Yıldız Tozu

Bir Kanat Çırpışı

26 Ekim 2020

Öykü: Bir Kanat Çırpışı | Yazan: Sıla Malik

Yüzünde rüzgarı hissetti gökyüzünde süzülürken. İnsanları izledi uzun uzadıya. Her birinin bir acelesi vardı. Kimse başını kaldırıp onlara bakmıyordu. Sahi niyeydi bu telaşları? Hızlılardı; yavaş diye bir kelime yok muydu sözlüklerinde?

Aslında önceden severlerdi durmayı, oturup onları seyretmeyi. Cam kenarlarına konmayı bu yüzden çok seviyordu. İnsanlar samimilerdi. Yiyecekler bırakır, şefkatle yaklaşırlardı. Hoş, cam kenarlarından çiçekler çekildiğinden beri o şefkat de kalmamıştı ya. Şimdi konacak bir mermer bile bulamıyorlardı. Sahiller bir nebze daha iyiydi ancak korkutuluyorlardı her seferinde.

Kalabalıkları sevmiyorlar mıydı bu insanlar? Göç eden onlar gibi oturuyorlardı karada. Uzun sohbetler ediyorlar, geride kalıntılarını bırakıp gidiyorlardı. Başlardaki saflıklarını hatırladıkça kahroluyordu. Arkada bıraktıklarına, masumane duygularla yiyecek umuduyla gittiklerinde atıklardan kaç can vermişlerdi. Aç olabileceklerini düşünmeyen insanlık, kendi evine zarar verdiğini bile bilmiyordu.

Şimdilerde akıllanan maalesef ki yine onlardı. İnsanlar yine aynı şekilde, farkında değillermiş gibi yaşamlarına devam ediyorlardı.

Onlara zarar verdikleri yetmezmiş gibi kendilerini de içten içe bitiriyorlardı. Hep sinirliler, hep telaşlılar, bakışları tedirgin ancak daha da önemlisi ruhları sıkkın. Yanlarına yaklaştıklarında bazılarının kalbi içlerini acıtıyordu. Neden duygularını bu kadar saklıyorlardı? Bazen onları beslemek için durduklarında dalıp gitmelerin arttığını, sonrasında gözlerdeki ışığın söndüğünü fark ettiler. İnsan dostların bu değişimi onlar için de üzücüydü.

Bir gün göç vaktinde toplandılar yine. Havada grupça süzülüyorlardı. Yorgunluklarını atmak için konacak bir ağaç ararken içlerinden biri bir pencereye dikti gözlerini. Küçük bir kız çocuğu vardı camda. Dört duvar arasına sıkışmış, beton sınırlarla çevrili hayatında ilk defa bu kadar güvercini bir arada görüyordu. Gözlerinde uzun süredir göremedikleri ışık vardı. Heyecanı hissedebiliyorlardı. Diğerleri ağaca tünerken o camın önüne gitmeyi tercih etti.

Küçük kız heyecanla bir iki adım geriledi. İçinde güvercini ürkütmenin korkusu vardı. Ama bilmiyordu ki o tüm bunları hissediyor ve bunun için mutluluk duyuyordu. Kız çocuğu sevinçle içeriye koşup geldi. Elinde ekmek içi vardı. Ufak elleriyle hızlı hızlı koparıp mermere, güvercinin önüne dizdi ekmekleri.

Mutluluğu, saf sevgiyi, iç huzuru hissetti güvercin.

Önce kıza baktı uzun uzun. Küçük kız meraklıydı zaten. Sesi çıkmadan, nefesini tutarak izledi onu. İkisi de uzun zaman sonra buluşmuş yakın arkadaşlar gibiydiler. Birkaç parça ekmekle karnını doyurdu ardından diğer arkadaşlarına seslendi kalan parçalar için. Diğerlerinin geldiğini gören kız heyecanla ellerini çırptı. Sevinmişti minik arkadaşları çoğalacağı için.

Diğerleri de karnını doyurduktan sonra yavaşça uçmaya başladılar. Ayrılmak istemiyordu güvercin. Yıllar sonra aradığı saf sıcaklığı bulmuştu. Son bir kez bakarak veda etti küçük arkadaşına. Kız da anlamış gibi eliyle hafifçe başını okşadı güvercinin.

Uçuş başladığında düşündü güvercin. Büyümek olabilir miydi tüm sıkıntı? İnsanlar büyüdükleri için mi bu kadar donuklaşmışlardı?

Güvercin camda gördüğü büyüklerin azaldığını da fark etti. Büyükler gökyüzüne bakmayı bilmiyorlardı. Bu gerçeğe üzülüyordu güvercin. Ancak gerçek sahiden neydi? Çocukluğun heyecanını kaybettiren yıllar, şartlar mı? Yoksa büyümenin verdiği o unutkanlık mı?

Sıla Malik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Burak Süalp 26 Ekim 2020 at 12:11

    Sevgili Sıla, hem kendi içimizdeki hem de diğer canlılarla olan o duyguları yitirmemiz ne kötü. Biz çoğaldık, onlar azaldı; biz yayıldık, onlar uzaklaştı. Büyüdük, şehirlerimiz büyüdü, binalarımız da, dertlerimiz de. Tabi bunun dışında kalamıyoruz, bizler de büyüyoruz. Umarım içimizde güvercin besleyen o masum çocuğu her yaşta, hep koruruz. Makine parçaları değil, can olduğumuzu unutmayız.
     
    Kalemine sağlık genç arkadaşım.

    • Cevapla Sıla Malik 22 Kasım 2020 at 00:25

      Her insanın içindeki sevgiyi göz ardı etmediği zamanlar geldiğinde düzeleceğiz sanırım Burak Abicim. Ama işin kötü yanı, bu ne zaman olacak? Daha da önemlisi olabilecek mi? Bunlar şimdilik ucu açık, cevapsız soru maalesef 🙁
       
      Değerli yorumun için çok teşekkür ederim. 🍀

  • Cevapla Demet Uncu 26 Ekim 2020 at 17:16

    Sımsıcacık ne güzel bir öykü, tam da ihtiyacımız olan ve unuttuğumuz duygular Sılacığım.
     
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Sıla Malik 22 Kasım 2020 at 00:27

      Sizlere ulaşıp, yazılar aracılığıyla bağ kurabilmek, kalbinize dokunabilmek çok özel bir başarı benim için.
       
      Yorumunuz için çok teşekkür ederim. 💜🌟

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 27 Ekim 2020 at 13:17

    İçinde hâlâ büyümeyen bir çocuk barındıran büyükler, inan hâlâ, besleyemeseler de kuşları seyretmekten çok büyük bir keyif alırlar. Mesela bu zamanda ve bu mevsimde, havuza su içmek için gelen martıları seyrederek güne başlamanın, bana keyif vermesi gibi.
     
    Sevgiler, güzel yürekli Sıla.

    • Cevapla Sıla Malik 22 Kasım 2020 at 00:29

      Yorumunuzu okuduktan sonra tek diyebildiğim “Umarım etrafım, içinde hiç büyümeyen çocuk barındıran o güzel insanlarla çevrilir” oldu. O kısacık anlara değer veren kalpler gerek dünyaya.
       
      Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için. 💜🍀💜

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 28 Ekim 2020 at 13:09

    Canım Sılacım, ne güzel bir öykü. Bitkiyle, hayvanla, tüm canlıyla kurulabilecek empati “insan”ın diğerlerinin yaşam hakkına saygı göstermesi için yeterli. Ve sen bunu harika yapmışsın. Tebrik ederim canım 👏🏻

  • Cevapla Sıla Malik 22 Kasım 2020 at 00:31

    Huzur tüm ekosisteme saygıyla yaklaştığımızda kendiliğinden gelip çalacak kapımızı. Tam da senin dediğin gibi Didem Ablacım. Ne mutlu bana bunu aktarmayı başarabilmişim.
     
    Güzel yorumun ve desteğin çok teşekkür ederim. 🌟💜💕

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan