Gelin bir rota çizelim, ülkemizde kış günleri yaşanırken sıcağı yaşayalım, içimiz ısınsın, doyasıya alışveriş yapabilelim, eğlenceyi doruklarda yaşayalım, lüksün ne anlama geldiğini görelim, uzak olmasın, vizesi de bizi çok uğraştırmasın, son olarak da daha önce gördüğümüz yerlerden farklı bir yer olsun. Parçaları bir araya…
İzlanda… Hayalini bile kurmanın güç olduğu bazı yerler vardır, daha öncesinde oraya benzer başka bir yer görmemiştir gözleriniz. Benzetmeye çalışırsınız ama olmaz, hatırlamaya çalışırsınız ama zihniniz size içten içe güler. Hissetmek mi? İmkansız! Çünkü daha önce siz hiç bu dünya dışına çıkmamışsınızdır… İzlanda’ya hoş…
Bazen bir fotoğraf karesi, film veya kişi çeker sizi oraya. Gitmek istersin, önce hayalini kurarsın sonra nasılını düşünürsün. Aklına geldiğinde seni heyecanlandıran o yere gitmeye dair plan yapmaya koyulursun ardından. “Nasıl bu kadar farklı olabilir” diye merak eder ve kendine; “Gerçekten oraya gidebilecek miyim?”…
Keskin fiyortlarından her an düşecekmiş korkusuyla gezer, üşüyebilir veya sırılsıklam olabilirsiniz. Sürüklediği rotalarında yorulabilir, sessizliği bozan sert rüzgarlarına kafa tutabilirsiniz. Burada ne işim var bile demeniz olası ama hiçbir şey bulunduğunuz bu harikulade yerin sizde yarattığı heyecan ve mutluluğun önüne geçemez. Okyanusun, gökyüzü ile…
“Petra Rengi” diye bir şey duydunuz mu? Ben uydurdum… O kızıl ve kırmızı arası, kahverengi olmayan ama turuncuya çalan, bakışları tebessüme dönüştüren, sizi kendisine çeken, davetkâr renk. Bu renge aşırı maruz kalıyor ve sürekli karşınıza o büyüleyici Petra renkli fotoğraflardan çıkıyorsa, bilin ki Ürdün…





