1965 yılının mart ayıydı. Babam yaklaşık bir aydır şehre gidiyor iş arıyordu. İç Anadolu’nun o ücra köyünde iş yoktu çünkü. Rençberlik ise bir işten sayılmıyordu o zamanlar. Yoksulluktan bahsediyorlardı sık sık. Yahu bu yoksulluk neydi? Altı yaşında bir çocuk için yoksulluk henüz bilinen bir…
Zamana meydan okuyan ruhuyla, hoş ve nostaljik bir şarkının en sade yeri gibiydi Ezgi. Ünlü sistem filozofu Hegel, zamanın ruhundan bahseder. Evet zamanın ruhu var fakat herkes yaşadığı zamanın ruhuna ait değil, sanki bambaşka bir zaman diliminden gelmiş gibi bazıları. Ezgi de o bazılarındandı…
Çocukluğum ne güzeldi… Küçük, cılız kollarımı açarak buğday tarlalarının bir ucundan bir ucuna koştuğum çocukluğum. Eve vardığımda kapının eşiğinde, eli belinde fakat yüzü şefkatle dolu, elleri soğan kokulu annemin beni bekleyişi ve bol köpüklü ayranın hayali… Babamı da severdim o zamanlar. Bir gün bana…
Babam; tenleri bakırdan bronz, kalpleri bakırdan sağlam, kültürleri bakır kadar eski insanların yaşadığı memleketim Gaziantep’te bakır işlemeciliği yapardı. Hannan Usta deyince tüm bakırcı eşrafının aklına evvela babamın çizgilerle dolu yüzüne oturmuş tebessümü, ardından ismiyle müsemma merhamet dolu gözleri, çalışkan ve yetenekli elleri gelirdi. Çarşıda…
Ben Kader, çok uzak bir yerlerden, bambaşka bir kadının kalemine hayatımı mürekkep ederek anlatıyorum… Bu ismi bana 11 yaşında kaybettiğim babam koymuş, ah canım babam! Biliyor muydun kızının başına gelecekleri? “Kader”inin kara bahtlı olacağını bilir miydin? Sahi baba, tüm yaşadıklarım kader miydi? Baba, kader…
Artık 30 yaşında genç bir kadındım, hayatımı birleştirmeyi isteyecek kadar sevdiğim ve saygı duyduğum bir adam vardı. Düğünümüz yaklaşık 2 ay sonra Furkan’ın memleketi Ankara’da ve benim memleketim İzmir’de olacaktı. Furkan’la üniversitede aynı sınıftaydık önceleri iki iyi arkadaşken daha sonra çok daha iki iyi…
* Öykünün birinci bölümü için 👉🏻 Asuman Canan’ın Hikayesi | 1 Bir sesten ibaret olan İbrahim’i görme isteği, onu koşar adım yürüterek durağa ulaştırdı. Durağa vardığında önce etrafına baktı. İbrahim’in anlattığı gibi giyinen kimse yoktu, beş altı kişi otobüs bekliyor gibiydi. Simit dolu çuvalı…
İskoçya asıllı ABD’li bilim adamı Alexander Graham Bell, 3 Mart 1847’de doğdu. 7 Mart 1876’da telefonun patentini aldı. İlk telefon şirketi olan Bell telefon şirketini 1877’de kurdu. Nereden bilebilirdi ki bugün belki bir aşkın başlangıcı ve bitişi olabilecek bir buluş ortaya koyacağını? Kilometreleri yok…
Tarihler 1988’in Mayıs ayını gösteriyordu. Yani Filistinlilerin özgürlüklerini, belki de sadece yaşama haklarını alabilmek için İsrail’e karşı başlattıkları ayaklanmanın en ateşli, en kanlı, en ölümlü günleriydi. 1987 Aralık ayında başlayan “intifada” yani ayaklanma 1993 Ağustos ayında Özerk Filistin Yönetimi’nin kabul edilmesiyle sona erecekti. Filistinliler…
Zeynep gözlerini Fındıkzade’deki tek pencereli odasında açtı. Bu odaya ilk girdiğinde bir insan nasıl sığabilir bu küçücük yere demişti; çok geçmeden bir dünyanın sığabileceği kadar genişledi bu oda onun için. Önce dünyayı, ardından okula gitmek için hazırlanan oda arkadaşı Emine’yi selamladı. Perdenin aralığından iç…
Balat’ın en eski evlerinden birinde oturuyorlardı. Kiradalardı, yoksullardı. Dışardan bakılınca döküldü dökülecekti ev. Üç katlı, ahşap bir evdi. Henüz pencereleri plastiğe bulaşmamış tüm dünyanın değişimine ayak uydurmayı reddeden, başkaldıran bir ev… 13 Numara Mekanın ruhu vardır derler ya umutları olan iki yıkık dökük insanın…










