İnsanı meydana getiren iki sessiz, bir sesli harften oluşan en küçük unsur ses.
Harf…
Evet harf var sonra. Sesin kalem ile kağıda döküldüğünde vücut bulmuş hali. Yazıyı meydana getirmek için en gerekli olmazsa olmaz, en temel yapı taşı. Elele tutuşup yanyana gelince bu harfler hoop alfabeyi oluşturmuş oldular bile. Alfabenin doğuşu Sümerlere dayanır. 5000 yıl önceye. Sesleri bir şekil ile ifade edip yazıya dökmek dünyadan gelip geçen her insanın her dönem en önemli gereksinimi olmuş.
Söze ne demeli peki?
Beynimiz sürekli düşünür, hiç susmaz. Düşündüklerimizi ya da gün içinde yüzlerce bilgi okuruz, öğreniriz bu öğrendiğimiz bilgileri, konuları anlatmak, şu an bunları yazarken yan yana dizdiğim harf dizisinden ve hecelerden meydana gelen ama öyle rastgele bir araya gelen değil de bir anlam bütünlüğü sağlayan o bütün ses birliğinin hepsine söz, laf, kelâm diyoruz.
Velhasıl, ses ile başlayıp söz ile son bulan bu maceranın bir sebebi var. Bütün bilimlerin, bütün ilimlerin mimarı sözdür. İnsan kendini ifade etmek, anlaşılmak, açıklamak için hep sözü kullanmıştır. Dil akıl ile kalbin tercümanlığını üstlenmiştir. Kitaplar sözlerin birbiri ile dansı ile ortaya çıkmıştır. Yaratılmış tüm varlıklardan bizi farklı kılan sözcükleri kullanıyor olabilmemiz değil de nedir? İnsan söz ile değer kazanır ya da kaybeder. Okumak, öğrenmek, sürekli gelişmek geliştirmek, haklıyı haksızı, adil olanı adaletsiz olandan ayırmak, güzeli çirkini bilmek, bilgili olmayı hedef edinmek “gerçek insan” insan olabilmek, gerçekten insan olabilmek için en önemli edinimler değil mi?
Ses, harf ve söz biz insanoğlunun hayatında bu kadar önemli bir yere sahipken, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen Hz. Ali’nin bu sözünü unutmak mümkün mü?
Bilmek için öğrenmek gerek ve öğrenmek için de öğretme işlemini üstlenen biri. İnsanlığın ilerlemesi, yükselmesi, değişen ve gelişen dünyaya ayak uydurması için bu öğretme işini omuzlayan en önemli başrol oyuncusu hep öğretmenler olmuştur. Ham bir ürünü alıp üzerini ilmek ilmek işlemek, renk renk boyamak, oyup desenler oluşturmak, tarlayı sürüp tohumlarını ekmek, sanatkarlık değil de nedir?
Buradaki sanatın adı da eğitim. Eğitmek. Davranış biçimlerini düzenlemek, bilgiyi aktarmak, olumsuzu kırıp yok etmelerini yerine olumlu, erdemli ve ahlâki öğretiler ile doldurmak.
Önderimiz, Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Öğretmenler; yeni nesli, Cumhuriyet’in fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır” diyerek öğretmenlerin birer sanatkâr olduklarını vurgulamıştır.
Cumhuriyet tarihi bu sanatkârlar ile dolu bir tarih. En önemli sanatkarlardan biri de Hasan Ali Yücel’dir. Hasan Ali Yücel, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi ve 1922’de öğretmenliğe başladı. 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüsü, Türkiye’de ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere bir okul türü açılma ile, 28 Aralık 1938 tarihinde Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel bizzat ilgilendi.
Türkiye’ye özgü olan bu eğitim projesi, neredeyse Anadolu’nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu dönemde, ilkokul mezunu çocuklarının bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmenlik yapması ve o bölgedeki okur yazarlık oranının artırılması düşüncesi ile kuruldu. Öğretmenler köylülere hem örgün eğitim verecek hem de modern ve ilmî tarım tekniklerini uygulamalı olarak öğreteceklerdi. Deftere, ezbere dayalı olmayan, öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim ilkesi tatbik ediliyordu.
Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç bu proje için çok çaba harcamışlardır. Bilgiyi öğretmek ve sadece bilgi ile kalmayarak, hedefi, her yönü geliştirilmiş donanımlı öğretmenler yetiştirmek ve onlarında halkı bir üst refah seviyesine taşımak olan bu eğitim politikası Cumhuriyet’in yurda getirdiği en kutsal görev bilinciyle öğretme bilinci ile gerçekleştirilmiş. Eğitim Bakanlığı en parlak dönemini Hasan Ali Yücel önderliğinde yaşamıştır.
Sayın Yücel’in ülkemizi ileriye götürme çabaları bununla kalmamış 1956 yılında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nı kurmuş ve yönetimini üstlenmiştir. Deneme, felsefe, öykü, psikoloji, roman ve benzeri pek çok farklı türdeki kitabın çevirisini üstlenip okurlar ile buluşmasını sağlamıştır. Bu kitaplar özellik çok tanınan, okunan, bilinen ancak eserleri erken dönemde dilimize çevrilmemiş olan yazarların unutulmaz eserleridir. Bu anlamda kendisine minnet borçlu hissediyorum. Ve gözlerimi semaya kaldırıp defalarca şükranlarımı sunuyorum. İyi ki bu hayattan bir Hasan Ali Yücel geçti.
Yazıma oğlu Can Yücel’in dizeleri ile son vermek isterim:





17 YORUMLAR
Köy Enstitüleri konusunu her düşündüğümde içimi derin bir öfke kaplıyor. Sağ ideolijiden gerçekten nefret ediyorum. Muhafazakâr kesimin keyfini yerine getirmek, toprak ağalarının ekmeğine yağ sürmek için bir ülkenin geleceğini karartan Menderes’ten de öyle. Daha da kötüsü, memleketimde bugün de aynı gerici düşüncenin yetkeyi elinde tutuyor olması. Son yirmi yılda, acaba geleceğimizden kaç yıl daha çaldılar 😔
Her yazın toplumun ayrı bir sorununa parmak basıyor biriciğim. Buradaki varlığınla, dostluğuna sahip olmakla gurur duyuyorum. İyi ki varsın 🙏🏻
Kucak dolusu sevgiler canikom 🤗❤️
İyi ki hayatımdasın. 🙏
Senin ilmek ilmek işleyerek muazzam bir çaba ve titizlikle yarattığın ve şahane insanlarla dolu bu oluşumun içinde olmaktan ben çok gururluyum.
Kucak dolusu sevgiler benden biriciğim. 🌸
O dönemlerde Köy Enstitülerini kapatan zihniyet bir benzerini, “taşımalı eğitim” denen garabetle devam ettiriyorlar. Kırsal kesimle eğitim görmüş kimse kalmasın istiyorlar. O bölgelerdeki en etkili şahsın cami imamı olması bekliyorlar. Yüzlerce köy okulu yıkılmaya terk edildi; binlerce öğretmen atama beklerken üstelik. Sağ düşüncenin bir ideolojisi olmadığını sadece fiyatı ve çıkarı olduğunu dile getiren çok fazla insan var bu ara. Asıl ideoloji onlarda var, farkında bile değiller ama gelişmiş, eğitilmiş, çağdaş her ne varsa karşı olmak tek ideolojileri.
Saygılarımla… 🦋🦋🦋
Adem Bey, hârika bir yorum 👌🏻 Her cümlenize yürekten katılıyorum.
Sevgiler
Vakit ayırıp okumanız çok kıymetli Adem Bey. Çok teşekkür ediyorum.
Yazdıklarınızı tekrar içim acıyarak okudum ve her kelimenize cânı gönülden katılıyorum.
Sevgi ve saygıyla 🍀
Fakir Baykurt’un Eşekli Kütüphaneci kitabını bitirdiğimde sizinle aynı duyguları yaşadım. Sırf birilerine yaranmak için köy enstitülerinin kapatılması bu ülkeye yapılan en büyük hainliklerden biridir.
Üreten ve eğitime aç bir toplum iken tüketen ve adeta kodlanmış bir robot gibi at gözlüğü takmış bir topluma evriliyoruz.
Ülkemizde geçmiş dönemde yaşayan insanlar bizler için nasıl değerler bıraktıysa şimdi ve bundan sonra gelecek nesiller arasından aynı değeri bırakacak insanlar çıkacaktır.
Toplum olarak bizim görevimiz ise bolca okuyarak, araştırmaya ve sorgulamaya devam etmeliyiz. Bilgiye, ilime ve öğrenmeye aç bir toplum gelişmeye, güçlenmeye ve ilerlemeye açıktır.
Öncelikle zaman ayırıp yazımı okuduğunuz ve yorumunuz için çok teşekkür ediyorum. 🙏
Yazdığınız her satıra cânı gönülden katılıyorum. Ve umudunuz beni heyecanlandırdı, gelecek nesile aynı değerleri bırakacak insanlar inşallah çıkacaktır.
Sevgiler
Yücel’i anlatmaya kelimeler kifâyetsiz kalır ✨ İsmail Hakkı Tonguç, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Mehmet Başaran… Ben asıl okumalarıma bu hocaların eserlerini toplayıp okuduktan sonra başladım. Okurken insanın yüzüne tokadı basan adamlar bunlar. Sonra günümüze geldim, sık sık değişen eğitim sistemini ve bakanlarını düşündüm de sorgulamayan bir neslin gelişi beni ürküttü. İleride doğacak çocuğumu bu sisteme emanet edemezdim. Beni kırbaçladı bu adamlar ve kitapları yemeye başladım; sorgulamaya,düşünmeye, cehâletimi görmeye.
Köy Enstitüleri en hassas olduğum noktalardan biri. Okul eğitiminden, hocadan da öte değerler bunlar. Tabii ki kıymetine vakıf olabilene. Şimdikilere soralım bakalım hangisinden haberleri var.
Sabah sabah çok iyi geldi yazınızı okumak.
Kaleminize sağlık ❤️
Sevgili Selin, vakit ayırıp okumanız çok kıymetli.
Kesinlikle size katılıyorum, Hasan Ali Yücel’i anlatmak için kelimeler sınırlı. Ve değindiğiniz her konuya sizinle aynı pencereden bakıyor olmak mutlu etti.
Var olun. 🙏
Sevgiler 🤍
Ben de henüz taze mezun bir öğretmen olarak yazılanlara birçok kez deslerde hocalarımızla beraber değindik. Yapılan hatanın kimse hata olduğunun dahi farkında değil. Ama son zamanlarda orman okulu ya da farklı isimlerle bu köy enstitüleri standardında bir takım yeni sürdürülebilir eğitim kapsamında atılımların olduğunu öğrendim. Bu biraz teselli etse de henüz çok küçük bir kesime hitap ediyorlar. Bütün köy okullarını yeniden yapmalı ama buna ayrılacak bütçe maalesef başka gereksiz kalemlere harcanıyor. Benim her şeye rağmen umudum var.
Yine o büyük adama verdiğim sözü hatırlayarak onun sözüyle sonlandırmak isterim. “Umutsuz vaka yoktur umutsuz insan vardır. Ben hiçbir zaman umudumu kaybetmeyeceğim.” – Gazi Mustafa Kemal Atatürk 🇹🇷
Sevgili Yasin, öncelikle yorumun için teşekkür ediyorum. Değer bulup okuman çok kıymetli.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü ile bitirmen sözün özü. Umudunu kaybetmeyen ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı senin gibi gençler ile gurur duyuyorum.
Sizlere denk geldiğimde mutluluktan içim içime sığmıyor. Geleceğe olan inancım katbekat artıyor. Lütfen çoğalın. 🙏
Sevgiler 🍀
“İnsanı meydana getiren iki sessiz, bir sesli harften oluşan en küçük unsur….”
Okuduktan sonra zihnimde beliren olgu, AŞK oldu. İki sessiz bir sesli harften biriydi adem, ya sesli ya sessiz oluyor bazen, yan yana geldiklerinde de ya sesli ya da sessiz bir harfin tamlaması ile tek bir biricik AŞK oluyor yaradılan. Kendini kendinden yaratıyor. Neyse mevzu derin, manası yoğun…
Köy Enstitüleri’nin yükselişi döneminde, tehlikeyi gören (Tüm kıtalarda finans, sağlık ve eğitim sistemlerinin kurucu ve yönetici ) küresel gücün, kapısına zincir vuran çok daha açığı Türk Eğitim sistemini kökten zehirleyen ve yok eden Türkiye Cumhuriyeti ile ABD arasında 27 Aralık 1949 yılında imzalanan Fulbright Anlaşması’dır. Bu o dönemin iktidar partisi tarafından bizzat İsmet İnönü imzalıdır. Halen günümüzde sürdürülen bu eğitim sistemi Türkiye’nin ders programlarından müfredata kadar hiçbir yapıda söz sahibi olmasını istemez ve sömürü sistemini süme altı eğitim sisteminde de devam ettirmektedir. O yıllardan bu güne her bir fidan, USA uzman adı altındaki yurdumuzdaki ajanlarına emanet. Sadece adı Millî Eğitim olan sistemimiz tamamen ABD’ye teslim edilmiştir bu anlaşma ile.
Atatürk “Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder” diye boşuna öngörülü bir söylemde bulunmamış zamanında. Millî ve bağımsız bir eğitim sistemi yerine, Türk evlatlarının geleceği ki buna bizler de dahiliz, alçakça bir imza ile Amerika’ya teslim edilmiştir.
Millî ve yerli bilinci yok etmek adına günümüzde dahi canla başla çalışmaya devam ediyorlar. Okullarımıza Marshall yardımı adı altına ABD’den sadece süt tozu gelmedi. O dönem halktan gizlenen ve günümüzde dahi çoğunluğun bilmediği bu eğitim antlaşmasıyla ABD, Türkiye’ye uzman, araştırmacı, öğretim üyesi adı altında personel gönderdi. Günümüzde ise bu Arabî ve Hindû ülkelerden ithal edilen öğretim üyeleri ve araştırmacılar ile sömürü ve sistem devşirmesi katbekat güçlenerek devam etmektedir. “Soru soran-sorgulayan, yaparak öğrenen” yerine, “nakilci, ezberci öğrenci” yetiştirmek amaç oldu. “Aramanın-araştırmanın” yerini, Batı’dan “protokoller ve dayatmalar” aldı. Anaokulundan üniversiteye kadar batı kurgusu, gerçek dışı yanıltıcı bilgilerle beyinler yıkandı, inandırıldı. Avantajlı câzibeli olanaklar ile beyin göçünü amaçlayan, vatandaşlık ve yabancı dil eğitimi, üniversite, yüksek lisans, MBA gibi janjanlı etiketlerle Amerika’ya yerleşmelerini sağlamıştır. Çok zeki ve başarılı öyle çok vatandaşımız şu anda ülkesi dışında ki çok yazık. İçi boş hale getirilen okulların ve yurtdışına bir elmas gibi değer verilmesi işte hep bu anlaşma temellidir.
Öyle bir sistem kurmuş ki adamlar dünyada, tüm ülkelerin zeki gençlerini bir şekilde ülkesine davet etmekte ve orada sağladığı imkânlarla orada tutmaktadır. Bunu en canlı örneği süper fizikçi Aziz Sancar, bir diğeri Trabzonlu Furkan Öztürk ve sizlerin de bildiği günümüzde 6000’den fazla araştırmacı, profesör ve bilim insanı artık Türk topraklarında değiller ve Amerika’ya hizmet ediyorlar. Prof. Oktay Sinanoğlu şöyle demiştir: ”1945’e kadar İngiltere’nin sömürgesiydik. 1945’ten sonra ABD’nin sömürgesi olduk, milli şef İsmet İnönü, 1947 tarihinde yaptığı resmi Fulbright anlaşması ile Türk milli eğitim sistemini ABD’lilere teslim etti.”
İdrakı kapalı olan zihinler bu anlaşmanın sadece bir öğrenci değişiminden ibaret olduğunu sanarak kıt bilgisi ile savunmaya geçerler. Buz dağının altı da var elbette.
Türkiye’de maalesef GAYRİ MİLLÎ eğitim. Hele liseden mezun olduktan sonra Boğaziçi’ni ya da Bilkent gibi “nitelikli” okulları kazanan arkadaşlar nedense bir Amerikan sevdalısı olup çıkan çok arkadaşımız oldu. ODTÜ’ye giren solcu, Boğaziçi’ne giden Amerikancı nedense! Bana kalsa eğitimde Japonya taktiğini uygulasak fena olmaz. Hiç yoktan saygı, onur nedir çocuklarımız evvela bunları öğrenir. Bu millete atılan kazığın haddi hesabi yok. Kuyruk acıları Atatürk’ten bu yana artarak devam ediyor. Ne diyeyim çocuklarını edepli, kurgu değil gerçek tarihini bilen nasıl bir ülkede doğduğunu ve bunun zorlukları ile evladını yetiştiren, vatanına, milletine hayırlı, bilinçli büyütmeye çalışan Emine’m öncelikle sana ve eşine, ayrıca böyle anne baba ve eğitimcilere selam olsun…
Seni tanımak başıma gelen en güzel şeylerden biri.🤍 2024 yılının bana en büyük hediyesi sensin.
Yazdıklarını iki kez okudum. Tane tane, net ve inanılmaz haklı cümleler.
Ve biricik kızını, kurgu değil gerçek tarihini bilen, nasıl bir ülkede doğduğunu ve bunun zorlukları ile evladını yetiştiren, vatanına, milletine hayırlı, bilinçli büyütmeye çalışan cânım Gülden’im sana ben de çok teşekkür ediyorum. 🙏🤍
Sevgilerin en en büyüğünü besliyorum sana ve ailene. 🌸
Yazmış olduğun yazı kadar burada yapılan yorumlar da çok çok değerli. Senin sayende böyle kaliteli şeyler okuyabildiğim için minnettarım sana. Sen artık kendi kitlesi olan butik bir yazar oldun :):) Daha da dallanıp budaklanacağına olan inancım tam.
Hasan Ali Yücel ile ilgili bir anekdot paylaşmak isterim. Dönemin milli eğitim bakanıyken oğlu Can Yücel babasına yurtdışında eğitim görmek istediğini söyler. Ancak Hasan Ali Yücel bunu kabul etmez ve şöyle der:
“Ben seni yurtdışına yollarsam demezler mi Türkiye’deki eğitim öğretim madem bu kadar iyi o zaman neden senin oğlun burada eğitim görmüyor?”
“Nerden nereyeeeee?” diyerek e’leri şöyle sabaha kadar uzatasım geliyor… Yaklaşık 5 yıllık tanışıklığımız o e’lerin içerisine neler sığdırdığımı sanırım anlatır :):)
Hem Hasan Ali Yücel hem Tonguç baba, hem Atatürk hem pirim Ali… Bu kadar değerli insanları bir yazıda bir araya getirmek ve köy enstitüleri gibi tarihî bir konu etrafında toplaman inanılmaz bir başarı.
İyi ki varsın canımcım.
Ama bunlar ne kadar güzel cümleler böyle. ☺️🙏
Aldın beni yine göklere çıkardın. Çok teşekkür ediyorum canım benim. 🙏🤗
Ve harika bir tespit, yazının altına yapılan yorumları defalarca okudum ben de. Hakîkaten her biri birbirinden değerli. Bu enerjiye bayılıyorum.
Anekdot ise muazzamdı. Böyle güzel insanlardan böyle davranış biçimi aslında hiç şaşırtıcı değil.
İyi ki varsın ve seni çok seviyorum. 🩷🌸
Ne yazık ki Hasan Ali Yücel, gibi bir Milli Eğitim Bakanımız daha olamadı. Onun öğrencileri ve onun yolundan giden öğretmenlerimizin sayesinde milli eğitimimiz bu günleri görebildi. Gelecek için ise umudumu korumak istiyorum. Umarım yakın zamanda milli eğitimde de her şey çok güzel olacak.
Emine Hanım, yazılarınız ışık saçıyor. Yorumlarınız ve temennileriniz gece gibi çöken karanlıklarda yolumuzu ve geleceğimizi aydınlatıyor. İyi ki varsınız. İyi ki yazıyorsunuz.
Size cânı gönülden katılıyorum Erdem Bey. Bu zamana kadar böyle biri daha gelmedi Milli Eğitim Bakanlığı’nın başına.
Ben umudumu kaybetmiyorum. Kaybetmek istemiyorum.
Ayrıca adıma kurduğunuz ışıltılı cümleler için çok teşekkür ediyorum.
Sevgiler