Bugünlerde stres tavan!
Her şeye yetişme çabasından stresin oldukça olduğu iki hafta geçirmek durumunda kaldım. Arada plansız hortlayan kıl, tüy ama bazen devasa meseleler! (Ağzını bozma Merve! Mübarek ay!)
Haftanın sendromlu pazartesi gününde ofiste çalışırken, diğer taraftan radyoda bangır bangır şarkı söyleyen Gülşen bana mesajını veriyordu:
“İçine ata ata ne hale düştün tuta tuta çatlayacaksın be Merve!”
Artık tutmuyorum! Belli bir süreden beri bu böyle Gülşenciğim!!!
Ve sonunda benim stres başka yollardan beni yakalamaya çalışmış olmalı ki bir sabah uyandığımda sağ elimin orta parmağının boğumları su toplamış ve tatlı bir kaşıntı sarmıştı. Parmağım adeta şekil değiştirmişti. Başta bunu çok önemsemeyen bendeniz, bu problemin üstünde fazla durmamış ama stres belasına sövüp durmuştu:
– Beni alt edemeyeceksin stres! Su toplarıyla bezediğin orta parmağım seni öpsün!
– Beni çağıran sensin! Ben ne yapayım yani! Benim de işim bu! Siz üzülüp üstüne ağlayıp hatta karalara bağlayacaksınız ki ben de başınıza bir kaç dert sarayım! Ancak böyle besleniyorum!!
Durum ciddiye gitmekteydi.
Birkaç gün sonra parmağımdaki kaşıntı şiddetiyle artmış, bir de şişlikler patladıktan sonra kurumaya ve yara halini almaya başlamıştı. Daha da kötüsü diğer parmaklarımda da aynı sorunlar nüksetmişti. Kaşımak istemiyordum ama o kaşıntıya kim karşı koyabilirdi ki? Ben kaşıdıkça daha da artıyordu. Ayrıca şekilden şekile giriyordum.
Bir sabah banyo kapısında Lokum’un kafası hafifçe sağa yatık ve gözleri fincan gibi açmış bir şekilde bana baktığını görene kadar…?!
– Ne?! Ne oldu?
Çıt yok! Dik dik bakmaya devam.
– Lokum bakma şöyle kızım!!! Lütfen!
Hâlâ devam! Benim kedi Kleopatra’nın bu konuda rekorlar kitabına gireceğine gayet eminim zira yaklaşık 12 dk karşımda heykel gibi durduğunu biliyorum. Sonunda bakışları normale dönmüştü ve bana merakla daha da yaklaşarak:
– N’apıyorsun sen? Seni bekliyorum gel sifonu çek!! Kaka yaptım.
– ?!₺-&@:@/!₺>\€$.*{>$\£\•€\*]’
– Ne oldu köle? Üç harfli çarpmış gibi duruyorsun!
– Anneeee!!! Lokum’u çağır lütfen!!! Lokum bi’ git başımdan!
– Gitmiyorum!!! N’apcan!!!
– Anneeaaaa!!! Bak ayaklarımı ısırıyor!! Bırak beni!
– Miiiiiiiiiv!!!! (Acındırma miyavlaması) Banane! Kakamı temizle köle!! Hem annen sana değil bana inanır canım!!
Annem de mutfaktan bağırmaya başlamıştı:
– Ay ne oldu?? Yine neyi paylaşamıyorsunuz??
– Lokum bak fırına atarım seni!! Zaten tontik oldun. Senden güzel kedi güveci olur. Butlarından yakalarım seni! Kaçma!!
– Bana bak köle!!! Valla ispiklerim seni anana. Kakamı temizlemiyor, yaş mama vermiyor ayrıca yanında uyutmuyor diye sıralarım yalanları! Sonrasını sen düşün!! İyi geçin kraliçeyle!!!
Bir yandan kaşıntıyla boğuşup diğer yandan Lokum’u kovalamakla meşguldüm.
– Anne al şunuuu!!!
Bizimki benden önce annemin yanına gitmiş, masum kedi rolüne çoktan girmişti bile.
Yemin ederim Oscarlık kedi!!!
– Ah benim pamuk prensesim! Ne yaptı bu Merve sana!!!
– Miiiiiiiiv!!!!
– Ne yapayım bu Merve’yi ben??
– Miiiiiiiiiv!!! Miyaaaaoooouuuuvvvv!!!
– Ah kuzum! Kıyamam sana! Merve ağlatma şunu! Elimde kalacaksın az kaldı.
Ah Lokum ahhhh!!!
– Kızma çocuğuma!! Git sen biz kızımla takılacağız!!
– <\€$.*{%£\£




2 YORUMLAR
Canım benim, bayılıyorum senin Lokum’lu diyaloglarla şahlanan bu yazılarına. Biliyorum ki bir kitap tasarın var bu konuda. Muazzam bir fikir olduğunu düşünüyorum. Çok sevileceğine eminim 👌🏻
Lokum’u benim sevgili kedim Sabahattin ile tanıştıralım. Çok iyi anlaşacaklar gibi duruyor. 😄