Köşe Yazıları

Kötülüğün Sıradanlığı – 1

19 Ağustos 2019

Yazı: Kötülüğün Sıradanlığı - 1 | Adolf Otto Eichmann | Yazan Sadık Aktunç

Bir suç işlendiğinde, suçlu nasıl teşhis edilir? Örneğin cinayet işlendiğini varsayalım, katil nasıl yakalanır? Cinayetin işlendiği zaman diliminde, o mekânda veya yakınında olan insanlar tespit edilir. Varsa, kamera görüntülerinden katilin ayırt edici özellikleri not edilir. Kanıtlar toplanır ve kalan şüpheliler sorguya çekilir, değil mi?

Peki cinayet esnasında, öncesinde ve sonrasında olay mahallinde çok fazla insan varsa, katilin hiçbir ayırt edici özelliği yoksa ve kanıtların hepsi yok edildiyse?

Adolf Otto Eichmann

Eichmann, 1906’da dördü erkek, toplam beş çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak Almanya’da dünyaya geldi. On yaşında annesini kaybetti. Ailesi Avusturya’ya yerleşince çocukluğu burada geçti. Ne liseyi ne de sonrasında yazıldığı meslek okulunu bitirebildi. Ailenin liseyi bitiremeyen tek çocuğuydu. Babasıyla olan ilişkisine gelince, o da en az öğrencilik hayatı kadar kötüydü.

Daha sonra iş hayatına atıldı ama o da çok iyi gitmedi. Önce bir elektrik şirketi ve inşaat firmasının satış departmanlarında çalıştıktan sonra bir petrol firmasında satış elemanı olarak çalışmaya başladı fakat bu işlerin hiçbiri uzun süreli olmadı.

Çalışkan veya yetenekli biri değildi. Bu gerçekle yüzleşmek yerine kendi onurlu(?) yalanlarına inanmayı tercih etti. Mesela, işe alınmasında katkısı olan Yahudi iş adamı Bay Weiss’ın aracı olduğu petrol firmasından, Nasyonal Sosyalist Parti’ye üye olduğu için atıldığını söylüyordu. Bu önemli detay, Eichmann’ın kendi ailesi içinde Yahudilere karşı bir nefret beslemediğini gösteren önemli bir detaydır. Nitekim bir sonraki yazımda, Eichmann’ın duyduğu minnettarlıktan dolayı Bay Weiss’ın kızına, savaşın en ateşli yıllarında (1943-1945) nasıl yardım ettiğinden bahsedeceğim.

Nasyonal Sosyalist Parti, SchutzStaffel, SicherheitsDienst

Genç Otto, sürekli işten çıkarılınca bir süre babasının sahibi olduğu maden ocağında çalıştı. Burada da tutunamayınca bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Nasyonal Sosyalist Parti’ye üye oldu ve SS’ye girdi. Davaya inanarak katılmamıştı. Parti programını bilmiyordu ve “Kavgam”ı okumamıştı. İşsizdi.

“Neden SS’ye katılmıyorsun?” sorusuna “Neden olmasın?” cevabını vererek katılmıştı.

Aldığı eğitimle iyice sivrilen ve vazifelerini babasına olan nefretini kusarak başarıyla yerine getiren Eichmann, tekdüzelikten sıkılınca Himmler’in SD’sine katıldı. Burada üst düzey parti görevlilerini koruyacağını sanıyordu. Bir süre de bu sanrısı devam etti. Zira kimse gelip hatasını düzeltmedi veya kimse kendisine bir şey anlatmadı. Bir karışıklık sonucu buraya başvurmuştu. Bu karışıklığı fark etmesi de uzun sayılabilecek bir zaman diliminden sonra gerçekleşti. Fakat Eichmann bu üzücü duruma fazla takılmadı. Çünkü bu hataya düşen tek insan kendisi değildi.

2. Dünya Savaşı

SS’nin demir yollarından sorumlu olan Eichmann, 1941’de Gestapo Yahudi Ofisi yöneticiliğine kadar yükseldi. Görevi, Avrupa’nın her tarafından getirilen kurbanları toplamak ve imha kamplarına nakletmek idi.

Savaşın sonlarına doğru orduda Hitler’e muhalif olan insan sayısı artmaya başladı. Birçoğu bu karar değişikliğinin bedelini hayatıyla ödedi. Bu insanların cesareti, takdiri hak etse de onları muhalif olmaya iten sebebin ahlâki menşeili olduğunu söylemek pek doğru olmaz. Sadece savaşın nasıl sonuçlanacağını ötekilerden daha erken fark etmişlerdi. Alman halkının genelinde ise endişeye dair bir emare yoktu. Çok sevgili Führerleri savaşın olumsuz sonuçlanma ihtimaline karşın iyi Almanlar için çözümü düşünmüştü. Ruslara yakalanmamak için hepsi gaz odalarına kapatılacaktı. Ne var ki gazların en iyi ve pahalı olanları Yahudiler için kullanılmıştı.

Savaşın sona erdiği 1945 yılı Eichmann için dönüm noktalarından biriydi. Bundan sonrasını lidersiz, kimseden emir ve direktif almadan, gerektiğinde başvurabileceği bir yönetmelik olmadan devam ettirmek zorundaydı. Kısacası artık kendi başına karar vermesi ve hareket etmesi gerekiyordu.

Savaşta hayatını kaybeden insanların sayısına erişmek için tıklayınız.

Arjantin

Savaşın Almanya aleyhine sonuçlanması ile Eichmann önce Avusturya’ya, buradan da Arjantin’e kaçtı. Ucundan köşesinden düzeni de sağlayınca sahte isimle eşine mektup yazdı. Kendini Eichmann’ın bir akrabası olarak tanıttı, durumun vahametine üzüldüğünü belirtip, Arjantin’e davet etti. Eichmann’ın el yazısını tanıyan eşi, kimseye bir şey demeden çocuklarını alıp Arjantin’e gitti.

Ailesine kavuşan Eichmann 1960 yılında yakalanana kadar Arjantin’de yaşadı. 1960’ta Mossad ajanları tarafından yakalandı ve İsrail’e gönderildi.

Mahkemedeki ifadesinde takip edildiğini fark ettiğini ve kendiyle barışıp huzur bulma dileğiyle yargılanabilmek için yakalanmayı beklediğini söyledi. Bu söylemi koca bir safsataydı. Zira kendiyle barışmak için teslim olmayı da deneyebilirdi. Muhtemelen sırf böyle bir cümle kurabilmek için yakalanmayı beklemişti.

Eichmann Arjantin’de yakalanmadan evvel birçok SS subayı yakalanıp yargılandı. Büyük çoğunluğu pişmanlığını dile getirse de pişmanlıklarının sebebi yaptıkları değildi. Aksine “insanlara insanca davranmadım” demek yerine, sırf görevlerini yapmak için korkunç şeyler gördüklerini, görevlerini yapmak için bu zorlu fedakarlığı yaptıklarını öne sürüyorlardı. Mesela 15.000 insan öldüren Dr. Otto Bradfisch yargılanırken kendisinin içten içe muhalif olduğunu iddia etmişti. Anlaşılan bunun fark edilmesini engellemek için 15.000 insanı ölüme göndermişti!

Nazi subaylarının büyük bir kısmı da öldürdükleri insanlardan değil de öldürmediklerinden bahsediyordu. Mesela Dr. Kastner‘a sorulsa, Macaristan’da 476.000 kişiyi öldürdüğünü değil de 1684 kişiyi kurtardığını söylerdi.

Hepsi görevlerini yaptığını söylüyordu. Kararları vicdanen nasıl onayladıkları sorulduğunda ise; “Vicdani rahatsızlık olsa da başkomutanı yargılamak askerin görevi değildi, o görev tarihe ve Tanrı’ya bırakılmıştı,” cevabını veriyorlardı. Savaşı Almanya kazansaydı yine vicdan azabı çekerler miydi acaba?

Alman halkında da birtakım değişiklikler yaşanıyordu. Kısmen suçluluk hissetmeye başlayanlar vardı. Mesela Einstein gibi dâhiler niye kovulmuştu ki? Anlaşılan “Küçük Hans Cohn’u öldürmenin, birini kapı dışarı etmekten çok daha büyük bir suç olduğunu” fark etmeleri için biraz daha zaman gerekliydi.

Otto Eichmann


Eichmann Kudüs’te mahkemede
Kaynak: Flickr/The Huntington

Eichmann Kudüs’te

Kudüs’e getirilmesinin ardından çeşitli itirazlara* rağmen yargılanmaya başladı. Eichmann’ın yargılanmasının yolunu açan devletsizliğiydi. Eichmann hukuktan anlamasa da bunu anlayışla karşılamıştı çünkü devletsizlere neler yapılabileceğini en iyi o biliyordu.

Görülecek olan dava biraz farklıydı zira normalde suçu ispatlanana kadar sanık masum olsa da Eichmann’ın suçu daha Kudüs’e getirilmeden ispatlanmıştı.

Eichmann’ı yargılamakla görevli üç hakim, sanık Almanca konuşsa da savunmasını İbranice’ye çevirmeden değerlendiriyorlar hatta bazen çeviriye ekleme ve düzeltmeler yapıyorlardı. Zira kendileri de Almanya’da yaşayıp eğitim görmüş Yahudilerdi.

Avukatına göre Yahudiler Eichmann’ı yargılayamazdı. Bu itirazına mahkeme; “Nazilerin yaptıklarını hatırladıkça tüm Yahudilerin duygularının alt üst olduğunu fakat hukukun duyguları sınırlandırmayı gerektirdiğini, aksi takdirde yüz kızartıcı suçlara bakan hiçbir hukukçu bulunamayacağını,” ifade ederek kendilerinin de bunu layığıyla yaptıklarını belirtmiştir.

Halbuki avukatın anlatmak istediği; “Yahudilerin, öteki milletler için nasıl bir soruna yol açtığını kavrayamayacakları için Nihai Çözüm’ün kıymetini bilemeyecekleri,” idi.

*Yargılanmasına itiraz edenlerin bir kısmı İsrail Mahkemelerinin yetersiz, Eichmann’ın da Avrupa kökenli olduğu için yanlış yerde yargılandığı öne sürerken; bir kısmı da Eichmann’ın yargılanmayı hak etmediğini direkt öldürülmesi gerektiğini savunuyordu.

Sadık Aktunç

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Ali 19 Ağustos 2019 at 14:09

    Çok iyi. Yazılarını çok beğeniyorum.

  • Cevapla Salih 19 Ağustos 2019 at 14:11

    Tebrik etmek lazım. İyi bir çalışma ve iyi noktalara değinilmiş.

    • Cevapla Sadık Aktunç 19 Ağustos 2019 at 14:38

      Teşekkürler.

  • Cevapla Hande S. Sinan 7 Eylül 2019 at 23:17

    Çok ilginç bir konu ve yazı.
    Çok teşekkürler.

  • Cevap Yaz