Sentez

Yara Bandı Tutmayanlar | Nesrin’in Korkusu

6 Kasım 2020

Öykü: Yara Bandı Tutmayanlar | 3 | Nesrin'in Korkusu | Yazan: Özge Can

Birinci Bölüm 👉🏻 Türkan’ın Sahipliği
İkinci Bölüm 👉🏻 Derya’nın Ateşi
Üçüncü Bölüm 👉🏻 Nesrin’in Korkusu

 

Üçüncü Bölüm | Nesrin’in Korkusu

 
Resetlenmiş aklının uçlarında dolanan his tetikte tutuyor Nesrin’i. Her şeyi kontrol etme dürtüsü ilk ne zaman peydah olmuş hatırlamıyor. Buraya ne zaman geldiğini de. Bahçeyi seviyor, orada olmak aşinalık yaratıyor aklında.

Yarım aklında.

Taraçadaki güllerin kokusunu alıyor önce. Kasımpatıların kokusu daha baskın. Oraya yöneliyor. Sarı turuncu renklere bezenmiş bahçeye sırt üstü bırakıyor bedenini. Güneş ışınları direkt gözlerine vuruyor. Kapatıyor gözünü. Ellerinin yüzünü kasımpatılar gıdıklıyor. Üzerlerinde dans ettiriyor ellerini. Kasımpatıların yapraklarının kıvrımlarında dolandırıyor parmak uçlarını. Çiçek ayasını okşuyor. Beyninin kıvrımlarına daha da doluyor koku. Bir an anımsıyor. Puslu. Gidiyor geri. Çiçekten döşek sırtına renkleri beziyor. Alev kızılı saçları, soluk beyaz teninde, dolgun renksiz dudaklarında ateşten taç misali parlıyor. Kıpırtısız bırakıyor kendini doğanın kucağına. Hayaline sığamayan boşluk, gerçeklikte bile yer bulamıyor Nesrin’de.

Bilmiyor kim.

Nereden geldi. Ansız kalmak ceza mı, ödül mü ayrımında değil? Unutmak gibi de değil yaşadığını. Boşluk sadece. Muamma, soru yok. Dümdüz beyaz boşluk zihninde olan. Kokuları hatırlıyor sadece. Nereden geldiğini bilmeden; hatırlıyor.

Belgin’in bankta sigara içtiğini biliyor. Tütünün ateşle buluşmasının kokusu hafızasında. Ateş bir de. Kokuları değişken ama hatırlıyor. Silinemeyecek o koku.

Göğsünün ortasında yanan ateşin harı değil bildiği. Nefesinde yanıyor. Kelimeleri yuvarlaması, eksik söylemesi ondan. Kelimelerle de kavgalı. Neden? Bilmiyor!

Oysa Nesrin, kelimelerinin yarattığı dünyayı yaktı. İnce ince işlenmiş bin anlamdan manalı yazımları ateşe attı. Sahiplikten ari, korkulardan örülmüş içinin hapishanesine kendini de atarak.

Annesinin elindeki yünleri tiftiklerken de bu korkunun esiriydi. Kardeşinin sarı saçlı bebeğinin kolunu kırarken de. Babasının arabasında taşlarla göçükler oluştururken de bu korkunun esiriydi. İlkokul öğretmeninin sandalyesini kırdığında, ilk dostunun günlüğünün sayfalarını yırttığında; içinde bulunmadığı her an, her nesne, her sevgi için sahipliğinden ari, korkunun esiriydi Nesrin.

İlk eşinin anne yemeği serzenişleri mutfaktan uzaklaştırmış. Bahçe sevdasının oluşturduğu nasırlar; tenine her değdiğinde içindeki sahipsizliği zımparalayıp, korkularını ortaya çıkartır olmuştu. Bir kürek, bir tırmıkla bahçeyi yerle yeksan edene dek ruhu bu kıskaçtan kurtulamamıştı.

Tüm bu gelgitler içinde Hakan’a kadar, yolu buralara uğramadan hayatını idame ettirmişti.

Anılarının ilk silinen alanı da Hakan’a ait olandı. Yaşamının en havai fişekli alanı, ilk elektrik akımında oksitlenip yok olmuştu. Geri dönmeyecekti. Oysa son ana kadar korumuştu aklını. Bir oda dolusu kitabı ateşle buluşturana kadar akli melekeleri yerinde bile sayılabilirdi.

Cinnetin kol gezdiği gözlerinde alevler püskürürken kliniğe teslim edildi.

Derine indikçe kat kat yaraları döküldü Nesrin’in. Asuman doktorun dili; ince ince açtı yaralarını. Kapatmaya yetmedi. Sahip olma isteğinin üzerini örten korkuları, aklını esir aldı. Art arda uygulanan elektro konvülsif tedavi ile yitirdiği belleğinin yerini alan yeni boş alan ile hayata adapte olmaya çalışıyordu Nesrin. Aksi halde ne kasımpatıların üzerinde yatabilirdi ne de Belgin’in elindeki ateşe kayıtsız kalabilirdi.

Güneşle arasına giren gölgenin farkındalığı ile gözünü açıyor Nesrin.

Belgin, sigarası ağzının kenarına iliştirilmiş, elindeki kitabı Nesrin’e uzatıyor:

“Asuman doktor yolladı, okuyacakmışsın.”

“Neden?”

Başıyla bahçede dolaşan Asuman doktoru göstererek cevapladı Belgin:

“Bilmem. Benim bitirdiğimi görünce Nesrin’e ver, o da okusun dedi.”

“Ne anlatıyor ki?”

Ruhdanlık! Herkesin ruhunu damıtıyor kalemiyle Beril.”

“Hazır beyni boşaltmışken, yükleme mi yapalım diyor nedir bu Asuman? Elini uzat da bir kalkayım.”

“Belgin’in avucuna elini bırakıp, doğruluyor Nesrin.

Elinde ‘Ruhdanlık’, sırtında kasımpatıların sarı turuncu polenleri, yüzünde yarım ağız sırıtışla binaya yöneliyor Nesrin.

Korkularının yerini almış beyaz boşlukla…
 
 
Özge Can
 
 

***

Hakan ve Nesrin karakterleri ilk kez, Özge Can’ın 10 Şubat 2019’da yayınlanan Ateş öyküsünde karşılaşmıştık. İlgilenen okurlarımız o öyküye de göz atabilir.
 
Nesrin’in Korkusu, Özge Can’ın “Yara Bandı Tutmayanlar” öykü dizisinin üçüncü hikayesi idi.
 
Yara Bandı Tutmayanlar öykü dizisi, yeni hikayeler ile devam edecek.

 
 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 8 Kasım 2020 at 23:41

    Özge’m, kaleminden hayat dökülen arkadaşım… Ne diyeyim ben sana?:))) Her geçen gün yazdıklarına bir kez daha hayran kalırken, bu sefer bir de çok hoş, incelikli bir sürprizle de karşılaştım. Çok teşekkür ediyorum bu zarif jestin için❤
     
    Yara Bandı Tutmayanlar öykü dizisi için şunu söyleyebilirim şimdiden; bu kesinlikle senin şu ana kadar yazdığın tüm öykülerin hissi bir toparlayıcısı olacak. Her yeni öyküde, daha önce gördüğümüz yaralar daha da deşiliyor, sanki yaranın iyileşmesi için tekrar kanatılması gibi. Yara bandı tutmuyor ama yaralarıyla birbirine tutunan kadınların güçlü, acıdan geçmiş dirayetli deliliklerini ( kime göre? tabi ) okuyoruz. Ve her bir öyküde bir sonrakini sabırsızlıkla bekliyorum.
     
    Kalemine, gönlüne sağlık❤

    • Cevapla Özge Can 9 Kasım 2020 at 16:42

      Canım Beril’im, seninle yol arkadaşlığı yapmaktan gurur duyuyorum. Kalbinin dokunduğu öykülerinle kitaplığımın en özel yerindesin. Hani derler ya; keşke bu kitabın yazarını tanısaydım diye, ben o yazarı tanıyorum 😊
       
      Yara Bandı Tutmayanlar dizisi çok severek yazdığım öyküler toplamı oluyor. İçinde yaşayan kadınlara tek tek dokunmuşum gibi hissediyorum. Tam da dediğin gibi; kime göre deli olduğu sorunsalının altında, ötekileştirilmiş her duyguya dokunmanın peşindeyim.
       
      Desteğin, varlığın için çok teşekkür ederim canım benim.
       
      Sevgimle 💙

  • Cevapla Burak Süalp 10 Kasım 2020 at 00:08

    Sevgili Özge Can, yazı dizini imrenerek okuyorum. Bu öyküde de anlatım diline ayrı bayıldım, akışa ayrı. Bitince üzülüyor insan, bir sonraki sahneyi merak ediyor.
     
    Öykünde derginin başka bir yazar ve editörünün eserine yer vermen ayrı bir güzellik olmuş. Bu inceliklerin hepimizde çoğalması dileğiyle, kalemine sağlık arkadaşım.

    • Cevapla Özge Can 10 Kasım 2020 at 16:22

      Teşekkür ederim Burak.
       
      Beril’in sıkı takipçilerindenim, hikâyemde bir yazar olacaksa o mutlaka Beril olmalıydı 😊 Bu öykü dizisinden yazarken ben çok keyif alıyorum, okuyucuların da alması keyfimi daha da arttırıyor.
       
      Sevgiler arkadaşım 💙

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 13 Kasım 2020 at 21:07

    Canımmmm, yazamadım bir türlü bir haftadır yazılara yorum. Ama zaten daha okur okumaz sana mesaj attığımdan biliyorsun ne hissettiğimi 😉
     
    Nesrin’in neredeyse iki sene önce yazdığın Ateş hikayendeki Nesrin olduğunu anladığımda, yaptığın bu harika manevraya hayran oldum. Bir öykü dizisi içinde geçmiş öykülerden birinden gelen bir karekterin geleceğini okumak şahaneydi 👌🏻
     
    Yara Bandı Tutmayanlar beni cidden büyülüyor. Yüreğine sağlık canım 😘

    • Cevapla Özge Can 13 Kasım 2020 at 22:32

      Ateş öykümde sonunu muallakta bırakmıştım. Üzerine bayağı fikir üretmiştik o zaman da Nesrin’in sonu n’oldu diye 😊 Yara Bandı Tutmayanlar’a çok yakıştı Nesrin.
       
      İlk anda paylaşmıştın yorumunu canım, teşekkür ederim. Bu diziyle farklı bir bağ kurdum, bu bağ da bir öykü olma yolunda ilerliyor bakalım.
       
      Sevgiler canım 💙

  • Cevapla Umut Elkatmış 18 Kasım 2020 at 09:12

    Sanki yaralar çok açık ama gizli ve yaralar çok gizli gibi dursa da yine de çok açık. Hissi dokunuşlarla anlatılmış yaşanmışlıklar dizesi gibiler. Ütopik değil ve çok gerçekçi bir anlatım. Ajitasyon yapılmadan yürektekilerin dışarıya sızması bu kadar akıcı, bu kadar hissiyatli ve bu kadar yalın bir dille kaleme dökülebilirdi. Yüreğinize sağlık.

    • Cevapla Özge Can 18 Kasım 2020 at 16:57

      Teşekkür ederim Umut Bey 🙏
       
      Bazı yaralar gözümüzün önünde yaşanır, bazıları da pusun ardındadır. Biraz pusu aralamaya çalıştım ben de. Gerçeklik duygusu yaratabildiysem ne mutlu bana.
       
      Sevgiler 💙

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan