Varlık Sancısı

Orhan Kural

13 Ocak 2021

Yazı: Orhan Kural | Yazan: Hüseyin KüçükkelepçeDeğerli bilim insanı, doğa/hayvan dostu ve sert bir sigara düşmanı Orhan Kural’ın ölüm haberini alınca 20 yıl öncesine gittim. İhlas Haber Ajans’ında (İHA) serbest muhabir yani parça başı çalışıyorum. “Parça başı” derken aklınıza ezildikçe ezilen tekstil işçileri gelmesin. “Parça başı” medya dünyasında fikir işçisinin yasalarda tarif edilen haklardan yoksun olduğunu anlatmak için kullanılır. Birçok haber yapıyoruz fakat editörün kabul ettiği haberlerden ücret alabiliyoruz. Bu nedenle reytingi yüksek daha doğrusu ticari değeri olan haberler okeyleniyor.

Kötülüğün sıradanlaştığı yıllar

Bir karabasan olarak hatıralarda yer eden o dönemde yeni yeni palazlanan özel televizyonlar gemi azıya almıştı. Etik değerler, toplum karşı sorumluluk gibi basının olmazsa olmazları bile dikkate alınmıyordu. “Getir, kan, yangın, cinayet, kavga hatta tecavüz yeter ki izleneyim” diyen zihniyetin zirve yaptığı günlerdi. Rahmetli Savaş Ay, Reha Muhtar canlı oturumlarda insanları kavga ettirmeyi başardıkları için televizyon dünyasının en iyi kazanan adamlarıydı. Neyse o denemi başka bir yazıda anlatayım.

Ay bitmek üzere hemen hemen hiç iş yapamamammışız. Elde yok, avuçta yok. Eşim yeni doğum yapmış. Kameraman Mehmet’in daha yeni üçüzleri dünyaya gelmiş. O da parça başı çalışıyor.

“Tek başıma olsam şaha gedaya kul olmam
Viran olası hanede evlad-ü ıyal var.”
 1

Asayiş muhabirlerinin mekânı olan Dolmabahçe Sarayı’nın bitişiğindeki çay bahçesinde reytingi yüksek olacak bir haber için kameraman Mehmet’le kafa kafaya vermiş beyin fırtınası yapıyoruz. Bir yandan da polis telsizini dinliyoruz. Bir patlama, bir yangın herhangi bir felaket anonsu bizi sevindirecek. Evet, bir felakete sevineceğiz, içinde bulunduğumuz paradoks inanılmazdı. Hatta hiç unutmam üzerine benzin döküp kendini ateşe veren çaresiz bir vatandaşı sadece biz çektiğimiz için yüklüce bir prim almış ve iyi bir kebap yemiştik.

Ah bizde de bir Serpico olsa

Dolmabahçe’de ortalık sütliman. Telsizden adeta sakinlik fışkırıyor. Yani batı yakasında yeni bir şey yok. Serpico gibi toplum tarafından efsaneleştirilmiş polisler bizde de olsa iki kelime eder, günü kurtarırsın. Bizde böyle özel insanların (her alanda) ortaya çıkmamasının nedeni birey olmamıza izin verilmemesidir. Yeteneklerimiz ortaya çıkmadan sonsuzluğa karışıp gidiyoruz. Ne yazık. Esas konuya dönersek: O dönem Orhan Hoca’nın sigarayla mücadelesi zaman zaman magazin sayfalarını süslüyor. Televole gibi programlar inanılmaz izleniyor. Orhan Kural meşhurların yaptıkları işlerde gizli saklı sigara reklamı yapmalarına, canlı hayvan kürkü giymelerine ve avcılara veriyor veriştiriyor. Hemen onları mahkemeye veriyor. Kameraman Mehmet, Orhan Hoca’nın sigara ile mücadele için her türlü atraksiyonu yapabileceğini söyledi.

Minberde bir doğa aşığı?

Fikri geliştirdik. Cuma günü Orhan Kural’ı imamdan önce minbere çıkartıp küçük bir vaaz verdirmeye karar verdik. Hocayla yani Orhan Kural ile konuştuk. Çok beğendi fikrimizi. (Kibar ve güven veren sesini duyar gibiyim) “Tamam çocuklar. Siz Yenibosna civarında bir camii bulun. O tarafta bir görüşmem var. Hem birlikte öğle yemeği yeriz” dedi. Bundan sonrası biraz flu. Sanırım Orhan Kural için minbere çıkma izni almayı başaramadık. Lakin imamın namazdan önce yaptığı nasihat konuşmasında sigaranın zararlarından bahsettiğini hatırlıyorum. Bir de etsiz nohut yapan esnaf lokantası aradığımız telaş var hafızamda. Haber de umduğumuz gibi iş yapmadı zaten.

Katmandu’ya lahmacun fırını

Ama o tarihten sonra defalarca Orhan Kural ile haber amaçlı görüştük. Böyle olunca da hayatın detaylarını konuşmamak imkânsızdır.

“Çocuklar sizler iyi insanlarsınız. Bu sefalet ücretiyle iyi bir yaşam kuramazsınız. Yurtdışında çalışmanız için ne yapabiliriz…”

Kendisi BM’ye kayıtlı 193 ülke gezen yüz insan arasındaydı. Çok sonra Orhan Hoca bizi Nepal’in Fahri Konsolosu Günseli Malkoç’a yönlendirdi. Günseli Hanım’a lahmacun fırını açabileceğimiz söyledik. “Başkent Katmandu bile çok fakir bir yer. İstanbul’la kıyaslarsak İnsanlar ‘bir hırka bir lokma’ hayatı yaşıyor. Gelen turist bile hippi tarzı yani tüketimden kaçanlardan oluşuyor. Taaa oralara gideceğinize Üsküdar’da açın” dedi.

Meğer kendisine yakışanı yapmış

Yaşam ne garip, 193 ülke gezmiş Orhan Kural bula bula bize dünyanın en fakir ülkesini bulmuştu. Şimdi düşünüyorum da kendisine yakışan da buymuş zaten. Çünkü Katmandu gibi mütevazı ve bilge; Himalaylar gibi baş eğmez, ilkelerinden taviz vermez biriydi.

Kendisinden dinlediğim minik bir örnek:

Amerika’da bir müzeyi gezerken içi doldurularak sergilenen canlı hayvan mumyalarının hemen kaldırılmasını ister. İtiş kakış Orhan Hoca polis marifetiyle dışarı çıkarılır. Mahkemelik olurlar. Orhan Kural mahkemeyi kazanır. Hayvan mumyaları indirilir. Müze yetkilileri mahkemede Orhan Hoca’dan özür dilerler.

Canlı hayvan kürkü giyenler, avcılar cenazeme gelmesin

Hafızamda iyi bir imajı olan Orhan Kural görüntülü bir vasiyet bıraktı. Kısa bir video. Herkesin izlemesini isterim. Bu görüntüleri izlerken Martin Heidegger’in ölüme doğru yürüyen Dasein’i aklıma geldi. Ölüme doğru yürüyen insan yani ölümün farkında olarak yaşayan varlık (yok aslında) var olur, Dasein olur. Ayrı deyişle ölümle yüzleşen insan hakiki olabilir. Ölüm varsa tersi olan yaşam var demektir. Yaşamı var eden ölümdür demek ister Heidegger. Vasiyetinden, Orhan Hoca’nın hayatını, ölümü doğru yürüdüğünün farkında olarak yaşadığı sonucunu çıkardım. Çok doğal konuşuyor. Zordur böyle konuşmak. Salgın hastalığa yakalandıktan sonra (23 Kasım) paylaştığı şu mesaj da beni teyit ediyor.

Orhan Kural 23 Aralık 2020 tarihinde aramızdan ayrıldı. Güle güle güzel adam.

 
 
Hüseyin Küçükkelepçe
 
 

Referanslar ve Kaynakça:
  1. Âşık Dertli    ⇡⇡⇡

 
 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan