Martan'ın Sepeti

Cennet

2 Mart 2019

Balkon Cumba Köşk Harabe | Öykü: Cennet | Yazar: Zeynep MeteHer şeyin ayrı ayrı, ilmek ilmek örülüp hazırlandığı ve bunun cennet olarak lanse edildiği bir hayatınız, vazgeçtim!!! bir gününüz oldu mu? Ben otuz yılımı böyle yaşadım. Ölüm hariç tek bir sapmanın bile olmasına izin verilmeyen otuz kocaman yıl. Babamı çok erken kaybettim. Annem öldüğünde ise yurtdışında sonu gelmeyecek gibi görünen eğitimlerden birini daha bitirmek üzereydim. Annemin ölümü ailemiz için büyük bir kayıptı. Babam öldükten sonra her şeyi tek başına sırtlanmıştı. Evimizde hergün düzenli çıkacak yemek menüsünden, hizmetçilerin kıyafetleri, mobilyaların düzeni, şekli, yeri, modelinden tutun da işlerimizin, toplantılarımızın, eğitimlerimizin hatta eğilimlerimizin kararına varana kadar her şey onun ellerinden çıkar, bizleri ve hayatlarımızı o planlardı.

İnsanlar yaşamlarıyla ilgili ilk endişeleri duydukları andan itibaren düşünce biriktirir, onları bir kutuya koyar ve gerektikçe çıkarır zamana, zemine göre uyumlayarak gerçekleştirmeye çabalar. Oysa annem öyle değildi. Onun düşünceleri her yerde ve her şeyin üzerine adeta sinmiş gibiydi. Elbette ilerleyebilmek ve kendi yolunuzu bulabilmek için onun bu düşünce saçıntılarını yolunuzun üzerinden kaldırmanız gerekiyordu. Bu kudret ve iradeye, belki de bu kadar ayrıntılı bir düşünsel eyleme kimsenin gücü yetmediğinden, üstelik annemin kurguladığı eylemler hep mükemmellikle neticelendiğinden, onun bizler için hazırladığı cennete direnemezdik.

Her alışılmış zaferinin ardından dikkatle gözlerdim onu; en ufak bir kudret belirtisi, despotluk, ya da zafer sarhoşluğu yaşamazdı, aksine her zamankinden daha yumuşak, kırılgan ve zarif bir hal alırdı. Ona boşuna tapmıyorlardı. Annemle her zaman anlaştığımız söylenemezdi elbette ama anlaşmazlıklarımızı da ufak tefek gönül sıyrıklarıyla atlatmayı bilirdik.

Otuzumdan gün sürerken evleneceğim kişiyi seçme eyleminden haberdar oldum, tabii ki tesadüfen!!! Annelik içgüdüsü olarak değerlendirdiğim eylem, gelin adayıyla yurtdışına beni görmeye gelmesiyle onarılmaz bir hal aldı. Ayrıntılarla tekrar acı çekmek istemiyorum; o zamanlar hayatımdaki kişinin kimliğini de öğrenince aramızdaki uçurum aşılmaz oldu. Döndükten sonraki son telefon konuşmamızın ardından söylediklerine göre ani bir kalp kriziyle kaybetmiştik onu.

Geri Döndüm.

Kendimi önce kendime, sonra söze dökmeseler de annemin ölümünden beni sorumlu tutan herkese affettirmek için var gücümle çalıştım, en az on yıllık geleceği çoktan çizilmiş şirketlerimizde. Fakat nasıl desem; yüzüme söylenen bir şey olmamasına rağmen kimse beni görmek ve duymak istemiyordu sanki. Hiç kimse, herkese cennet bahşeden yeri doldurulamayacak bir annenin ölümüne neden olanı affedemiyordu bir türlü.

Dönüp eğitimimi tamamlamaya karar verdim, belki o zamana kadar bazı şeyler yoluna girerdi, üstelik uğruna annemi yitirdiğim insan da beni bin umutla bekliyordu. Olan olmuştu hiç değilse sevdiğime, sevgime sahip çıkabilmeliydim. Fakat dönüşümde onun da aptalca bir kazaya kurban gittiğini, balkondan düşüp öldüğünü öğrendim. Artık her şey bitmişti benim için.

Kendi soluğunu kesmeye cesareti olmayan zavallı insanların ölümü beklemesi, her günü aynı sabahlara karanlık bir kutuda uyanmak gibidir. Üstelik karanlık kutu gün içinde hareketlenir ve sizde, sonsuz bir boşluğa hızla düşüyor hissini yaşatmak için işbaşı yapar. Böylece siz o özlemle beklediğiniz ölümünüzün bile sıkıcı bir sıradanlığa büründüğünü görürsünüz.

Kendimi bir zamanlar birlikte mutlulukla yaşadığımız evimize kapattım, kimseyi görmek istemiyordum. Evdeki herkese bir bir yol verdim. Emektarımız Murtaza Efendi ve ben tam yirmi yıldır artık izbe bir eve dönüşen yarısı yıkık köşkte bir türlü gelmeyen ölümü bekliyorduk.

Bir gün; evi hallaç pamuğu gibi atan hırsızlardan rahatsız olan komşuların şikayeti üzerine, bir komiser eşliğinde iki hanım geldiler beni ziyarete…

Uzun uzun konuştuk. Komiser hırsızların umurumda olmamasına bir türlü akıl sır erdiremedi, yasal işlem yapacağını ve evi tahliye etmemiz gerektiğini söylüyordu, dediğine göre böyle bir ev hayatî tehlike arz ediyormuş .Ona “Hangi hayat?” diye sordum. Bunun üzerine doktor olduğunu söyleyen kırk beş elli yaşlarındaki bayan aksi halde akıl sağlığım için doktora sevk edilmem gerektiğini son derece nazik cümlelerle anlattı bana. Umurumda değildi, avazım çıktığı kadar bağırarak ellerinden geleni esirgememelerini söyledim onlara. O ana kadar sırtı dönük bir biçimde devamlı dışarıyı seyreden genç hanım bana dönerek; “Benim için de mi çıkmazsınız bu köşkten?” dedi.

Şaşırmıştım. Fakat karşıma geçip annemin çocukluğuma ait suretiyle yüzüme baktığında yerin ayaklarımın altından hızlıca kaydığını hissettim.

Bayılmışım.

Gözlerimi açtığımda bir hastahanenin acil servisindeydim. Tüm hikâyeyi öğrenmem bir kaç gün sürdü, adı Umut ve benim kızım.

Kızım, ikimiz için yaşamımı değiştirmemi istiyordu. Her türlü maddi desteği sağlayabileceğimi ancak onun için bir şeyler kotarmak, toparlanmak ve birbirimizin hayatlarına dahil olmak gibi bir eyleme çok geç kaldığımızı anlattım günlerce. Daha yaşarken cennetten kovulduğumu da söyledim en son. Fakat soyunun kadınları gibi inatçı ve ikna yeteneği yüksek bir genç hanımdı. Bana son olarak söylediği şey hâlâ kulaklarımda;

“Sanırım cennetten kovulma hikâyesini yanlış anlıyoruz biz. Kadının doğum sancılarına, erkeğinse efendiliğe mahkum edilişini, Tanrının cezası olarak gördük hep. Oysa doğum her keresinde dünyaya ulaşmış bir yenilik ve efendilik ise köleye hükmetmek değil, yeniliği sağduyuyla inove edip hayata geçirmek ve yaşatmak olarak algılanmalıydı. Yani yeninin mimarı kadın, onu hayata uyumlayan erkek olmalıydı. O zaman Dünya’da bir cennet olmaz mıydı? Belki de Tanrı yeniden bir cennet yaratmamızı istemiştir.”

Böyle başladı hikâyemiz, haklıydı. Yeni bir yaşama yelken açtık birlikte, uzun zamandır ilk kez tam istediğim yerde, istediğim zaman diliminde ve istediğim bir hayatta kızımlayım. Kısa süreli ayrılıklarımızı ve onu paylaşmak zorunda olduğum ailesini saymazsak galiba mutluyum. Zaten mutluluk “ölüme bulaşmış gizemli bir kahkaha” değil de nedir ki?

Not:
Bu öykü birbirine bağlı dört hikayenin sonuncusu. Diğerlerini de okumak için alttaki bağlantıları tıklayabilirsiniz.

Ne?
Kanatlar
Nasıl?
Cennet

Zeynep Mete

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Didem Elif 2 Mart 2019 at 10:12

    “Belki de Tanrı yeniden bir cennet yaratmamızı istemiştir.”
     
    Belki de…
     
    💛

  • Cevapla Zeynep Mete 2 Mart 2019 at 11:37

    Belki de…
     
    Sevgilerimle Didem Elif…

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 4 Mart 2019 at 13:24

    Muazzam bir dörtlemeydi. Arada girip girip okuyorum. Yüreğine, kalemine sağlık.
     
    Yayınlamam için yolladığın her öykü bana ulaştığında büyük bir merakla açıyorum dosyayı. Ve her seferinde “İnanılmaz yetenek,” deyip bitiriyorum okumayı 🙃
     
    Ne diyebilirim ki; burada olduğun için gurur duyuyorum kesinlikle.
     
    Kucak dolusu sevgiler ❤️

  • Cevapla Zeynep Mete 4 Mart 2019 at 20:26

    Sevgili Didem,
    Marifet desteklenirse başarıya ulaşır. Kıymetli desteğin için minnettarım, çok teşekkür ediyorum. Eğer ortada senin bana layık gördüğün bir güzellik varsa bu başta senin, sitede yazan tüm kardeşlerimin ve bizleri buluşturduğun okuyucularımızındır. Ben hepinizi sevgi ve minnetle kucaklıyorum, iyi ki varsınız, güzel kalplerinizle bin yaşayın.
     
    Sevgilerimle…

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan