hypatia bir yandan klasik matematik geleneğinin içinde bir matematikçi sayılır. Diğer yandan kendisi de bir matematikçi olan babası Theon’dan farklı olarak, matematiğin temelde felsefeye hizmet ettiğini düşünen bir Yeni-Platoncu’dur. Hypatia, felsefeyi evrenin düzenini ve hakîkatini aramanın en sağlam yolu olarak görür.
Batlamyus’un yer merkezli evren modeli üzerine çalışmalar yapmıştır.
Theon’un Batlamyus’un Almagest eserinin III. kitabı üzerine yaptığı yorumun başlığında Hypatia’nın da adı geçer. “Kızım, Filozof Hypatia tarafından gözden geçirilmiş, İskenderiyeli Theon’un Batlamyus’un Almagest’nin III. Kitabı Üzerine Yorumu” ve “Kızım Filozof Hypatia’nın Yorumu” olarak çevrilmiştir. Almagest’in III. kitabı yer merkezli evren modelinde güneşin hareketi üzerinedir. Batlamyus’un bu eseri aslında Kopernik devrimine kadar hem doğu hem de batı düşüncesinde temel referanstır.
4. yy’ın önemli matematik teoremleriyle beraber öğrencilere Plotinos ve Porphyrius’un felsefelerini de öğretir. İskenderiye Okulu’nun başına geçtiğinde, babasının yönetimde olduğu dönemden farklı olarak okul, Platon ve Aristoteles metinlerini daha çok çalışan bir kurum haline gelir.
Hypatia felsefi gelenek olarak Plotinos ve Porphyrius’a bağlıdır. Akıl, ruh ve madde arasındaki ilişkiyi temellendiren bu düşünceye matematiksel kesinliği de dahil etmiştir. 4. yy’da İskenderiye daha çok matematikçilerin dönemiyken, Hypatia, şehre felsefî bir rüzgâr estirmiştir. Tarihçi Sokrates Skolastikos’a göre Hypatia’nın öğretileri “felsefe yapmak isteyen her yerden insanlar” içindi. “Duymak isteyen kulaklara tüm felsefî doktrinleri” öğretiyordu.
Bu dönem aynı zamanda felsefi bilginin yalnızca akademik bir araştırma alanı olmadığı aynı zamanda kişinin hayatına da etki eden, etik neticelerinin olduğu, felsefenin okunmadığı, yaşandığı bir dönemdi. Hypatia da öğrencilerine felsefenin ruhsal bir arınma sunduğunu vurguluyordu. Aynı zamanda laikliği savunan Vali Orestes’in danışmanlığını yapıyordu ve şehrin yönetimine dolaylı olarak katılıyordu. Bu yüzden Hristiyan başpiskoposu Kiril’in hedefine girdi ve Kiril fanatik bir grubu Hypatia’ya karşı kışkırttı.
Tarihçi Sokrates Skolastikos bu cinayeti şöyle anlatmıştır:
“Hypatia’yı iki tekerlekli bir at arabasından zor kullanarak indirdiler, Caesarium adını verdikleri kiliseye götürdüler ve şiddet kullanarak soydular. Sonra yüzünü tahrip ettiler ve son nefesini verene kadar ellerindeki keskin deniz kabuklarıyla vücudunu parçaladılar. Sonra bedenini dört parçaya ayırdılar ve bu dört parçayı Cinaron diye adlandırdıkları yere götürdükten sonra yakıp kül ettiler.”
Bu cinayetten sonra Orestes şehri terk eder. Hypatia ismi Rönesans’a kadar silinir. Raffaello’nun Atina Okulu freskinde kompozisyonun sol tarafında beyazlar içindeki kadın figürünün Hypatia olduğu düşünülür. Freskte doğrudan izleyiciye bakan tek kişidir. Ne diğer figürler gibi bir tartışma halindedir ne de düşüncelere dalmış bir hali vardır. Doğrudan bize bakar.
Neden?
Aklıma Damaskios’un bu cinayeti anlatırken söyledikleri geliyor. Damaskios’a göre Hypatia’yı katlederlerken katiller önce gözlerini çıkararak kör etmişlerdir. Hypatia işte o gözlerle bize doğrudan bakmaya devam eder ve sanki şunu der:
“Düşünme hakkınızı saklı tutun çünkü yanlış düşünmek bile hiç düşünmemekten iyidir.”
Merve Arlı©
Kaynakça:
- Ingeborg Gleichauf Kadın Filozoflar Tarihi ODTÜ Yayıncılık, Ankara, 2007.
- Edward J. Watts, Hypatia, The Life and the Legend of an Ancient Philosopher, Oxford University Press, NY, 2017.
- https://www.worldhistory.org/Hypatia_of_Alexandria/
Açıklamalar:
- Kireneli Synesios: (MS 373-414) Neoplatonist bir filozof, yazar ve din adamıdır. Hypatia’nın öğrencisi olup, felsefeye ve bilime olan ilgisiyle tanınır. Pagan geçmişine rağmen sonradan Hristiyanlığı benimseyerek Ptolemais Piskoposu olmuştur. Hem felsefî hem de teolojik eserler vermiş, özellikle mektupları ve denemeleriyle dönemin entelektüel dünyasına katkı sağlamıştır. Ancak, Hristiyanlığı benimsemesine rağmen Neoplatonik düşüncelerini terk etmemiş, bu da onun felsefî ve dinsel görüşlerinin sentezci bir yapıya sahip olmasına neden olmuştur. ⇡⇡⇡
- Leconte de Lisle: (1818-1894) Fransız şair ve Parnasyen akımının önde gelen temsilcilerindendir. Şiirlerinde duygu yerine nesnelliğe, sanatsal mükemmelliğe ve tarihsel-mitolojik temalara önem vermiştir. Antik dünyaya ve egzotik kültürlere duyduğu ilgi, eserlerinde sıkça görülür. “Hypatie” adlı bir şiiri olup, burada Hypatia’nın trajik ölümünü ve fanatizmin bilim karşısındaki yıkıcılığını ele almıştır. Şiir, onun sanatında tarihî ve felsefî temaların nasıl işlendiğini gösteren önemli eserlerden biridir. ⇡⇡⇡
- Ingeborg Gleichauf: (1964 doğumlu) Alman yazar, filozof ve edebiyat araştırmacısıdır. Özellikle kadın filozoflar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. Felsefe ve edebiyatı birleştiren eserlerinde, kadın düşünürlerin tarih boyunca nasıl görmezden gelindiğini ve entelektüel katkılarının önemini vurgular. En bilinen kitaplarından biri “Vergessen Sie uns nicht: Frauen in der Philosophie” (Bizi Unutmayın: Felsefedeki Kadınlar), tarih boyunca göz ardı edilen kadın filozofları ele alır. Ayrıca Hannah Arendt, Simone de Beauvoir ve diğer önemli kadın entelektüeller üzerine biyografik ve analitik eserler yazmıştır. ⇡⇡⇡
- Hannah Arendt: (1906-1975) Alman-Amerikan siyaset filozofu ve düşünürüdür. Totalitarizm, otorite, özgürlük ve insan hakları üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. Nazilerden kaçarak ABD’ye yerleşmiş ve burada önemli eserler kaleme almıştır. En bilinen kitapları arasında “Totalitarizmin Kaynakları”, “İnsanlık Durumu” ve “Eichmann Kudüs’te” bulunur. “Kötülüğün sıradanlığı” kavramını ortaya atarak, bireylerin otoriter rejimler altında nasıl düşünmeden hareket edebildiğini analiz etmiştir. Siyaset felsefesine katkılarıyla 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden biri kabul edilir. ⇡⇡⇡
- Sokrates: (MÖ 469-399) Antik Yunan’ın en önemli filozoflarından biridir. Atina’da düşünceye dayalı sorgulamaları ve gençleri eleştirel düşünmeye teşvik etmesi nedeniyle, dönemin otoriteleri tarafından tehlikeli görülmüştür.
MÖ 399 yılında, “gençleri yozlaştırmak” ve “devletin tanrılarına inanmamak” suçlamalarıyla yargılanmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştır. Savunmasını, öğrencisi Platon’un Apologia adlı eserinde aktardığı şekilde yapmış ama mahkeme onu suçlu bulmuştur. Cezası, baldıran zehri içerek idam edilmek olmuştur.
Ölüm anında öğrencileri yanındaydı ve Sokrates, ölüme karşı soğukkanlı ve felsefî bir duruş sergileyerek, bedenin geçici olduğunu ama ruhun ölümsüz olduğunu savunmuştur. Onun ölümü, felsefe tarihinde düşünce özgürlüğü ve erdemli yaşamın savunulması açısından büyük bir simge hâline gelmiştir. ⇡⇡⇡ - Theon: (Yaklaşık MS 335-405) Antik Yunanlı bir matematikçi ve astronomdur. İskenderiye’de yaşamış ve Hypatia’nın babası olarak tanınmıştır. İskenderiye Kütüphanesi’yle bağlantılı bir akademisyen olup, özellikle Öklid’in Elementler eserine yazdığı şerhler ve astronomi çalışmalarıyla bilinir. Matematik ve bilim eğitimi konusunda titiz bir yaklaşımı vardı ve kızı Hypatia’nın da bilimsel birikimine büyük katkıda bulunmuştur.
Theon’un çalışmaları, bilginin korunması ve aktarılması açısından önemli olmuş ancak orijinal keşiflerden çok mevcut bilgileri düzenleyip açıklamaya odaklanmıştır. Özellikle Batlamyus’un Almagest’ine yaptığı yorumlar, onun astronomi alanındaki etkisini göstermektedir. ⇡⇡⇡ - Plotinos: (MS 204-270) Antik Roma döneminde yaşamış bir Yunan filozofudur ve Yeni Platonculuk (Neoplatonizm) akımının kurucusu olarak kabul edilir.
Öğretisi, Platon’un fikirlerini geliştirerek, evrenin üç temel ilkeye dayandığını savunur: “Bir” (mutlak varlık), “Akıl” (Nous) ve “Ruh” (Psyche). Ona göre, tüm varlıklar Bir’den taşarak ortaya çıkar ve nihai hedef, yeniden Bir’e ulaşarak ruhun saflaşmasıdır.
Öğrencisi Porphyrios, Plotinos’un düşüncelerini “Enneadlar” adlı eserde toplamıştır. Felsefesi, özellikle Hristiyan mistisizmi, İslam düşüncesi ve Orta Çağ felsefesi üzerinde büyük etki bırakmıştır. ⇡⇡⇡ - Porphyrios: (MS 234-305) Yeni Platoncu bir filozof, mantıkçı ve Plotinos’un en önemli öğrencisidir.
Plotinos’un öğretilerini sistemleştirerek “Enneadlar” adlı eseri derleyen kişidir. Mantık, metafizik ve din eleştirisi üzerine çalışmış, özellikle Aristoteles’in mantığını yorumlayan eserleri Orta Çağ boyunca büyük etki bırakmıştır. “İsagoge” adlı kitabı, Orta Çağ İslam ve Hristiyan felsefesinde Aristotelesçi mantığın temel eserlerinden biri hâline gelmiştir.
Ayrıca Hristiyanlık eleştirileriyle de tanınır; “Hristiyanlara Karşı” adlı eserinde, Hristiyan inancını felsefî açıdan eleştirmiştir. Yeni Platonculuğun sistemleşmesinde önemli bir figür olarak kabul edilir. ⇡⇡⇡ - Platon: (MÖ 427-347) Antik Yunan filozofu ve Batı felsefesinin en önemli düşünürlerinden biridir. Sokrates’in öğrencisi ve Aristoteles’in hocasıdır.
Atina’da Akademi adlı okulunu kurmuş ve felsefe, siyaset, etik, metafizik ve epistemoloji gibi alanlarda kalıcı etkiler bırakmıştır. İdealar Kuramı ile duyularla algılanan dünyanın yalnızca geçici ve kusurlu bir yansıma olduğunu, asıl gerçekliğin “İdealar Dünyası”nda bulunduğunu savunmuştur. Devlet (Politeia) adlı eserinde, filozof-kral idealini ortaya koyarak en iyi yönetim biçimini tartışmıştır.
Eserlerini diyaloglar şeklinde yazmış ve çoğunda hocası Sokrates’i konuşmacı olarak kullanmıştır. Felsefesi, Aristoteles, Yeni Platonculuk, Hristiyan ve İslam felsefesi üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. ⇡⇡⇡ - Aristoteles: (MÖ 384-322) Antik Yunan filozofu, Platon’un öğrencisi ve Büyük İskender’in hocasıdır. Batı felsefesinin en büyük düşünürlerinden biri olarak kabul edilir ve mantık, metafizik, etik, siyaset, biyoloji, fizik gibi pek çok alanda kalıcı etkiler bırakmıştır.
Platon’un İdealar Kuramına karşı çıkarak, gerçekliğin duyularla algılanan dünyada bulunduğunu savunmuştur. Mantık alanında geliştirdiği kıyas yöntemi, bilimsel düşüncenin temel taşlarından biri olmuştur. “b>” adlı eserinde erdem etiğini, “Politika” adlı eserinde ise ideal devlet düzenini incelemiştir.
Orta Çağ boyunca İslam ve Hristiyan felsefesi üzerinde büyük etkiler bırakmış, özellikle Fârâbî, İbn Sina ve Thomas Aquinas gibi filozoflar onun düşüncelerini yorumlamıştır. Bilimin babası olarak da anılan Aristoteles, felsefenin pek çok alanına yön veren bir düşünür olmuştur. ⇡⇡⇡ - Sokrates Skolastikos: (MS 5. yüzyıl) Bizanslı bir tarihçidir ve erken Hristiyanlık tarihini anlatan en önemli kaynaklardan birini yazmıştır. “Kilise Tarihi” adlı eserinde, MS 305-439 yılları arasındaki olayları aktarmış, özellikle Hristiyanlığın gelişimi, kilise içindeki çekişmeler ve Roma İmparatorluğu ile ilişkileri üzerinde durmuştur. Tarih yazımında nesnel olmaya çalışan bir üslubu benimsemiş ve kaynaklara dayalı anlatımıyla dikkat çekmiştir. ⇡⇡⇡
- Orestes: MS 5. yüzyılda İskenderiye’nin Roma valisi olup, laik yönetimi savunan bir devlet adamıdır. Hristiyan piskopos Cyril (Kiril) ile çatışmaları ve Hypatia ile yakınlığı ile tanınır.
Orestes, devletin kiliseden bağımsız olması gerektiğini savunmuş ve Hristiyan otoritelerin artan gücüne karşı çıkmıştır. Ancak, Piskopos Cyril’in (Kiril) kışkırttığı Hristiyan gruplarla yaşadığı çatışmalar nedeniyle siyasî olarak zayıflamış, Hypatia’nın öldürülmesiyle otoritesi daha da sarsılmıştır. Onun mücâdelesi, dinin devlet yönetimi üzerindeki etkisine karşı verilen erken bir laiklik mücâdelesi olarak görülmektedir. ⇡⇡⇡ - Cyril (Kiril): (MS 376-444) İskenderiye’nin Hristiyan başpiskoposu ve kilise tarihinin en etkili figürlerinden biridir. Hristiyanlığın güçlenmesi için sert politikalar izlemiş, özellikle paganlar, Yahudiler ve farklı Hristiyan mezheplerine karşı katı tutumuyla tanınmıştır.
Vali Orestes ile siyasi bir mücadeleye girmiş ve Hypatia’nın öldürülmesiyle ilişkilendirilmiştir. Hristiyan kaynaklarında aziz olarak kabul edilse de, paganlar ve laik yönetim destekçileri için baskıcı bir figür olarak görülmüştür.
Teolojik alanda ise, Nestorius’a karşı çıkıp İsa’nın doğası üzerine tartışmalarda önemli rol oynamış, 431’deki Efes Konsili’nde Meryem’in “Tanrı’nın Annesi” (Theotokos) olduğu doktrinini savunarak kilisenin doktrinini şekillendirmiştir. ⇡⇡⇡ - Raffaello: (Raphael, 1483-1520) Rönesans dönemi İtalyan ressamı ve mimarıdır. En ünlü eserlerinden biri, Vatikan’daki Stanza della Segnatura odasında bulunan “Atina Okulu” (Scuola di Atene) freskidir. Bu fresk, Antik Yunan filozoflarını ve bilginlerini bir araya getiren idealize edilmiş bir sahne sunar ve Platon ile Aristoteles freskin merkezinde yer alır.
Freskte, Hypatia’nın da bir figür olarak yer aldığı düşünülmektedir. Beyaz giysiler içinde, duruşuyla diğer figürlerden ayrılan bilge bir kadın olarak tasvir edilmiştir. Raphael’in, dönemin toplumsal koşulları nedeniyle Hypatia’yı doğrudan adıyla tanımlamadığı, ancak onu bilginliği ve trajik hikâyesine saygı göstermek amacıyla freskte ölümsüzleştirdiği kabul edilir. Hypatia’nın yüzünün, Raffaello’nun çağdaşı ve dostu olan bir kadından esinlenerek çizildiği de bazı sanat tarihçileri tarafından öne sürülmüştür. ⇡⇡⇡ - Damaskios: (MS 458-538) Geç dönem Yeni Platoncu bir filozoftur ve Atina’daki Platon Akademisi’nin son yöneticisidir. Pagan felsefesinin son temsilcilerinden biri olarak, Bizans İmparatoru I. Justinianus’un 529 yılında Akademi’yi kapatması üzerine, diğer pagan filozoflarla birlikte Pers İmparatorluğu’na sığınmıştır.
Metafizik ve bilinemezcilik üzerine çalışmış, “İlk Prensip Üzerine Sorular” adlı eseriyle Yeni Platonculuğun son büyük sistemleştiricisi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Pers sarayında umduğunu bulamayarak Bizans’a geri dönmüş ve felsefî etkisi sonraki yüzyıllarda İslam ve Hristiyan mistisizmi üzerinde iz bırakmıştır.
Eserlerinde Hypatia’nın öldürülmesini Hristiyan fanatizminin bir sonucu olarak değerlendirmiştir. ⇡⇡⇡





No Comments