Sessizlik Öyküleri

Boktan Sorular, Boktan Planlar

29 Ekim 2020

Öykü: Boktan Sorular, Boktan Planlar | Yazan:Hakan Özbek

“Hakan Bey, beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?”

“Beş yıl sonra mı?”

“Evet, beş yıl…”

“Bilmem, hiç düşünmedim.”

“Nasıl yani? Geleceğinizi planlamıyor musunuz?”

“Hayır. Genellikle bugünü planlıyorum ben.”

“Ama o anı yaşıyorsunuz… Nasıl oluyor?”

“Bu anı değil ancak bir an sonrasını diyelim. Sonuçta beş yıl çok uzun bir zaman, sizce de öyle değil mi?”

“Evet, uzun bir zaman fakat insanın geleceğe dair bir planı ve umutları olmalı. Yanılıyor muyum?”

“Bilmem, belki de. O halde siz yanıt verin, beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?”

“Hakan Bey, biz işvereniz.”

“Ben de işçiyim. Bu soru soramayacağım anlamına mı geliyor?”

“Tabii ki sorabilirsiniz ancak bizim de sorularımıza yanıt almamız gerekir, öyle değil mi?”

“Mutlaka. Sadece yanlış bir cevap vermek istemiyorum.”

“Ama mülakatın olayı bu. Doğru ya da yanlış bir cevap yoktur ki. Şirkete uygun ya da uygun olmayan cevaplar vardır. Sizin beklentilerinizle bizimki uyuşuyorsa ne alâ.”

“Ya uyuşmuyorsa?”

“O zaman başka adaylarla yola devam ederiz.”

“Peki bunu nereden anlayabilirim?”

“Neyi?”

“Şirketle benim beklentilerimin uyup uymadığını?”

“Bunu biz anlayabiliriz.”

“O halde biraz düşünebilir miyim bu konuyu?”

“İnsanlar genelde böyle isteklerde bulunmaz ancak peki, ben sizi biraz yanlız bırakayım en iyisi.”

“Kalabilirsiniz aslında.”

“Yok yok, siz kendinizi dinleseniz daha iyi olacak sanırım.”

Sandalyeden kalktı, eteğini çekiştirdi ve topuklarını vura vura o fanus şeklindeki odadan ayrıldı.

Odanın etrafını dönerken yüzünde yorgun bir ifade vardı. Bu iş görüşmeleri her zaman boktan olur böyle. Mesela ne giyeceğinizi hiçbir zaman tam olarak bilemezsiniz. Bazen fazla resmi, bazen fazla rahat gelir size. Oysa ki ne giydiğiniz çoğu zaman karşınızdakinin umurunda değildir. Etrafınızı sararlar, sorular sorarlar ve siz de söylediklerinizin sordukları ile uyuşmasını beklersiniz, çoğunlukla uyuşmaz.

Siz, her girdiğiniz iş görüşmesinde işi alanlardan olabilirsiniz ancak olaya işi alamayanların gözünden bakın. Günü yaşayanların, beş yıl sonra nerede olacağını bilmeyenlerin, bunun hesabını tutmayanların gözünden. Çünkü onlar sayıca fazladır. Siz hiç kariyer sitelerinde bir ilana kaç kişinin başvurduğuna baktınız mı? Çoğunlukla binlercedir. İnsanlar deliler gibi iş arar ve tüm bu insanlar arasından sadece bir kişi işi alır. Ne acı…

Belki karşımda siz olsanız, verdiğim cevaplar size de sinir bozucu gelecektir. Gelmesin. Çünkü karşımda siz yoksunuz ve muhtemelen hiçbir zaman da olmayacaksınız. Bu arada kadının adı neydi? Hani şu az önce odadan her adım attığında topuk sesleriyle koridoru inleterek giden kadın? Tamam, Hülya. Bu görüşme için saat 14.30’u belirlemiştik ancak tam o saatte benim elime bir kağıt tutuşturup, özgeçmişimde yazanları bir de bu kağıda yazmamı istedi, tam yirmi üç dakika sonra ise gerek olmadığını söyleyip beni görüşmenin yapıldığı odaya aldı. Sonrası ise rutin bir muhabbet. Yaratıcılıktan tamamen yoksun, hatta bırakın yaratıcılığı bence insanlıktan bile yoksun bir görüşme.

Neyse ki görüşmede ben varım. Siz hepiniz grisiniz, ben kırmızıyım!

Hülya odadan çıktıktan sonra dirseklerimi kontrol ettim. Ne zaman bir iş görüşmesine gitsem dirseklerim tozlanır, mutlaka silerim. Masanın üstünde duran objeleri inceler, duvardaki desenlere bakarım. Bir desen yoksa bulmaya çalışır ve mutlaka bir lekeyi, fırça izini ya da başka bir şeyi herhangi bir şeye benzetirim. En büyük özelliğim bir şeyi olduğundan başka bir şeye benzetmek.

Sizce bir insan beş yıl sonrası için ne düşünmeli?

Bu şartlarda?

Teklif edilecek maaşı az çok tahmin edebiliyorsunuz. Ne iş yaparsanız yapın maaşlar pek değişmiyor. Elde edecekleriniz beş yıl sonrasını planlamanıza yetecek mi? Ben kendime bunu garanti edemiyorum. Beş yıl sonra kovulup iyi bir tazminat almak yükselme ihtimalinizden daha yüksek. Hatta tazminatınızı bile alamamak daha da yüksek bir ihtimal. Sonra mahkemeler, falan filan işte.

Tekrar tekrar düşünüyorum beş yıl sonrasını, aklıma hiçbir şey gelmiyor. Beş yıl sonra sahilde denize karşı biramı yudumlayıp kitap okumak, biraz kestirmek, sonra yeniden kitap okumak ve ardından denizi seyretmeye devam etmek isterim mesela.

Bu cevap bir iş görüşmesi için uygun mudur?

Pek sanmam. Aslında uygun olmalı. Neden mi? Beş yıl sonra tüm bunları yapmaya vaktiniz, paranız ya da keyfiniz olacak mı? Bir iş size beş yıl sonra böyle bir gelecek sunabilecek mi? Böyle düşününce mantıklı bir cevap gibi geldi. Hem biraz da işverenin düşünmesi lazım “Ne demek istiyor?” diye, öyle değil mi?

“Hakan Bey düşündünüz mü?”

“Düşünüyorum…”

“Peki ben sizi biraz daha yalnız bırakayım o halde. Bu arada bir şey içer misiniz?”

“Sağ olun, istemem. Muhtemelen buradan çıktığımda bir kahve içeceğim dışarıda. Ardından eve geçerim.”

“Siz bilirsiniz. Geliyorum birazdan.”

Beş yıl sonra deneyimle sabittir ki, istediğiniz hiçbir şeye ulaşamamış olacaksınız. Tam beş yıl sonra… Altıncı, yedinci, sekizinci ve daha sonraki yılların neler getireceğini kim bilebilir!

Ben ilk kez iş görüşmesi yapmıyorum. Daha önce pek çok yerde çalıştım, kovuldum, istifa ettim, davalık oldum.

Tüm süreçlerde insanlara beş yıllık planlarımı anlattım. Size bir sır vereyim mi, ne deseniz beğenmiyorlar. Mesela beş yıl sonra kendinizi orada üst pozisyonlarda mı görüyorsunuz, o zaman bu pozisyonlarda çalışanlar sizi potansiyel tehlike olarak görüyorlar. Diğer yandan daha iyi bir şirkette çalışma hayaliniz varsa bu kez de her anlamda bir zarar olarak görülüyorsunuz.

“Girebilir miyim?”

“Elbette! Sizin toplantı odanız… ya da toplantı salonu mu demeliyim?”

“Fark etmez?”

“Siz ne diyorsunuz bu oda için?”

“Değişiyor. Ben toplantı odası diyorum ama salonu diyen arkadaşlar da var.”

“Çok ilginç. Böyle kurumsal bir yerde her şeyin bir standardı olmalı, öyle değil mi? Olmamalı mı yoksa?”

“Bir salona göre küçük bence.”

“Bana ideal gibi geldi. Benim evim bir artı bir. Salonum bu kadar işte.”

“Anlayamadım?”

“Benim diyorum, evimin salonu şu kadar.”

Sandalyeden kalkıp odanın kirişinden masanın sonuna kadar olan alanı görünmez bir çizgiyle işaretledim. “Şöyle bir şey işte.”

“Küçükmüş.”

“Yani, bana yetiyor diyelim. Bir tane de oda var işte, tuvalet banyo bir zaten… Öyle yani kırk metrekare falan. Belki küsuratı vardır, o da belki…”

“……………. hmmmm, mmmm.”

“Bir şey mi dediniz?”

“Yok demedim, anlıyorum sizi. Artık konumuza dönebilir miyiz?”

“Dönelim, hay hay!”

“Beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?”

“Bakın şimdi, bir dakika. Gözlerinizi kapatabilir misiniz?”

“Neden, ne alaka?”

“Emin olun böylesi daha etkili olacak. Sadece hayâl edin.”

“Peki…”

“Kapattınız mı? Güzel… Önünüzde masmavi bir deniz, şezlonga uzanmış dalgaları dinliyorsunuz. Elinizde en sevdiğiniz kitap var. Mırıldanarak onu okuyorsunuz, derken ağzınız kuruyor. Elinizi bir uzatıyorsunuz buz gibi biranız hemen yanınızda. Kocaman bir yudum alıp yerine koyuyorsunuz. Şöyle bir göz ucuyla denize bakıp yeniden kitabınızı okumayı sürdürüyorsunuz. Hava yavaşça kararırken, kalkıp evinize gidiyorsunuz ancak korkmayın eviniz sahilde. Balkonunuzda oturup denizi izlemeye devam ediyorsunuz…”

“Ama iş?”

“Hep iş mi olur? Arada keyif yapmak da lazım. Bugün de gitmeyiverin, ne olacak? Hem patronunuz hıyar değil ya, anlar sizi. Beş yıldır köpek gibi ne istese fazlasını yapıyorsunuz. Bugün de benim günüm olsun dediniz, ‘Tamam lan, gelme’ dedi.”

“Tamam da iş…”

“İşte oradan yapıyorsunuz işinizi?”

“Onu söylemiyorum, bu hayâlin neresinde iş var?”

“Hayalde iş olmaz ki, keyif olur.”

“Biz sizinle anlaşamıyor muyuz acaba?”

“Anlaşıyoruz, niye ki?”

“Bu sorduğum sorunun cevabı değil ki!”

“Yooook, cevabım bu. Beş dakikada uydurunca bu kadar oluyor, ne yapayım?”

“Hâlâ burada çalışıyor olacağınızı düşünüyor musunuz?”

“Çalışıyor olmak? Ne biçim bir dil bu? Size hiç yakıştı mı?”

“Biraz ciddiyet!”

“Ben size hayalim yok diyorum, kur diyorsunuz. Bu ne kadar doğru?”

“Bunu bilmek zorundayım ama ben.”

“Hayır canım, bilmeyin ne olur ki? Boş bıraktım varsayın, beş yıl sonramı ben bilmiyorum, siz neden bilmek zorunda olasınız? Bildiğim soruları cevaplayacağım ben.”

“En iyisi biz bu görüşmeyi sonlandıralım.”

“Başka sorunuz yok mu?”

“Size yok! Çıkar mısınız lütfen?”

“Çıkarım.”

Hakan Özbek

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 31 Ekim 2020 at 12:01

    İşi almayı kesinlikle istemeyen bir adamın iş görüşmesi olsa gerek 😉 Kadının sabrı da takdire şayandı 😁 Ama tabi bu görüşmeleri yapmakla sorumlu olanların da “Kendinizi beş yıl/on yıl sonra nerede görüyorsunuz?”dan daha yaratıcı olmaları gerekiyor bence 🙃
     
    Her zamanki gibi çok eğlenceliydi yazdıklarını okumak. Kalemine, aklına sağlık Hakancım.

    • Cevapla Hakan Özbek 2 Kasım 2020 at 20:56

      Aslında adam işi almak istiyor ancak o kadar çok görüşmeden sonuçsuz ayrılmış ki, artık herhangi bir işi alabileceğine inanmıyor 🙂

  • Cevapla Beril Erem 2 Kasım 2020 at 15:01

    Ne de güzel cevaplar hazırlanır oysa bu soruya?:))
     
    Bence insanların hiç üzerinde durmadıkları ve iş görüşmelerinde oldukça da normal karşılanan bir soruya harika bir ters köşe yapmışsın Hakan’cım. Her seferinde iyi ki bizde yazmaya ikna etmişim seni diyorum.
     
    Kalemine sağlık 👌

    • Cevapla Hakan Özbek 2 Kasım 2020 at 20:59

      Bana bu soru hep çok saçma gelir. Bana göre, bizim gibi ülkelerde sorulmaması gereken bir sorudur. Ülkenin gelecek planlaması bile en fazla 5 yıllık olurken, bir insan bu koşullarda nasıl gelecek 5 yılını planlar ki? Üstüne uzun uzun konuşulur bu görüşmelerin, neler neler çıkar oralardan 🙂

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan