Roman

14 | Daha Fazlasını İstiyorum

4 Haziran 2021

Roman: 14. Bölüm | Daha Fazlasını İstiyorum | Yazan: Didem Çelebi Özkan

 

İndeks

1. Bölüm: Açık Büfede Birer Tabağız Hepimiz
2. Bölüm: Sevmişmiş. Bitmişmiş.
3. Bölüm: Benim Sarhoşluğum Temizdir Bir Kere
4. Bölüm: Belki Şimdi Doğru Zamandır
5. Bölüm: Sevişme Vakti
6. Bölüm: Özledim. Bunu Söylemek Serbest mi?
7. Bölüm: Uyanıp Öpmeyi İstediğim Kadın
8. Bölüm: Bana En Çok Senin Tenin Yakışıyor
9. Bölüm: Burnumdan Getirdiniz Tatilimi
10. Bölüm: Böyle Bir Kırmızı mıydı?
11. Bölüm: Bana Baran’ı mı Savunuyorsun?
12. Bölüm: Sadece Sen Zarar Görürdün
13. Bölüm: Bir Oyun Oynayacağız Bu Gece
14. Bölüm: Daha Fazlasını İstiyorum
15. Bölüm: Tatil Biter, Aşk Biter
16. Bölüm: Bunlarla Yüzleşmek Acıtmıyor mu Canını?
17. Bölüm: Sesini Bile Özledin, Öyle Değil mi?
18. Bölüm: Adam Önce Senin Kriterlerinden Geçsin
19. Bölüm: Gözlerime Bak

 
 

Minibüste şoförün arkasındaki koltuklarda, Kuzey’in yanına oturdu.

Her eklemi, her kası ayrı ağrıyordu. Grubun ise neşesi yerindeydi ve açıkçası günü bitirmek de istemiyorlardı. Deniz kenarında, birer bira içmeye karar verdiler. Buna da itiraz edecek hali yoktu fakat indikleri yerden sahile kadar yürünecek o kısacık yol bile gözünde büyüyordu.

Ölüdeniz’e vardıklarında araçtan inip yürümeye başladılar. Neyse ki sahile varmak o kadar da uzun sürmedi. İçecekleri almak için girdikleri marketin gazete standında bir manşet gözüne takıldı: Montrö Dayatması Türkiye’ye Yakışmıyor

İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerinde kontrol ve savaş gemilerinin geçişini düzenleme hakkının sadece Türkiye’de olduğunu söyleyen anlaşmaya “dayatma” demeye cüret edebilmek için halkın düpedüz aptal olduğunu düşünmek gerekirdi. Yakın tarihini dahi bilmeyecek kadar cahil bırakılan yığınları manipüle etmek için verilen demeçlerin, atılan bu başlıkların verdiği acıyla, gazete olduğunu iddia eden paçavradan, öte yana çevirdi başını.

Orwell’in 1984’ünde1 yaşıyorlardı sanki. Birileri durmadan tarihi yeniden yazmaya kalkıyordu. Ve bir kitleye de yutturuyorlardı bunu.

Düşüncelerinin yarattığı hoşnutsuzluk yüzüne yansımış olmalı ki Kuzey; “Ne oldu?” diye endişeyle sordu. Pamir bakışlarıyla gazeteyi gösterdi sadece.

“Şerefsizler” dedi Kuzey. “Montrö dayatma değil, ulusal bir zaferdir. Bu anlaşmayla derdi olan Amerika. Canı istediği gibi denizaltılarını ve uçak gemilerini sokamıyor Karadeniz’e. Ya Montrö’yü feshettirecek ya da ucube proje Kanal İstanbul’u inşaa ettirttecek bize. Bu başlıklar koyunlaştırdıkları halka masallar.”

Pamir’in yüzü daha da düştü.

“Yapma” deyip devam etti Kuzey; “İnancını yitirme. Sen, ben pes edersek asıl kaybederiz.”

Tam cevap verecekken sustu Pamir. Bugün, burada yapmak istediği son şey bu onursuzları konuşmaktı. İfadesini elinden geldiğince düzeltip grupla beraber marketten çıktı. Çakıl taşlarıyla kaplı uzun plajda denize doğru yürüyüp dalgaların hemen önünde yere oturdular.

Telefondan yayılan müzik, gün batımı, denizin bengiliği, bira, grubun neşeli sohbeti ve dalgaların sesi kısa sürede ruh hâlini düzeltti.

Huzurunu yeniden yakalamıştı. Mutlu olmak için çok da fazla şeye ihtiyaç yoktu aslında. Hatta hayatı ne kadar sadeleştirirsek bizi üzecek ihtiraslardan da o kadar uzaklaşıyorduk.

Kendi hayatını düşündü. Evliliğindeki kaosu, yıllarca kendini mutsuzluk döngüsünden çıkaramamasını. Ardından Baran’la yaşadığı Yeşilçamvari dramı. Psikolog okur kimdi? Hah Hande. Haklıydı kadın, bir ince hastalığa yakalanmadığı kalmıştı Baran’ın ardından. Şimdi, tam da şu anda, her şey ne kadar anlamsızdı. Onca üzüntü.

Ne diyordu Aurelius?2

“Eğer bir dış etken seni üzerse, duyduğun acı o şeyin kendisinden değil, senin ona verdiğin değerden geliyordur. Onu da her an ortadan kaldırma gücün vardır.”

Baran da hep bunu savunmuyor muydu? Ben seni üzmedim, sen kendi kendini parçaladın, deyip durmuyor muydu? Peki, tamam. Parçalamayacaktı da üzemeyecekti de daha fazla kendini.

Koruyucu kreme rağmen fazlasıyla yanmıştı, biraz da çarpmıştı güneş. İçi üşüyordu. Çantasından polarla rüzgarlığı çıkartıp üst üste giydi. Kuzey ise ayakkabılarını çıkartmış, dizinin altındaki fermuarı açıp pantolonunu şorta çevirmiş, ayakları suyun içinde yürüyordu bir o yöne bir bu yöne.

“Hadi, sen de gel” dedi Pamir’e. Pamir’in ne adım atacak ne de o buz gibi suya ayaklarını sokacak gücü vardı.

“Üşüyorum bi’ tanecim” dediğinde Kuzey kendi montunu da getirip omuzlarına koydu. Pamir birasını bitirdikten sonra esrik bir yorgunlukla güneşten ısınmış çakıl taşlarının üzerine yattı. Kuzey’in montunu üzerine battaniye gibi örttü, birkaç dakika içinde uyumuştu bile.

Ne kadar zaman geçtiğinin ayırdına varamadığı bir süre sonra Kuzey’in “Arabayı almaya gidiyorum. Geldiğimde eve döneriz” diyen kısık sesiyle gözlerini açtı. Minnetle baktı üzerine doğru eğilmiş yüzüne. Gerçekten de arabaya kadar yürümesine imkân yoktu.

Kuzey plaja döndüğünde, gruba geçirdikleri harika gün için teşekkür edip vedalaştı. Çantaları arka koltuğa attıktan sonra Kuzey’in yanına oturdu. Ana caddeye çıkıp ışıklarda durduklarında Kuzey uzanıp arzuyla öptü Pamir’i.

Her zamanki gibi elbette nefisti öpüşü. Aralarındaki daimi şehvet, tüm gün birbirlerine mesafeli duruşlarının yarattığı özlem, her dokunuşun etkisini arttırıyordu.

İhtirasla Kuzey’in öpüşlerine cevap verirken derinlerden hain bir ses yükseldi zihninde;

“Gün boyunca bir kez olsun değil öpmek, elini bile tutmadı. Normalde sana dokunmadan 15 dakika geçiremezken bugün rekora imza attı resmen.”

Bu sırada ışık kırmızıdan yeşile dönmüş, çalan korno sesleriyle birbirlerinden ayrılmak zorunda kalmışlardı. İçindeki acımasız konuşmaya devam etti; “Üniversitede dağcılık kulübünden arkadaşısın demek. Bu kadar yani.”

Realist devreye girdi; “Ne diyecekti adam? İlişkileri hangi tanıma uyuyor?”

“Tanımmış. Tanımlara gerek yok. Ne yaşıyorlarsa o. Saklama ihtiyacı neden?” diye saldırıya devam etti acımasız. Pamir sağ yanında akan görüntüye konsantre olmaya çalıştı. Sussunlar istiyordu. Ama zihnindeki cadılar haklıydı, dostluktan öte bir şey olduğuna dair en ufak bir izlenim yaratmamıştı arkadaşlarıyla oldukları süre boyunca. Ve şimdi ilk yalnız kaldıkları anda neredeyse arabada kucağına alacaktı Pamir’i.

Peki neden?

Neden yalnızken oldukları gibi olamamışlardı başkalarının yanında? Bu hangisinin tercihiydi? İnsanların yanında nasıl davranacaklarına dair önden herhangi bir şey konuşmamışlardı. Kendiliğinden şekil almıştı bugünkü tutumları.

“Ayrıca sen de daha yakın olduğunuzu belli edecek bir samimiyet göstermedin onların yanında Kuzey’e. Yapsaydın belki normal karşılayacaktı” dedi, yeniden konuşmaya başlayan realist.

Acımasız güldü. “Aptal mı sanıyorsun sen bizim kızı? Bunu yapabileceğini hissetmiş olsa yapardı. Kuzey net çizmişti sınırı.”

“Saçmalıyorsun. Niye yapsın ki böyle bir şeyi? Ne ihtiyacı var? Bekar adam, canı o hafta sonunu kiminle geçirmek istiyorsa onunla geçirir. Neden saklama ihtiyacı duysun? ‘Pamir rahatsız olur’ diye düşündüğünden belli edecek bir şey yapmamıştır.”

“Bekarmış. Onu nereden biliyoruz? Üç ayda bir yanına geliyoruz diye hayatını bildiğimizi mi sanıyorsun? Belki bir sevgilisi var ve bu insanlar tanıyor kadını. Bu yüzden Pamir’le arasında bir şey geçtiğinin bilinmesini istememiş olabilir.”

“Delirdin herhalde. Didem, adamın evinden nasıl seviştiklerine kadar her şeyi yazdı. Yüzlerce insan okuyor. Ortak arkadaşları da dahil. Bunlara tek laf etmedi, tersine destekledi. Herkesin içinde öpmekten mi çekinecek?”

Pamir zihnindeki seslerin saldırısından kaçarak; “İstersen markete uğrayalım, akşam yemeği için alışveriş yaparız” dedi. Konuşmazsa içindeki kadınlar onu çıldırtacaktı.

“Duracağım tatlım. Balık, meze, şarap. Ne dersin?”

Gülümseyerek “Harika” dedi Pamir.

Kuzey, Pamir rahatsız olur diye mi böyle davranmıştı, yoksa kendi tercihiyle mi saklamıştı Pamir’i. Bu soru, onu, için için yiyecekti anlaşılan.

Alışverişi yapıp eve döndüklerinde bir kez daha birlikte duşa girdiler.

Bu seferki cidden yıkanma amaçlıydı. Parmağını kaldırmaya gücü olmayan Pamir’in ayakta durmak için bile Kuzey’e ihtiyacı vardı. Bir yandan üşüyor diğer yandan da güneşin yaktığı yerlere değen sıcak su bedenini alazlıyordu.

Çıktıklarında Kuzey’in verdiği yanık kremini sürdü. Yüzü ve göğsü, kollarına göre nispeten daha iyiydi. Kolları birer ıstakoz kıskacına dönmüştü. Aynada yüzünü buruşturarak baktı kıpkırmızı olmuş bedenine. Zar zor saçlarını kuruttu. Siyah aikido model bir pantolon, triko bir kazak, ayaklarına da pofuduk terliklerini giyip aşağı indi.

Marketeyken, Pamir’in isteği üzerine balığı yarın yapmaya karar vermişlerdi. Masaya geçip o uzun sandalyelere oturabileceğinden bile emin değildi. Tek istediği bir an önce uyumaktı. Bu yüzden bu akşam için pizzayı uygun görmüşlerdi. Fakat Kuzey asla dışardan söylemeyeceği için kendi yapacaktı. Pamir aşağı inene kadar hamuru ve üzerini hazırlayıp fırına vermişti bile.

Pişene kadar ünlü YouTuberların kanallarında gezindiler. Bu kanalların, insanlara ne büyük ifade özgürlüğü sağladığından bahsettiler. Büyük kitlelere ulaşabiliyordu YouTuberlar. Barış Özcan‘ın yeni bir sosyal medya uygulaması olan Clubhouse’u anlattığı çekimini izlediler.

“Tam da düşündüğüm gibi, ultra gereksiz bir uygulama. Birkaç aya adı hatırlanmaz” dedi Pamir.

“Göreceğiz bakalım” derken kalktı, fırını kontrol etti Kuzey. Pizza olmuştu, tabağa servis yapıp bir kadeh şarapla koltukta oturan Pamir’e uzattı. Tabağı verirken; “Didem’e sana nasıl iyi baktığımı da anlatırsın artık. Kucağına servis yaptığımı da yazsın mümkünse” deyince kahkahayla güldü Pamir. “Yaa ne alem adamsın” derken hâlâ gözlerinin içi gülüyordu.

Siyah beyaz bir film açtı Kuzey. Tabağındakileri bitirdikten sonra, Kuzey’in kollarında filmi izlerken uyuya kaldı. Kuzey birkaç saat uyumasına izin verdikten sonra; “Balım, hadi kalk. Burada tutulacaksın, odaya geçelim” dediğinde uyandı ve yine Kuzey’in yardımıyla merdivenleri çıkıp kendini yatağa attı. Sabaha kadar deliksiz uyudu.
 
 

28 Mart 2021, Pazar

Bu sabah istediği kadar uyumasına izin vermişti Kuzey. İyice kendine gelene kadar bir saat de Kuzey’in kollarında miskinlik yaptı. Sonra birlikte aşağı inip kahvaltıyı hazırladılar. İşin çoğunu elbette Kuzey yaptı, Pamir sadece yardım etti.

Kahvaltı sırasında, bugün de kısa bir rota yürümek ister mi, diye sordu Kuzey. Pamir, delirdin herhalde, der gibi bakınca cevabını almış oldu. Bugün kahvaltı masasından koltuğa, oradan tuvalete ve yatak odasına gidebilsin Pamir için başarıydı.

“Dün aradığım bazı mezeleri markette bulamamıştım. Öğleden sonra birlikte balık pazarına gider oradan alırız” dediğinde “Yaa ne olur beni azat et. Sen git, ben evde kalayım lütfen” dediyse de kabul ettiremedi Kuzey’e. Bir de arabayla da değil, motorla gideceklermiş. Motorun üzerinde dengede duracak gücü nasıl bulacağını kara kara düşünerek sofrayı topladı.

“Hava çok güzel, burada koltukta pinekleyeceğimize terasa çıkalım” dedikten sonra Pamir’i kolundan tutup merdivenlere yöneltti. Yatak odasından terasa çıktılar. Yan yana duran şezlonglardan birine uzandı Kuzey, Pamir diğerine geçmek yerine arkadaki battaniyelerden birini alıp Kuzey’in yanına yattı, üstlerini örttü. Yüzünü Kuzey’in göğsüne yasladı. Aylardır huzur bulduğu tek yerdeydi.

“Ne zaman geleceksin bir daha?” diye sordu Kuzey.

“Bilmem, belki bayramda yeniden gelirim. Fakat yakında yasaklar yeniden başlayacak gibi gözüküyor. Kapatmazlarsa hepimizi evlere, gelirim sanırım” dedi.

Bayram tatilinde kamp yapabileceklerini anlattı Kuzey. Deniz yolu hariç başka bir ulaşımın olmadığı bir koya kanoyla gidip üç dört gün orada kamp yapabilirlerdi. Kuzey’in Instagram paylaşımlarından hatırlıyordu bahsettiği koyu Pamir. Gerçekten de enfes olurdu.

Ye, yüz, saatlerce şarap eşliğinde sohbet et, seviş, yıldızların altında uyu…

Bu düşünceyle gülümsedi Pamir ve yeniden göğsüne yasladı yanağını.

Kısa bir süre sonra “Hadi” dedi Kuzey, “balık pazarına gidiyoruz.” Pamir ne kadar isyan ettiyse de dinletemedi. Birkaç dakika sonra otoparkta Kuzey başına yedek kaskı geçiriyordu. Arkasına geçip sıkıca sarıldı.

Kuzey; “Rahat mısın? Her şey yolunda, öyle değil mi?” diye sordu.

“Hı hı rahatım” dedi Pamir.

“Doğruyu söyle bak.”

“Gerçekten ne hissettiğimi birkaç ay sonra Didem bu bölümleri yazdığında okursun Kuzey Bey” diye cevap verince ikisi de kahkahayla güldü.

Zorla çıkmış olsa da iyi gelmişti dışarda olmak. Kuzey’e sıkıca sarılıp başını sırtına dayamak istedi ama lanet kasktan bu pek de mümkün olmuyordu. Hiç sevememişti motorda olmayı ömrünce. Belki kullanan taraf olsaydım o zaman farklı olurdu, diye düşündü bir an. Sonra herhangi bir uzun yola gittiğinde o minicik bagaj denen bavula sığmayı hayal etti ve motor seçeceği anında yok oldu zihninden.

Gerekenleri alıp eve döndüklerinde birlikte mutfağa geçtiler.

Bir kez daha Pamir çıraklıktan öteye gitmeyen, salatayı doğramak, masayı kurmak gibi bir iki iş yaptı. Kuzey, balığı bu katın terasında barbeküde yapacaktı. Güneş etkisini kaybetmeden Fethiye sırtlarından denizi izleyerek açık havada yiyeceklerdi yemeklerini.

Kuzey, yemek masasının hemen arkasındaki duvara gömülü barbekünün başında elinde birasıyla balıkları ızgaraya yerleştirirken Pamir, mezeleri sofraya getirdi, şarabı açtı, bir kadeh koyup masaya oturdu. Balıklar pişene kadar mezelerden atıştırdılar, ülkenin getirildiği hâle söylendiler. Konu sonunda Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin direnişine geldi.3 Bunca karanlık içinde yakılan birer mum gibi ülkeyi aydınlatmaları, her şeyin kontrolden çıktığı ülkede, umut ışığı yakıyordu her ikisinin de ruhunda. Olanca baskı, tutuklama ve hukuksuzluğa direniyordu bu gençler.

Us, önünde sonunda dogmayı yenecekti.
Yenmek zorundaydı.

Sofrayı topladıktan sonra kanepelerine geçip yeni bir film açtılar fakat Kuzey’in Pamir’i kucağına çekip öpmesiyle filme olan ilgileri dağıldı. Öpüşmelerindeki şiddet arttığında Pamir’i kollarıyla sarıp kucağından aldı, koltuğa sırtüstü yatırdı. Önce sakince pantolonun çıkarttı kadının, ardından da kazağını. Pamir siyah dantel iç çamaşırlarıyla koltukta uzanırken ayağa kalktı, gözlerini Pamir’den ayırmadan kendi de sakince soyundu.

“Didem’in yazdıklarından okuduğum kadarıyla beni çıplak görmeyi seviyorsun. Özellikle de bazı bölgeleri” dediğinde Pamir gözlerinde yaramaz bir pırıltıyla dudağını ısırdı ve “Oldukça seviyorum evet” dedi.

Kuzey, Pamir’i ayak bileğinden tutup koltuğun ucuna doğru çekti. Üzerinde kalan son iki parçayı da kadının bedeninden aldıktan sonra bacaklarını iki yana açıp ortalarında yere oturdu. Avucunda tuttuğu ayağından başladığı öpücükleri kasıklarına doğru ilerledi.
 

*

 
Gece üçte uyandı. Kuzey’i uyandırmamaya çalışarak kollarından sıyrıldı. Komodinin üzerindeki bardağına uzanıp birkaç yudum su içti. Yeniden Kuzey’in kollarına döndü. Beş dakika, on dakika… Yok, yeniden uyuyamıyordu. Huzursuz huzursuz bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu ama uykusunu yeniden yakalayamıyordu. Böyle devam ederse sonunda Kuzey’i de uyandıracaktı. Usulca yataktan kalktı, etrafa çarpmamaya çalışarak şifonyerden Kuzey’in tişörtlerinden birini çıkarıp üzerine giydi. Parmak ucunda odadan çıktı, alt kata indi.

Kuzey mutfağın ledlerini açık bıraktığından aşağısı tamamen karanlık değildi. Orta sehpanın üzerinden telefonunu ve bilgisayarını aldı. Netflix daima kurtarıcıydı böyle gecelerde. Seyredecek bir şeyler mutlaka bulurdu.

Telefonuna baktığında Eren’den bir mesaj olduğunu gördü. Akşam sekizde yazmıştı. Açıp baktı ne yazmış, diye. “N’aber, nasılsın?” diye soruyordu sadece. Gecenin üçünde cevap veremeyeceği için telefonu yanına bıraktı.

Hayatımı çorba ettim, diye düşündü, ardından da “Burada ne yapıyorum?” diye. Anlaşılmıştı gecenin bir yarısı uyanıp bir daha uyuyamamasının sebebi. Kendini sorgulama saatinin alarmı çalmıştı ve bu çağrıya icabet etmek mecburiydi.

“Eee sorun ne? Nereden çıktı şimdi bu saçma hâlet-i ruhiye?” zihninden ayrılıp koltukta yanına kurulan ve Osmanlı’dan kalma kelimeler kullanan hangi sorgu memuru diye şöyle bir sağına dönüp baktı Pamir. Ahh bayan bilmişmiş, diye düşündü yüzünü ekşiterek. Başını yeniden önüne çevirdi, avuçlarının arasına alıp yere eğdi; “Sizlerden biriyle dahi uğraşacak halim yok. Lütfen nereden çıktıysan oraya döner misin?”

“Ne yetmiyor sana?” diye onu hiç duymamışçasına devam etti bilmiş.

“Bir şeylerin yetmediğini de nereden çıkardın?”

“Harika bir hafta sonu geçirdin. Biraz önce kollarından sıyrılıp yatakta tek başına bıraktığın adam elinden gelen her şeyi yaptı. Başka ne istiyor olabilirsin?”

“Ne istiyormuşum? Bu konuda bir fikrin var gibi konuşuyorsun.”

“Var evet ama senin söylemen gerek. Ne istiyorsun?”

Pamir cevap vermedi bir süre. Yüzü yanında oturan bilmişe dönük olmasa da cevap talep eden gözlerinin baskısını üzerinde hissediyordu.

“Aşk” dedi oldukça kısık bir sesle sonunda.

“Aşk demek. Sonunda kabul etmen de bir şey. Peki neden istiyorsun bunu? Aşk olmadan yaşanmıyor mu? Yeme-içme kadar gerekli mi aşk? Bir seramik kursuna git istersen, yeni bir şey denersin.”

“Başlayacağım şimdi seramiğine de sana da. Zıvanadan çıkartmak için mi soruyorsun bana bu soruları? Ama cevaplayayım o kadar önemliyse. Aşksız olur elbette. Olur da yavan olur. Baran, uzun zaman önce kapattığım bir kutunun üzerindeki tozu sildi önce, ardından kapağını açıp içini envai çeşit şekerlemeyle doldurdu; rengarenk paketleriyle birçok farklı tatta onlarca şekerleme. Şimdiyse kutu tam bir karadelik. Yarattığı boşluk hissinden kurtulamadığım gibi iyi ne varsa onları da içine çekip yok ediyor. Dostlukla, seksle, oyunlarla doldurmayı denedim ama olmuyor. Yetmiyor. Dolacağına yok oluyor her şey iyice.”

“Kuzey’i mi Baran’ı mı istiyorsun, bir net olsana. Kimin doldurabileceğini düşünüyorsun bu boşluğu?”

“İkisinin de değil. Kuzey’le aramızda aşk yok. Seks ve yılların dostluğu sadece. Zaten Kuzey birine aşık olabilir mi, onu bile bilmiyorum. Ya da belki de sadece bana olamıyordur, kim bilir… Ama şunu net biliyorum; seviştiğim adamla insanların yanında dostluk oyunu oynamak hoşuma gitmiyor. Bu yaşta bunlarla uğraşacak takatım yok artık.”

“Baran peki?”

“O da bambaşka bir hikaye, aşka aşık olduğunu söylediğimde kızıyor ama gerçek bu, kendi farkında değil sadece. Her ilişkisi büyük aşk. Şimdi yeni bir aşkın peşinde, başka bir oyun oynuyor. Hayatının aşkıymış Jana, göreceğiz kaç gün süreceğini. İki evlilik, onlarca kız arkadaş geride bırakmış. Aslında tıpkı Kuzey gibi o da; bağlanamıyor. Sorun varsa Baran yok. Çözmek yerine gitmeyi tercih ediyor. Çünkü aslında düşündüğü kadar aşık falan değil, bu yüzden vazgeçmek kolay onun için. Şalteri indirebiliyormuş.”

“Ya sen?”

“Benim artık ana şalteri indirme zamanım geldi. Savrulup durmaktan yoruldum.”

“Tebrik ederim, sonunda aklını başına toplamaya başladın. Ne yapacaksın peki?”

“Yarın dönüyorum İstanbul’a.”

“İstanbul’a mı? Hani Bursa’ya Didem’e gidecektin?”

“Vazgeçtim, bir süre yalnız kalmak istiyorum.”

Bilmişin görüntüsü silikleşti. Pamir koltuktan kalkıp yeniden yatak odasına çıktı.

Artık uyuyabileceğini biliyordu. Kuzey’in kollarının arasına kaydı, son kez bu huzurun tadını çıkararak uykuya daldı.
 
 

29 Mart 2021, Pazartesi

Sabah uyandıklarında Kuzey’e bugün döneceğini söyledi. Kuzey her zamanki gibi ne itiraz etti gitmesine ne de neden erken dönmek istediğini sordu. “Özletme kendini çok fazla, erken gel bir dahaki sefere” dedi sadece.

Birlikte çıktılar evden. Kuzey işe, Pamir 800 km İstanbul’a doğru yola koyuldu. İki günlük tatil için 1600 km araba kullanmış olacaktı. Yürüdüğü 12 kilometre yolu da düşününce, “Eve vardığımda bir hafta yataktan çıkamayacağım sanırım” diye geçirdi içinden. Tüm bunlara rağmen kendini yorgun hissetmiyordu henüz, tersine -zihninde hayatına dair kararlar netleştiğinden olsa gerek- dinç bir ruh hali içindeydi.

Önce Didem’i arayıp Bursa’ya gelemeyeceğini, eve dönüp biraz dinlenmek istediğini anlattı. Elbette önce bir söylendi Didem fakat sonunda razı oldu; “Ben gelirim bir iki gün sonra yanına o zaman” dedi.

“Çocukları ne yapacaksın?” diye sordu Pamir.

“Bir babaları olduğuna göre birkaç gün bakabilir herhalde çocuklarına.”

“Valla süper olur. Tüm ekibi toplarım; bana da, sana da, hatta hepimize iyi gelecek bir arada olmak” deyip bir an sustuktan sonra heyecanla devam etti; “Yaa cidden harika oldu bu fikir. Uzun zamandır tam kadro bir araya gelmemiştik.”

“Ben de çok özledim hepinizi. Ayrıca aylardır kapı dışarı çıkmadım. Sadece çalışıyorum, tek yaptığım bu. Arada Melda ve Ilgın da gelmese ev halkından başka kimseyi görmeyeceğim.”

“Tamam ben bizimkileri organize edeceğim. Sen ne zaman gelebilirsin?”

“Hafta içi sen bir güzel dinlen, ben de zaten derginin akışından hafta içi bir yere kıpırdayamıyorum. Cuma son yazı yayına girdikten sonra yola çıkarım. Hafta sonunu sende geçiririm.”

“Kızlar ve harem ağamız Cem’i çağırırım. Hep beraber bende kalırsınız. Yeeayyyy çok zevkli olacak.”

Didem güldü Pamir’in heyecanına fakat ona da bulaşmıştı aynı çoşku.

Telefonu kapattıktan bir saat sonra Eren’in mesajına cevap yazmayı unuttuğunu hatırladı.

Fethiye’ye geldiğini, Likya Yolu’nu yürüdüğünü, şimdi de İstanbul’a dönüyor olduğunu yazdı. Instagram paylaşımlarından nerede olduğunu gördüğünü yazdı kısa süre sonra Eren. “Sen ve Fethiye 😏” diye eklemeyi de ihmal etmemişti. Herkes her şeyi bilince böyle ufak dokundurmalar oluyordu tabii.

Kuzey’den ilk bahsettiği günden beri Eren aynı şeyi söylüyordu; “Hepimizin hayatında böyle döngü ilişkiler olmuştur. Benim de oldu. Bir yere varmayan ama kopulamayan da birliktelikler.”

Pamir’in Fethiye’ye gitmesinin hata olduğunu düşünüyordu; “Bunu tamamen bir arkadaşın olarak söylüyorum” diye de eklemişti buraya gelmeden hemen önceki son konuşmalarında.

Kuzey üzmüyordu Pamir’i, bunu anlatamıyordu kimseye. Sözler vermiyordu, beklenti oluşmasına izin vermiyordu, neyse oydu. Pamir ne kadar devam etmek isterse o kadar sürerdi aralarındaki -her nasıl tanımlanıyorsa o- ilişki. Ve bu sefer “Tamam, bu kadar” demişti Pamir. Bundan fazlasını istiyordu. “Kuzey’in de Baran’ın da verdiğinden daha fazlasını istiyorum” dedi kendi kendine, “Bunu hak ediyorum.”

Baran demişken saat üç gibi mesaj attı. Yeniden sağa çekip öyle açtı WhatsApp’ı. “Canım, merhaba. N’apıyorsun?” yazmıştı.

“Dönüş yolundayım. Tatil nasıl gidiyor? 😉” yazdı Pamir.

Bu kadar erken dönüyor olmasına şaşırmış olmalıydı Baran. “Arayayım mı?” diye sordu bir sonraki mesajında.

“Jana’nın rahatsız olmasını istemiyorum” yazdı Pamir. Baran cevap vermedi, doğrudan aradı.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 

Didem Çelebi Özkan

 
 

Notlar & Açıklamalar:

 
* Bu bölüm için seçtiğim parça 👉🏻 Ещё хочу ( Daha Fazlasını İstiyorum), Zivert
 
 
1 1984: George Orwell tarafından kaleme alınmış alegorik bir politik romandır. Hikâyesi distopik bir dünyada geçer. Distopya romanlarının ünlülerindendir. Özellikle kitapta tanımlanan Big Brother (Büyük Birader) kavramı günümüzde de sıklıkla kullanılmaktadır. Aynı zamanda kitapta geçen “düşünce polisi” gibi kavramları da George Orwell günümüze kazandırmıştır. – Vikipedi    ⇡⇡⇡

2 Marcus Aurelius Antoninus Augustus: (26 Nisan 121 – 17 Mart 180) 161 – 180 yılları arası Roma İmparatoru. 96 – 180 yılları arasında görev yapan Beş İyi İmparator’dan sonuncusudur ve aynı zamanda en önemli Stoacı filozoflardan biri olarak kabul edilir. – Vikipedi    ⇡⇡⇡

3 2021 Boğaziçi Üniversitesi Protestoları: 4 Ocak 2021’de başlayan, Melih Bulu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasına karşı gerçekleştirilen gösterilerdir. – Vikipedi    ⇡⇡⇡
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

17 YORUMLAR

  • Yanıtla Nimet Canbayraktar 4 Haziran 2021 at 13:23

    A aa. Saat: 13.13 ve Metin Bey’den yorum yok. Hayırlar olsun.
     
    Didem Hanım, siz her gün yazsanız, her gün büyük bir merakla açar okurum. Pamir’in hayatına girenler de hep vazgeçilmezlerden oluşuyor, laf aramızda. Gerçi Eren hakkında fazla bilgimiz yok ama. Bakalım neye karar verecek.
     
    Bu arada, güncel konulara dokunmalarınız harika… Doğru, daima kendini buldurur. 🤔
     
    Sevgiler

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 4 Haziran 2021 at 13:32

      Nimet Hanımcım merhaba 🤗
       
      Çok mutlu oldum beğenmenize 😁 Keşke her gün yazabilsem, bana da çok iyi geliyor bu roman 😌
       
      Pamir durmaya karar veriyor gibi. Ayrılıktan bu yana, acıdan kaçmak için elinden geleni yaptı fakat hareketleri kafasını daha da karıştırdı. Şimdi biraz dinlenmesi, daha da önemlisi kendini dinlemesi lazım.
       
      Yorumlarınız motivasyon sağlıyor inanın dergideki her yazara, var olun 🙏🏻
       
      Kucak dolusu sevgiler 🤗❤️

    • Yanıtla Metin Çoban 5 Haziran 2021 at 20:13

      Nimet Hanım, beni ne kadar mutlu ettiniz. Bu gün yorum yazmama kararı aldım. Yoksa sabah sabah mutlaka okuyorum. Didem’e romanında katkım olsun istiyorum. Ama tabi ki ben kimim. Bazen yazarı, yorumsuz bırakmak iyi olur. Yeni çıkış yolları arar.
       
      Didem şimdilik, olan neyse onun dışına çıkmamaya çalışıyor. Reel insanların hayatını yazdığı için de sansasyonel yollar denemiyor. Bir çok insan bundan etkilenebilir sanırım. Ama romanın çizgisini bozmak ya da bozmamak Didem’in elinde. Ben olsam, Pamir’i Mardin’e gönderirim. Hayatın 2 adamdan fazla olduğunu gösterirdim. Tabi ki Didem’in tercihi. Pamir’in tercihi. Yakında Didem izin verirse ben bir romana başlayacağım. Önce o bitirsin.
       
      Didem, hiç merak etmedi bu adama ne oldu diye, demek ki yeni arkadaşlardan fayda varmış.
       
      Çok Naziksiniz 🙏

      • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 6 Haziran 2021 at 18:36

        Merhaba Metin Bey
         
        Bu hikayenin gerçek olduğu ve birilerine dokunduğu romandaki kurgu, gerçekte rahatsız olan kimse yok. Ana karakterler haricindeki her karakteri, yakın arkadaşlarımdan seçtiğimden, kendimi ve okurları da hikayeye dahil ettiğimden siz de böyle bir izlenim oluşmuş sanırım. Yani bir şeyleri yazmaktan çekiniyor, kendimi durduruyor değilim. Tam da ne anlatmak istiyorsam onu yazıyorum.
         
        Pamir’in dünyasının iki erkekten oluştuğu yönündeki çıkarımınıza da pek katılmıyorum. Aralıktan nisana kadar geçen süre, bir “yaşama tavrı” olarak nitelenemez.
         
        Ayrılık, eski sevgiliyle yaraları sarma dönemi ve şimdi de her ikisiyle de ilişkisini sonlandırma evresi. Belki siz erkekler için süreç farklı işliyor fakat kadın okurlardan Pamir’le aynı şeyleri yaşadıklarına dair o kadar çok mesaj alıyorum ki bu hikayenin birçok kadınla örtüştüğü yönündeki hissiyatım kuvvetleniyor.
         
        Kısaca şunu söylüyorum Pamir’in hayatına yeni birini almak için ta Mardin’e gitmesine gerek yok. Hazır olduğunda seçenekleri çoğaltabileceğine güvenim sonsuz.
         
        Sevgiler

        • Yanıtla Metin Çoban 8 Haziran 2021 at 07:37

          Mardin’de bir iş vardı, fotoğraf çekimleri ile ilgili. Her hangi biri yoktu.
          Bazen erkek olsun, kadın olsun alıp başını gitmek iyidir. Bulunduğun ortama yukarıdan bakarsın. Ne yapmak istiyorsan, ne görüyorsan daha iyi görürsün. O yüzden Mardin dedim. Yoksa Pamir’in hayatı. Benden dost hatırlatması. 😃

          • Didem Çelebi Özkan 8 Haziran 2021 at 09:11

            Mardin’de kendi için çekim yapmayı düşünmüştü Pamir, tam da dediğiniz gibi sadece uzaklaşma ihtiyacı yüzünden. Fakat sonrasında Fethiye’ye gitti, ardından bir kez daha Fethiye yollarını arşınladı. Yorgun onca yoldan 😉 Şimdi kendi içine seyahât zamanı. Biraz dinlensin istiyorum. Fakat tabii Baran izin verir mi dinlenmesine, onu da bilmiyorum 🤔

  • Yanıtla Hande Sarıkahyaoğlu 4 Haziran 2021 at 13:44

    Bak işte bu kısa yolculuk yaradı sanki bizim küçük hanımefendiye. Daha bir olgunlaştı sanki 2 günde 😬 Bu bölümü çok beğendim sevgili yazarım. Gitgide heyecanlı oluyor ❤️

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 4 Haziran 2021 at 13:54

      Canıııımmmm 🤗
       
      Sonunda durmaya, bir nefes alıp düşünmeye başladı bizim kız 😉🙃
       
      Yorum için de çoook teşekkür ederim bi’ tanecim ❤️😘

  • Yanıtla Meral Yamaç 4 Haziran 2021 at 14:51

    Merhabalarr
     
    Yok daha durulmaz Pamir. Şu anda “al takke, ver külah” yapıyor 😉 Yeni bir başlangıç yapacaksa Pamir’le ilgili hiçbir şey bilmemeli -bence- o kişi.
     
    Bir de genç daha. Hormonlar ne kalp dinler ne de beynin 😁❤️❤️ Biraz daha devam eder “deli dana” halleri. Kim bilir, belki o kişi de bir yerlerde Pamir’e doğru itiliyordur -bence-. 🤗❤️❤️

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 4 Haziran 2021 at 15:01

      Ahahahahahah bayıldım, çok da güldüm yorumunuza. Pamir’i “deli dana” diye betimlediğinizi okuyunca yüzünü görmek isterim 😛
       
      “Yeni ve hiçbir şey bilmeyen” tavsiyeniz bence de çok yerinde ama Pamir bu susmaz, her şeyi ona da bir posta anlatır, hatta romanın linkini yollar; “Yorma beni, burada her şey yazıyor” bile der 😂 Ondan sonra o yeni adam da artık ne hızla kaçar Pamir’den bilemiyorum 🙈 Bunları yazdığımı okuyunca beni de kesecek. Tamam, tamam, durayım arkadaşımın yanında ve sakinleşecek, bizler gidiyoruz bir kere yanına önümüzdeki bölümde, diyeyim 😉😁
       
      Zaman ayırıp yorum yazdığınız için çok teşekkür ederim. Çok mutlu ettiniz.
       
      Kucak dolusu sevgiler 🤗❤️

      • Yanıtla Meral Yamaç 4 Haziran 2021 at 15:15

        Tatlı Pamir, güzel Pamir seni seviyoreee 🥰 Altın kızları dinle sen, e miii?.. (Bir araya gelmek de pek bi’ güzel olur) Selamlar herkesee 👋👋❤️

    • Yanıtla Atakan Balcı 8 Haziran 2021 at 13:51

      Kim daha çok değer verir, acıya neden olan mı (belki isteyerek belki istemeden), hiç acıtmayan mı? Üzerinde durulası bir soru bu bence.
       
      “Us, önünde sonunda doğmayı yenecekti, yenmek zorundaydı” sözü ise derinlerde yankılanıyor benim için.
       
      Ellerine sağlık canım 🙂🌼✨

      • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 8 Haziran 2021 at 13:59

        Vaowww gene çok derin girmişsin Atakancım 😁 Ciddi ciddi düşündüm ilk cümlende yazdığın soruyu. Şöyle diyebilirim sanırım; niyet iyi, değer veriyor ama sonunda canımı acıtıyorsa o değer çok da umrumda olmazdı açıkçası benim. Ben o değeri hissetmiyorsam çok da önemi kalmıyor 😉
         
        Sen soruyu ortaya atıp “Uğraşın şimdi kuyudan çıkarmak için” demişsin ama senin fikrini de bilmeyi çok isterdim.
         
        Sevgiler canım 🤗

        • Yanıtla Atakan Balcı 11 Haziran 2021 at 21:35

          O kuyu beni iyi tanır, ben de onu tanırım biraz. 😉 Bu o kadar değişken bir durum ki fazlasıyla öznel ve çok fazla kolu var. “Fazla naz aşık usandırır” sözü, olabilecek en genel yanıtı içeriyor sanırım. Büyük bir sevi bile, karşılıklı bile olsa, çok uzun süreli bir acıyı kaldırmaz ama uzaktan sürer bazen sevi. Yalnızca gülümsemek, yalnızca tatlı anları paylaşmak ise, genelde yüzeysel kalıyor. Her zaman her konuda istisnalar var.
           
          Sevgiler 😉🌞🥰

  • Yanıtla Hande S. Sinan 20 Haziran 2021 at 22:30

    Didemcim güncel konuların romana girmesi çok güzel ve bence romanı ve okuyucuyu da oldukça besliyor. Ama bir an normalde hiç bu konulara girmediğini düşününce “Aman Allah’ım Dido bile politize olduysa durum gerçekten çok berbat” demekten kendimi alamadım 😅 Tabii günün sonunda alınan kararlar toplumun her kesimini etkiliyor ve sessiz kalmak olanaksız oluyor. Roman kahramanlarının ağzından bunları okumak o anlamda çok güzel.
     
    Aklıma Ayşe Kulin’in Handan romanı geldi. O da gezi parkı olaylarını biraz anlatıyor kitabında ama ben açıkçası beğenememiştim çünkü fikir değil, aksiyon anlatılıyordu kitapta ve fazlasıyla basitti bence, yani suya sabuna dokunmuyordu. Fakat burada, karakterlerin ağzından fikirlerin yarıştırılmasını çok beğendim.

    • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 21 Haziran 2021 at 09:23

      Ahahahahhaaha çok haklısın; benim kadar apolitik birini bile çıldırttılar sonunda 😂😂😂
       
      Bu bir ayrılık, bir kadının duygusal savruluşunun hikayesi olsa da içinde olduğu dönemden bağımsız anlatılmaması gerektiğini düşünüyorum. Dilerim yazdıklarım gelecekte de okunur ve bugün bizlerin neler hissettiği konusunda bir fikir verebilir geleceğin okurlarına.
       
      Senin, ülke gündemiyle daima yakından ilgili olduğunu biliyorum. Üzerine bir de kuvvetli bir okursun. Bu iki kimliğin, senden gelen beğeni ve onayı elbette çok değerli kılıyor. Çok teşekkür ederim canikom, uzun uzun da yazmışsın.
       
      Seni çoooook seviyorum ❤️

  • Yanıtla Hande S. Sinan 25 Haziran 2021 at 12:21

    İyi ki hikayeye bizim dönemimizi de katıyorsun hem de harika katıyorsun tatlım. Devam !!!
     
    Ben de seni seviyorum ❤️

  • Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan