Sessizlik Öyküleri

Gölgelerin Gücü Adına, BATMAN

12 Kasım 2020

Öykü: Gölgelerin Gücü Adına Batman | Yazan: Hakan Özbek

“Gölgelerin gücü adına, Batman!”

“O Batman değil ki, He-Man!”

“Bence Batman’a daha çok yakışıyor.”

“Olmaz ama böyle, oyun bozanlık yapma dede!”

“Batman sensin demedin mi?”

“Dedim?”

“O zaman; gölgelerin gücü adına Batman!”

“Anneme şikayet edeceğim seni!”

“Et, bana ne? O benim kızım, bana bir şey diyemez ki.”

“Anne! Anne! Dedeme bir şey söyle, oyunbozanlık yapıyor!”

Annem terliklerini yere vura vura geldi yanımıza. Ellerini beline koydu, ikimize baktı, kafasını salladı…

“Ne oluyor size? Bir temizlik yaptırmadınız bana, ne oluyor?”

“Dedem oyunbozanlık yapıyor! He-Man’in lafını Batman’inmiş gibi söylüyor.”

“Eeee, söylesin ne olacak ki?”

“He-Man benim ama, ben ne söyleyeceğim?”

“Başka bir şey söyle oğlum sen de! Koskoca He-Man’in başka cümlesi yok mu?”

“En önemli cümlesi o ama…”

“Baba! Sen de şu çocuğu idare etsen olmaz mı? İnsan torununa böyle yapar mı hiç?”

“Ben ne yapmışım ki? Çocuk dediğin her şeyi birbirine karıştırır, bu öyle değil! Azıcık saçmalayayım diye oynuyorum ben, yoksa mal mıyım burada Batman, He-Man diye bağıracağım. Kahvede yapsam arkadaşlar garipser, ben de burada stres atıyorum! Hem ben senin babanım, biraz saygı!”

“Of baba, of!”

“Of mof yok, beğenmiyorsa gitsin mahallede bebeklerle oynasın!”

“Oğlum, sen de idare etsen dedeni, beni uğraştırmasanız?”

“Ya ‘Gölgelerin gücü adına’ benim lafım! He-Man benim! Dedem Batman!”

“Didişmeden oynayın, tamam mı?”

Annem gerisin geri içeri gitti, yine dedemle baş başa kaldık. Dedem o gün Batman olacağı için siyah takım elbisesini giymiş, elinde ışın kılıcıyla bana bakıyor; ben ise elimde normal bir kılıçla hamle yapmaya hazırlanıyorum. O sıra dedem elindeki kılıcın düğmesine basıyor, ışığını yakıyor.

“Bir senin kılıcına bak, bir benimkine…”

“Ne olmuş yani?”

“Enayi, seninki plastik kılıç işte. Ama benimki on numara el feneri.”

“Ya el feneri değil o, ışın kılıcı!”

Dedem beni sallamadı. Elindeki kılıcın orasına burasına bakmaya başladı.

“Çin malı mı bu? Çünkü onlar yapar böyle şeyleri. Aynı zamanda radyo oluyor mu? Oluyorsa bir yandan ajansı dinleriz hem.”

“Ne ajansı dede, ne Çin’i?”

“Gölgelerin gücü adına, Batman!”

“Ya düzgün oynasana dede, sinirleniyorum bak! Dedem falan demeyeceğim, yiyeceksin kılıcı kafana bak, ona göre!”

“O biraz sıkar! Hem sen vurursan ben de senin kafana kılıcı geçiririm. Üstüne bir de annen kafanı kırar.”

“Dede Batman’ın kılıcı yok ki, sen niye kılıcı aldın?”

“Var, ben Batman değil miyim? Kılıç elimde mi, elimde. O zaman Batman’ın kılıcı var demektir.”

“Hiçbir oyunu kuralına göre oynamıyorsun, bir daha seninle oynarsam…”

“İyi, git bebeklerle oyna o zaman. Top falan oynarsınız. Ama şimdiden söyleyeyim; o top benim bahçeme düşerse keserim, ona göre.”

“Senin bahçen yok ki, o Haydar amcanın bahçesi zaten. Sen adamın bahçesine girip toplarımızı neden kesiyorsun ki?”

“Haydar bana emanet etti, atmayın siz de! Adamın ekinleri mahvoldu sizin yüzünüzden.”

“Bahçede bir şey ekili değil ki, hep çim var yerde.”

“Tamam işte, adam çim ekmiş. Olamaz mı?”

“Niye, Haydar amca inek mi?”

“Orasını bilemem, gelince sorarsın kendin.”

Dedem kılıcı bırakmıyordu ama Batman’in kılıcı yoktu. Tutturdu ben yaptırdım, var diye. Sonra haberler başlayınca da inadı bıraktı, elinde kılıcıyla anlatılanları dinlemeye başladı, oyundan tamamen koptu. Arada kılıcın ışıklarını yakıp kapatıyor fakat elinden bırakmıyordu. Haberler bitince ben yatmaya gidiyorum deyip gitti, kılıcı da yanında götürdü el feneri diye.

Ertesi gün dedem Batman olmaktan vazgeçti. Bugün Superman olacakmış, öyle dedi. Ben He-Man’im diyorum adam Superman oluyor, olsana daha çağa uygun bir şey, mesela Zorro ol. Hem Zorro’nun kılıcı da var. Ama yok, illaki bildiğini okuyacak.

“Dede, neden Zorro olmadın?”

“Zorro kim ya, süper kahraman değil ki o?”

“Olsun, güçlü ama. Hem ne güzel kılıç kullanıyor.”

Elimdeki kılıçla ‘Z’ harfi yaptım.

“Nasıl? Hiçbir bok anlamadım. Elini öyle sallayınca çok güzel mi oluyor yani?”

“Z yaptım ya dede, anlamadın mı?”

“Ben Superman’im dedim, bitti. İşine gelirse.”

“Gelmiyor işte, Superman olmasan?”

“Olmaz! Gölgelerin gücü adına Superman!”

“Bari o lafı söyleme! O benim lafım. Gölgelerin gücü adına He-Man!”

“Yok, o söz benim. Sen kendine başka bir laf bul.”

“Ya iki gündür oyun oymayamadık gitti…”

“Sen de mızıkçılık yapma o zaman! Beni idare etsen ne olur?”

“Ediyorum işte, kılıçlı Superman oluyorsun. Superman kılıcı ne yapsın, bu dünyadan değil ki adam. Kurşun geçirmez, vursan işlemez. Hem o uçuyor, sen de uçar gibi yaparsın. Hadi bırak kılıcı, gözlerinden ışık çıkarırsın falan, olmaz mı?”

“Bu yaşta gözlerimden ışığı nasıl çıkarayım, nasıl uçayım? İdare et, ben kılıçla görürüm işimi.”

“Gerçekten uçmayacaksın ki, uçar gibi yapacaksın.”

“O zaman Batman olurum daha iyi.”

“O niye?”

“E onun kılıcı var, hem uçuyor da…”

“Batman normal insan, sadece kostüm giyiyor. Zengin ya o, yaptırmış kendine bir şeyler adaleti sağlıyor.”

“Tamam işte, madem parası var, kılıcı niye olmuyor? Verdim parasını yaptırdım!”

“Ama o….”

Dedem kılıcı koltuk altına sıkıştırdı, eliyle cebini yokladı, ardından diğer cebine baktı.

“Kılıcı kaça bırakıyorsun?”

“Ne bırakması?”

“Sat işte, hadi fiyat söyle.”

“Ne satması dede? Zaten sen aldın ya o kılıcı bana…”

“Tamam işte, şimdi de geri almak istiyorum. Satsana bana, kaç para kılıç?”

“Satmam, Batman’ın kılıcı olmaz!”

“Al şu 20 kağıdı, kılıcı bırak. Hadi…”

“Yok ya!”

“Tamam, tamam. Bir dakika… Al sana 5 kağıt daha, şimdi oldu mu, anlaştık mı?”

“Ya dede, lütfen kılıcı bırak. O Star Wars kılıcı, Batman’e olmaz o.”

“Yarın kendime kılıç almazsam, hem de ışıklı radyolu…”

“Ya radyolu kılıç olmaz!”

“Görürsün! O Çinliler var ya… Neler neler yapıyorlar bir bilsen aklın durur senin.”

“Anne! Dedem yine oyunbozanlık yapıyor, bir şey söyle!”

“Demek anne ha! He-Man’a bak, kılıcı var ama annesine sesleniyor.”

Sinirlendim, kılıcımı kınından çektiğim gibi sallamaya başladım ama dedemin kafasına geldi. Tam kulağının üstüne, kafası kanamaya başladı. Sonra… hastanede uyandım.

Gözümü açtığımda hastanede yatıyordum. Etrafıma baktım, kimse yok. Anneme seslendim. Yan taraftaki perde aralandı, annem geldi.

“Efendim oğlum, nasılsın?”

“Niye buradayız?”

“Dedenin kafasına kılıçla vurdun ya… Hatırlamıyor musun?”

“Hatırlıyorum.”

“Dedenin kafası açıldı, sen de bayıldın. Seni kan tutuyormuş.”

“Dedem nerede?”

Annemin gözleri doldu, göz yaşlarını tutmaya çalışırken sesi titriyordu.

“Dedeni ameliyata alacaklar….”

“Neden, dedemi öldürmedim değil mi?”

“Yok oğlum, kafasına dikiş attılar dedenin ama başka bir hastalığı daha varmış, doktorlar onu fark etti.

“İyileşecek değil mi? Ben istemeden yaptım. Vurmak için değil, oyun olsun diye.”

“Umarım…”

Sonra beni babamla eve gönderdiler. Kılıç dedemde kalmış, yine bırakmamış. Ambulanstakiler elinden almaya çalışmışlar ama olmamış. Çok sıkı tutuyormuş. Ben eve dönerken, annem kılıcı bana vermek istedi ama istemedim.

“Bırakalım dedemde kalsın anne, olur mu? Hem kötülüklerle savaşırken lazım olur ona.”

“Peki.”

Dedemin kafasına dikiş atan doktor, onda bir gariplik sezince tomografi istemiş. Sonra da kanser olduğu ortaya çıkmış. “Hiç şikayeti yoktu” demiş annem ama doktor bazen bu hastalıkların sinsice vücutta yayılabildiğini söylemiş.

Bizim orası küçük yer diye önce İstanbul’a götürdüler dedemi. 2 ay orada hastanede tedavi gördü. Sonra doktorlar evine götürün demişler, yapacak bir şey kalmadı. Yapacak bir şey kalmadı sözünün çaresizliği işaret ettiğini daha önce hiç fark etmemiş bir çocuk olarak, dedemin o ışıklı kılıçla tüm düşmanlarını yendiğine inandım. Yapılacak ne varsa dedem yapmıştı, doktorlara iş bırakmamıştı.

Sıcak yaz günlerinde, dedemin evinin neredeyse bir oda büyüklüğündeki balkonuna tek kişilik bir yatak kurulmuş, dedem oraya yatırılmıştı. Ben yaz boyunca ona en sevdiği kahramanın, Batman’in karikatürlerini okuyup durdum. Dedem gözlerini tavana sabitlemiş, tepkisizce yatıyordu. Nadiren konuşuyor, beni soruyordu. Hemen görebileceği bir noktada beklemeye geçiyordum. O zaman gülüyor, ardından o gülüş yavaşça kayboluyor, en sonunda yine ifadesiz bir şekilde tavanı izlemeye devam ediyordu.

Bir sabah ben yine dedeme karikatür okurken, elindeki kılıcın pilleri bitti. Işığı tekledi, tekledi ve söndü. Dedem gözlerini kapattı. Son kez dudaklarından o sözler duyuldu:

“Gölgelerin gücü adına Batman…”

Hakan Özbek

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 12 Kasım 2020 at 18:53

    Ya Hakan, vallahi bak diyorum senin köşenin adı kesinlikle “Güldürü Öyküleri” olmalıymış🤣🤣 Diyaloglar harika ama ben biraz daha ara noktalarda mimik, jest görmek isterdim dededen. Hareket alanı diyalogda çok kısıtlı oluyor, özellikle bu tip renkli karakterlerde kesinlikle bu dediğim ara girişler gerekiyor.

    Yine kalemine sağlık, gerçekten çok güldüm okurken😂

    • Cevapla Hakan Özbek 12 Kasım 2020 at 22:04

      “Sessizlik Öyküleri” adı aslında tamamen benim o sessizlik anlarında kafamda kurup kendi kendime güldüğüm anlardan geliyor. Dededen jest ve mimikler konusunda Gülşen de aynı şeyi söyledi. Hatta “Dedenin ölmesine gelmeden biraz daha detay olsaydı keşke” dedi. Bu hafta öykümü daha erken teslim etmeyi planlarken, acaba ne ekleyebilirim diye sordum kendime ancak abartmadan söylüyorum bu öyküyü düşünürken ne kadar güldüysem, okumalarımda da o etki geçmedi ve hâl böyle olunca ekleme yapamadım. 🙂
       
      Okurken sende de güzel bir etki bıraktıysam ne mutlu bana.
       
      Yorumun için çok teşekkür ederim 🙂

      • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 13 Kasım 2020 at 10:19

        Yine çok iyiydi. Dedesinin kafasına oklava ile vurmuş bir çocuk olarak fazla mı içsellestirdim bilmiyorum. Güldüm, güldüm; biterken çok üzüldüm doğrusu. Keşke pili hiç bitmeyen, ölmeyen dedeler, babalar olsaydı.
         
        Ben senin öykülerini hem severek hem de merakla okuyorum her zaman. Pilin hiç bitmesin.
         
        Kalemine sağlık.

        • Cevapla Hakan Özbek 13 Kasım 2020 at 13:45

          Teşekkür ederim Gökçe. Bitirirken ben de üzüldüm açıkçası. Hatta dedeyi öldürüp öldürmemekte kararsız kaldım.
           
          Elbette pilimiz bitecek ancak umarım geç biter, benim hedefim 120. Henüz çok geniş ailemde dahi bu hedefe ulaşan olmadı ancak bakalım işte 🙂

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 13 Kasım 2020 at 12:01

    Çoook güzeldi. Gösterişli, acının suyunu sıkan dramlar okumayı hiç sevmiyorum. Fazla içselleştiriyorum ve bu da beni ağır bir mutsuzluğa sürüklüyor ve en az birkaç saat de bu etkiden çıkamıyorum. Senin yaptığın gibi acı mizahla harmanlandığında kaldırabiliyorum örneğin çok sevilen dedenin ölümünü. Gene de ölmeyeydi iyiydi 😝🙈
     
    Diyaloglar müthişti. Çok eğlendim okurken. O kadar doğal ki… Gerçekliğinden bir an şüpheye düşmüyor okur. Gene satırlar arasında uçtum. Kalemine sağlık Hakancım 🤗

    • Cevapla Hakan Özbek 13 Kasım 2020 at 13:46

      Çok teşekkür ederim Didem 🙂 Çok isterdim gösterişli yazabilmeyi. İnsan hayatının içinde yeterince acı var ve buna ortak olmak için bire bir yaşamamız da gerekmiyor. Elbette kasvetli yazılar, filmler, diziler izliyorum ancak benim dokunduğum alanların biraz daha eğlenceli olması hoşuma gidiyor. Dedenin ölüp ölmemesi konusunda ben de kararsız kaldım ancak muhtemelen yeterince yaşamıştır diye düşünüyorum 🙂

      • Cevapla Didem Çelebi Özkan 13 Kasım 2020 at 14:31

        “Muhtemelen yeterince yaşamıştır.”
         
        Süperdi bu. Gene gülümsettin beni 😁
         
        Gökçe’ye yazdığın cevaptaki 120’yi de çok tuttum :))) Ben bugüne kadar “Zihinsel, ruhsal ve fiziksel olarak sağlıkla 100 yaşıma kadar yaşayacağım” derdim. Evrene yanlış mesaj da vermiyorum gördüğün gibi; sağlıklı bir uzun ömür istiyorum 😝 Ama sen 120 yazınca, ben de çıtayı üste kaldırmaya karar verdim. Tamam, bundan sonra 120 😉

        • Cevapla Hakan Özbek 13 Kasım 2020 at 14:58

          120 en süper yaşam süresi 😂

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan