Ay Işığı Yolcusu

Sertlik-Yumuşaklık

7 Mayıs 2019

Yazı: Sertlik-Yumuşaklık | Yazan: Atakan Balcı
“Sakin güç” diye bir tabir vardır, Türkiye’mizin liderlerinden biri için de kullanılmış, fakat daha çok “Gandhi”yi ve Gandhi tarzını anımsatan. “Sakinliğin ne gücü var” diyecek o kadar çok birey var ki ülkemizde; ne üzücü bir anlayış darlığıdır kendini “yetişkin” olarak görenler adına.

Sükunet, yavaşlık, yumuşaklık genel anlamda en büyük ve en değerli güçtür. Büyük kavgalarda bile, büyük savaşlar vermiş olan ulusumuzun ve Ulu Önderimizin kafasında bu anlayışla bütün bu savaşları verdiğini, bu anlayışı en kanlı ve en acı savaşımlarda bile yüreğinden eksik etmediğini biliyoruz.

Gandhi gibi…

Tabii, öldürmekten çok ölmeye dayanan bir anlayış noktasına ulaşıyor bu durum. Bu noktayı çok daha ileri bir aşamaya taşıması ile bilinen kişi ise, “Gandhi”dir malumunuz. Pasifist savaşım mantığının bilinen düşünce ve uygulama önderidir. Yumuşaklık bazen çok acı verici olabilir. Sertlik çözer mi?

Yolda olmak

Yolda olmak, bilgeliğin değerini bilmektir en azından başlangıç düzeyinde. Bilişsizliğin övüldüğü, bilmişliğin ödüllendirildiği, masumların linç edildiği, kötücüllerin el üstünde tutulup masum ilan edildiği bir ortamda yolda olmak, yumuşak gücü deneyimleme açısından (gerçi hemen her açıdan) dünyanın en zor işini yapmaya çalışmaktır.

Yumuşaklık, özellikle böyle bir yığının (toplum değildir böylesi bir topluluk, yığındır ancak) içinde çok daha zor ve çok daha acı vericidir. Peki o zaman, ne yapmalı? Aynı soru çıkıyor karşımıza, “Sertlik çözer mi?”

Su Gibi

Bilgelik bize “su gibi ol” der. Bir çoğu ülkemizde bunu “oportünizm” olarak, “kaypaklık” olarak algılayacaktır yazık ki. Sert ve acı verici çözümsüzlüğe adanmış tinler/ruhlar için bu adil bir konumlanma. Fakat gerçek kaypaklık su gibi olmak mıdır? Yoksa çözümü es geçip ille de çözümsüz acılarla yığının içinde yer almak, konumlanmak mı? Su yatağında akar ve farklı yataklarda da aynı su akar kendi gibi ve kendi varoluşsal tiniyle akar. Su, kendi özünden bir şey yitirir mi? Suya acı verebilirsiniz belki, ama suyu yenemezsiniz. E peki bunca zorluğun, bunca sert koşulların içinde kendimizi de mi savunmayalım? Saldırı altındaysak, eziliyorsak, ısrarla etimize iğneler batırılıyorsa, susalım mı? Su olmak, yumuşak güç olmak “susmak ve katlanmak” mıdır?

Çözüm

Çözüm susmak ve katlanmak değildir. Kendinizi savunurken de, en büyük acılar içinde savaşım verirken de içinizdeki yumuşak güçten kopmamaktır. Çanakkale’de ölümden dönen, tam kalbinin üzerindeki saate kurşun denk gelen Ulu Önder, Çanakkale’de ölen düşman askerlerinin annelerini, ailelerini avutmadı mı yine de? Kurtuluş Savaşı sırasında, savaş hala sürerken işgal güçleri komutanı General Trikopis ele geçirildiğinde, savaş ortamındaki çadırında, elindeki son kahveyi ikram etmedi mi?

“Ne değişti?” diyecek çok kişi var günümüze ve gördüğü sığ denizlere aldanıp. Halbuki gökyüzüne bakmalı denizin sonsuzluğunu duyabilmek için. Avustralya ve Yeni Zelanda’da Türk adı bugün büyük bir çoğunluk için olumlu duygular uyandırıyorsa, bunda o yumuşak gücün etkisi vardı. 1950’lere ve hatta aramıza “Kıbrıs” sorunu atılana kadar Yunanistan’la iki kardeş gibi idiysek, bunda o yumuşak gücün etkisi vardı.

Su gibi canlı, su kadar gerçek, su denli sonsuz olmak dileğiyle!…

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 7 Mayıs 2019 at 16:59

    Çoookkk sevdim Atakancım bugünkü yazını.
     
    Geçen hafta yazdığım bir yazıya gelen tepkilerle oldukça savaşmıştım. Şimdi okurken onu düşündüm; ben nasıldım acaba su gibi mi, fırtına gibi mi 😉 Ya da belki suydum ama yıkıcı gücünden yararlanıyordum 😝
    
 
    Gene sorgullattığın, düşünmeye zorladığın harika bir konuydu. Tebrikler canım👌🏻👏🏻

  • Cevapla Atakan Balcı 7 Mayıs 2019 at 21:11

    Sen tabii ki harikasın, hem yazıların, hem duruşun, hem tepkilerinle!… Sendeki suyun büyük gücünü son yazında bir kez daha gördüm. Hem yıkıcı hem de yumuşak olabilen bir güç bana göre.
     
    Teşekkürler 🙂

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan