Cadı Kazanı

Hezeyan

20 Kasım 2020

Öykü: Hezeyan | Yazan: Didem Çelebi Özkan

İçinde çağlayan öfkenin zorlukla zapt ettiği zincirlerini daha fazla tutamayacağından korkuyordu. Gem tanımayan hiddeti önce kendisini, ardından da hedefindeki her şeyi yıkmak üzere birazdan serbest kalacaktı. İşte son halka da ellerinden kaymak üzereydi. Öfkesi bedenini kemirir, yakar, boğar, nefessiz bırakırken onu içeride tutmanın, bıraktığında neden olacağı zararın yanında bir hiç sayılacağını defalarca tecrübe etmiş olsa da kontrolü kaybetmenin yaratacağı anlık rahatlamaya teslim olmak üzereydi.

Ve işte yüksek desibelde ilk çığlık dudaklarının arasından sızdı. Zincir boşalmıştı. İlk hedef kendi olacaktı. Her zamanki gibi. Öfkesine teslim olmasına daha çok öfkelenirdi. Ağzından çıkan çığlıkla neredeyse senkronize elleri saçlarına gitti. Hasmının saçlarını yolarcasına bir hiddetle kendi saçlarını çekiyordu. Ama yetmiyordu, yetmeyecekti. Gayz1 taleplerine daha yeni başlamıştı. Ellerini başından çekti, çığlıklar yerini lanet okumalara bıraktı. Alev saçan gözlerini, üzüntü ve endişe içinde kendisine bakmakta olan adama çevirdi.

Adam kendine dönen bakışlara karşılık olarak belli belirsiz “Lütfen…” diyebildi.

“Çık dışarı! Çııııııkkk” diye bağırırken adamı göğsünden ittiriyordu. Adamın iri bedeni, herhangi bir direniş göstermeden, kapı eşiğinin ardına geçtiğinde, kadın, yatak odasının kapısını, duvarları sarsacak güçte çarparak kapattı.

Odayı bağırarak, ağlayarak, çığlık atarak arşınlıyor, öfkesinin açlığı ise daha fazlasını talep ediyordu.

Dün sabah bahçeden kendi elleriyle topladığı güllerin içinde durduğu vazonun gözüne ilişmesi ve eline alıp yere fırlatması arasında sadece saniyeler vardı. Yeni bir safhaya geçmişti. Eline ne geçerse yere savuracaktı. Komodinin üzerindeki kitapları, gece lambasını, eşinin kıyafetlerini, hatta perdeleri aşağı indirecekti.

“Allah hepinizin belasını versin!” derken kapıya sağ eliyle öyle bir vurdu ki parmaklarının kırılmış olması muhtemeldi.

Acı mı? Öfke acıdan üstündü. Şu an değil, sakinleştiğinde hissedecekti kriz sırasında kendine uyguladığı şiddetin artçı ağrılarını.

Kadın içine düştüğü paranoid hezeyanının dehlizlerinde savrulurken, adam kızlarını kontrol etmek için çocuğun odasına yöneldi. Küçük kız, yorganı başının üstüne kadar çekmiş, yatağında iyice ufalmış, sessiz hıçkırıklarla ağlıyordu. Karyolanın kenarına oturan adam, evde kıyamet kopmuyormuşçasına sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

“Hazalcım, korkmana gerek yok. Birazdan sakinleşir, merak etme. Hadi gel, birlikte sahilde kahvaltı yapmaya gidelim. Yan tarafında oyun parkı olan kafe vardı ya, hani senin salıncaklarını çok sevdiğin, istersen oraya gidebiliriz.”

Çocuğun korku dolu yüzü yavaşça yorganın altından çıktı. Babasının gülümseyen ifadesini görünce hızla doğruldu; küçük bedenini sevgiyle açılan kucağa atarak adamın boynuna sarıldı.

Çabucak çıkarılan pijamaların ardından bir şort ve tişört giydirdi adam. Ufak kız kucağında bahçe katına indi. Öfke nöbetinden kendine acıma safhasına geçmiş olan karısının ağlayışlarının duyulduğu odaya doğru baktı. Bir an dışarı çıkıyor olduklarını haber vermeyi düşündü fakat kurulacak herhangi bir etkileşim filmi başa saracaktı. Çocuğun ayakkabılarını giydirdi, evden birlikte çıktılar.

Karısının kısa bir süre içinde, geçirdiği kriz ve ardından gelen ağlama nöbetinden yorgun düşen vücudunun, uykuya teslim olacağını biliyordu.
 
 

Birkaç Saat Öncesi | Deniz

 
Pırıl pırıl bir günün habercisi ilk ışıkların, tül perdenin ardından, yüzüne düşüşüyle uyanmıştı Deniz o sabah. Huzur içinde yanında uyuyan karısının, ince örtü bedeninden sıyrılmış, ip askılı, fildişi ipek geceliğinin bronz teninde yarattığı kontrast, adamın gözlerinin önüne serilmişti. Karamel saçları yastığa yayılmış halde derin bir uykuda olan kadını bir süre hayranlıkla seyretti. İlk gençlik yıllarındaki kadar çekiciydi otuzlarının ortasındaki karısı, hatta belki de daha fazla. Ürkek genç kız büyümüş, bedenini tanıyan ve nasıl kullacağını oldukça iyi bilen bir kadına dönüşmüştü. Aklına üşüşen düşüncelerle, yanında sakin nefes alıp verişlerle uyuyan bedene yaklaştı, uyluklarından kalçalarına kayan okşayışlar eşliğinde “Günaydın sevgilim” dedi.

Kadın huzursuz bir inilti çıkardı. Adam biraz daha yanaştı, kasıklarını kadına iyice yaslarken saçlarının kokusunu içine çekip boynunu öptü. Uykuyla uyanıklık arasında önce ellerini itti adamın kadın. Ardından bedenini uzaklaştırıp yatağın uç kısmına doğru kaydı.

“Hadi ama güzel sevgilim, özledim seni” derken bir kez daha yanaştı karısına adam.

Birden sinirle uyandı kadın. “Kes şunu Deniz! Sabah ereksiyonu ile çoşan arzularını dün gece yavşayıp durduğun Nehir orospusunun bacaklarının arasında boşalt. Beni rahat bırak!”

Yüzüne tokat yemişçesine sarsılan adam, kadından uzaklaştı. Yeni bir kıskançlık krizinin patlak vermesi endişesine rağmen “Ne saçmalıyorsun Mina?” diye sormaktan kendini alıkoyamadı.

Kadın hırsla yataktan kalktı.

“Bütün gece gözlerini alamadın kadının memelerinden, aptal şakalarına kahkahalarla gülüyordun size her baktığımda. Kör mü zannediyorsun sen beni?!”

Dün gece bir arkadaşlarının evinde gerçekleşen yemekli toplantıda değil Nehir’le kahkaha atmak, kadına ilgi gösterdiğini bile hatırlamıyordu. Memeler? Evet, Nehir göğüs dekoltesi cüretkar bir bluz seçmişti ama o bakmamak için özellikle gayret sarf etmişti. Gece boyunca sadece beş dakika mutfakta, ev sahibine yardımcı olmak amacıyla içkileri tazelerken baş başa kalmış olduklarını anımsadı. Hepsi bu. Karşılıklı birkaç cümle ancak kurmuşlardı. Zaten Mina’nın kıskançlıkla olay çıkartabileceğinden endişeye kapılmadan Deniz’le daha uzun bir sohbete kalkışamazdı herhangi bir kadın arkadaşları.

Mina ve sanrıları… Ne tetiklemişti acaba? Yoksa ilaçlarını…

Yok yok ilaçlarını kullanmayı bırakmış olamazdı. Deniz endişeyle karısına baktı. Bunu sorsa iyice çileden çıkacaktı Mina.

“Mina, gece boyunca kadınla beş dakika ya konuştum ya konuşmadım.”

“Ahhh yetmemiş beyimize baş başa kaldıkları süre!”

“Rica ediyorum, yok yere kavga çıkarma. Neyin var senin? Yoksa…”

“Ne demek neyin var? Ne ima ediyorsan açık açık sorsana!”

“Peki öyleyse. İlaçlarını kullanmaya devam ediyor musun?”

“İlaçlarmış. Canıma okuyor o ilaçlar. Koca holdingin bütçesini yönetiyorum ben. Senin gibi bütün gün evde iki satır yazacağım diye bilgisayar ekranına bakıp fantezi diyarlarında uçmuyorum. Benim zihnimin kristal berraklığında olması gerekiyor. Uyuşturuyor ilaçlar beynimi. Ama tabi neden olmasın; bitki gibi dolaşayım, işsiz kalayım, biz de ağzımızı havaya açıp uluyalım aç kurtlar gibi. Bir senedir yazdığın kitap ne zaman bitecek? Yazacaksın da, satacak da… Ölme eşeğim, ölme. Bu ev neyle dönüyor haberin var mı senin? Ya peki Hazal’ın anaokulunun ücretinden? Elbette yok, hatta kendi kredi kartının borcundan bile haberin yok. Nasıl olsa Mina hallediyor, öyle değil mi?!”

Deniz midesine yumruk yese ancak bu kadar sarsılabilirdi. Bir buçuk sene önce kitabı üzerinde çalışmak için gazetedeki köşesini bırakmış, bu kararında da Mina onu sonuna kadar desteklemişti. Köşe yazarı bir kocadan ziyade, kitapları Çok Satanlar listelerine girecek birinin karısı olma fikri, başlangıçta hoşuna gitmiş olmalıydı Mina’nın. Kitabın teslim tarihi uzadıkça istekleri ertelenen çocuklar gibi huysuzlaşıyordu.

Finans yöneticisi Mina, evde oturan koca imajından hoşlanmıyor olmalıydı.

Birkaç ay önce, Mina’nın çevresinden bir çiftle çıktıkları akşam yemeğinde, kadın Mina’nın son derece pahalı çantasını gösterip “Güle güle kullan, bekleme listesini nasıl geçtin?” diye sormuş, Mina da çantanın Deniz’in kendisine doğum günü hediyesi olduğunu söylemişti. Deniz de bunu duymuştu. Kadın, Mina’nın yüzüne hayretler içinde bakmış fakat daha fazla yorum yapmamıştı. Kim inanırdı Deniz’in 150 bin lira değerindeki bir çantayı alabileceğine? Gazetede çalıştığı günlerde bile maaşı böyle bir harcama yapmaya yetmezdi, değil ki şimdi alabilsin. Mina, aklınca Deniz’i yüceltiyordu. Tersine rencide ettiğini keşke anlayabilseydi.

Mina’nın evden ayrılmadan önce sıkı sıkı tembihlediği gibi dört kişilik hesabı, bölüşmeyi kabul etmeyip karısının kendisi için çıkarttığı ek kartla ödemişti o gece Deniz. Tüm bu oyunlara ne gerek vardı? Kadın daha fazla kazanıyorsa neden bunun altında eziliyordu? Neden illa kocanın daha güçlü, daha varlıklı olması gerekiyordu? Neden kadın, kendi yerine, birlikte olduğu erkeğin gücüyle, parasıyla, başarısıyla övünme ihtiyacı duyuyordu?

Deniz için bunların hiçbir ehemmiyeti yoktu oysa ki. Lüks harcamalar, pırlantalar, arabalar, yabancı dadılar… Bütün bunlar Mina’nın hayalleriydi. Deniz çok daha basit bir yaşamı arzuluyordu. Kitaplarla çevrili bir ev; sanayi piyasalarını değil edebiyatı, felsefeyi, sanatı tartışan dostlar; sahip olmak üzerine değil, yaratmak üzerine bir yaşam.

Mina’yla ne zaman bu kadar farklılaştılar hatırlamıyordu.

Üniversite yıllarında tanıdığı o bilgiye ve öğrenmeye meraklı sosyalist kadın ne ara kapitalist dünyanın illüzyonuna kapılmıştı? Bir insan bu derece değişebilir miydi?

Hırs, stresli iş, ne kadar kazanırsa kazansın onunla doğru orantıda artan yeni arzuların masraflarına yetişme çabası, öfke nöbetlerinin sayısını arttırmış, iş kendine zarar verme noktasına geldiğinde psikiyatriste başvurmak zorunda kalmıştı. Uzun süreli psikoterapi ve ilaç tedavisi ile aşırı mutluluk ve çöküntü durumlarına hızlı geçişleri yatıştırılmıştı.

Mina’nın psikoterapinin, sınırda kişilik bozukluğu tedavisinde en etkili yöntem olduğunun bilincinde olmasına rağmen uzun süredir psikiyatristine düzenli ziyaretlerini ihmal ettiğinin farkındaydı Deniz. Anlaşılan kendi kendine ilaçlarını da bırakıştı. Psikoterapi ve ilaç tedavisinin ardından ulaşılan dengeli halin kalıcı olduğu hatasına düşmek, hastaların en büyük yanılgısıydı.

Mina’nın ağır sözlerinin etkisinden zorlukla sıyrılan Deniz, kadının aksine oldukça sakin bir tonda konuşmaya başladı.

“İlaçları bırakmayacağın konusunda anlaşmıştık. Kendine, bana, daha da kötüsü Hazal’a yaşattıklarını görmüyor musun? Bu evliliğin sürmesini istiyorsan pazartesi doktorunun müsait ilk randevusunu almaya çalışsan iyi olur.”

Deniz’in sözlerinin noktalanması ve Mina’nın çığlıklarının odanın duvarlarına çarpması ardı ardına gerçekleşti. Canhıraş bağırışlarına eşlik edecek kendine zarar verme süreci de eş zamanlı başlamıştı. Kadının saçlarını yollarcasına çekmesini izleyen Deniz dehşet ve üzüntü içinde sadece “Lütfen…” diyebildi.

“Çık dışarı! Çııııııkkk” diye avazı çıktığınca bağıran Mina’yla iletişimin, kadına daha büyük bir gösteri sunma fırsatı vermek olacağının bilincindeki adam, Mina’nın kendisini ittirerek odadan çıkartmasına izin verdi.
 
 

Mina

 
Deniz ve Hazal’ın ardından örtülen dış kapının kapanma sesiyle kendine acıma süreci başladı Mina’nın. Gözlerini yere saçılan eşyalar üzerinde gezdirdi. Anlamsız bir zarar verme hırsına kapılarak birçok şeyi kırmış, yırtmış, parçalamıştı.

Neden bu kadar sinirlenmişti?

Cidden bu kadar büyütecek bir şey var mıydı ortada? Şimdi tüm o çoşkun öfke anlamsız geliyordu. Şişmeye başlamış olan elinin ağrısıyla, odada yarattığı sahnenin ortasında, yere yığıldı.

Neden kontrol edemiyordu kendini? Bunca rezillik yakışıyor muydu ona? Herkes arkasından “deli” diye bahsetiyordu. Ne kadar başarılı olursa olsun, gözlerindeki küçümsemeyi silememesi yetmezmiş gibi, bir de bu sinir nöbetleri ve kıskançlığıyla alay konusu oluyordu.

Sosyal çevresindeki insanların onunla ilgili görüşleri netti; onlar için daima memur anne-babanın sonradan parayı bulan kızı olarak kalacaktı. Ülkenin en büyük şirketlerinden birinin finans departmanının başında olmasının bir değeri yoktu bu insanlar için. Kocalarının variyetiyle kıvanan bu kadınlar, onun tek başına başardıklarını asla takdir etmeyecek, arkasından “New Money”2 diye dalga geçmeye devam edeceklerdi.

Yakışıklı, kibar, yazar Deniz’i sevmeleri de kendilerini entellektüel gösterme hevesinden öte bir durum değildi. Utanmasalar ve Deniz bu kadar iyi bir adam olmasa kim bilir ne yakıştırmalar yaparlardı kocası için.

İş yerindekiler?..

Onlar da bambaşka bir hikayeydi. Ne üst düzey müdürlerin ne de altındaki elemanların kendisine saygısı vardı. Ahh korkuyorlardı evet ama asla saygı duymuyorlardı. Zaman zaman gözlerindeki iğrenmeyi yakalıyordu yüzlerinde. Hemen siliyorlardı ifadelerini fakat o kısacık anda görüyordu Mina gerçek hislerini.

Yaptığı işte çok iyiydi. Hatta o kadar iyiydi ki her ay holdingin kasasından kendi hesabına, yüksek maaşının üç katı para aktardığı dedikodusu dönüyordu şirkette. Gel gör ki kimse kanıtlayamıyor, yöneticileri de olan bitenin peşine düşmüyordu. Mina’nın kulağına da geliyordu bu söylentiler. Canını acıtmak isteyen başka departmandan bir müdür, yarı şaka yarı ciddi, gözlerinin içinde yanan keyif pırıltılarıyla söyleyiveriyordu Mina’ya dedikoduları.

Yerde cenin pozisyonunda, gözyaşları yanaklarını ıslatırken “Şerefsizler!” diye bağırdı son bir güçle. “Kanıtlasınlar o zaman. O şirkete kazandırdıklarımdan sonra hakkımda ne cüretle böyle konuşabilirler? Maaşlarını bile benim sayemde alıyorlar. Hak ettiğimin fazlasını hiçbir zaman talep etmedim!”

Bedeninde kalan nihai gayretle ağlamaktan yorgun düşen vücudunu yerden kaldırıp yatağa yatırdı. Tüm hayatı boyunca uğradığı haksızlıklardan ötürü kendine acıyarak uykuya teslim olana kadar ağladı.
 
 

Deniz

 
Buruk bir tebessümle oturduğu masada, kahvaltısını bitirip salıncaklara koşan kızını izliyordu. Hazal’ın salıncağın her yükselişinde attığı kahkahalar ile çocukların iki zıt duygu arasında hızla geçiş yapabilmesinin büyük bir mucize olduğunu düşündü. Bir saat önce korkuyla yorganının altına saklanan çocuktan şimdi eser yoktu. Onların hassas ruhunu, daha fazla zarar görmelerinden bir nebze olsun koruyan, bu kolay unutuşlar olmalı, diye geçirdi içinden.

Bu unutuşların, daha derine itmek anlamına gelebileceğini düşünce zihni Mina’ya kaydı ve yüzündeki tebessüm tamamen silindi.

Bu hayat onu mahvediyor, diye düşündü. Bunca stres, bunca hırs. Asla ihtiyaç duymadıkları suni gereksinimler için harcanan, hedefinden uzaklaşmış bir yaşam. Mutlu olmadığını biliyordu Mina’nın. İçindeki boşluk, edinilen metayla dolmuyordu. Keşke bunu Mina da görebilseydi.

Bu şehir, içinde olduğu çevre, iyi gelmiyordu Mina’ya. Tamamen farklı bir ortamda Mina’nın derinlere gömdüğü ve Deniz’in aşık olmaktan asla vazgeçmediği kadın yüzeye çıkabilirdi.

“Beyaz yakalıların Ege’ye yerleşme hayali.”

Cümlenin ardından da bir Lale Belkıs kahkahası gelirdi kesin. Bu fikirle Mina’nın karşısına çıktığında kadının vereceği tepki aşağı yukarı böyle olacaktı.

“İstersen bir de balıkçı restoranı açalım; ben mezeleri yapayım, sen de balıkları pişir. Delirdin her halde Deniz? Böyle bir hayatı isteyeceğimi de nereden çıkardın? Bütün bu bohem hayaller senin. Ne zaman kabul edeceksin benim artık o üniversite yıllarındaki kadın olmadığımı?!”

Bu da ardından gelecek cümle olacaktı.

Deniz çaresizlik içinde başını ellerinin arasına aldı. Bir yolu olmalıydı.

Hazal’ın kaygılarından arınmış, keyifle sallanmasına bir süre daha izin verdikten sonra yürüyerek eve döndüler.

Evi derin bir sessizlik içinde bulan Deniz, Hazal’ı odasına yolladıktan sonra Mina’yı kontrol etmek üzere yatak odasına geçti. Ara ara inlediği huzursuz bir uykunun kollarındaydı karısı. Yatağın köşesine oturup kadının saçlarını yüzünden çekerek bir süre karmaşık duygularla seyretti kadını. Bakışları Mina’nın sağ eline ulaştığında parmaklarının morarmış, elinin de oldukça şiş olduğunu fark etti. Kendine verdiği başka bir zarar, diye düşündü.

Usulca kolunu okşayarak; “Mina elin kötü gözüküyor, hastaneye gitmemiz lazım. Uyan lütfen” dedi.

Kadın korkuyla sıçrayarak uyandı. Şefkatle kendisine bakmakta olan Deniz’i görünce boynuna atıldı adamın.

“Çok, çok özür dilerim. Neler oluyor bana anlamıyorum. Lütfen beni bırakma. Sensiz, Hazalsız yaşayamam. Söz veriyorum yeniden başlayacağım tedaviye.”

Deniz içindeki onlarca farklı duyguyla savaşarak gülümsemeye çalıştı karısına. Keşke bunu yapabileceğine inansaydı. Keşke bir şeyleri değiştirebilecekleri virajlar çok geride kalmamış olsaydı. Genç yaşta birlikte bir yola çıkmışlardı fakat varış noktalarının birbirinin çok uzağına düştüğünü artık görüyordu. Onun ya da Mina’nın yolu daha doğru değildi, sadece farklıydı ve geçmişe ne kadar tutunmak isterse istesin artık yan yana yürümediklerini kabullenmek zorundaydı.

Hastane dönüşü Mina’ya boşanmak istediğini söyleyecekti.
 
 

Didem Çelebi Özkan
 
 

Notlar & Açıklamalar:

Gayz: Hınç, kızgınlık, öfke.    ⇡⇡⇡
New Money: Yeni Para. Miras yoluyla değil, kazanılmış gelir yoluyla varlıklı hale gelen insanlar.    ⇡⇡⇡

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

19 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 20 Kasım 2020 at 16:40

    Yine şahane bir öykü Didemciğim, bir solukta okudum. Keşke, devamı gelse diyeyim mi? Yüreğine sağlık canım. 😍😍

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Kasım 2020 at 16:42

      Canım arkadaşım, daimi desteğin için çok teşekkür ederim. Beğenmene çok mutlu oldum.
       
      Öpüyorum kocaman 😘

  • Cevapla Burak Süalp 20 Kasım 2020 at 18:24

    Didemcim, senin kalemine yakışır güzellik ve akıcılıkta, temposu harika, okuyanı ters köşeye yatıran, muazzam güzel bir öykü olmuş. Su gibi aktı gitti, bittiğinde devamını bekler halde buldum kendimi. Erkek karakterin “iyi” ve sempatik, kadın karakterin “sorun kaynağı” olduğu başka öykün var mıydı hatırlayamadım fakat bu öyküdeki karakterler yerli yerine şahane oturmuş.
     
    Deniz’in yaşadıkları bütün sorunlara rağmen eşini bu kadar seven bir adam olmasına da bayıldım. Sanırım sırf örnek olması açısından bile ara sıra “iyi” adamlar yazmak gerekiyor. Ki okuyanlar iyi adam olmayı, iyi adam gördüğünde tanımayı öğrensinler.
     
    Kalemine sağlık sevgili baş editörüm.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Kasım 2020 at 19:51

      Canım benim, çok çok teşekkür ederim. Beğenmen ve bu kadar detaylı yorum yazman beni inanılmaz mutlu etti 🤗🤗🤗
       
      Bu kadar iyi bir erkek karakter daha önce gerçekten yazmamıştım. Genelde içimden bütün erkekleri çuvala koyup okyanusun dibine yollamak (🙈) geçtiğinden ve “iyi adamlar”ın varlığına inancım pek olmadığından, öykülerimdeki adamlar çoğunlukla hoş insanlar olmuyor. Fakat geçmişten gelen kırgınlıklarım geçtikçe görüyorum ki aslında “iyi adamlar” var ve onlar da “kötü kadınlar”dan çekiyor. Kötülüğün cinste değil de “insan”da olduğunu kabul etmemim sonucu bu hikaye. Biraz da bunca hikayede adamları harcadıktan sonra haklarını bir nebze olsun teslim etme arzusu.
       
      Son yazdığın konuda da çok haklısın. “İyi adam” kriterlerinin insanların beynine yeniden yüklenmesi gerekli. Erdemlerin içi boşaltıldı ve onların yerine kaba saba davranışların onay gördüğü bir model ortaya çıktı son yıllarda. Bu çok üzücü.
       
      Keşke tüm erkekler biraz sana benzese 😉
       
      Kucak dolusu sevgiler ❤️

  • Cevapla Numan Çeri 20 Kasım 2020 at 20:15

    Yine çok farklı insan profilleri içeren bir öykü okudum. Gerçekten okuyucuya, öyküdeki ambiansı direk yaşatıyorsunuz. Betimlemeler, olay örgüsü çok özel. Kaldı ki mekan bir yatağın üzerinde geçerken olayların akışı, geçmişe dönüş, gelişme ve sonuç harika işlenmiş.
     
    Günümüz dünyası insanının hezeyanları hepsi. Hemen hemen her evde yaşanan olaylar. Belki sadece maddesel boyutu farklı o kadar.
     
    Çok başarılı buldum gerçekten.
     
    Kaleminiz de mutluluğunuz da daim olsun inşallah.
    Sağlıcakla, has kalın vesselam.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Kasım 2020 at 20:20

      Numan Bey, çok mutlu etti yazdıklarınız beni. Değer verip detaylı bir yorum yazmışsınız, çok çok teşekkür ederim.
       
      Yazarken okuyanlar ne düşünecek diye endişe etmiyorum fakat ne zaman ki yazı yayına giriyor o zaman başlıyorum telaşlanmaya. İlk yorumlara kadar ekranın arkasında kalbim sıkışmış bir halde bekliyorum 🙈 Bu yüzden çok çok teşekkür ediyorum güzel sözlerinize. Var olun.
       
      Hepimizin mutluluğu daim olsun dilerim.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 20 Kasım 2020 at 22:02

    Ters köşe 😇
    Çok sevdim 🧡💙

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Kasım 2020 at 23:00

      Canımmm arkadaşım ❤️❤️❤️❤️
       
      Beğenmene çok sevindim.
       
      Bu ters köşe bitirişleri, beklenenden farklı bir son yazmayı ben de seviyorum 😉
       
      Kucak dolusu sevgiler 😘😘😘😘

      • Cevapla Mertcan Dincel 21 Kasım 2020 at 11:38

        Yine çok farklı bir ambiyans yaşattın bize. Her hikayen insana ders niteliğinde. İnce dokunuşların insanın ruhuna karakterin ne olduğunu gösteriyor. Ellerine sağlık.

        • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Kasım 2020 at 11:41

          Mertcan çok teşekkür ederim yorumuna. Beğenmene çok sevindim.
           
          Sevgiler

  • Cevapla Saadet Akdı 21 Kasım 2020 at 01:08

    İnsana dair duyguları, davranışları o kadar iyi canlandırıyorsunuz ki gözümüzde, mükemmel yazarlık bu olsa gerek. Kitap yazmanızı çok isterim okuyucunuz olarak. Yazılarınız arasındaki arayı daha kısa tutmanız dileğiyle…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Kasım 2020 at 09:55

      Ne kadar teşekkür etsem az, yorumlarınız öylesine değerli ki. Güzel sözleriniz beni çok mutlu etti, beğenmenize de çok sevdim.
       
      Kitap :)) Umarım birgün bir romanda anlatılacak kadar uzun hikayeler içimde büyür 🙏🏻
       
      Ve haklısınız, eskisi kadar sık yazamıyorum. Bahane değil ama dergiyi yönetmek inanılmaz zaman alıyor ve zihnimi çok yoruyor :(( Fakat kendime söz verdim; yazılarıma daha çok vakit ayıracağım.
       
      Yorum yazma inceliği göstererek düşüncelerinizi benimle de paylaştığınız için yeniden çok teşekkür ederim.
       
      Sevgiler ❤️🤗

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 21 Kasım 2020 at 14:39

    İyi adamla karşılaşmak da şans meselesi mi, tercih meselesi m tartışılır. Ben şanslı olanlardanım. Deniz kadar iyi bir adamla karşılaştım şu hayatta. Mina’nın fark edebilmesini ve kızları için toparlayabilmelerini çok isterim aslında. Ne olur devam etsin bu öykü.
     
    Deniz Ege’ye gitsin mesela. Balıkçı restoranı açsın. Biz de gidip rakı içelim orada 🙂
     
    Mina’ya ne olduğunu da orada anlatır bize. Hatta Burak gidip röportaj bile yapar 🙂
     
    Daha sık mı yazmalısınız acaba sevgili patroniçem? Çok ama çok beğendim ve devamı gelsin istiyorum. Hatta dizisi yapılsın. Tebrikler.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Kasım 2020 at 16:19

      Canııııım benim, bayıldım yorumuna. Hikayeyi devam ettirişine de öyle 😁🤗
       
      Veee n’olur Ege’de bir balıkçıda içelim o rakıyı heeeep beraber 👌🏻
       
      Sen ve eşin konusunda söyleyebileceğim en güzel şey sanırım kocaman bir “Maşallah”. Birlikte ne kadar mutlu olduğunuz o kadar belli ki… Daim olsun bir ömür 🧿🧿🧿

  • Cevapla Hüseyin Küçükkelepçe 23 Kasım 2020 at 13:16

    İnsanı içine alan, çok kişinin gerçekte yaşadığı bu hikâye için çok teşekkürler. İyi bir erkek, şizofren bir kadın, değişiklik harika olmuş. Lakin kötülük baki kalmış. Ne yazık ki, Havva-Adem ikilisinden böyle devam ediyor.
     
    “Üniversite yıllarında tanıdığı o bilgiye ve öğrenmeye meraklı sosyalist kadın ne ara kapitalist dünyanın illüzyonuna kapılmıştı?”
     
    O kadar çok var ki bunlardan. Vahşi kapitalizm, iyi yetişmiş eski sosyalistlerin sırtından devranını sürdürüyor. Aslında global kapitalizm de SSCB gibi insanlık dışı, iki yüzlü bir deneyime borçlu varlığını.
     
    Deniz Bey, kızını da alsın huzurlu bir adaya yerleşsin. Kitap okusun, kitap yazsın. Tabii parası varsa.
     
    Selamlar, saygılar.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Kasım 2020 at 15:15

      Yorumunuz için çok teşekkür ederim Hüseyin Bey. Hikayeyi beğenmenize sevindim 😊
       
      Deniz’e gelince, bence mütevazi bir hayatı karşılayacak birikimi vardır. Hazal ile mutlu olacaklarına eminim. Ayrıca burada sorun çıkaran ve madden güçlü olan Mina olduğuna göre, nafaka verecek olan da o olmalı 😉

  • Cevapla Nazan Çoker Çinko 23 Kasım 2020 at 17:14

    Hezeyan ve Anne, gitme! öykülerinizi okudum. Kadın ve ilişkiler üzerine sanırım öyküleriniz. Aynı zamanda güncel konulara değiniyor olması da ilgi çekici. Çok akıcı kaleminiz. Tebrik ederim. Sadece kişileri ve mekanı daha ayrıntılı betimlemeniz daha gerçekçilik katar gibi düşündüm. Diğer öykülerinizi de okuyacağım.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Kasım 2020 at 17:16

      Çok teşekkür ederim yorumunuza ve değerli eleştirinize.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Kasım 2020 at 17:30

     
    Didem Çelebi Özkan – Yazılar Facebook sayfasında öykünün altına gelen yorumlar:
     
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 01
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 01_01
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 02
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 03
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 03_01
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 03_02
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 03_03
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 04
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 05
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 06
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 07
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 08
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 09
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 09_01
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 09_02
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 10
    Hezeyan | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 11

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan