
Los Angeles’ın sinematografik gecesinden Las Vegas’ın neon ışıltılarına uzanan büyüleyici bir yolculuk
Aslında yıllardır gitmeyi istediğim ama bir şekilde gerçekleşmeyen bu seyahati, başka bir seyahati iptal etmek zorunda kalınca ayarladım. Yani organizasyon geç oldu. Uçak biletini bile yakın tarihte almak zorunda kaldık. Biraz da çocuğun eğitim meseleleri sebebiyle geciktik. Ama plan aslında yıllardır zihnimdeydi. Yaklaşık 25 yıldır Los Angeles’a (LA) gitme hayalim vardı. Ama son on yıldır yaşım ve deneyimimle orantılı farklı bir gezi planı çıkardım. Yani 25 yıl önce hayalimdeki plan, son 10 yılda sosyal medya sayesinde değişti. Örneğin kanyon fikri zihnimde son 10 yıldır falan var. Ama Sphere örneğin yeni bir oditoryum; dolayısıyla o plana sonradan dahil oldu.
Öncelikle şu kısmı belirtmem gerek. Planı yaparken deneyime önem verdim. Yani Los Angeles’ı seyahat edenlerin genelde yaptığı gibi “En önemli yerlerini gezeyim” gibi bir özel isteğim olmadı. Biraz da araştırma yapınca insanların “Gör” dediği yerlerin pek de ilgimi çekmediğini belirteyim. Benim aradığım ise daha çok mümkün olduğu kadar Amerikan kültürünü Avrupa’dan farklı kılan deneyimlere odaklanmak oldu.
Örneğin “film endüstrisi”, “Amerika kıtasına Avrupalılar ayak basmadan önce yaşayan halkların önem verdiği bir yeri ziyaret etmek ve biraz olsun kültürüyle karşılaşmak”, “günah şehrini deneyimlemek”, “en az bir doğal güzelliğe hayran hayran bakmak” ve diğer yandan “bir veya bir kaç mühendislik harikasını yakından görmek” gibi deneyimleri bir araya getirmek istedim.
Yani mesela LA foto sembollerinden biri olan sonsuz pembe renkli duvar veya Beverly Hills veya Hollywood yıldızlarının üzerinde yürümek de eğlenceli olabilirdi eğer vaktimiz olsaydı. 😂
Ama özellikle Hollywood bölgesindeki sokaklarda yaşamak zorunda olan insanlar her ne kadar dünyanın gerçeği olsa da benim ülkemde beterin beteri haberleri dinlemekten pişen beynimi daha pozitif deneyimlerle beslemeyi tercih ettim. Zaten yılda bir kez yapabileceğimiz ve hatta benim 25 yılda bir kez yapabildiğim bir seyahati açıkçası hayatın bu çirkin yüzüyle negatife çevirmek istemedim. Doğruya doğru! Üstelik çocuğumuz bu tip durumlara aşırı duyarlı ve gördüğünde ciddi oranda üzülecekti ve zihninde negatif bir görüntü kalmasını istemedim. Diyorum ya bizim haberlerde bin beteri zaten var; bir de seyahatte olmasın!
Gezimize LA’den başladık
Önce havalimanını biraz anlatayım. Öncelikle araba kiralama veya cep telefonu hattı satın alma gibi çok pratik olması gereken bir takım hizmetler bu havalimanının içinde yer almıyor. Halbuki bizimki de dahil pek çok Avrupa ve Asya ülkesinde bu var. Dışarı çıkıp araç kiralama şirketlerinin logosu olan otobüslere binmelisiniz. Bunlar havalimanına sanırım 3-5 km mesafede olan kiralama merkezine götürüyor. Sıraya giriyorsunuz ve aracınızı alıyorsunuz. Tabii ben bu kısmı farklı hayal etmiştim. Hemen arabayı alır gideriz sanıyordum ama bu şartlarda biz 2 saat kaybettik.
Oteli ayarlarken neye dikkat ettim: Şimdi LA’de özellikle görmeye önem verdiğim bir tema parka yakın olması gerekiyordu. Ya Universal stüdyosuna yakın olacaktı ya da Disneyland’e. aklıma Tokyo Disney tecrübemiz geldi: Oradan oraya park içinde koşup, sıra beklediğimiz ve müthiş yorulduğumuz anılarım aklıma gelince ve bir de LA trafiğinin can sıkıcı şekilde yoğun olduğu gerçeği ile birleşince kararımı Anaheim’dan yana kıldım. Hatta booking.com’dan otel ayarlarken kaç dakikada yürünebilir kısmına bile baktım. 😂 Ne kadar yakın o kadar iyi. Buna karşılık bir günümüz Universal Studios’a gitmek için trafikte heba edilebilir geldi bana. Ve doğru kararmış!
İkinci Gün
Gezimizin ikinci gününü tamamen Universal Studios’a ayırdık. Gitmeden önce biletleri internet sitesinden satın almıştım. Sitede hızlı geçiş için kişi başı 100usd isteniyordu ve bunu almadım. Risk aldım açıkçası çünkü değmeyeceğini düşündüm ve bu da haklı çıktı! 😅 Disney kadar aşırı kalabalık değildi dolayısıyla çok sıra beklemeden vakit geçirdik. Bu arada tüm tema parklarda selfie çubuğu yasak!
Neyse burada Harry Potter, Transformers ve Jurassic park sürüş deneyimleri bence en güzeliydi. Fakat Mumya ve Süper Mario deneyimlerini de beğendim. Bu sürüş deneyimlerinde örneğin Transformers’da üç boyutlu gözlük takıyorsunuz ve bildiğiniz filmin bir karakteri gibi oradan oraya fırlatılıyorsunuz, yüksek yerden düşüyorsunuz. Aslında düşmüyorsunuz sadece öyle algılıyorsunuz. Aynı şekilde Harry Potter’da Quidich turnuvasında süpürgenin üzerinden yüksek kalenin tepesinden uçtuğunuzu hissediyorsunuz.
Süper Mario’da ise artırılmış gerçeklik gözlükleri ile sürüş alanında olmayan ve sadece gözlük ile görebileceğiniz eğlenceli karakterle sürüş yapıyorsunuz.
Bu arada Fast and Furious (Hızlı ve Öfkeli) sürüş deneyimi şimdilik stüdyo gezisi kısmında ama daha iyisi şu anda inşa ediliyor. Bir de King Kong ve su basan metro deneyimi var. Bu da stüdyo gezisi kısmında. Arkadaşım Didem, yıllar evvel buraya gittiğinde stüdyo gezisinde Geleceğe Dönüş setini gezdirmişler. Fakat bu bizde yoktu. Onun yerine mesela son zamanların dikkat çeken yönetmeni Jordan Peele. Nope filminin ve Dünyalar Savaşının setinde biraz gezdik. Tüm bu geziler zıplamalı, hoplamalı şekilde oluyor dolayısıyla selfi stick yasak. Otopark ücreti 35usd ve otoparktan tema parka geçişte AVM’de hediyelik eşya ve restoranlar var.
Buradan saat beşte ayrıldık ve dönüşte yol üzerindeki Santa Monica iskelesine uğradık.
Restoranların, lunaparkın olduğu ve hoş bir gün batımı seyredebileceğiniz yer.
Santa Monica iskelesi ve sahili. Bu iskele sözüm ona Route 66’nın bittiği nokta ve bu bitiş tabelası önünde bayağı bir sıra vardı. Ama biz sıra bekleyemedik. Onun yerine biraz uzaktan foto çektik. Sonra iskelenin arka kısmında kimselerin olmadığı bir yerde yine başka bir tabela vardı. Renk ve desen olarak çok daha güzel bir fotoğraf zemini olacağı için onu kullandık. 😂 Buranın da olayı bu ne yapalım. 😂 Kocaman bir iskele ve restoranlar var. Kocaman bir sahil. Harika bir gün batımı var; pek çok müzisyen, karikatürist, ressam da sanatını yapıyor.
Üçüncü Gün: Disneyland Gezisi
Sabah kalkıp kahvaltıya indik. O esnada ben otel misafiri bir kadınla biraz sohbet ettim. Dedim ki “Yürüyerek gidilir mi buradan? Harita öyle gösteriyor. Ama gerçekte nasıl kontrol etmek lazım”. Bu kadın sağolsun “Arabayla gidin çok da yürüme mesafesi değil ve bir de gece dönerken çok yorgun olacaksınız. Yürümeniz zor olur” dedi. Meğer fikir danışarak aşırı iyi bir hareket yapmışım. Otelimizden ulaşmak araba ile 7 dakika sürdü ve bu kadın haklı çıktı. Burada da selfie çubuğu yasak bu arada. Arabaya bırakmak zorunda kaldık ve iyi ki araba ile gelmişiz dediğim bir an oldu.
Burası için de biletleri internet üzerinden satın aldım. Bu sefer “Lightning Lane” (hızlı geçiş) özelliği ile ilave bedel ödeyerek aldım. Açıkçası çok isabetli bir karar oldu. Park uygulamasını mutlaka cep telefonuna yükleyin çok işe yarıyor hatta sanal sıra oluşturulduğunda telefondan takip ediyorsunuz ve biz bu şekilde mesela Haunted Mansion (Perili Ev) önünde sırada beklemek yerine sanal sıraya girdik ve yaklaşık 4 saat bekledik. Sıra numaramız geldiğinde o alana gittik ama öncesinde başka yerlere uğradık. Bu arada sanırım Disney’in en çok sevilen sürüşü çünkü hiç bir başka alanda böyle bir sıra yoktu.
Lightning lane için de her seferinde tek bir sıraya giriyorsunuz uygulama üzerinden mesela bekleme süreniz 45 dakika ise son 5 dakikada kapıda olmanız yeterli. Daha erken gitmenizi istemiyorlar. Bu şekilde pek çok sürüş deneyiminde eğlendik.
Bizim çocuk bir ara sıkıldı da biz ana baba olarak Winnie the Pooh sürüşü yaptık. Bizimki bizi dışarıda bekledi. 😂
Ama zorla “It’s a tiny world”e götürdük çok sevimliydi. Karayip Korsanları, nehir gezisi eğlenceliydi. Ama benim için en güzel an tabiki de Star Wars alanı idi. Arada Stormtroopers gezinip bize adam olun; imparatorluğa isyan etmeyin falan dediler. 😂 R2D2 gerçek boyutta idi ve ses efektleri aynıydı. Etrafta gezdi ve küçük padawanları (çırakları) eğitti. Ve en sevdiğim Chewbacca ile karşılaşıp poz verme anım oldu. Ve tabii ki pilot olarak işe alındım ve mini bir Millennium Falcon “uçurdum”. Işık hızıyla uzaya mı çıkmadık başka gezegenlere mi gitmedik. Neler yaptık neler.
Bu alandaki restoranda “Koefte” yedim yani bizim köfte. 😂 Su doldurmak için tema parklarda alanlar var, benim içimden bir ses yanına matara al demişti. Ta İstanbul’da bavul hazırlarken ve tabii çok işe yaradı. Bu alanlardan bol bol su içebildik. Star Wars alanındakinde su doldurulan yerde çok eğlenceli bir maket yapmışlar. Siz suyu doldurdukça yandaki pencerede su azalıyor ve suyun içindeki yaratık ortaya çıkıyor. Artık suyunuzu içerken aklınızda o var. 😂 Burada tek bir sürüş bozulduğu için binemedik ona üzüldüm. Ve bir de açıkçası Indiana Jones sürüşüne binemediğimize üzüldüm ama park çok büyük ve kalabalık dolayısıyla biz yine elimizden geldiğince çok deneyim yaşadık. Saatimizin raporuna göre tüm gün parkında içinde oradan oraya 14 km yürümüşüz!
Akşam ise gece karanlığında Cadılar Bayramı (Halloween) temalı ışık gösterisini seyrettik. Gerçekten güzeldi. Açıkçası geçiş töreni bekliyordum. Fakat bu farklı oldu. Hiç de fena olmadı aslında.
Artık gece iyice yorulup 5 dakika sonra otele vardığımızda iyi ki arabayla gelmişiz dedik.
4. Gün: Los Angeles’tan Las Vegas’a Gidiş
Sabah kahvaltımızı edip direkt yola çıktık. İnternetten öğrendiğim kadarıyla 4 saatlik bir yol ve genelde çok da durak olmayan bir yol idi. Hayır, bu bilgi çok da doğru değil. Açıkçası yola çıkmadan önce bir ıssızlık beklediğimiz için benzin aldık ama beklediğimiz ya da anlatılan kadar ıssız bir yol değildi. Hatta bu bilgi aslında yol üstü durakları hakkındaki bilgi ile de çelişiyordu.
İlk Durağımız “Peggy Sue’s Fifties Diner”
Tam bir 50’li yılları yansıtan yol üstü küçük bir restoran. Biz içeri girdiğimizde çok kalabalıktı ama hediyelik eşya dükkanında kendimi kaybettim. Gerçi bir şey satın almadım ama hepsi çok eğlenceli ürünler buldum. Aynı hizada yolun tam karşısında ise Calico Hayalet Kasabası var.
Calico bundan yaklaşık 150 yıl kadar önce gümüş madeni için kurulmuş bir kasaba. Şu anda daha çok restoranlar ve bir kaç hediyelik eşya dükkanı var. Kasabanın biraz tepelik bir noktasından tüm alanı görebilirsiniz. Bazı araçlar ve bir ev özellikle olduğu gibi bırakılmış. Kasabada bir restoranda yemek yedik. Tuvalette ve restoranın girişinde çıngıraklı yılan uyarısı vardı. Neyse ki karşılaşmadık.
Sonraki durağımız ise Alien Fresh Jerky isimli bir market.
Burası aslında 51. Bölgeye çok yakın değil. Ama yakın sayılır ve bundan nasiplenmek için böyle bir konsept dükkan oluşturmuşlar. İçeride Marslı Sodası, efendim uzaylı zımbırtısı ürünler satılıyor. Ve bir bankta foto çekebilirsiniz. Dışarıda da uzaylı polislerin arabası var. Neyse eğlenceli işte.
Ve en son Las Vegas’a varmazdan hemen önce yine instagramda görüp bayıldığım bir sanat enstelasyonu vardı, onu da pas geçmedik.

Yıllardır instagramda bir sürü fotoğrafını görüp renklerine bayıldığım bu sanat eseri neyse ki yolumuzun üstündeydi de görme şansımız oldu. Ama hayır o kadar güzeller ki 🧡💛💚💙💜🖤. Bu bilgileri toplarladım 👉🏻 Uluslararası üne sahip İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone’nin eseri Yedi Sihirli Dağ, Las Vegas, Nevada’nın yaklaşık on mil güneyinde, Jean Dry Lake ve Interstate 15’in yakınında yer alan büyük ölçekli bir sanat enstalasyonudur. On metreden fazla yükseklikte duran renkli, yığılmış kayalardan oluşan yedi kuleyi simgeleyen “Yedi Sihirli Dağ”, Ivanpah Vadisi’nde, Sheep Mountain ile McCullough, Bird Spring ve Goodsprings dağ sıralarının bitişiğinde yer almaktadır. Çöldeki insan varlığının yaratıcı bir ifadesi olan Yedi Sihirli Dağ, Mojave kabilesini şiirsel bir biçim ve renk patlamasıyla temsil ediyor.
Ve nihayet Vegas’a vardık.
5. Gün: Las Vegas
Herkes buraya otelleri için geliyor. İşte adı üstünde günah şehri olduğu için oteller, otellerin havuzları, sokaklar ilginç insan manzaraları ile dolu. Açıkçası rahatsız oldum sanki. Yani aklımda harika anılar bıraktı “wow” diyemeyeceğim. Hatta aklımda kalan anılar şöyle mesela: Etrafta korkunç bir 🌿 kokusu var. Bayağı var; boğazımızı yakacak kadar hem de! Meğer bu eyalet serbest bırakmış, ondan dolayı otel koridoru bile berbat kokuyordu. Bir kişi pofurdayarak yanımızdan geçti ve bizi de o berbat kokuya maruz bıraktı. Oğlum aşırı rahatsız oldu ve hatta ortamdan nefret etti. Aslında bunun için teşekkürler Las Vegas sayende çocuğumun aklı başında olduğunu bir kez daha gördüm.
İkinci olarak da kadınların durumu. Ortada pek çok güzel genç kadın yarı çıplak yürüyor ve fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Bunu da anılarıma katmak istemedim. Bir şey beni rahatsız etti. Tarif etmekte zorlanıyorum. Sonra buldum sebebini. Başka bir anda neredeyse iki metre boyunda bi adamın yine böyle yarı çıplak bir hatunun üzerine eğilip “O…. Beni rahat bırak” diye kadını taciz ettiğine şahit oldum. Neyse ki bu salağın arkadaşları herifi tuttu. Ne yapacağımı bilemedim. Kendi ülkem olsa hadi müdahale edeyim. Başka ülke olunca karışmamanın daha akıllıca olacağını düşündüm çünkü sen turistsin ama o manyak o ülkenin vatandaşı. Mecburen kafamı çevirdim.
Kısaca sevmedim Las Vegas’ı.
İlk vardığımız gün eşim ve oğlum yolda hastalandıklarından ötürü biraz dinlenmek istediler. Dolayısıyla o gün için planladığım Hoover Dam gezisini son güne kaydırdık. Yorgunluktan mahvolduğumuz icin gezmedik ama ertesi gün yani 5. Gün ise sadece yavaş tempo ile yakınlardaki best buy mağazasına ve marketlere gittik. Bir de otelimize 20 dakika yürüme mesafesinde olan Sphere’a gittik. Sphere bir mühendislik harikası yeni nesil bir oditoryum. İnanılmaz bir ses ve görüntü düzeni var. Gezmek isteyen herkese gerçekten önereceğim bir deneyim. Biz dünyadan ve Türkiye’den de pek çok görüntünün kullanıldığı bir Aranovski filmi seyrettik.
Bina adı üstünde bir küre şeklinde ve üzerinde binlerce ekran var. Bu ekranlara muhteşem görüntüler veriliyor gece gündüz. Hatta bizim otelden bile bir kısmını görebiliyorduk. Gece bazen ay yüzeyini yansıtıyorlardı. İçeride robot sergisi var. Yanlış hatırlamıyorsam biz en üst kata kadar çıktık. Yine söyleyeyim burada da sırt çantası ve selfie çubuğu yasak, mecburen sırt çantası için 10 dolara dolap kiralıyorsunuz. Biletleri buradan almak ile internet üzerinden almak arasında çok büyük bir fark olmamasına sevindim. Çünkü dediğim gibi bizimkiler hastalanınca seyahatin bu kısmındaki program doğal olarak yavaşladı.
Hatta iyi ki bu kadar önden planlama yapmamışım da dedim.
Sabaha karşı 4 gibi uyanıp yola çıkacağımız için oyalanmadan otele geri döndük. Altıncı günümüzde, Sabah 4’te otelimizin arka kapısından karşı otele geçip bizi alacak olan tur otobüsünü beklemeye gittik.
Bu turun biletlerini bizim otelin yanındaki küçük caddede bir standdan aldık. Bu da internette satılıyordu. Ama bedeli biraz tuzlu olduğu için internet üzerinden direkt ödeme yapmaya pek güvenemedim. Disney ve Universal sonuçta tanıdığımız firmalar ama tur şirketleri için emin olamadım.
Bugünü tamamen iki doğa harikasına ayırdık. Burayı hep instagramdaki güzel fotoğraflar sayesinde görüp öğrendim. Sanıyorum dünya üzerinde böyle bir yer yok. Bu kanyonlar çok güzel ve özel. Tur rehberimiz ve şoför hanım geç kalan misafirleri beklemeyerek bizi önce bir hizaya soktular. 😂 Anladık ki böyle geç kalmaya tahammül etmeyecekler ve bırakıp gidecekler ona göre hizamızı aldık.
Arizona eyaleti sınırları içindeki Horse Shoe Bend at nalı şeklinde (ismi de ondan dolayı horse shoe bend).
Ancak daha fazla vakit olsaydı aslında Las Vegas-Los Angeles-Arizona üçgeninde konaklayarak seyahat etmek daha güzel olabilirdi. Çünkü gördüğüm ve öğrendiğim kadarıyla özellikle Arizona ve Utah eyaletlerinde aynı bizim iç Anadolu gibi harika doğal güzellikler var. Hepsini bu şekilde turlara para dökmeden gezmek mümkün. Umarım bir gün diğer yerleri de görebiliriz. Neyse buraya LV’tan yaklaşık 4 saatlik bir yolculukla geldik. Hatta gelirken ufak bir kaza da geçiriyorduk. Ani duran bir araba sebebiyle bizim otobüs de ani fren yaptı ve kayarak durabildik. Neyse bu maceradan sonra rehberimizin uyarısı sayesinde üzerinde durduğumuz kayaların aslında göründükleri gibi sert kaya olmadıklarını öğrendik.
Sonrasında beyim benim kenarda fotoğraf çekmemi istemedi. Hatta kayayı tutarak poz verdiğim yerde bile benim için endişe etti. 😂 Aniden çözünüyormuş kayalar. Kendi başıma selfie çubuğum ile kafaya takıp defalarca fotoğraf denediğim yere ise 3 kez falan gittim. Yine de güneş çok parlak olduğu için körlemesine fotoğraf çekebildim. En azından insan yoktu çevremde. 😂 Buranın diğer özelliği de bir km öteye gidince cep telefonu saatiniz Utah’a geçiyor ve değişiyor. 5 dakika sonra bakmışsınız saatinizin ayarı yine 1 saat oynamış; o zaman işte Arizona’ya geri döndünüz demektir. 😂 Dolayısıyla bu tip turlarda saati kaçırmamak için sayaçtan faydalanmak daha akıllıca çünkü tur şirketleri sizi geri almak üzere orada bırakıp gidiyor. 😅
Bu arada saçım başım sıcaktan dağılmış durumdaydı ama yapacak bir şey yok maalesef 😅 O sıcağa yine iyi dayandım bence.

Sonra işte asıl yıllardır bayıla bayıla fotoğraflarına baktığım Antelop Canyon’a doğru yola çıktık. Üç tane Antelop kanyon gezisi var turlarda. Biz aşağı Antelop kanyonunu seçtik çünkü renkleri çok güzel oluyormuş. Bütün kanyonlar içinde bu güzel kanyonu (Lower Antelope) seçmemin sebebi daha önce gördüğüm hiç bir yere benzemiyor olmasıydı. 🧡💛🧡💛 tek kelime ile büyüleyici idi. Belki bundan daha iyisi Upper Antelope olabilir çünkü orada daha fazla ışık oyunu var; kısmetse başka sefere. 🙏🏻 Ama başta dediğim gibi eğer Arizona turunu kendimiz araba ile yapmak için daha fazla vaktimiz olsaydı diğer kanyonları da gezerdik. Antelope Kanyonu, kısmen muson mevsimindeki yağmurların kanyonu hızla su altında bırakabilmesi nedeniyle, yalnızca rehberli turlarla ziyaret edilir. Ani sellerin oluşması için yağmurun Antelope Kanyonu yuvalarına veya yakınlarına düşmesi gerekmez; onlarca mil uzaktaki yağmurlar bile çok az bir uyarıyla bu yuvalara girebilir. Bizi de rehberlerimiz bunun icin uyarmıştı.
Bu seyahatimizde Amerikan tarihinin önemli bir parçası olan Navajoland yani Navaho diyarında vakit geçirmek ve biraz olsun tarihlerini ve kurdukları hükümet sistemini öğrenmek çok ilgi çekici oldu.
Eski kovboy filmlerinin sadece propaganda olduğunu ve bu filmlerde konuların bizim anladığımızdan ne kadar farklı olduğunu anlamak için Navajo yerlilerinin tarihini okumanızı tavsiye ederim.
Yedinci Gün: LV’tan Los Angeles’e dönüş

Programımızda bugüne kaydırdığımız Hoover Dam (Hoover Barajı), otelimize bir saat mesafede olduğu için önce oradan geçtik. Bu mühendislik harikasını filmlerde görüp çok etkilenmiştim, yine de barajın içinde gezmek çok güzel ve öğretici idi. Bir tarafı Nevada diğer tarafı Arizona’da olan bir baraj 1931-1935 yıllarında insa edilmiş. Bu barajı yapan işçiler yakınlardaki Boulder sehrinde kalıyorlarmış. Haliyle LV’ta paralarını çekip kumarhanelerde harcamışlar. Nitekim LV’in en kazançları zamanları bu işçilerin maaş çektikleri zamanlarmış. Bu baraj sayesinde LA, LV ve Arizonada tarım oldukça gelişmiş. Akşam LA’a vardığımızda bayağı yorgun idik. Yine de son gecemizin şerefine bir tane Barnes and Noble kitabevine uğramayı ihmal etmedik. Ertesi gun geri döneceğimiz icin oteli havalimanına yakın seçmiştim. Arabamızı iade edip yine araba kiralama firmalarının araçları ile havalimanına döndük ve uçuşumuz için hazırlandık.
Bu seyahati planlarken kimler rehberim oldu?
@hande.cilek’i uzun zamandır takip ettim ve hatta 4-5 yıl evvel bu kitap ilk çıktığında İstanbul’da olmadığım için annemden rica etmiştim. Benim için o kitabı imzalatmıştı. Hande Çilek, tahmin ettiğim gibi son derece yaklaşılabilir bir insandı ve bana da çok küçük güzel bir not yazmıştı. 🤩 Gerçekten kitapta imzayı görünce çok mutlu olmuştum. Ama bu kitabı özellikle seyahat öncesine bıraktım ki bilgiler taze olsun. Neyse önerileri dikkate aldım, özellikle Los Angeles ve Las Vegas arasındaki yolda durulacak yerlerin isimlerini ilk bu kitapta gördüm ve sonra tesadüfen Ceyda Ateş’in videosunu seyrettik. Dolayısıyla faydalı oldu. Kitapta sadece ABD seyahatleri değil Latin Amerika ülkelerinden bazıları da anlatılıyor. Bu arada harika fotoğraflar da var. Kitap ağır olmadığı için 2 günde büyük keyifle okudum, böyle zihnimi tamamen boşalttı ve güzel görsellerle ve önerilerle doldurdu.














No Comments