“Canım, sokak lambasının da yaşı olur mu?” demeyin.
Benim îmal târihimden bugüne tam 15 kış geçti. Bu otoyolun yapılmasıyla ben ve yüzlerce arkadaşım büyük bir sevinçle dikildik buraya. Zamanın en gelişmiş teknolojisiyle yapılmıştık; hani sizin, güneş gittiğinde otomatik yandığını sandığınız şekilde tasarlanmıştık. Eh, hafiften rengimiz de güneş gibi yumuşak olunca, o zamanlar epey havalıydık.
Şansıma, benim dikildiğim yer otoyolun en güzel noktalarından biriydi. Çift lambamın biri yola, diğeri ise arkamda uzanan uçsuz bucaksız yeşilliklere bakardı. Benim dememle birkaç kış, sizin deyiminizle birkaç yıl böyle mutlu yaşadım. Tek şikâyetim, en yakınımdaki lambanın 100 metre uzakta olmasıydı. Rüzgârlı havalarda birbirimize sesimizi duyurmak kolaydı ama yağmurda, fırtınada, hele de siste yapayalnız kalırdım.
Kışlar çoğala çoğala üst üste eklendi, arkamda uzanan yeşillikler beton yığınlarıyla doldu. Eskiden olsa hangi kamyonun, hangi arabanın ne zaman geçeceğini bilir, hattâ bazılarını beklerdim. Ama şimdi öyle mi? Otoyol öyle kalabalık ki araçların gürültüsü beni bile bezdiriyor, kaçıp gitmek istiyorum.
Çok eğlenceli zamanlar da olurdu; gelin-düğün konvoyları geçer, asker uğurlamaları yapılırdı. Bunu çok severdim çünkü hepsi akşamüstü olurdu; ben ve arkadaşlarım ışıklarımızla onlara katılır, kimse fark etmese de biz de onlarla eğlenir, mutlu olurduk.
15 kışın sonunda, bir gün beni ve bütün arkadaşlarımı şaşırtan bir şey oldu.
Güneş battı, akşam oldu ama ışıklarımız yanmadı. Arada sırada tek tük sönenimiz olurdu ama böylesi hiç yaşanmamıştı. Tam bu şaşkınlığı yaşarken, bizi buraya diken insanlar büyük araçlarıyla geldiler ve hepimizi tek tek sökmeye başladılar.
Ağaç değildik belki ama bizim de burada bir kökümüz olmuştu. Dostluğumuz, birlikteliğimiz vardı. Çaresizlik içinde, onların istediği gibi sessiz çığlıklar atarak kamyonlara doluştuk. Uzun yollar gittik… Yok olmak buydu bizim için. Çöplüğe giden, kırılıp dökülen lambaların hikâyelerini duyardık; şimdi biz de o eski lambalar gibi, nereye gittiğimizi bilmeden bekliyorduk.
Kışın sonunda söküldüğüm gürültülü otoyoldan, aylar sonra güzel bir sahil kasabasının limanına vardım. Denizin hafif dalgalandığı, rüzgârın usul usul estiği bir akşamüstü… Denizden gelen tuzlu havayı içime çekiyorum.
Tek başınayım…
Deniz kenarındaki taşların üzerine oturmuş, sohbet eden yaşlı bir çifti izliyorum. Yüzlerindeki huzuru ve yılların getirdiği dostluğu seyrederken, kendi yolculuğumu düşünmeden edemiyorum.
Işığımın altında geçip giden yeni arkadaşlarım var artık.
Meselâ, kasabaya yeni taşınan genç bir ressam arkadaşım var. İlham aramak için geldiği bu yerde, ışığımın altındaki köşeyi keşfettiğinden beri birlikteyiz. Fırçasından çıkan renkler, ışığımla yeni bir anlam kazanmaya başladı. Zamanla, hikâyemi biliyormuşçasına, bunun kendi içsel yolculuğuna ilham verdiğine inandı. Bunu, resim yaparken benimle konuşur gibi söylediklerinden anlıyorum.
Neredeyse her akşamüstü, güneş ufukta kaybolmaya başladığında geldiği köşesinde tuvalini açıp ilk fırça darbelerini atarken, ben de onun heyecanını ve sanata olan tutkusunu hissediyorum.
Böylece, ikimiz birbirimizin dünyalarına adım atarken, kasabanın sessizliğinde bir dostluk ve ilham köprüsü kuruyoruz.
Bir de Ali amcamız var. Her akşam gün batımına doğru, limana eski balıkçı teknesiyle yavaşça yanaşır ve bana gülümser. Ali amca, balık tutmanın yanı sıra kasabanın tarihini ve eski hikâyelerini de bilir. Uzun saatler boyunca sırtını bana dayayıp anlattığı çok olmuştur.
O akşam da, Ali amca teknesinden inerken, yanı başımdaki yerinde oturan genç ressama dönüp,
“Deniz, bana her zaman sabrı ve yaşamın gerçek anlamını öğretti. Senin de bu kasabada yaratacağın her bir eser, bu toprakların ruhunu yansıtacak” dediğinde, bu sözler genç ressamımın dünyasında yeni bir ilham kaynağı olurken, benim de hikâyeme yeni katmanlar kattı.
Tam tepemde yuva yapan kuş, akşamüstünün verdiği rehâvetle yuvasından dışarı bakarken ışığıma doğru hafifçe kanat çırptı. Etrafımdaki insanları, ressamı ve Ali amcayı izlerken, hikâyelerin bir parçası olduğunu hissetti.
O tatlı kuş bile artık her sabah uyandığında, ışığımla birlikte kasabanın ve oradaki insanların hikâyelerini, benim gibi büyük bir hevesle dinler oldu.
Kasabanın ışıkları arasında yavaşça parıldarken, bir an geçmişe gittim; otobandaki gürültülü, hızlı ve yalnız günlerimi düşündüm.
“Belki otoyolda yalnızdım, ama burada, kasabanın ışıkları arasında, gerçek anlamı buldum. İnsanların bir araya gelip birbirlerine destek olduğu bu kasabada, her bir ışık bir umut, her bir gülüş bir hikâye demek benim için.”
İnsanların gözlerindeki huzur, gülüşleri, küçük sohbetleri… Bunlar, ışığımla her yansıdığında birer melodiyi andırıyor.
“Bu kasaba, bana anlam kattı” dedim içimden gülümseyerek.
“Artık upuzun otoyolların tek lambası değil, bu limanın en güzel sokak lambasıyım.”
Bundan sonra, otobandan geçerken sokak lambalarına bir göz atıp selâm vermeyi unutmayın.
Kim bilir, belki de duyabilenler için her birinin bir sesi, her ışığın bir anlamı vardır.
Funda Kosova©





8 YORUMLAR
Fundacım ne güzel bir yaşam öyküsü, içinde hep umut ve sevgi dolu kötülük hiç yok. Lambanın sökülmesi bile kötü değil bence.
Lamba çalışmalarından dolayı terfi ettirilmiş, bir kıyı kasabasına tayini çıkmış.
Keşke insanların büyük çoğunluğu da bu lamba gibi çalışırken iyiliklere tanık olsalar, geri kalan hayatlarında bir kıyı kasabasında deniz kenarında mutlu mesut yaşasalar.
Senin öykülerini okurken, dünya 15 dakikalığına güzel oluyor 😍
Üstad, ne güzel demişsin. Hayata bakış açım polyanna kadar olmasa da hep iyilik ve güzellik üzerine. Ama yaşadığımız gerçek dünyada 15 dakikalığına bile hayal kurdurabilip gülümsetiyorsam ne mutlu bana.
Kimbilir belki de dünya bir gün böyle bir yer olur. 🙂
Keyifle okuduğum bir yazın daha. Okuduğumda içimi bir huzur kaplıyor belirtmeden edemedim. Başarılarının ve yazılarının devamını diliyorum.
Canım benim. Kimbilir belki bu kasabanın yerini bilen biri vardır 🥰
Çok özgün bir konu, tebrik ederim. Okuması çok keyifliydi 🍀
Sevgili Pınar, yorumun için çok teşekkür ederim.
Dile gelen ışık içimizdeki ışıktır belki de.
Keyif almana çok sevindim.
Sevgilerimle 🍀😊
Açıkçası Sokak Lambalarını gece olduğunda insana ferahlık veren ve karanlıktan kurtaran aydınlık olarak tanımlardım ancak bu kadar duygusal gözlemlemek ve ruh katmak ve bunu yazarken karşı tarafı içine çekmek ayrı bir ustalık olmuş .Hayal dünyanıza ,düşüncelerinize sağlık .
Sevgili Yasemin, yazı dünyama hoşgeldin 🙂 beğenmiş olmana çok sevindim, yolculuk uzun umarım hep birlikte ilerleriz.
Sevgilerimle,