Aşk ve Farkındalık

Gökyüzü Hırsızları | 2

16 Ocak 2020

Yazı: Gökyüzü Hırsızları | Yazan: Ateş Karadeniz

* Öykünün birinci bölümü için 👉🏻 Gökyüzü Hırsızları | 1

“Hadi yıldızları izlemeye gidelim. Kendimi bildim bileli göktaşlarını çalıyorum ama ilk defa oturup izlemek ve sizler gibi dilek dilemek istiyorum. O yüzden şimdi gözlerini sımsıkı kapat.”

Gözlerimi kapattım. Göz kapaklarım inmeden önce gördüğüm son şey yaramaz gülüşüydü. O yüzden benim de dudaklarımda istemsizce bir gülümseme belirdi. O an emin olduğum tek şey gülümsemenin, bulaşıcı bir iyileştirici etkisi olduğuydu.

Ben heyecanla beklerken, o ellerini boynuma dolayıp kendini çok bastırmadan bana sarıldı. Kokusu bahar gibiydi, bu durum fazlasıyla garipti çünkü bizim dünyamıza ait değildi. Buna rağmen üzerinde sonbaharın soğuk ama dinlendirici kokusunu taşıyordu. Kollarını benden çekti.

“Açabilirsin gözlerini.”

Bir tepenin ucunda denize bakarken buldum kendimi. Oturduğumuz buluttan yeryüzüne inmiştik ve bir adım ötemiz uçurumdu. Bulutların üzerinde seyre daldığım o açık mavi, yerini koyu laciverte bırakmıştı ve manzaramızda görünen denizin ufuk çizgisinin ardında yıldızlar parlamaya başlıyordu. Yıldızlar tüm göğü aydınlatırken bulutun üzerindeki rahatlıktan tekrar kuru toprağı hissetmek buruk bir histi.

“Yıldızları seyretmek için daha yakına gideriz sanmıştım.”

“Nerede olursan ol, yıldızlar uzak zaten. İnan bana!”

“Burası da olur. Aslında çok güzel olur, harika bir yermiş burası.”

“Bence de. Yukarıdayken burası ideal görünüyordu zaten. Hem ne demiş şair; yıldız seyrini güzelleştiren şey uzakta görünen küçük ışıklar değildir. Asıl güzelleştiren, sakin bir gece ve paylaşılabilen bir yalnızlıktır.”

Gözlerini karşıda görünen denizden çekip bana baktı.

Söylediği benim sözümdü. Öyle çok hoşuma gitmişti ki heyecandan hangi kitabımdan alıntı yaptığını bulamadım. Koskoca adam olmama rağmen, gözlerimi kaçırıp gizli bir utançla gülümsedim. Aramızda çoğalan duygular tüm klişeleri silen türdendi. Onunla sohbet etmeyi, gülmeyi ve ondan öğrenmeyi seviyordum. Beni ona asıl bağlayan şey buydu.

İnsan dilinde bunun adı aşk ya da arkadaşlık olsun. Benim için ikisinin karışımından doğan yeni bir duygunun ilk tohumuydu ve hiçbir beklentisi, hiçbir acelesi yoktu.

O da utanıp tekrar kafasını çevirdi ve gülüşüme eşlik etti.

O gülerken gamzelerindeki ışıltıyı süslemek için;

“Gel uzanalım” dedim.

“Neden?”

Yüzünde meraklı ve garipseyen bir tavır vardı.

“Yalnızlığı paylaşmak için.”

Ceketimi çıkarıp katladım ve başının geleceği hizaya koydum. Gülümseyip önce oturdu sonra uzandı. Aramızdaki mesafeyi koruyarak ben de oturup yanına uzandım.

“Oha! Böyle çok güzel oluyormuş.”

Kahkaha atıp doğrularak “Oha mı?” dedim.

“Evet. Öğreniyorum ben de bir şeyler.”

Birbirimize bakarak dakikalarca güldük.

Dünyanın en absürt anına şahitlik ediyordum ve çok güzeldi. Sonra geri yerime yattım ve yalnızlığı paylaşmaya başladık. Bu saatten sonra ne olacağı ya da bize neler getireceği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Yaşadığım bunca imkansızlığın sonu geldiğinde, bana kalan hatıraların akıl sağlığımla oynayabilme ihtimalini bile düşünmüyordum. Ne geride bıraktığım meyhane masası ne bulutların garip yumuşaklığı ne de geçmiş yılların yorgunluğu umurumda değildi. Onca imkansızlık sanki olağanmış gibi sadece anın tadını çıkarıyordum.

“Ee… Aşka neden küstüğünü hâlâ anlatmadın.”

“Yani şöyle anlatabilirim sana. Sen bizim dünyadan değilsin buna rağmen bir gökyüzü hırsızı olarak bize benzeme ihtimalin bile üzdü seni. Bir de duygu ve düşüncelerinin farkında olan insanları bir düşün. Hayat zaten çok zor. Ki önceliği düzgünce hayatta kalmak olan insanların, yüreklerinde takat bulup da aşkı öğrenme lüksü kalmadı artık. İşte bende onlardan biriyim.

Zamanında değerinden fazla özelleştirdiğim birkaç ilişkiyi gereksiz yere kafasına takmış, yaşam şartları zorlaştıkça da yeni bir maceraya gücü kalmamışlardanım. Yenisinden korktuğu için de eski acılarda bekleyenlerden. Emin ol, öğrenmek istediğin detaylarsa gözlemlediklerinden farklı değil. Her insan farklı karakterlerde de olsa, konu aşk olunca klişe yumağıyız.”

“Anlıyorum.”

“Senin aşık olduğun biri var mı? Gökyüzünde yani? Gerçi senin dışındaki tüm gökyüzü hırsızlarının duygusuz olduğunu söyledin ama…”

Tam o sırada elimi tuttu ve beni de kendiyle birlikte doğrulttu.

“Hazır mısın?”

Tam o sırada gökyüzünde bir yıldız kaydı. Daha doğrusu gökyüzü hırsızlarından biri görevini yaptı.

“Şimdi bir tane daha çalacaklar. Hadi biz de tüm insanlar gibi dilek tutalım” dedi.

Ettiği alaya hevesle inanarak, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle gözlerini kapattı ve tam o sırada hiç unutulamayacak bir manzarayla beni kendisine hayran bıraktı. Sanki gökyüzünden çalınan taşın yeryüzüne yansıttığı ışık, simli bir şekilde Aleksandrit’in yüzünden geçmişti. Rengi açık kırmızıyla lila karışımıydı ve bir anlıktı. Aynı isminin geldiği doğal taş gibi, sanki bir anlığına ruhunun rengi yüzünde yansımıştı.

Şaşkınlığıma karışan hayranlığım epey bir süre üzerimden gitmemiş olacak ki söze girdi hemen.

“Aşk benim için yeni bir şey. Ne olduğunu bilmiyorum, tek bildiğim seni tanıma isteğim. Seninle gökyüzünden aşağı inerken sarılmama gerek yoktu ama hissetmek ve öğrenmek istedim. Sadece seninle. Çünkü az zamanım kaldı. Yokluğum gökyüzünde büyük dengesizlikler yaratabilir. O yüzden kalbimi mutlu eden bu duygu sürsün diye uzattığım masumca bencilliğimi artık sonlandırmam gerekiyor.”

“Gidiyor musun yani? Bir daha görebilecek miyim seni?”

“Sen istedikçe her doğum gününde senin için geleceğim. Senden tek istediğim, eğer öyle bir hakkım varsa, aşka hiç bir zaman küsmemen. Senin kalbini görerek mutlu oluyorum.”

“Sadece doğum günlerimde mi?”

“Şimdi bile gitmek istemezken daha sık gelmek, bencilliğime yenik düşüp gökyüzünü terk etmem demek. Hani demiştin ya ‘Aşk gökyüzü gibidir. Yani o gökyüzünü sadece bir kişide görmek’ diye. Aşkı tam olarak yaşayamasam da bir şeyden eminim Fuat. Sende gördüğüm gökyüzü için her şeyden vazgeçebilirim. Evrenden bile. Bu yüzden şimdilik böyle olsa daha iyi olur. Eğer beni özlersen bunu hissederim ve sen de gökyüzüne ne zaman baksan senin için orda olduğumu…”

Durdu ve elini kalbimin üzerine koydu.

“Buradan bileceksin.”

“Belki bu sözcüğü sanatla ilgilenen her insan, belki birden fazla insana söylemiştir. Hatta ben bile… Ancak ilk defa gerçekten yerini buluyor. Tüm kalbimle söylüyorum ki sen benim en güzel manzaramı saklayan, en anlamlı anlarımı paylaşan, en mavi ilhamımsın. Seni sadece kalbimde değil. Bir imkansızı mucize kılan duygularla, hatta ölene kadar cümlelerimde yaşatacağım.”

Ben de elimi göğsümde duran elinin üzerine koyarak,

“Öldükten sonra bile.”

O bir insan değildi evet. O kendi tabiriyle daha önce hiç duymadığım bir şekilde gökyüzü hırsızıydı ve şimdi karşımda neredeyse ağlayacak, dolan gözlerimi güçsüz bırakacaktı. Sanırım o yüzden olacak ki yavaş bir şekilde elini çekti.

Tekrar sarılmadan, vedaya bulaşan tek bir hareket yapmadan gülümsemeye çalıştı.

“Bir sene sonra şiirimi dinlemek için geri geleceğim. İçimdeki yeni hislerin eski adamı.”

“En güzel şiiri senin adına yazacağım Alexa.”

“Bunu sevdim.” dedi benden uzaklaşarak.

“Şimdi lütfen gözlerini kapat.”

Tekrar gözlerimi kapattım ve açtığımda meyhane masasında buldum kendimi. Hiçbir şey değişmemiş hatta burada zaman hiç geçmemiş gibiydi. Bardağımda duran iki yudumluk rakıyı, yaşadığım tüm bu imkansızlıkların ve derin duyguların şerefine bir dikişte içtim. Bu sefer dökmemiştim. Ancak bardağın dibine baktığımda peçeteye yazılmış bir not vardı. Notu alıp cebime koydum. Birine anlatsam inanmayacağından tüm bu olayı yazabilmek için hemen hesabı ödeyip evime gittim. Kalemi elime aldığımdaysa ilk yazdığım cümleler şunlardı.

“Bir gökyüzü hırsızı, beni doğum günümde ve en umutsuz halimle alıp gökyüzüne çıkartmıştı. Bildiği en iyi şeyi yaparak, kalbime oturan taşı çalmış yerine masmavi bir gökyüzü bırakmıştı. Kaybettiğim ilhamı tekrardan bulmamı sağlamıştı. Yazmanın beni nasıl ayakta tuttuğunu, beni zinde tutarak uyuştuğum her günün derin bir çıkmaz olduğunu hatırlatmıştı. Tekrardan yazıyor olmamın ve aşka kavuşmamın canlandırıcı mutluluğuyla…”

Kalemi kağıttan çektiğimde, beynim benimle oynamak için hazırlıklara başlamıştı.

“Rüya mı gerçek mi?” arafına girmeden önce cebimdeki notu çıkardım.

Bardağımın altında bulduğumdan beri ne yazdığına bakmamıştım. Ani bir atakla titremeye başlayan ellerim katlı notu açtı.

Gözlerimden akan yaşlar mürekkebi ıslattığında yüzümdeki gülümseme de hala aşk vardı.

“Görüşmek dileğiyle, tekrar ve tekrar. Sonsuza kadar… Alexa.”

Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan