Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, küçük bir kasabada yaşayan üç kardeş varmış.
Evet,
biz üç kardeşiz.
Bir sahil kasabasında, kendi yağıyla kavrulan, kimsenin etlisine sütlüsüne de karışmayan, mutlu bir ailenin mensubu üç kardeş.
Bu ailenin temel yapı taşlarını oluşturan annem ile babam, babamın bir yakınının tavsiyesi üzerine tanışmış. Görür görmez de babam anneme vurulmuş. Şimdilerin tabiri ile birbirlerinden elektrik almışlar. Nasıl güçlü bir voltaja sahipse artık o akım hemen bir yüzük, bir nişan, arayı çok açmadan da vur patlasın çal oynasın bir düğün ile hayat arkadaşlığına başlayıvermişler.
Sizin anlayacağınız yüzde ellisi görücü usulü, yüzde ellisi de aşk evliliği olan bir serüven ile girmişler dünya evine. Elele mutlulukla girdikleri dünyanın bu şahane evinde onları birkaç ay sonra büyük bir sürpriz bekliyormuş. Minik elleri ayakları olan nur topu gibi bir sürpriz.
Bu müjdeli haberi alan babam herkesten bir kat daha mutlu olmuş, bir kat daha fazla heyecan duymuş.
Biliyormuş ki oğlu yola çıkmış ona doğru geliyormuş. Adı kadar eminmiş ilk çocuğunun erkek olacağına. Öyle güçlüymüş ki bu inanç, adı bile hazırmış. Gördüğü her boş sayfaya, sokaktaki elektrik direklerine ve hatta yattığı yatağın ahşap başlığına bile Fatih ismini yazmamış da resmen kazımış.
Şimdi kısa bir ara, babamı burada bırakıp, bu yükü hem omzunda hem de karnında taşıyan biricik annemden bahsetmek isterim.
İster doğuda yaşa ister batıda. Coğrafyanın bir önemi yok. Kadının yazgısı değişmiyor. Beklentiler hep kadının üzerine kuruluyor. Babamın da bu erkek çocuk inancı, bu beklentisi annemin üstünde büyük bir baskıya sebep oluyor. Ama hemen burada belirtmek isterim babam, öyle eşine kötü davranan, döven söven, eşini aşağılayan, erkek doğurmanın kadının elinde olduğuna filan inanan, o bilindik saçma sapan erkek profilinden uzak bir adam. Onunki sadece toplumsal kültürün etkisi altında kalma, ataerkil kültürün dayattığı “Erkek adamın erkek çocuğu olur”baskısı. Ee zaten serde de gençlik var bıçkın delikanlılık, bi’ ağır abilik var ki sorma gitsin.
Babam için dipnotu da düştüğüme göre, anneciğimin yarım kalan hikâyesine hızla devam ediyorum. Ne diyordum? Hmm… Ah evet, annemden beklenen de bir erkek çocuk doğurması. Yirmi yaşında bir genç kadın çiziyorum hemen buraya. İlk çocuğuna hamile. Şehirden uzak bir ilçede, doktor kontrolünden bi’ haber, bir genç kadın. Kim ne derse onu yapan, umut dolu bir genç kadın. Erkek çocuk doğurup eşini daha çok mutlu edeceğine inanan, bu umudu içinde sürekli yeşerten bir genç kadın.
Düştüm yine umut çukuruna. Umut etmeden nasıl yaşanır bilmiyorum ki ben. Hikâyelerimin içine de umut tohumu ekmeden yapamıyorum işte huyum kurusun. Tamam tamam, sustum, hikâyeme devam ediyorum.
Evet, dedigim gibi, küçük bir kasaba, hastane yok, şimdilerde olduğu gibi her ay rutin kontroller yok. Ama mahallede ultrason makineleri var. Annemi evirip çevirip;
“Ooo karnın yana doğru büyümüş, kesin erkek.”
“Senin yüzüne güzellik üstüne güzellik geldi, çirkinleşmiş olsaydın kızdı o ama erkek bebek anneyi güzelleştirir, kesin erkek”
diyerek her ay annemin eline vermişler ultrason sonuçlarını. Annem de ne yapsın, her ay sevinç içinde sonuçları babama göstermiş. Böyle böyle babamın beklentisini ondan yüze, yüzden bine taşımış. Velhasıl kelam, tamam demişler, Fatih kapıya dayandı, kapıyı çalması, içeri girip evimizin baş köşesine oturması an meselesi.
Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, dokuz ay yol gitmişler…
Bebek dünyaya gelmek için, bizimkiler de anne baba olmak, ilk çocuklarını kucaklarına almak için can atmaya başlamışlar.
Bizim hastane yüzü görmeyen taze çiçek, doğumunu bir ebe yardımıyla evinde yapmış. Ikınmalar sıkınmalar, bağırıp çığırmalar derken hooop dünyaya gözlerini açmış o beklenen bebek. Güzeller güzeli bir kız çocuğu.
Gel gör ki bebeğin kız oluşuna beklendiği üzere babam değil de annem çok üzülmüş. Ee aylarca üzerinde oluşan baskı düşünülürse çok haksız da sayılmaz. Eşimi mutlu edemedim düşüncesi ile uzun bir vakit kendine gelememiş.
Ama bizim bu çiçeği burnunda anne baba çiftimiz, kızlarını bağırlarına basmışlar. Hem öyle böyle değil, el bebek gül bebek başlamışlar büyütmeye. Babasının baş üstünde tuttuğu, kimselere elletmeye kıyamadığı, koynundan, boynundan ayırmadığı, özlemine dayanamayarak işten koşa koşa geldiği bir öpüp gittiği, üzerine titrediği, pamuklara sarılan bir prenses oluvermiş bu kız çocuğu.
Lakiiiin Pamuk Prenses’in saltanatı öyle uzun uzadıya sürmemiş. Daha o altıncı ayını doldurur doldurmaz bir kaza kurşununa yenik düşen prensesliği ellerinden kayıp gitmiş. Teselli ödülü olarak ablalık tacı başına geçirilmiş, böylelikle bir üst rütbeye terfi edivermiş.
Bilin bakalım şimdi ne başlıyor?
Tabii ki babamın erkek çocuk bekleme mesaisi. İlk çocuktaki beklentiden ağzı yanan babam bu sefer yoğurdu üfleyerek yemeye karar vermiş. Öyle sağa sola isimler yazmamış ama her ay çekilen sokak ultrasonu sonuçlarını anneme sormadan da edememiş.
“Çarşı pazardan aldıklarına, pişirip yediklerine bakılacak olunursa” yazıyormuş bir ultrason sonucunda. “Sen çok tatlı yiyorsun bu sefer, yee tatlıyı yap atlıyı, demişler. Bu defa kesin geliyor oğlan.”
Zavallı babacığımın umut dolu kalbi hop oturup hop kalkmış yine sonuçları duyunca. İnandığını duymak daha da kuvvetlendirmiş bu erkek babası olma isteğini. Belli ki ilk tecrübeden akıllanmamış, dersini de almamış. Bu defa demiş geliyor oğlum. Dayanamamış hemen bir çift minicik iskarpin almış.
Almış almış olmasına da iskarpine girecek o minik patiler bu defa da dünyaya gelmemiş. “Müjdemi isterim, bir kızın daha oldu” demiş ebe odadan çıkar çıkmaz babamın yüzüne yüzüne.
O kadar uzun yoldan gele gele ayakkabılarını yollarda düşüren bir Külkedisi çıkagelmiş. Külkedisi de ne yapsın yol git git bitmemiş tam dokuz ay sürmüş. Çetrefilli ve zor bir yolculuk geçirmiş. Hem ne bilsin babasının iskarpin aldığını. Yoksa hiç kaybeder mi yolda topuklu ayakkabılarını.
Oğullarını dört gözle bekleyen, bir kız meşâlesi ellerinde yanan annem ve babam meşaleyi çiftlemişler.
İlk doğumda yaşadıkları o üzüntü ve şaşkınlığı elbette bu defa o kadar derinden yaşamamışlar. Çünkü kız çocuğuna sahip olmanın tadını bir kez tatmışlar. Ne mucize bir şey olduğunun farkına varmışlar. Birken iki oldular, birbirlerine yaren oldular, diye diye mutluluğun doruğuna bile ulaşmışlar.
Büyük sevgi ile karşılanan Külkedisi, babasının, doğum gerçekleşir gerçekleşmez bi’ koşu gidip iskarpinlerin yerine aldığı pembe ayakkabıların ayağına geçirilmesiyle hemen Sindirella’ya dönüşmüş. İlk dansını da babasının kucağında gülücükler saçarak yapmış. Kucaktan kucağa sevgi yumağı içinde başlamış o da büyümeye.
Aralarında neredeyse yaş farkı yok denecek kadar az olan bizim Pamuk Prenses ve Sindirella kardeşler ikiz gibi büyümeye başlamışlar. Kâh gülüş cümbüş, kâh bağırış çığırış, yuvarlanıp gitmişler. Yuvarlanırken epey de serpilmişler. Kızlarının büyüdüğünü sevgi dolu gözlerle ay ay, yıl yıl izleyen, artık çiçeği burnundan düşmüş anne babamız durmuş duramamış ve demişler ki Allah’ın hakkı üçtür.
Ama bu defa o eski yollardan geçmemişler.
Ultrasona girmeye niyet bile etmemişler. Sessiz sakin bir teslimiyeti seçmişler. “Mevlam neylerse güzel eyler” diye diye dokuz ayı tesbih edip çekmişler. Arada bir umut edip yine erkek çocuk için iç geçirmişler.
Kapı komşusu, komşuannenin Külkedisi doğduğunda ona bakıp, “Bu kızın arkası erkek” dediğini kulak ardı etmişler. Ama gün bugün olur mu olur diye de tevekkülü seçmişler. Elleri semada gece gündüz dua etmişler.
Bu bekleyişte saatler gün, günler ay, aylar yıl gibi gelmiş. Bitmek bilmez o dokuz ay en nihâyetinde sona ermiş. Ağustos sıcağı bir taraftan doğum stresi bir taraftan babam evlere sığamamış. Derken son bir çığlık… Ve ıngalar bozmuş derin sessizliği.. Babam gözlerini dikmiş kapıya. Kapı he açıldı he açılacak. Ebe kadın he çıktı he çıkacak. Ebe gözlerini yerden hiç ayırmadan usulca sessiz sedasız çıkınca dışarı babam anlamış ki bir kızı daha oldu.
Uyuyan Güzel. Evet yeni ailesi üyesi bu minnacık esmer güzeli kıza, bu adı ablaları Pamuk Prenses ve Külkedisi koymuş. Çünkü bu minik bebek hep uyuyor, hiç onlarla konuşmuyor oynamıyormuş.
Ablalar bu işe çok sevinmiş de Allah’ın haklarını üçüncüde vereceğine inanan annem babam ne hissetmiş sizce?
Annemden başlamalı bu işe.
Çocuk sahibi olma serüveninin en başından bu yana üzerinde erkek çocuk baskısını o kadar çok hissetmiş ki üçüncüde de kız olduğu ona söylendiğinde lohusa sendromuna girmiş. Neredeyse üç ay babamın yüzüne bile bakamamış. Uyuyan güzel ile bağ kurmakta oldukça zorlanmış. Bir erkek çocuk doğuramadım diye kendini suçlamış da suçlamış. Sonra bakmış bu suçlama sonucu değiştirmiyor kendi kendinin terapisti olmuş. Durmadan kendine telkinler vermiş. Tütsüler yakmış, meditasyonlar yapmış. Aklı başına gelir gelmez sarılmış prenseslerine güçlendikçe güçlenmiş. Kraliçe tacını yeniden başına taktığı gibi hayata, üç oda, bir salon şatosunda devam etmeye başlamış.
Babam…
Elinde kadeh “Her nefeste bin sitem var. Şikayetim yaradanaaaa.. Şikayetim yaradanaa” diye bağıra bağıra Orhan Gencebay şarkılarına eşlik ederek öyle beklenildiği üzere isyan edip hayata filan küsmemiş. Şaşırtıcı bir şekilde sessiz bir kabule geçmiş. (Bence kız çocuğu babası olmak onu aslında o kadar mutlu etmiş ki ama bunu kimselere söylememiş. Utancından. Sevincini içinde büyük bir coşkuyla kendine kendine yaşamış.)
“Ne yapalım çok istedim ama olmadı Rabbım kızlarımı koruyup kollasın, onlara sağlık sıhhat versin” demiş. Ve eşine sımsıkı sarılmış birlikte hayatlarını onlara adamışlar.
Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş. Biri Pamuk Prenses’e, biri Külkedisi’ne biri Uyuyan Güzel’e.
…SON…
Son Söz
Şimdilerde yetmişine merdiven dayayan babama sorsanız, içinde küçücük bir özlem, bir ahh kaldı mı diye. Kızlarım der susar. Hiçbirinden asla vazgeçemez. Birini bin erkek çocuğuna değişmez.
Kızı olan babalar anlar ancak bunun ne demek olduğunu.
Babalar ve kızları arasında tarif edilemez bir sevgi bağı. Babalar ve kızları arasında tarif edilemez bir aşk bağı. Babalar ve kızları arasında tarif edilemez bir güven bağı. Babalar ve kızları arasında tarif edilemez bir şefkat bağı.
Biz üç kardeşiz. Üç kız kardeş.
Aa durun durun neredeyse söylemeyi unutuyordum. Babamın üç kızından beş erkek torunu var. Beş erkek torun… Ve bence kalbindeki o ateşi bu beş aslan parçasıyla (“Aslan parçası”, der her birine) azıcık olsun söndürdü.
Ve ben yıllar boyu hep şöyle düşündüm, babamın o kadar erkek evlat isteyip sahip olamamasına karşılık, bir gün bile annemi incitmemiş olması, bir gün bile bizi, kızlarını hor görüp sevgisinden yoksun bırakmaması, aksine bizim üstümüze titremesi, okutup kendi ayaklarımız üzerinde durmamızı istemesi, bize birer masal kahramanı gibi davranmasının ödülü bu beş erkek torun.
Seni seviyorum BABA. Seni çok seviyorum.
Okuduklarınızı iyice düşündükten sonra bir cevap istiyorum sizden ben bu hikâyenin neresindeyim?
Pamuk Prenses?
Külkedisi?
Uyuyan Güzel?
Ya da her şeyi dışarıdan gören, duyan bir dış ses, dış göz… ☺️





29 YORUMLAR
Sen zehirli elmayı veren cadısın 😂😂😂
Allah babana Oğuz gibi oğlan vermiş, daha ne istesin?
Benim kız da bir Oğuz getirse, ooooleeyyy ✌️✌️
Sevgiler sana uyuyan güzel 💕
Sevgili Metin 🙏 Oğuz adına kurduğun cümleler için teşekkür ediyorum. Umarım güzeller güzeli kızın onu el üstünde tutan, ona saygı duyan, özgür alanını kısıtlamayan, ona her konuda destek olan bir hayat arkadaşı ile yoluna devam eder.
Ve bir cadı söz konusu ise bu kesinlikle sevgili Didem’den başkası olamaz.😉
Uyuyan Güzel miyim? 🤔 Bilemedim. 🤷♀️
Çok eğlenceli bir yazı olmuş. Tebrik ederim. Toplumun erkek kız çocuk ayrımı az da olsa günümüzde de devam ediyor.
Zaman ayırıp okumanız çok kıymetli Servet Bey. Çok teşekkür ediyorum. 🙏
Maalesef.🥹 Dediğiniz gibi ender de olsa cinsiyet ayrımı hâlâ devam ediyor.
Ahahahahahah koptum, cevap hakkı doğdu bana 😂 Fıstığım alırız seni de gölge çemberimize 😂 Cadılar artmalı ki yaşam biraz daha dengeye kovuşsun :)))
Öyküye gelince:
Okurken hem hüzünlendim hem gülümsedim hem de her satırında büyük bir içtenlik hissettim. Hikâyenin sıcaklığı, anlatımındaki akıcılık ve duygu derinliği öylesine güçlü ki insanı sarıp sarmalıyor. Baba ve kızları arasındaki o eşsiz bağı böylesine naif ve etkileyici anlatmak ancak senin gibi güçlü bir kalemin işi olabilir 👏🏻👏🏻
İyi ki yazıyorsun, iyi ki bizimlesin ❤️✨ Sen ve Ben dergisine kattığın bu muazzam hikâye için kocaman teşekkürler fıstığım 🤗
Hiç düşünmeden dahil oldum aranıza. 😉
Yorumun her zamn olduğu gibi çok kıymetli benim için. Ben de yazdıklarını okuyunca hem duygulandım hem çok mutlu oldum hem de kendimle inanılmaz gurur duydum.
İyi ki sizinle birlikte yol alıyorum. 🥰🫶 İyi ki sen bana bu ailenin bir bireyi olmam için fırsat verdin, bana inandın. Seni ve senin parçan olan her şeyi çok seviyorum. 🫂🥰😍
Bi’ taneciğim, bazen insan etrafına ne kadar ışık saçtığını kendi fark etmiyor. Benim tek yaptığım, önüne bir ayna koyup kendine bakmanı sağlamaktı. Yetenek zaten sende. Dün öykünü okurken bir kez daha bunu düşündüm; gerçekten çok iyi bir yazarsın 👌🏻👏🏻👏🏻🧿
Ben de seni ve sana dair her şeyi çoooook seviyorum ❤️💞❤️
Yine çok keyifli, samimi ve edebîolarak üzerine koya koya giden bir Emine Öztürk yazısı daha. Ellerine, yüreğine sağlık. Ne güzel anlatmışsın. Otobiyografik hikâye olmuş resmen. O zamanlar bu anlayış vardı maalesef. Bugün de var ama azalıyor bence.
Tahmine gelirsek bence sen uyuyan güzelsin 🤗
Hasan Bey yorumunuz çok kıymetli çok teşekkür ediyorum. 🙏 Yazılarım için kurduğunuz cümleler benim için motivasyon kaynağı.🌟
Uyuyan Güzel 🤔 Bilemedim. 🤷♀️
Sevgilim, yine hârika bir öykü. Yazarken her anının heyecanına şahit olduğum için bu yazıya verdiğin emeği takdir ediyorum. Bana öykünün taslağını ilk okuduğunda seninle duyduğum gururu anlatmam imkânsız.
Ben bu hikâyede senin Külkedisi olduğunu biliyorum. Bu hikâyenin Külkedisi olsan da benim hikâyemin ana kraliçesi sensin. Seni seviyorum.
Sevgilim, yine hârika bir öykü. Yazarken her anının heyecanına şahit olduğum için bu yazıya verdiğin emeği takdir ediyorum. Bana öykünün taslağını ilk okuduğunda seninle duyduğum gururu anlatmam imkânsız.
Ben bu hikâyede senin Külkedisi olduğunu biliyorum. Bu hikâyenin Külkedisi olsan da benim hikâyemin ana kraliçesi sensin. Seni seviyorum.
Sevgilim. 🫶
Yüreğimi koyduğum her işte benim yanımda olman, senin sonsuz desteğini hissetmek benim için çok anlamlı.
Ah evet bu hikâyenin Külkedisi benim. Ve yine evet, senin hikâyenin kraliçesi benim. Bana bunu iliklerime kadar hissettirdiğin için çok teşekkür ediyorum.
Seni seviyorum..🫶
Yazınızı okurken sanki karşımda mutlu aile fotoğrafınız varmış gibi hissettim. Ustaca yazılmış sıcacık bir yazı, sıcacık mutlu bir aile fotoğrafı gibi.
Emine Hanım hep bir sonraki yazınızı merakla beklerken buluyorum kendimi. Ah Pamuk Prenses Hanım mı demeliydim? 🙂
Erdem Bey ben de yorumlarınızı dört göz ile bekler oldum. Var olun.🙏 Yorumlarınız benim için çok çok önemli.🌟
Pamuk Prenses mi? 🤔 Bilemedim şimdi.🫣
Siz galiba en büyük olan “Pamuk Prenses” olmalısınız 😊
Ömer öğretmenim okumanız cok kıymetli teşekkür ediyorum. 🙏
Pamuk Prenses? O da çok tatlı bir kız. Ablam 😉 Ben bir Külkedisi’yim. 🤷♀️
Eyvallah. Ortanca olmak da iyidir 😊
Sindirella’ya dönüşen bir Külkedisi anlatımı sanki ☺️ Çok keyifli bir aile biyografisi dinledim adeta, hatta izledim de diyebilirim. Öyle keyifli bir yazım dili ve anlatım ki okurken sanki Oscar’a aday kısa bir film izliyormuş gibi, sanki bir radyo tiyatrosu dinler gibi son derece keyifliydi benim için. Emeğine, yüreğine ve ayrıca seni şartsız, koşulsuz yüreklerine basan, başlarına tac eden anneciğine, babacığına artarak daim olan sağlık diliyorum.
Sevgimle 💓🌼💐
Doğru, çok doğru cânım kadın.🌟
Ben bir Külkedisiyken Sindirella dönüşmüş bir Emine’yim.
Sen de harikalı bir kadınsın. 🌸🌟🫶
Yorumun benim için çok çok değerli. Okurken gözlerim doldu.
Bu cümleler ne kadar incelikli ne kadar motive edici ve ne kadar mutluluk verici. 🫶🌟🧿
Seni çok seviyorum.
Ve dahi sana ve o pırlanta ailene sağlık ve huzurlu bir ömür diliyorum. 🫂🌸🥰😍
Sevgiler çiçek kız 🌸
Ülkemizin bildik dertlerinden olan kız evlat derdini masalsı ve içten bir dille anlatmışsınız tebrikler keyifle okudum.., önce kız evlat doğdu diye üzülürler sonra iyi ki kızlarımız var derler..doğru da derler, 8 Mart dünya emekçi kadınlar gününüz kutlu olsun💐
Zaman ayırıp okumuş olmanız çok kıymetli. Teşekkür ediyorum. 🙏 İyi ki kızlar kızlarımız var.
Sizin de 8 Mart Emekçi Kadınlar Gününüz kutlu olsun.🌸
Çok güzeldi🌱
Vakit ayırıp okumanız çok kıymetli. 🙏
Çok teşekkür ediyorum. 😍
Câ’nım Emine, keyifle okudum. Çok tatlı bir öykü olmuş. Kalemine, yüreğine sağlık, güzel arkadaşım. Ben bir külkedisi olduğunu düşünüyorum. Kıymetli babanın ve annenin ellerinden öpüyorum. Hep yaz lütfen 🙏 Başarıların katlanarak artsın ☺️
Cân. 🫶
Cânım Arzum. Çok yoğun çalıştığını vaktinin ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum. Bu aralıkta yazım için ayırdığın zaman için minnettarım. 🙏
Eveeeet Külkedisi bendim. 😉
Seni ve senin parçan olan her şeyi çok seviyorum. 🤎🫂
Sımsıcak bir metin olmuş. Kaleminize sağlık. Okurken içimden sizin Sindirella olacağı geçti. 😀😀 Ailenize ve size kocaman mutluluklar diliyorum. Yazılarınızın devamı da olur inşallah.
Sevgili İnce Memed. Zaman kıymetli bir parçasını yazımı okumak için ayırdığınız için teşekkür ediyorum. 🙏
İçinizden geçen çok doğru, bu hikâyenin Sindirella’sı benim. 😉
Umut dolu temennileriniz için ayrıca teşekkür ederim.
Sevgiler 🍀
Yine harika bir öykü ve yine sen ☺️☺️ içimizi ısıtmaya devam ediyorsun. Satırların öylesine samimi ve bizden ki okuyan herkesin kendine dair bir çıkarım yapacağına eminim.
Hikayenin başından sonuna kadar gözümde canlandı her şey. Ultrason teyzelerin dedikoduları bile taaa kulaklarıma kadar geldi 😄😄😄
Şimdi gelelim sen bu hikayenin neresindesin bölümüne. Bence ailenin ikinci kızı Külkedisi’sin. Çünkü seni çok iyi tanıyorum, kalbini biliyorum. Anaçlık ve korumacı tarafın senin senden küçük bi’ kardeşin olduğunu düşündürüyor bana. Uysal ve naif oluşun da bir büyüğünün himayesinde süregelen bir yaşama dair ipuçları sanki.Ayrıca resimlerinde topuklu ayakkabıların hep dikkatimi çekmişti. Sanırım hikayedeki topuklu ayakkabılarıyla yola çıkan minik sensin 🤗🤗🤗
Öncelikle beni görmeden sadece sosyal medya üzerinden bildiğin kadarıyla nasıl bu kadar iyi tanıdığını hâlâ anlayabilmiş değilim tatlı kız..🩷
Senin analiz becerine, gözlem yeteneğine hayranım. 👌💯
Şimdi,öykü için kurduğun tüm cümleler beni onore etti. Çok teşekkür ediyorum. Hissettirmiş olmak benim için çok önemli.
Vee evet ben bu hikâyenin Külkedisi’yim. Topuklu ayakkabı eveeeet severiz. 😉🫣