Dünyaya yeni bir bahar getirdi Elleri yumuk yumuk Rayihasında cennet bahçeleri En sevgili şiirler gibi Nasıl da hayat dolu güzel gözleri Mavilikler serperken o hayatsı bakışlar Annesine derdini anlattı minik “Varlığım yorgun anne, yorgunum İçimi saran bu yorgunluk, olmasın sonum.” Henüz iki buçuk…
Dört yandan içtenlik bekliyorum. Dört yana haykırıştır bu. Daha fazla kaybedecek zaman yok. Yorgun akrep ile yelkovan. Uyan daldığın o yalan uykulardan. Kendine gel, yapabilirsin. Hadi be insan. Hadi be insan.…
Asra düşen felaketler, yüzümüze, gözümüze, en çok da gönlümüze çarpan acılar ders olsun. El ele tutuşmanın, yan yana ve can cana olmanın değerini bilerek, severek ve bu sevgiyi ifade ederek yaşama haklarına saygı duyarak her canlının ve her ânın bizden insanlık beklediğini unutmadan, tükenmeden…
Renklerin ahengiyle sar gönlünü arkadaş, yoldaş bil siyah ile beyazı. Tenden ötürü senden vazgeçme. Seni kaybetme, iki kendini bilmez sözle. Diline sahip çık. Kalbindeyse dilindeki kalbini temizle… Ki sen insan, haddi sınırlı, ömrü sınırlı, varlığı anlamlı güzel yaratık……
Doğumum sonrası gitmiş olsam da ilk fırsatta sana koşup vardım İstanbul. Onca sene toprağına uzak kalsam da her saat hasretinle yandım İstanbul. Beni sen büyüttün ve sen adam ettin. Beni bana anlattın, intizam ettin. Yanlış adımlar attım, muntazam ettin. Seninle bensizliği savdım İstanbul.…
Hak edilmemiş mevsimler niye gelsin? İnsan varken deniz nasıl temizlensin? Evet! Kötü olan her şeyin sebebi sensin. Sormamız lazım soruların gerçeğini…İnsan ne zamandır kendini avlamakta? Oturduğu yerden iyileri (!) favlamakta? …
Güzde kapıyı çalan sarsıntı. Ekmeği, nefesi, umudu kursakta bırakan karanlık his. Ve sonrasında devam eden korku, telaş. Kesilen ve yükselen sesler. Ve yine ağır, yepyeni bir imtihan. Sebebi oluşturan da, sonuca katlanan, katlanamayan da insan……
Şu dünyaya gelirken sevmeyi çok sevmişim. Büyüdüm, bırakmadı beni asla geçmişim. Bir karınca misali emektar gayretkeşim. Heyecanlı heceler. Baharı görmek için……
Türlü vakitlerinde bu şehrin, türlü dertler edindim. Farklı sevinçler yaşadım. Müjdeler aldım, verdim. Kasvetli yollarında ömür harcayarak gittim, geldim. Kimi zaman haytalığı, kimi zaman sükûneti seçtim. Borçlandım, vaktinde ödedim……
Hayat bu, eğme başını. Kış gelecek, yaz gelecek. Göğsüne değerken umut. Gözlerini parlatırken gün ışığı. Belki bir havadisle ayaz gelecek. Kabul ve mücadele. Sabır ve kocaman sevgi. Dahası, kendine saygıyla yürümelisin Senin için Sendeki güzellikleri dünyaya sunmalı, Dünya için seni güzelleştirmelisin.…
Şimdi bir çocuk parkında Oyun ve oyuncak sesleri arasında Arada bir düşüp süzülen yapraklara gülümseyerek İki türlü eylül ile beraberim Birisi; şiirlerin kalbi, sonbaharın girizgâhı eylül Diğeri; kalbimin şiiri, ilkbaharımın müjdesi Eylül. Bir eylül, rüzgârını sürerken usulca yüzüme Diğer Eylül, buseler konduruyor Bir eylül,…
Ne diyordu gidenler; “Gitmek zorundayım Kalmak için bir sebep kalmadı. Nokta.” Kalanların da söyledikleri oldu elbet Gidenlerin ardından; “Bazen sebepsizce kalır insan Umut eder, yaşamasını umudun… Virgül,” Kimi gitmekten vazgeçti Kimi kaldığına pişman oldu Gidenlerden de kalanlardan da kaybedenler Ve hatta hayatı yeniden kazananlar…
Metin Abinin Oyuncakları Kışları acayip keskin, kupkuru ayaz Yazları güneş şenliği Baharı, sonbaharı bambaşka bir küçük şehirdi Ve farkındaydık O güzelim şehrin en güzel mahallesinin çocuklarıydık Çatapat, tetris, gazoz kapakları Cassio saat, HeMan, Kara Şimşek Bizimkiler, Altın Kızlar, Turnike Ve İstiklal Marşı ile kapanış…













