Küresel ısınma, bitmeyen savaşlar, haksızlıklar, hırsızlıklar, darbeler, kavgalar, azgınlıklar, ezilen azınlıklar, çıldıran, böğüren, doymayan çoğunluklar, kirli su, kirli hava, kirli ilişkiler, yaza giren kış, kışı özleten yaz, kırıntı umutları toplamaya çalışanlarla umut dahi etmeyelim isteyen canavarlar. Hepsi, hepsi aynı Dünya’nın içinde. Dahası da var……
Sen, adımla beraber anılan en güzel şeysin. Şey yani, meselâ şairliğime şuur, şiirime şiar, herkesin sonbahar dediği vakte doğan güçlü güneş, sonsuz huzur hissi veren, aslında bahar… Sen, uyanışlarımı umutla bağlayan, güne güçlü başlamamı sağlayan, altın sarısı saçlarında, cennet gülüşlü gözlerinde, sesinde, mimiklerinde Sevgi’li…
Mümkün olmayacak başka bir gezegende yaşamak, olsa da bize denk gelmeyecek. Gelse de alışmak zor. O halde daha fazla işkence etmeyelim Dünya’ya. Atmosferi deldik, toprağı yorduk, ağacı, kuşu, geyiği küstürdük. Su bile bıktı bizden. Havanın havası kaçtı. Bir yandan binlerce yıllık şehirler toprak altından…
Bir zamanlar güçlüydü. Öyle güçlüydü ki Dünya’da sadece kendisinin yaşamadığını biliyor ve her canlıya, havaya, suya canla başla sarılıyordu. Bir zamanlar varlığı emniyetiydi Dünya’nın, hatta ve hatta bütün korkulara karşı bir setti. Yer yarılsa tamir etmeye çalışır, gök delinse zorda kalan her canlıya yetişirdi,…
Çocuktum 80’lerin sonlarında 90’ların başlarında. Spora sevdalı. Ve ciklet lakabıyla. Çocuktum; yatarken hayaller kuruyor, sabah coşkuyla uyanıp havaya, suya şarkılar söylüyordum ve sonra o hayallerin peşinden koşuyordum.…
İnsanlar olacak yanınızda Kimi elinizi tutmak için Kimi sizi geçmek için İnsanlar olacak önünüzde Kimi sizi korumak için Kimi size engel olmak için İnsanlar olacak arkanızda Kimi yaslanacağınız duvar olmak için Kimi sırtınızdan vurmak için İnsanlar olacak İnsanlar ölecek etrafınızda Kimi aşkıyla Kimi hırsıyla…
Sen. İklimlerin tuhaf alışkanlıklar edindiği bu yıllarda, umut çiçeklerini eksik etmeyen inatçı bahar. Sen. Her şeyin karmaşık göründüğü, herkesin bir tür yalnızlık hikâyesini yaşadığı bir zamanda, “İyi ki varsın” dedirten umar. Sen. Kaosun, savaşın, ayrılıkların, kavgaların hiç bitmez göründüğü şu dünyada, gönlüme barışı ve…
Yoksa sadece kimsesiz dağlarda mı yaşar gerçek baharlar? Çünkü bu şehrin bahçelerindeki çiçekler artık kokmuyor Çünkü bu şehrin nefesleri, neferleri yorgun Yüzler gülmüyor Çünkü hapsolmuşlar teknolojik çıkmazlarda Sokaklarda oynamıyor artık çocuklar Salçalı ekmek yiyen yok Sokak dondurmacıları kayıp Her çocuğa “Evladım” demiyor analar, babalar……
Gülmeye görsün yüzümüz Bir yerlerden bir havadis Çıkagelir ansızın Seslenir hayat güleç yüzümüze, pek yüzsüz Ve sonra Sonra ve yine sonra Üstten güneş vururken yüzümüze Alttaki akıntı çalmaya devam eder ömrümüzü Hep böyle gelgitler içinde Zorluğa alıştırdılar, aşk dolu gönlümüzü İstediler ki bıkalım sevmekten…
Belki evet, uçurumlar var iki bakış arasında. Belki imkânsız görünüyor bazı dostluklar. Ama öyle bir mecra ki bu dünya, kartal ile tavşanı yoldaş edebilir, şeker ile tuzu da, siyah ile beyazı da. Aşk vardır, birbirine zıt görünenler arasında.…
Kuşkusuz Geçecek bu zor günler de Yerini belki daha zorlarına bırakarak Biraz daha pişmiş Biraz daha olmuş, anlamış Ve elbet Biraz daha yorulmuş olacağız Büyümenin bedelini ödeye ödeye Yan yana ve can cana olmanın Gerçek sevginin Duruluğun, sadeliğin değerini anlayacağız Yeni yeni şiirler büyüyecek…
İçimizdeki çocuk, dışımızda hissedilmeli, duruşumuzda yaşamalı, bakışımıza yansımalı, içimizde hapsolursa hiçbir kuşun kanat çırpışı, hiçbir rengin yansıması güç katmaz gücümüze. O yüzdendir, bu zor dünyayı bırakalım içimizdeki çocuklara. Şimdiden daha iyi olacağına kefilim çünkü büyümek, büyüttü dertleri. Hatırlatsın içimizdeki çocuk; dünya bir misafirhane, kötülüğe…
Kaybolma sakın fikrimin derinlerinde. Hep öyle baksın ki bana gözlerin en zor zamanlarda dahi kötümserliği savurup denizlere atabileyim.…













