Bi' Dolu Mola

Kitaptan Kaleler

22 Ekim 2020

Öykü: Kitaptan Kaleler | Yazan: Elif Bilici

Boşaltılmamış kitap kolileri dükkânın dört bir yanına dağılmıştı. Gönül hangisinden başlayacağına karar veremiyordu.

Son zamanlarda kitaplarını satanların sayısı ne kadar da artmıştı. Eskiden haftada beş, bilemedin sekiz koli kitap gelirdi. Şimdi ise, insanlar kitaplarını daha kolay elden çıkarıyorlardı. Buna karşın kiralamalar artmıştı. Alınan kitaplar birkaç hafta sonra tekrar sahafın raflarına yerleşiyordu.

Bu hafta on beş koli kitap gelmişti ve bugün bunların hepsini toparlaması gerekiyordu. Birçoğunun içindekileri sadece üstün körü görmüştü. Getirenler hep öğrenciler olduğu için fiyat pazarlığı yapmaz, ne isterlerse üç aşağı beş yukarı verirdi. Nasılsa kiralama işinden ve kitapların ilk basımlarını kovalayan koleksiyonculardan kendisine yetecek kadar para kazanıyordu.

Sahaf dükkanını açalı tam yedi sene olmuştu. Hayali bu muydu, buralara nasıl gelmişti biraz karışıktı. Bugün otuz üç yaşına girecekti. Düzenli olarak sahafından alışveriş yapanlar bir süre sonra Gönül’ün hoş sohbetine, samimiyetine güvenerek sorarlardı:

“Bu kadar genç yaşta neden bu mesleği seçip, kendinizi kitapların arasına hapsettiniz?”

Mavi gözleri ile gülümseyerek cevap verirdi, “Senelerce sayfalarında kayboldum kitapların, şimdi de kendime onlardan kale örüyorum.”

İlk görüşte aşık olmuştu bu dükkana, içindeki kitaplarla devralmıştı. Kredi için bankaya başvurduğunda, bankacı arkadaşı uyarmıştı. Emin miydi bunu yapmak istediğine; artık herkes internetten alışveriş yapıyor, herkes zincir kitapçıları kullanıyor ve puan biriktiriyordu alışverişlerinde. Nasıl bu düzene karşı bu işi döndürecek ve kredisini ödeyecekti?

“Hallederim” demişti sadece. Doğru ya bu hayatta neler hallolmuyordu?

Masasının üzerinde içemeden soğuyan çayını fark etti, soğuk da olsa bir yudum aldı. Kolilerin başına geçti. Neredeyse bir saat kitaplarla ilgilendi. Bakım isteyenleri bir köşeye ayırıyor, temiz ve direk satışa verebileceklerini barkodlayıp uygun rafa yerleştiriyordu. Bu düzeni oturtması neredeyse iki senesini almıştı. Yeni bir kutuya geçti, elini ilk kitaba attığında bir gülümseme yerleşti yüzüne. En sevdiği kitaplardan biri olan “Bir Çift Yürek”in ilk basımıydı bu kitap. Eline aldı, usulca sayfalarını çevirdi, mis gibi eski kitap kokusu sardı etrafını.

Bu kokuyu hep ağaç gövdesinin o odunsu kokusuna benzetirdi, sanki kitap eskidikçe özüne dönmeye çalışıyor gibi gelirdi ona.

Gözünün ucuyla masasındaki takvime baktı, gülümsedi. İki gün sonra doğum günüydü ve bu kitap da kendisine doğum günü hediyesiydi. Kitabın içini karıştırırken fark etti ki hiçbir not, hiçbir çizik yoktu. Oysa kendisi okurken ya içinde bir not kağıdı bırakır ya da kendi hoşuna giden satırları daima çizerdi. Bu, kendi kendine oynadığı bir oyundu; kitap kendisine yeni bir sahip bulduğunda ona bir yaşanmışlık bırakmaya çalışırdı. Çünkü ona göre, ikinci el kitabın en güzel yönü buydu.

Kitabı masanın çekmecesine koymak için kalktığında dizlerinin ne kadar ağrıdığını fark etti. Yere çömelerek oturuyordu bir saattir. Masanın çekmecesini açtı kitabı içine bıraktı. Kendisine ayırdığı kitapları daima çekmeceye koyardı çünkü genelde müşteriler önce raflardaki kitaplara bakarlardı. Sonuçta satılmayacak olanın ortalıkta durmasına gerek yoktu.

Kapının çıngırağı usulca çıngırdadı. ‘Gelen dükkanın kedisi Kulak olmalı’ diye düşündü, bu kapıyı böyle yavaş bir tek o açardı çünkü. Kulak bu dükkanın ikinci sahibiydi, dükkanı tuttuktan sonra arka odalarından çıkmıştı sahafın. Zaten dükkan adını da bu kediden almıştı, “Kulak Sahaf”.

Tek kulağı kesik olduğu için ona bu adı vermişti. Sonuçta kedisiz sahaf olmazdı Kadıköy’de. Mutlaka kitapların üzerine uyuyacak, tüyleri kitap aralarına kaçacak birkaç kedi olmalıydı.

Kulak sessizce yanına geldi, sevilmek istiyordu belli ki. Sevgi nasıl özlenen bir şeydi, nasıl beklenen bir şey? Artık unutmuştu, yıllardır hayatında kimse yoktu.

Akşam olmak üzereydi, birkaç saate dükkanı kapatacaktı. Kendisine sade bir kahve söyleyip, katlanan sandalyesini kapının önüne çıkardı.

Begonyaları açmıştı, kendisine hediye ettiği kitabı kucağına aldı. Bir eline de kalemi, beğendikçe altını çiziyordu kitabın. Birden sayfanın üzerinden birisinin kendisine seslendiğini duydu, gelen devamlı müşterilerinden biri olan Ömer’di. Eğlenceli birisiydi, alışverişini yapıp gitmez her geldiğinde halini hatırını sorar, okudukları ile ilgili illa fikrini alırdı.

Gülümsedi onu görünce. “Nasılsın?”

“İyiyim, ailemizin sahafı kibar hanım. Bir kitap duydum bugün de önce sana sorayım belki ikinci eli vardır diye düşündüm” dedi.

Durdu. Nefeslendi biraz.

Gönül sessizce Ömer’in kitabın adını söylemesini bekledi.

Devam etti Ömer.

“Bir Çift Yürek”

Gönül bir anda o kadar boş bakmıştı ki Ömer ne olduğunu anlamamıştı.

Gönül kucağındaki kitabı kapatırken, elindeki kalemi de arasına sıkıştırdı. Kitabın ön yüzünü Ömer’e doğru çevirdi gülerek. Ömer de gülmeye başlamıştı. Bu ilk defa olmuyordu, çok defa sorduğu bir kitabı ya Gönül’ün masasında ya da elinde bulurdu. Eğer dükkanda ikincisi yoksa da elindekini verirdi Gönül. Ama bu defa,

“Başka bir tane daha gelirse ayırırım senin için, maalesef bunu kendime ayırdım” dedi.

Ömer ‘peki öyle olsun’ deyip, başka kitaplara bakmak için sahafın içine girdi. Gönül onun yalnız kitap bakmayı sevdiğini bilirdi, kitabına kaldığı yerden devam etti. Bir süre sonra Ömer geldi yanına.

“Bu üç kitabı alıyorum, elindeki o kitabın da ikincisi gelmesi için dua ediyorum” dedi gülümseyerek.

Farklı bir havası vardı, insanı gülümseten, eski bir tanıdık dost gibi. Ömer’in arkasından dükkanı kapattı, evine doğru yol aldı. Gece uzundu, yarın sahafı açmayacaktı. Kendisine doğum günü hediyelerinden birisi de buydu.

Ilık yaz esintisinde sahil kenarından yürüyerek Moda’ya geldi. Ara sokaklardan evine kadar yürüdü. Yaz akşamları daha da çok seviyordu semtini; daha bir samimi, daha bir kendisi oluyordu sanki. Apartmanın girişindeki köpeği sevdi, merdivenleri bir çocuk gibi ikişer ikişer çıkarak birinci kattaki evinin kapısını açtı.

Bu akşam için plan belliydi; yemek sonrası kitabını okuyacaktı. Yarın da sahafı açmayacaktı.

Kendisine hediye ettiği dinlenme gününde kitabını yanına alıp sahile indi, son birkaç sayfasını denize karşı okumak istemişti. Katlanır sandalyesine tam oturmuştu ki “Çekirdek?” diye soran Ömer’in sesini duydu. Sahaf dışında ilk defa karşılaşmışlardı. Gülümseyerek yanına oturması için Ömer’i davet etti. Ömer de yanında olan sandalyesini açtı, Gönül’ün yanına yerleşti. O da yalnız başına gelmişti sahile kitap okumak için.

Birkaç dakika sohbet ettikten sonra Ömer’in gözü Gönül’ün elindeki kitaba takıldı.

“E az kalmış bitirmene sahaf hanım, bugün verirsin artık bana.”

Gönül’ün yanakları kızardı birden. Birisine hayır demek ona her zaman zor gelirdi, bu yüzden de hep zor durumda kalırdı. Ama bu defa farklıydı.

“Üzgünüm Ömer ancak bu benim kendime doğum günü hediyem.”

O kadar mahcup bakıyordu ki Ömer anlayışla gülümseyerek ‘öyle olsun’ anlamında başını salladı ve doğum gününü kutladı Gönül’ün. Ömer kendisine hediye alabilen insanların, kendilerini seven, çok güçlü insanlar olduğunu düşünürdü. Kendisini seven insan da bütün dünyayı sevgisiyle sarmalayabilirdi. Gönül için de bunları geçirdi kafasından, sonra sessizce kendi kitabına daldı.

Bir saat kadar hiç konuşmadan okudular. Ömer kitabından başını kaldırdığında, Gönül’ün gülümseyerek elindeki kitabı ona doğru uzattığını gördü.

“Paylaştıkça güzelleşir sonuçta hayat değil mi? İki kez karşına çıktığına göre kitap seni sahibi belledi demek ki” dedi Gönül.

Ömer akşam eve gittiğinde, kitabın bir sayfasının işaretli olduğunu gördü, aynı sayfada altı çizili satırlar vardı. Altı çizili cümleyi okuyunca gülümsedi. Gönül’ün bir şeyler paylaşmak ya da anlatmak istediğinde, kitaplara notlar bıraktığını ya da altını çizdiğini bilecek kadar çok kitap almıştı ondan. Bugün Sahaf Gönül’ün mavi gözlerinde, o kitaptan kalelerin içine girebileceğini hissetmişti.

Altı çizili satırları yeniden okudu:
 

“Yenilikler, ancak onlar için yer açtığınız zaman yaşantınıza girebilirler.” *

 
 
Elif Bilici
 
 

Notlar & Açıklamalar:

* Alıntı: Marlo Morgan
 
 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

13 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 22 Ekim 2020 at 18:07

    Kitaplı, sahaflı hikayeleri ayrı seviyorum. Kitaptan Kaleler de çok güzeldi. Kendimi o sahaf dükkanında hayal etmek hiç de zor değildi 😉
     
    Kalemine sağlık Elifcim 😘

    • Cevapla Elif Bilici 23 Ekim 2020 at 08:27

      Çok teşekkür ederim 🙂

  • Cevapla Ali Özen 22 Ekim 2020 at 23:24

    Daha devamı gelebilecek bir hikaye, kalemine sağlık.

    • Cevapla Elif Bilici 23 Ekim 2020 at 08:31

      Belki ileride bir gün Gönül’ ü özlersem neden olmasın ?
       
      Teşekkürler

  • Cevapla Beril Erem 23 Ekim 2020 at 00:25

    Ben de ikinci el kitap alırken mutlaka içine bakarım, biliyor musun? Ön sayfalarında kitabın hediye edildiği kişiye yazılmış özel bir not, kitap arasında kalmış kitapla alakasız bir fiş ve bir fotoğraf bulduğum bile oldu.
     
    Bu öykünde de çatıyı kitap üzerinden kurman ve başından sonuna bir köprü oluşturmanı beğendim.
     
    Kalemine sağlık Elif’cim 🙂

    • Cevapla Elif Bilici 23 Ekim 2020 at 08:30

      Ben sanırım hem kitaplara izimi bırakıyorum hem de sahafta aldığım kitapları sizin gibi içine bakıyorum 🙂 Sanırım hikayesi olan şeyleri seviyoruz, ya da her şeyin bir hikayesi olsun istiyoruz 🙂
       
      Teşekkürler yorumunuz için

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 23 Ekim 2020 at 14:02

    Elif Hanım merhaba,
     
    Hikayenizi çok beğendim adeta orada hissettim kendimi.
     
    Her kesin çeşit çeşit hayalleri vardır ve de olmuştur. Ben de hep, dileyenin kitap almak için geleceği; dileyenin, okuyacağı kitabı seçip oturup, (kahvesini çayını içer, kurabiye veya pastasını yerken) okuyacağı ve giderken kaldığı yeri işaretleyip bir dahaki gelişinde okumak üzere rafa bırakacağı bir kafesi olan bir yer açmayı hayal ettim. Ama hayat bambaşka yönleri ile çıktı karşıma.
     
    Bu hikayeniz o özlemimi hatırlattı ve daha da çok sevdim. Çok eskiden sahaflardan kitaplar alıp okumaya bayılırdım ama sonra 2. el kitap okuyamaz oldum. O kitabın nerede ve ne şartlarda okunduğu fikri beni rahatsız ederken, ilk sayfalarını benim açtığım kitapları okumak daha da hoşuma gitti galiba. Ama okuduğum kitapları başka okurlara vermek her zaman yaptığım bir şey. Sanki bir nebze de olsa hayalimi süslüyor.
     
    Dilerim devamı gelir.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Elif Bilici 25 Ekim 2020 at 21:48

      Nimet Hanım,
       
      Sizin hayallerinizi size hatırlattığım için çok mutlu oldum. Benim de çocukluğumdan beri benzer hayallerim var, küçükken sıkıldıkça kaçtığım sahaf vardı, oradan etkilendiğimi düşünüyorum çokça.
       
      Ben de artık daha fazla yeni kitap alıyorum ister istemez ama isteyen herkese açıktır kitaplarım. Altını çizmekten, içine not koymaktan da çekinmem kitaplarımın. Sonrasında okuyandan da notlar almak cabası.
       
      Yorumunuz için teşekkürler.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Halime Yaman 23 Ekim 2020 at 14:17

    Elif Hanım;
     
    Harika bir konu, harika bir anlatım, bayıldım. Kitapları çok seviyorum.
     
    Teşekkür ederim 🙂

    • Cevapla Elif Bilici 25 Ekim 2020 at 21:48

      Teşekkür ederim yorumunuz için, beğenmenize çok sevindim. Kitaplar hep sizinler olsun.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Demet Uncu 23 Ekim 2020 at 15:50

    Elifciğim bayıldım, sımsıcak bir hikaye olmuş. Kitapları, kendilerine has kokularını ben de sevenlerdenim. 😍 Karakterlerin aralarındaki kendilerine özgü iletişim biçimlerini de çok beğendim. Yüreğine sağlık.

    • Cevapla Elif Bilici 25 Ekim 2020 at 21:50

      Demet Hanım beğenmenize çok sevindim. Bazen eski kitaplarımı sadece koklamak için bile kütüphanemi karıştırmıyor değilim.
       
      Teşekkürler, sevgiler

  • Cevapla Mustafa Bilici 27 Ekim 2020 at 07:37

    Bana yazacak bir şey kalmamış kızım, tebrikler.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan