İndeks
Cihan İmparatorluğu’na Giden Yolda İlk Adımlar | Bölüm 1
Devlet-i Aliyye | Bölüm 2
Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahı olan Orhan Gāzi babası Osman Bey’in vefatının ardından 1324 yılında tahtın başına geçmiş ve bölgedeki siyasî istikrarı temin etme yolunda kuvvetli adımlar atmıştır.
O yıllarda bölgedeki hakim güç Bizans’tır.
Fakat tıpkı Osmanlı Devleti’nin bir vakit sonra yaşayacağı Fetret Devri1 gibi bir iç savaş yaşamaktadır. 1321’de başlayıp yedi yıl sürecek olan bu iç savaş Bizans’ı oldukça hırpalamıştır. Bölgedeki en güçlü merkez, Bitinya yani bugünkü adıyla Bursa havalîsidir2 ve Bizans’ın hâkimiyeti altındadır. Lakin Bizans tam da bu sıralarda bir iç savaş yaşadığı için güçten düşmüş vaziyettedir. Bunu fırsat bilen Orhan Gāzi, Bitinya’yı derhal abluka altına alır ve yaklaşık iki yıl sonra da sıkı bir şekilde kuşatır.
★ Bursa’nın fethi Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunun tamamlanması demektir. Orhan Gāzi’nin muzafferiyetinin ardından bastırmış olduğu sikke bölgede artık bağımsız ve güçlü bir lider konumuna geldiğini de göstermektedir.
Bursa’nın fethinin ardından Orhan Bey süratli bir şekilde Marmara kıyılarına uzanır ve önemli bir merkez olan İznik‘in ablukasına hız verir.
Osmanlı padişahının İznik’i hedef alması üzerine Bizans İmparatoru III. Andranikos derhal ordusunu toplar ve körfez boyunca ilerler. Bugünkü Gebze dolaylarına denk düşen Pelekanon denen yere gelir. 10 Haziran 1329’da çatışma başlar ve Bizans ordusu ciddi bir zâyiat verir. Hatta imparator da muhârebe esnasında dizinden yaralanır ve güçlükle sahil yolundan İstanbul’a kaçar.
★ Pelekanon Savaşı Doğu Roma İmparatoru ile basit bir Türkmen beyi olarak görülen Orhan Bey’in doğrudan doğruya karşı karşıya geldikleri ilk muhârebe olması bakımından önemlidir.
Osmanlı Beyliği’nin Yükselişi: İzmit’in Fethi ve Yeni Siyasî Denge
- Bölgede kazanılan bu başarı Osmanlılar’a İznik ve İzmit’in yolunu açtığı gibi Orhan Bey ve tebaasına da ciddi bir şöhret kazandırmıştır. Nitekim bu şöhretin devamında Orhan Bey Türkmenler’in zihninde Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah‘ın3 vaat ettiği ve uzun yıllar kutsal bir hedef olarak yaşattıkları İzmit’i zaptetmiştir.
- İzmit’in ele geçirilmesinin ardından Bizans İmparatoru yenilgiyi kabul edip Orhan Bey ile antlaşma yapmak zorunda kalmış ve bu antlaşmanın sonucunda da Orhan Bey’in haraçgüzarı4 haline gelmiştir.
- Kocaeli ve civarına hâkim olunduktan sonra Osmanlı Beyliği siyasî teşekkül olarak çok daha ön plana çıkmış ve varlığını da perçinlemiştir.
- Fethin hemen ardından Orhan Bey’in ilk işi oğlu Süleyman Paşa (Rumeli Fatihi), Murad (Hüdavendigâr) ve amcasının oğlu Gündüz‘e yeni bölgeler tahsis edip beyliğini teşkilatlandırmak olmuştur.
- Bursa’nın alınmasıyla başlayan yeni strateji beyliğin bir devlet halini alacağının önemli bir işaretidir de.
- Osmanlılar yeni bir siyasî anlayış hâkimiyetiyle komşusu diğer Türkmen beyliklerinden farklı bir mevkidedirler artık.
- Marmara sahillerinden İstanbul’un içlerine kadar inilmiş ve Bizans’a gözdağı verilmiş diğer taraftan da Gelibolu Yarımadası’na ulaşma gayretindedirler.
Osmanlı-Bizans İlişkilerinde Yeni Bir Dönem: Stratejik Evlilik ve Rumeli’ye İlk Adım
Tam da bu sıralarda Bizans İmparatoru III. Andronikos‘un ölümü üzerine henüz çocuk yaşta (9) olan Ioannis tahtın başına geçmiştir. Lakin o yaşta bir çocuğun devleti yönetemeyeceği düşüncesi ile Kantakuzenos vasi tayin edilmiştir.
Osmanlı’nın Rumeli macerasının başlangıcı Bizans’ın yaşadığı buhranlı ve de taht kavgalarının olduğu döneme rastlar. Bu dönemde Macar İmparatoru Stefan Duşan, Bizans’ın iç çekişmelerini fırsat bilip Doğu Roma‘yı yani bugünkü adıyla İstanbul‘u almayı gözüne kestirir. Bu doğrultuda da süzeren-vasallık ilişkisi5 adı altında Orhan Gāzi’ye askerî destek teklifinde bulunur. Lakin Orhan Gāzi kıymetli ve güçlü bir şehir olan İstanbul’u kudretli Macar İmparatoru’na kaptırmak istemez ve Duşan’ın teklifini nazikçe reddeder.
Bu zaman zarfında tahtın asıl varisi Ioannis ile Kantakuzenos’un arası iyice açılır. Mevkiini korumak, Macar ve Sırplar karşısında daha da kudretli olabilmek adına Kantakuzenos, Orhan Bey’e kızını verir. Orhan Bey hem stratejik konumunu garantiye almak hem de siyasî ilişkilerini daha da kuvvetlendirmek adına Theodora ile evlenir.
Bu evliliğin sağlamış olduğu yakınlığa dayanarak bu defa da tıpkı bir zaman önce Duşan’ın yaptığı gibi Kantakuzenos, Orhan Bey’den yardım talep eder. Orhan Bey de bu teklifi düşünmeden kabul eder.
Neden?
- Çünkü bu evlilik Osmanlılar’a Bizans’ın içişlerine karışma fırsatı vermiştir.
- Çünkü Orhan Gāzi, İstanbul’u güçlü Macar İmparatoru’na kaptırmak istemez.
- Çünkü Bizans, Macarlara göre daha güçsüz bir durumdadır. Orhan Bey daha önce İstanbul kıyılarına kadar inip Bizans’a gözdağı vermiştir fakat bu defa şehri alabilir.
- Bunun ilk merhalesi Rumeli’ye geliştir. Orhan Bey de bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirecektir.
Trakya’nın Fethi: Süleyman Paşa ile Osmanlı’nın Rumeli’deki İlk Adımları
Yapılan bu ittifakın ardından Orhan Bey, başına oğlu Süleyman Paşa‘yı koyup 20.000 kadar askerini Kantakuzenos‘a yardım için Trakya’da bulunan Gelibolu Yarımadası‘na gönderir.
Kantakuzenos da bölgede güçlü bir kale olan Çimpe‘yi Süleyman Paşa‘ya bir üs olarak tahsis eder. Fakat bir vakit sonra 1354 yılının mart ayında şiddetli bir deprem meydana gelir. Depremin şiddeti o kadar fazladır ki Gelibolu neredeyse haritadan silinir. Marmara sahilleri yerle bir olur. Bölgede sağ kalan halk iç kesimlere iskân eder. Süleyman Paşa da meydana gelen bu depremi ilâhî bir işaret olarak görür ve derhal mâhiyetindeki askerlerle birlikte yönünü Marmara Denizi’nde bir liman kenti olan Tekfurdağı‘na yani bugünkü adıyla Tekirdağ‘a çevirir.
İlk olarak Bizans’ın önemli kalelerinin olan Keşan‘ı, ardından Malkara‘yı ve son olarak da Tekfurdağı‘nı zapteder. Ardından Bursa’ya babası Orhan Bey’e haber gönderir. Orhan Bey süratli bir şekilde, birkaç taksim halinde, buralara Müslüman halkı yerleştirir ki buralar Türkleşsin, kalıcı bir mevki olsun.
İmparatorun, Süleyman Paşa‘nın bu zaptına herhangi bir karşılık vermediği ve buraları gevşekliğinden dolayı elinden kaybettiğini düşünen İstanbul’daki Bizanslı yerel halk Kantakuzenos‘a ciddi bir tepki gösterir. Halkın kinine dayanamayan Bizans İmparatoru kendini bir manastıra kapatır ve uzun yıllar bu manastırdan çıkmaz.
Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere Trakya’nın kapıları artık Osmanlılara açılmıştır. Balkanlara giden ve köprü görevi gören Keşan’dan Tekirdağ’a kadar olan hat artık Orhan Bey’in yönetimindedir.
Süleyman Paşa’nın Ölümü ve Edirne’nin Fethi: Osmanlı’nın Rumeli’deki Kalıcı Gücü
Bu hareket noktalarını 1355-56 yıllarında devletin kazanımına sunan Rumeli Fatihi olarak tanımladığımız Süleyman Paşa tarihi kesin olmamakla birlikte (Dönem tarihçisi Âşıkpaşazade 1356 yılını verir.) hayatını kaybeder. Başka bir görüşe göre de 1360’lı yıllarda Bolayır ve civarında avlanırken atından düşerek ölmüştür. Ve cenazesi vasiyeti üzerine atıyla birlikte Bolayır’da yaptırmış olduğu türbeye defnedilmiştir.
Süleyman Paşa’nın ölümünden kısa süre öncesinde kardeşi Halil’i Bizans tutsak etmiştir. Durumu fırsata çevirmeye çalışan Bizanslılar da hem bu ölümü hem de ellerindeki tutsak oğulu kullanıp Trakya’yı diplomatik yollarla tekrar elde etmeye çalışacaktır.
1359 yılında Halil’in serbest bırakılmasıyla akıncı gāzi beyler durumdan rahatsız olup işi geciktirmenin yenilgiye çağrı doğuracağını anlarlar ve sultanın diğer oğlu Gelibolu sınır komutanı Murad‘ı (Hüdavendigâr) askerin başına koyup Edirne’nin alınmasını amaçlayan saldırılar başlatırlar.
Osmanlı savunma güçleri güzergâh üzerindeki kaleleri ele geçirip askerî ve iaşe gereksinimlerinin karşılandığı yolları kestikten kısa bir süre sonra yapılan Sazlıdere Muhârebesi‘nin ardından 1361 yılında Trakya’nın başkenti Edirne teslim olur.
Edirne’nin fethinden az sonra yaşı oldukça ilerlemiş olan ve 1324-62 yılları arasında tam 38 yıl hüküm süren II. Osmanlı Padişahı Orhan Gāzi hayatını kaybeder.
Şehzâde Murad’ın Tahta Yürüyüşü ve Osmanlı’da Devlet Aklı
Şehzâde Murad, Edirne alınmasının ardından bir başka sefer hazırlığında bulunur. Bulgaristan ve Filibe’ye doğru sefere çıkar.
Babasının ölümünü tam da bu sefer esnasında öğrenen şehzade derhal ordunun başına Lala Şahin‘i getirir ve kendisi merkeze, Bursa’ya, hareket eder. Şehzâde Murad Bursa’ya ulaşana dek sürecek boşluk hem düşmana hem de Anadolu’daki diğer Türkmen beyliklerine fırsat verip devleti tehlikeye sokabileceğinden, Kadı Çandarlı Kara Halil duruma hâkim olur. Devleti başsız bırakmayan Çandarlı Kara Halil, Şehzade Murad Bursa’ya ulaşır ulaşmaz tahtı kendisine teslim eder.
İleride kendisini Hüdavendigâr olarak tanıyacağımız Sultan Murad‘a geçmeden önce babası Orhan Bey dönemindeki önemli atılımlardan da bahsedip yazımızı sonlandıralım dilerseniz.
Orhan Gāzi ve Devletleşme Süreci: Reformlarla Güçlenen Osmanlı
Orhan Gāzi beylikten sıyrılıp da devletleşme sürecinin oluşumunda kilit bir isimdir. Askerî, ekonomik, kültürel ve sosyal alanlardaki reformları devletin gücünü perçinlemiş ve gelişiminde de belirleyici rol oynamıştır.
Askerî Reformlar
- Yeniçeri Ocağı6 kendisinin zamanında kurulmuş ve merkezî otoriteye bağlı askerî bir güç oluşmuştur.
- Yine kendisi zamanında kurulan topçu birlikleri ile Osmanlı Devleti savaşlarda avantaj sağlamıştır.
Sosyal ve Ekonomik Reformlar
- Devletin daha etkin bir şekilde yönetilmesi için ilk vezir7 ataması yine bu zamanda yapılmıştır.
- Köylüleri desteklemek ve tarımsal üretimi artırmak maksadıyla tımar sistemi8 uygulamaya koyulmuştur.
- Gelir kaynaklarının düzenlenmesi için vergi sisteminin temelleri atılmıştır.
Kültürel Reformlar
- Mimarî alanda dönemin belki de en büyük mimarî yapısı olan Bursa Ulu Camii inşa edilmiştir.
- İlk medreselerin9 açılması ile birlikte halkın eğitim düzeyinin yükseltilmesi yoluna girilmiştir.
- Resmî belgelerde Türkçe dili kullanılarak kültürel kimliğin gelişmesine katkıda bulunulmuştur.
Tüm bu reformlarla birlikte Orhan Gāzi devletin hem iç yapısını güçlendirmiş hem de dışarıda daha etkili bir güç olmasını sağlamıştır.
Sevgiyle, tarihle ile kalın.
Selin Aydın
Açıklamalar
- Fetret Devri: 1402 yılında Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’in Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesiyle başlayan ve 1413 yılında Çelebi Mehmed’in Osmanlı tahtını ele geçirerek devleti yeniden birleştirmesiyle sona eren 11 yıllık bir karışıklık dönemidir. Bayezid’in esir düşmesi üzerine oğulları arasında taht kavgaları başlamış, Osmanlı toprakları fiilen bölünmüş ve beylikler yeniden güçlenme fırsatı bulmuştur. Kardeşler arasında süren mücâdeleler devletin otoritesini zayıflatmış olsa da Çelebi Mehmed’in üstün gelmesiyle Osmanlı yeniden merkeziyetçi bir yapıya kavuşmuş ve fetret sona ermiştir. ⇡⇡⇡
- Havalî: Osmanlı döneminde kullanılan bir terim olup belirli bir bölgeyi, eyaleti veya yönetim alanını ifade eder. Genellikle merkezî idarenin kontrolü altındaki toprakları veya bir sancak ya da beylerbeyilik içinde yer alan bölgeleri tanımlamak için kullanılmıştır. Kelime günümüzde “havalî” şeklinde nadiren kullanılsa da tarihî metinlerde sıkça karşımıza çıkar. ⇡⇡⇡
- Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah: 11. yüzyılda yaşamış ve Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlı olarak Anadolu’da ilk Türk beyliğini kurmuş olan önemli bir devlet adamıdır. Selçuklu komutanlarından Kutalmış’ın oğlu olan Süleyman Şah, Bizans’ın zayıflamasını fırsat bilerek Anadolu’nun batısına ilerlemiş, İznik’i fethederek 1075 yılında Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurmuştur. 1086 yılında Halep seferi sırasında Suriye Selçuklu hükümdarı Tutuş ile yaptığı savaşta yenilmiş ve hayatını kaybetmiştir. Ölümünden sonra Anadolu Selçuklu tahtı kısa bir süre boş kalmış ancak oğlu I. Kılıç Arslan daha sonra devletin başına geçerek babasının mirasını devam ettirmiştir. ⇡⇡⇡
- Haraçgüzar: Bir devletin veya hükümdarın, daha güçlü bir devletin himayesine girerek ona düzenli vergi (haraç) ödemeyi kabul eden bağlı hükümdar veya yönetici anlamına gelir. Bu statüdeki bir yönetici, iç işlerinde bağımsız gibi görünse de dış politikada ve askerî konularda üstün devletin kontrolü altında olur. Osmanlı tarihinde de bazı komşu beylikler ve devletler Osmanlılara haraçgüzar olarak bağlanmış, böylece doğrudan fethedilmeden Osmanlı otoritesini tanımışlardır. ⇡⇡⇡
- Süzeren-vasallık ilişkisi: Orta Çağ Avrupa’sında feodal sistemin temelini oluşturan bir yönetim biçimiydi. Bu düzende, güçlü bir lord olan süzeren, kendisine bağlı olan daha düşük statüdeki soylulara, yani vasallara toprak vererek onların desteğini kazanırdı. Vasallar, süzerenlerine sadâkat yemini eder ve karşılığında askerî hizmet, vergi ya da malî destek sağlamakla yükümlü olurdu. Buna karşılık süzeren, vasalının güvenliğini korur ve hukukî haklarını gözetirdi. Karşılıklı bağımlılık esasına dayanan bu sistem, feodal düzenin sürekliliğini sağlarken, zamanla bazı vasallar güçlenerek bağımsız hareket etmeye başlamış ve bu durum feodal parçalanmayı hızlandırmıştır. Osmanlı Devleti’nde ise bu tür bir yapı yerine, doğrudan merkeze bağlı tımar sistemi gibi yöntemler tercih edilmiştir. ⇡⇡⇡
- Yeniçeri Ocağı: Osmanlı Devleti’nde 14. yüzyılın sonlarında kurulan ve doğrudan padişaha bağlı olan profesyonel askerî bir birliktir. Devşirme sistemiyle Hristiyan ailelerden alınan çocukların özel eğitimden geçirilmesiyle oluşturulan bu ocak, Osmanlı ordusunun en disiplinli ve güçlü piyade sınıfını teşkil etmiştir. Başlangıçta sadece savaşlarda görev yapan yeniçeriler, zamanla devlet yönetiminde etkili bir güç hâline gelmiş, ancak 17. yüzyıldan itibaren disiplinlerini kaybetmiş ve Osmanlı siyasetinde istikrarsızlığa yol açmışlardır. 1826 yılında II. Mahmud tarafından kaldırılan Yeniçeri Ocağı, Osmanlı askerî sisteminde köklü bir değişimin başlangıcı olmuştur. ⇡⇡⇡
- Vezir: Osmanlı Devleti ve diğer İslâm devletlerinde padişahın veya hükümdarın en yakın yardımcılarından biri olup, yüksek devlet görevlerini yürüten üst düzey devlet adamıdır. Osmanlı’da vezirler, devlet işlerinde yetkili olup yönetimde söz sahibiydi ve özellikle sadrazam olan başvezir, padişahın mutlak vekili olarak görev yapardı. Zamanla vezirlik makamı genişleyerek birden fazla vezir atanmış, devletin büyümesiyle birlikte farklı idarî alanlarda sorumluluk üstlenen vezirler divan toplantılarında yer almıştır. ⇡⇡⇡
- Tımar Sistemi: Osmanlı Devleti’nde toprak yönetimini ve askerî düzeni sağlayan bir sistemdir. Bu sistemde, devlet gelir kaynaklarını verimli kullanmak ve askerî gücü desteklemek amacıyla belirli topraklar, maaş yerine hizmet karşılığı olarak sipahilere verilirdi. Tımar sahipleri, bu topraklardan elde ettikleri gelirle asker beslemek ve bölgenin güvenliğini sağlamakla yükümlüydü. Böylece hem üretim devam eder hem de Osmanlı ordusu için güçlü bir sipahi sınıfı oluşturulurdu. Tımar sistemi, Osmanlı’nın genişlemesinde ve fethedilen bölgelerin kontrol altında tutulmasında önemli bir rol oynamış ancak zamanla etkinliğini yitirerek 19. yüzyılda kaldırılmıştır. ⇡⇡⇡
- Medrese: Osmanlı Devleti ve diğer İslâm devletlerinde yükseköğretim kurumlarına verilen isimdir. Genellikle dinî ve bilimsel eğitim veren bu kurumlarda, başta İslâmî ilimler olmak üzere matematik, astronomi, tıp ve felsefe gibi çeşitli alanlarda dersler okutulurdu. Medreseler, vakıflar tarafından desteklenerek öğrencilere ücretsiz eğitim imkânı sunar ve devletin idarî, dinî ve hukukî kadroları için nitelikli insan kaynağı yetiştirirdi. Osmanlı’da Fatih Sultan Mehmed döneminde kurulan Sahn-ı Seman ve Kanûnî Sultan Süleyman döneminde açılan Süleymaniye Medreseleri, medrese eğitiminin en önemli merkezleri arasında yer almıştır. ⇡⇡⇡








2 YORUMLAR
Orhan Gāzi döneminde Osmanlı Devleti’nin kurumsallaşma sürecini hızlandıran en önemli unsurlardan biri de fethedilen bölgelerde inşa edilen imâretler sanırım, öyle değil mi Selinciğim?
Bu hayır kurumları, sadece fakirlere yemek dağıtmakla kalmaz, aynı zamanda yolculara konaklama sağlar ve sosyal dayanışmayı pekiştirirdi. Bursa’daki Orhan Gāzi İmâreti, Osmanlı’nın ilk şehircilik hamlelerinden biri olarak dikkat çeker. Bu yapı, Osmanlı’nın fethettiği toprakları sadece askerî değil, kültürel ve sosyal olarak da nasıl dönüştürdüğünü gösteren önemli bir örnek bana kalırsa.
Bir kez daha hârika bir iş çıkartmışsın canım, seni kocaman öpüyorum ❤️😘
Sevgiyle, tarih bilinciyle… 😁📜
Sevgili Selin, kalemine sağlık, yine muhteşem bir yazı olmuş. Tek tek, adım adım bir devletin oluşumunu anlatmışsın. Şu an yaşadığın bölgenin ele geçirilmesi, Keşan, Malkara, Tekfurdağı’nın alınması… Süleyman Paşa’yı hatırlatıp öğretmen hârika. Ders kitaplarında; Trakya, Bursa Orhan Bey zamanında alındı, derler geçerler. Oysa sen Süleyman Paşa’yı öne çıkararak hârika bir iş çıkarmışsın. O zamanlarda olan depremi hiç duymamıştım, işte senin farkın. 👏
Galiba bu kaçırılan diğer şehzade Halil, tarihin akışını değiştirecekken, Murat tarafından öldürülüyordu. Sanırım Osmanlı’da ilk kardeş katli olacak. Bu olaylar da gelecek bölümde galiba. Bekliyoruz efendim 🙏