Ben küçük bir kasabada büyüdüm. Küçüktü belki evet ama otuz yıl geçse de komşuluklar ile kurulan bağların hiç kopmadığı, komşu annelerin bol olduğu hiiiç unutulmadığı sımsıcak bir kasabaydı. Yok hayır, yazacaklarımın büyüdüğüm kasaba ile hiç alâkası yok. Ama komşu annem ile var.
Nereden başlamalı yazmaya bilemiyorum. Çocukluğumun en özgür yıllarıydı belki de. Sokaklarda gece yarılarına kadar cirit attığım, güzel arkadaşlıklar edindiğim, ömrümün en parlak devri. Serselikte arşa çıktığımız, her şeye şâhit olduğumuz, her olaya burnumuzu soktuğumuz, bir de cesur olduğumuz yaşlar ki sormayın gitsin.
O gün okuldan gelirken sözleştik bizimkilerle. Herkes önlüğünü çıkarır çıkarmaz, köşedeki bakkalın önüne gelsin diye. İki mahallenin kupa maçı var, önemli. Destek olmaya, tezâhürat etmeye gitmemiz gerekli. “‘Selçuk Mahallesi’ni kimse desteklemiyor’ dedirtmeyiz, mahallenin itibarını iki paralık ettirmeyiz” diye afili cümleler de kurduk.
Boş arsaya, ay pardon sahaya geldiğimizde karşı takım çoktan yerini almıştı. Taraftarları bizden kalabalıktı.Hiç bozuntuya vermedik tabii. Sahip olduğumuzdan birkaç desibel daha fazla efor sarf edeceğiz, ederiz, dedik.
Maç başladı. On ikinci dakikada bir gol attı ki bizimkiler yeri göğü inlettik. Sevinçten hepimiz havalarda. Karşı mahallenin morali yerle bir. Taraftar sessiz. Maç olağanca heyecanı ile sürerken hoop sahanın içine attı kendini İsmail Abi. “İsmail Abi gel çıkalım sahadan”; yok. “Biz sana top veririz”; yok. Kolundan tuttuk çekeledik; yok. Anlamıyor. Anlayamıyor bizi. Ağzı var konuşamıyor, kafası var ama aklını kullanamıyor. Karşı takım oyuncuları başladı, “Deli çık dışarı” diyerek taş atmaya. Olur mu, attırır mıyız bizim mahallenin abisine. Taş sopa ne varsa hepimiz daldık sahaya. Dedim ya en cesur, korkusuz zamanımız. Allah ne verdiyse, kime ne denk geldiyse… Mahallenin yetişkinleri geldi de hepimizi ayırdı. Yoksa işin sonu çok ağırdı.
Gel gelgelim komşu anneye. Komşu annemin iki oğlu, bir kızı vardı ama İsmail Abi bize hep farklı gelirdi. Farklıydı. İki geri giderdi, durur, bir ileri. Hiç konuşmazdı meselâ, çişim geldi demezdi, diyemezdi. Hep pantolonu ıslak gezerdi.
Maçta yaşananların üstüne dayanamadım, çocuk merakıma yenildim sordum komşu anneye “İsmail Abi diğer abiler gibi değil” dedi. “O, diğerleri gibi değil.” Özel bir çocuk çok özel. Bizim gibi düşünce gücüne sahip degil. Fiziksel gereksinimlerini bizim gibi kendi yerine getiremiyor. Kendini koruyamıyor. Ama kalbi var, atıyor canı var, yanıyor.”
Dinledim ama çok da anlayamadım sözlerini o gün o aklımla yine de gözlerindeki kederi gördüm, sustum.
“Ben oğluma son nefesine kadar bakarım” diyordu anneme, Hiç off demem, hiç yorulmam, o benim meleğim” diyordu. Kulak misafiri olduğum konuşmayı sağır olup duymasaydım keşke. “Benim” diyordu, “tek korkum ya ondan önce ölürsem.”
Öldü… Oğlundan önce öldü komşu annem. İsmail Abi annesinden sonra pejmürde bir hayat sürdü. Hiç kimse komşu annem gibi bakmadı, bakamadı.
Şimdi anneyim ve bazen aklıma gelir komşu annemin o gün pek anlamdıramadığım sözleri. Anne olmasaydım bu kadar iyi anlayamazdım yine onu biliyorum. Ama yine de hissettiklerini asla hissedemeyeceğimi de biliyorum. Çünkü onun sahip olduğu meleğine sahip değilim. Çünkü onu en çok onun gibi özel çocuklara sahip olan ebeveynler anlar.
Anne baba olmak evet muazzam bir duygu lakin zor. Öte yandan “diğerleri gibi olmayan” çok özel çocuklara sahip anne baba olmak çok çok daha zor. Ve bizler toplum olarak ne yaşadıklarını anlayamadığımız gibi zor olan hayatlarını; bakışlarımızla, sorularımızla, onlardan hızla kaçışlarımızla, sanki onlar uzaylıymış gibi davranışlarımızla, on kat, yüz kat, bin kat daha da zorlaştırıyoruz.
Evet, sevgide değil belki ama saygıda mecburuz!..
Emine Öztürk





11 YORUMLAR
Emineciğim, ne güzel ifade etmişsin konuyla ilgili düşüncelerini.
Çalıştığım alan dolayısıyla her gün o özel çocuklar ve aileleri ile içiçeyim. Yaşamları gerçekten olağanüstü zor. Bizler onların hayatlarını kolaylaştırabilmek için çalışıyoruz. Ne kadar empati yapmaya çalışsak da onların hissettiklerini hissedemeyiz tabii. Ama en çok zorlandıkları konuyu biliyorum; normal gelişim gösteren çocukların ebeveynleri maalesef. Neden bizler, bizim gibi olmayanı dışlama eğilimi gösteriyoruz anlayamıyorum? Tam tersine, farklılıklarla birlikte yaşayabilmek, birbirimizin derdine, mutluluğuna ortak olabilmek, birlikte sorunlara çözüm getirmeye çalışmak o kadar güzel bir duygu ki yaşayabilen için.
Tekrar yüreğine sağlık Emineciğim. 💕🌹
Sevgili Demet yaptığın iş inanılmaz kıymetli. Sen ve senin gibi gönülden çabalayan, görev bilinci ile değil de samimiyetle yardım elini uzatan tüm emekçiler iyi ki var, iyi ki varsınız.
Benim de çocuk ruhumu acıtan, etkileyen bu yönde bende farkındalık yaratan İsmail abiye olan davranış biçimleri maalesef hep diğer çocukların ve ailelerin yaklaşımı oldu.
Vakit ayırıp okuman benim için çok kıymetli. Çok teşekkür ediyorum Sevgili Demet. 🌸💕✨️🤍
Var ol.
Canım Emine,
Çocukluğun samimi hatıralarını bu denli ustalıkla kurgularken, hayatın acı tatlı gerçeklerine de incelikle değinmişsin. Komşu annenin sessiz fedakârlığı, İsmail abinin safiyane varlığı ve toplumun bir parçası olarak bizlerin rollerine dair sorgulayıcı anlatımın gerçekten etkileyiciydi.
Özellikle hikâyenin sonunda verdiğin mesaj beni derinden sarstı. “Saygıda mecburuz” diyerek toplumsal bir sorumluluğu dile getirmen, duyarlılığını ve bir şeyleri değiştirme çabanı açıkça ortaya koyuyor. Bu yalnızca bir öykü değil, aynı zamanda bizlere sorumluluklarımızı hatırlatan güçlü bir çağrı.
Kalemine, yüreğine sağlık biriciğim ❤️
Sevgili editörüm, idolum, duruşuna, kalemine, eline, koluna, beline…. Bu böyle uzayacak durmazsam. 🙈😉 Velhasıl her bir zerresine hayran olduğum kadın. Cümlelerin beni yine çok onore etti.
İsmail abi gerçek bir anı… Çocuk yaşta beni hakikaten etkileyen bir komşu anne hatırası. Duygularımın bu denli karşı tarafa geçmiş olması beni inanılmaz mutlu etti.
Elimden geldiğince hatta elimden gelenin daha fazlası ile her zaman farkındalığı yüksek bir kadın olacağım bu konuda çünkü inanılmaz hassas bir çizgide bu çocuklar ve ebeveynleri.
Yorumun için çok çok teşekkür ediyorum.
Sevgili Emine, can Emine;
Anı yazıların oldukça duygulu, neşeli ve ders verici oluyor.
Bizim çocukluğumuz da sokaklarda ve dediğin boş arazilerde geçti. Aynen senin gibi. O zamanlar bu tip özel çocuklar, abiler bizim aramızda olurdu hep. Çoğunluğu, akraba evliliği yüzünden, menenjit hastalığı yüzünden, özel çocuk olurdu. Senin de söylediğin gibi tek dayanakları anne ve babaları olur ve onlar da hem duygusal hem de maddi olarak parçalanırlardı.
Sonraki yıllarda öğretilebilir çocuklar için eğitim merkezleri açılmaya başladılar. Demet’in söylediği gibi özel öğretmenlerle eğitilmeye başlandı. Ama sayılar hâlâ az. Devletin bakılabilir çocuklar içinde bakımevleri, ıslah evleri hastaneler açması lazım. Bu da sosyal devlet olgusu demek. Devlet bu sorunu ivedilikle çözmeli. Eğer bakım yükü biraz olsun ailelerin üzerinden kalkarsa hem aileler hem toplum hem de özel çocuklar rahat eder. Ama maalesef bu zamanda devlet bırak özel çocukları normal çocukları koruyamıyor.
Kalemine sağlık Emineciğim, bu konuları sık sık dile getir. 🙏
Sevgiler
Sevgili Metiinnn. ✨️
Ahh her bir yazdığının altına imzamı atıyorum. Kesinlikle eğitim merkezleri arttırılmalı, çok daha fazlası yapılmalı. Ama yine üzülerek sana katılıyorum benim de hiç ümidim yok olabilirliği hakkında.
Kaynaştırma öğrencisi başlığı altında sınıfların içine karıştırılıyor bu özel çocuklar ama bence çok yanlış, çocuk hemen ötekileştiriliyor ve gel gör kim tarafından? Diğer çocukların aileleri tarafından. Önce bu kocaman kocaman insanlar eğitilmeli. Affedersin salağa anlatılır gibi anlatılmalı. Çok uzattım.
Yorumun için çok teşekkür ediyorum sevgili Metin ve seninle aynı pencereden bakıyor olmak beni mutlu ediyor. ✨️🙏
Ayyyy sen ne yaptın yine :(:( Elinde mızrakla kalbimizin orta yerine vura vura gittiğinin bilmem farkında mısın?
Şu yazıyla beni beni 20 küsür sene geriye götürdün. Bizim mahallemizin de bi Zafer abisi vardı. Konuşamaz, duyamaz, ağlayamaz gülemezdi… Onun annesinin duaları kabul olmuş olmalı ki bir kış günü Zafer abi annesinden önce öldü. Memleketinde gömdüler ve cenazesinde kocaman bir kara sinek ısrarla mezarına girmiş. Sağdan kovmuşlar soldan gelmiş soldan kovmuşlar sağdan gelmiş ve en sonunda imam müdahil olmuş. Bunda bir keramet ver garibin yoldaşıdır gömeceğiz demiş ve gömmüşler.
Kış günü ortaya çıkan o kara sinek onun ruhu muydu yoldaşı mıydı yoksa bir tesadüf müydü hala bilinmez. Tek bildiğim Zafer abinin ve Zafer abilerin bizim tahminlerimizden çok çok daha özel olduğu….
Ahh beni en sadık takip edenim. Beni hiç görmeden ruh halimi bilenim. Tam ihtiyacım olduğu anda (sen bundan haberdar bile değilken) bana bir doksanlar şarkısı gönderip ruhumu yenileyenim. 🫶
Zaman ayırıp okuman , üzerine yorum yapman ve her defasında yazılarımın yüreğine dokunması beni inanılmaz mutlu ediyor.
Zaman zaman gelip seni görsem mi diyorum. 🫣 Ama sonra vazgeçip bu büyülü bağ bu şekilde devam etsin istiyorum.
Yorumuna gelince, Zafer Abi’nin hikâyesi beni de inanılmaz etkiledi tıpkı İsmail Abi ‘nin ki gibi. Ve en son cümledende belirttiğin gibi tahminimizden çok çok özel çocuklar kesinlikle katılıyorum.
Seni çok seviyorum çiçeğim. 🫶🫰🍀
Çocukluğumuzun sokak maçlarıyla ilgili hikâye okuyacağım sandım ama konu bambaşka bir şey oldu. Özel çocukları olan ailere hep farklı baktım, işleri gerçekten zor. Allah onlara sabır ve güç versin.
Ömer öğretmenim sizin futbol tutkunuzu 1000 kitap uygulamasında bilmeyen yoktur sanırım artık. Sizi biraz hayal kırıklığına uğratmışım belli ki. Kusura bakmayın.🙏🫣
Sizin gibi farkındalığa ulaşmış bireylerin artması bütün dileğim.
Var olun.
Estağfurullah 🙏😊 Boy şekli de güzel hikâyenin.