Bi' Dolu Mola

Saat Ona Geliyor

19 Kasım 2020

Öykü: Saat Ona Geliyor | Yazan: Elif Bilici

Kitabının son sayfasını çevirirken telefonundan saate baktı 21:16.

Son sayfası olmasına üzüldü, en az bir otuz sayfası daha olsa ne iyi olurdu? Neyse ki, kitaptan kaleler yapabileceği kadar çok kitap sipariş etmişti bu ay.

‘Eve gidince yenisine başlarım’ diye geçirdi içinden. Allahtan telefonun şarjı da interneti de vardı, en azından müzik dinlemeye devam edebilirdi şimdi. Aniden oturduğu koltuktan öne doğru savruldu. Ah şu İstanbul trafiğinde ani fren yapanlar!
 

*

 
Kol saatine baktı 21:20, elindeki sigara izmaritini yere attı.

Bir adım atıp durdu, neden yere atmıştı ki? Çevreye az daha duyarlı olsa olmazdı sanki. Yan sokaktan köpek havlaması geliyordu, dün onu iki sokak kovalayan köpek olmasaydı bari. Bugün hiç koşası yoktu zaten sigarayı arttırmıştı, zorlanıyordu artık merdiven çıkarken, bayırdan yürürken ya da koşarken. Baksana halı saha maçlarını bile bırakmıştı, bu pazartesi akşamı da boştu. Neyse köpek bulaşmadı, trafik görmeden ara sokaktan yürümenin de artıları eksileri vardı.
 

*

 
Saat 21:24’ü gösteriyordu, ofisin kapısını kapatıyordu.

Kendi içinden kontrol ediyordu atladığı bir şey var mı diye. Sayı yöntemi vardı kendince, her gün kapatmadan ofisi yapacağı üç şey vardı: Mutfaktaki ocakları kontrol et, elektrik şalterini kapat, bodrumun kapısının kapalı olduğuna emin ol -çok fazla kedi kaçıyordu içeriye, geçen yaz bu sebepten bütün bilgisayar kabloları zarar görmüş, yüklüce maliyet çıkmıştı-. Yine kendi işlerini bitirmesi çok uzun sürmüştü. İşe girerken böyle anlaşmıştı. On kişilik bir yazılım şirketi, kim en son çıkarsa işini bitirip kapıyı o kilitler sabah da o açardı. Ama nasıl oluyorsa son on gündür ondan başka kapatan açan yoktu. Artık yorulmaya başlamıştı. Al işte yine kediler kapıya koşuyordu, kesin arka sokaktaki köpekler yine huysuzlanmış kovalıyorlardı hepsini. Bodrumun kapısını kapatmış mıydı?
 

*

 
Allah’tan yollar boştu, kızı uyumadan belki yetişirdi. Normalde onda uyurdu ama otuz beş dakikası kalmıştı, yetişirdi belki. Neyse ki köprü geçmeyecekti bu gece. Bu defa taşıdığı yük Anadolu yakasındaydı, pek severdi böyle işleri. Eğer aldığı iş bu yakadaysa evine yakın olur, şansı da yaver gider de hanım uyutmazsa kızını bir güzel koklar o uyuturdu. Aslında biraz da çekinirdi uyutmaya çünkü hep masal okumasını ya da anlatmasını isterdi. Ama ilk okul mezunuydu, karısı kadar akıcı okuyamıyordu. Gerçi karısı okul okumamıştı ama yan apartmanlarındaki üniversiteli kız, beş sene önce ona okumayı öğretmiş, çocukları olursa her gece okusun diye hikaye, masal kitapları vermişti. Utanıyordu kızına karşı, kızı da babası okuyamıyor şakası yapıyor sanıp kıkırdayarak uyurdu. Son kırmızı ışığı da geçmişti ki ev göründü, ama kızının odasının ışığı kapalıydı. Kaçırmıştı bu gece.
 

*

 
“Poşet ister misiniz?” diye sormuştu.

“Karşı kaldırımda olacağım” diye cevap alınca kafasını kaldırdı.

İş çıkışı almaya gelmişti yine, telefonunda kontör bitmiş olacaktı ki mesaj atamamış kasadan bir şeyler alıp usulca geldiğini haber vermek istemişti. Bir alemdi bu çocuk; her akşam onda çıkacağını bilmesine rağmen, olur da erken çıkar diye yarım saat önceden gelirdi. Hoş, iki senedir aynı markette çalışmasına rağmen bırak yarım saat erken çıkmayı, tam saatinde bile çıkamamıştı. Yan kasasında duranlar o kadar çok değişirdi ki marketin anahtarı artık ona verilmişti, o anahtar cebindeyken hep kendisine bir ağırlık hissederdi. Sonuçta ömür boyu markette kasiyer olamazdı, değil mi? Bir gün hayat onlara da gülecekti. Ah şu çocuk bir iş bulup evlenselerdi belki daha kolay olurdu. Yine mahalleli görmesin diye beş sokağı birbirlerini takip ederek yürüyeceklerdi. Kim inanırdı 2020’de olduklarına?
 

*

 
Bilgisayarın şarjı bitiyordu, neyse ki son e-mail kalmıştı atılacak. İki dakikaya çıkardı, saat ona yirmi üç vardı. Kafasını kaldırıp etrafa baktı. Ne kadar çok mesaiye kalan vardı plazada bugün. Mesai de vermiyorlardı ama zaten sana verilen zamanda işi hallediyorsan sorun vardı. Büyükleri tatmin edebilmek için her zaman fazla çalışman gerekiyordu. Ne insanlar tanımıştı burada; e-maili ya da dosyayı sabah sekizde hazırlayıp gece on ikide atan mı dersin, mesaiye kaldım diye bütün gün bilgisayarda kitap okuyan mı dersin… Masasının yanındaki camdan baktı, -ofis E-5 e bakıyordu- trafik azalmıştı, şanslıysa hemen taksi bulurdu. Saat yediyi geçtiğine göre şirkete masraf olarak yazabilirdi, eğer şanslıysa eve gitmeden köşedeki büfeden bir de kumru alırdı. Hiç değilse memleket kokusu biraz iyi gelirdi.
 

*

 
Derdini anlatmaya çalışıyordu kızına saat dokuzdan beri, tam kırk beş dakikadır. Aslında anlıyordu ama işine gelmediğinde anlamamazlıktan geliyordu. Çok zordu sağır ve dilsiz olup, konuşan ve duyan bir çocuk yetiştirmek. Bazen kendisini ciddiye almadığını, eksik olduğunu düşündüğünü hissederdi. Ne diyebilirdi ki? Sonuçta beş duyu organından ikisi yoktu. Eşi yine kapının kilidini kontrol ediyordu. Alarm vardı ama yine de korkuyordu. Günde kaç kez kontrol ediyordu bilinmez. Karşı eve de yeni kiracılar taşınmıştı, onlardan bile ürkmüştü. Ama kadını yalnız yakalayınca kızının yardımıyla komşuya anlatmıştı lâl olduğunu, yeni komşu iyi birisine benziyordu aslında. Ama şimdilik onlardan da korkuyordu. Bak yine ağaçları kırmızıya boyamıştı kızı, anlatamıyordu işte. Acaba renk körü müydü?
 

*

 
Kararmıştı hava, mutfağın ışığını yaktı, sokağını, mahallesini izlemeye başladı. Ne kadar güzeldi içerideki kahve kokusunun yarattığı huzurlu ortamda, dışarıdaki akan trafiği izlemek, havlayan köpeklerin sesini, koşan kedilerin sesini duymak. Evin penceresinden otobana bakıyordu, arada da camdaki yansımasına. Ne kadar garipti? Otobanda bir otobüs fren yaptı, trafik sanki aniden durdu mu?

Aşağıda bir adam yere izmarit atıyordu.

“Sanki kendisi temizliyor. Ah bizim Karabaş gelse de kovalasa şunu. Sahi nerede bu köpek bugün gözükmedi hiç, kesin yan sokaktaki kedileri kovalıyor” diye düşündü.

Başını sokaktan kaldırdı, evin hemen karşısındaki, ofise döndürülmüş iki katlı müstakil evlerden birine baktı.

“Işıkları daha yeni sönüyor, bu saate kadar ofiste çalışmış demek birileri. Kapının önündeki kedileri alsa ya içeri üşümüş hayvanlar, kesin Kocabaş’tan kaçıyorlar.”

Otobana yakın olan tarafa doğru kafasını çevirdi. Plazanın ışıkları her gece ondan önce asla kapanmazdı. Saatine baktı, ‘saat ona on üç var’ diye mırıldandı içinden.

“İyi bari yazık insanlar da evlerine gidecek. Gerçi belki çalışanlar gitmiştir, temizlikçiler vardır” diye düşündü.

Yan komşunun bağırışları ile bölündü düşünceleri, alışamamıştı daha, başlarına bir şey geldi sanıyordu bağırmalarından, sonra hatırlıyordu sağır ve dilsiz olduklarını.

Kendi yansımasını gördü camda, ne garipti dışarıdaki insanlara hikayeler yazmak, onlar için yorum yapmak, eleştirmek.

Ve ne kolaydı, insanların hayatları için yorum yapabilmek. Aslında olay bu kadar basit, hepimizin önünde cam vardı. Kendisini görmek isteyen de görür, dışarıyı görmek isteyen de. Ama kendi yansıması kadar dışarıya da bakmalı insan; tahminleme yapmadan, yansımaları takip etmeli.

Elif Bilici

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Mustafa Bilici 20 Kasım 2020 at 07:42

    Harika gözlemler.

    • Cevapla Elif Bilici 20 Kasım 2020 at 12:20

      Teşekkürler 🙂

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan