Bi' Dolu Mola

Kızlar Masası

25 Şubat 2021

Öykü: Kızlar Masası | Yazan: Elif Bilici

Metronun son durakta olduğunu ve inmesi gerektiğini metro boşaldığında fark etmişti. Kulağındaki müzikle, elindeki kitaba dalmıştı. Henüz o daha inemeden, insanlar hunharca içeri doluşmuş, yer kapma savaşına girmişti. “Hafta sonu bile acelesi var bu şehrin” diye düşündü.

Metrodan çıktı, yürüyen merdivenlerin sağına geçti, kolundaki saate baktı. Tam da istediği gibi erken gelmişti. Şalını iyice sardı boynuna, kızlarla buluşana kadar Kadıköy sokaklarında gezecekti. Özlemişti öylesine gezmeyi, sadece bakmayı. Hayatın koşuşturması içinde hep bir mantıkla ilerliyorlardı, iş yerleri karşıda diye senelerce arkadaşları ile Beşiktaş’ta buluşmuştu ya da birisiyle buluşmaya giderken alması gerekenleri de aradan çıkarıvermek için ona göre yer seçmişti. Hem kendisi hem çevresi, belki de neredeyse tüm insanlar, birkaç işi birbiri ile kombinleyerek, aynı anda “aradan çıkaracak” şekilde yaşıyordu. Herkesin dilinde bir “ederi kadar zaman harcamak” sözleri vardı.

Hakikaten insan zamanı neye harcamalıydı? Alışverişe zaman harcamamalıydı, oturduğun yerden alıp zaman kazanabilirdin; birçok şehirden herkesin katıldığı aktivitelerin arası açılmıştı, zaman yoktu online görüşülebiliyordu; sahilde koşmaya zaman yoktu, ofisinin ya da evinin yakınındaki salonda kuş resimlerine bakarak koşuyordun. Peki bu kadar arttırdığımız zamanla ne yapıyorduk?

Bunları düşünerek Kadıköy’ün kalabalık, dar yokuşlarını çıkıyordu. Kulaklığından gelen müzik sesini kıstı, kalabalığın o telaşını duymak istiyordu. İstanbul’da her yerin kalabalığı ayrı, telaşı ayrıydı. Kadıköy’de genelde seni lokantasına, barına oturtmak isteyen insanların sesine, arkadan çalan müziklerin sesi karışırdı.

Küçük Kadıköy turunu daha fazla uzatamayacağını geç kalacağını düşünerek kızlarla buluşacakları kafeye doğru ilerledi. Kapıdan girdiğinde yüzüne çarpan sıcak hava ile üşüdüğünü, oturma yerlerine doğru ilerlerken de burnuna gelen kızartma kokusu ile de açlığını fark etti.

Her zaman geldikleri kafeydi ama çalışanların çoğu öğrenci oldukları için sık sık değişiyordu, kasada duran kafenin sahibi Nigar abla dışında. Esin’in içeri girmesiyle, Nigar kemik gözlüğünü bir taç gibi kullanarak kızıl kısa saçlarını geriye doğru attı.

“Kaç aydır nerelerdesiniz?” Sitemkar bir şekilde kurduğu bu cümle daha çok özlem tınısıyla akmıştı ağzından. Esin gülümseyerek, iki eliyle bilmem dercesine bir hareket yaptı.

“Geldi senin kitap kurdu, kahve söyledi ama yarım saattir kahve aynı yerde. Yine kendini kaptıracak bir roman bulmuş demek ki.”

Esin el sallayıp Nigar’a, Aysun’un oturduğu masaya doğru koşar adımlarla ilerleyip, arkasından sarıldı. Aysun kitabın arasına, masada bulduğu menüyü sıkıştırıp arkasını döndü, on senelik arkadaşına sarıldı. Nasıl özlemişlerdi, eskiden her gün gördüğü bu insanı artık iki ayda bir görüyor olmak her zaman ona zor gelirdi. Okul bitikten sonra iş yerleri farklı yakalarda olunca, İstanbul’un iki yakasına ayrılmışlardı. İlk zamanlar haftada bir görüşseler de zamanla meşgaleler değişmiş, azalan buluşmalar yerini artan telefon görüşmelerine bırakmıştı.

Daha yerlerine oturmadan, “Nabersiniz?” diye adeta güzelliği ile parlayan Nida gelmişti. Aysun şaşkınlığı yüzünden okunurcasına, “Nasıl yani saçlarını boyattın ve bize haber vermedin mi?” diye sorduğunda, “E benim haberim vardı da ne oldu? Engel olamadık, bu kız iyice süslü oldu” diye gülerek Funda gelmiş ve dörtlü tamamlanmıştı.

İlk selamlaşmalar yapılıp dördü masaya oturduğunda daha sipariş vermeden, masaya tepsi ile içecekleri gelmişti. Esin kafasını çevirip Nigar’a baktı, el sallıyordu kasadan.

“Yaa canım Nigar ablam, asla latte içtiğimiz unutmaz. Hele Aysun senin tarçınlı bitki çayını nasıl her defasında hatırlar inanamıyorum.” Nida her defasında Nigar’ın onlara olan sevgisini ve şefkatine şaşırırdı. Dönüp Nigar’a elleri ile kalp işareti yaptı.

Bir süre bir sessizlik oldu, Esin düşünüyordu. Dört farklı karakter, bir masada dört farklı içecek ile oturuyorlardı.

Birbirilerini iki aydır görmemiş, seneler önce tanışmış bu insanlar nasıl başlayacaklardı konuşmaya? Her defasında ilk cümle çok zor gelirdi Esin’e. Şanslıydı, hem Nida hem Funda hayatları hızlı insanlardı da illa anlatacakları konular vardı.

Esin kendini bu defa çok garip hissetmişti buluşmadan, bir kayboluş içinde kendisini bulma çabasıydı belki de bugünki buluşma. O nedenle kızlara çok ısrar etmiş, haftaya olan buluşmalarını öne çekmişti. Kendi içinde hayatında olan bazı son gelişmeleri onlara anlatmamıştı, aldığı bazı kararları ilk onlara anlatması gerekirken yapamamıştı. Bugün aslında bunu konuşmak istemişti ama bir türlü başlayamıyorlardı.

Nida’nın yeni saç rengi konuşulmuş, Aysun’un yogaya başlaması alkışlanmış, Funda’nın yeni işindekiler çekiştirilmişti. Masada herkes Esin’de bir şeyler olduğunu biliyordu ama ani tepkilerini çok iyi bildiklerinden kimse girizgah yapamıyordu. En sonunda üçlü arasındaki bakışmalarda, yine adımı atan Esin’in eski ev arkadaşı Aysun oldu.

“Esin, sen neler yaptın? Uzun süredir WhatsApp grubumuzda da çok aktif değilsin. Sosyal medyada da paylaşımların azaldı. Bir terslik yok değil mi canım?”

Bu soru Esin’i bir an için bulunduğu ana getirmişti, nereden başlayacağını bilemiyordu. Ama artık söylemeliydi, bir aydır içinde bulunduğu durumu anlatmalıydı.

“Aslında sizinle konuşmak istediğim bir şey var. Ama nereden başlayacağımı bilemiyorum. Uzun süredir bahsetmek istiyordum ama…”

Cümlesini tamamlayamadan Nida’nın çığlığı ile bir an ona baktı, telefonuna hoşlandığı çocuktan gelen mesajı okuyordu. “Hiç değişmiyor bazı şeyler. Biz bu kadar farklı dört kişi nasıl bir araya gelebildik?” Esin bunları düşünürken, konuşması yarım kalmış, konu üzerine konu binmişti.

Kendisi de bu durumdan şikayetçi olmasa da konuşmalar arasında Aysun’un sorgulayan bakışlarını görüyor ama sadece gülümsüyordu. İki aydır görüşmemenin acısı hep böyle olurdu, zaman yetmezdi, konular tamamen konuşulamazdı, özlem giderilmezdi. Hani o sürekli bir şeylerden keserek yarattığımız zaman var ya, sevdiklerimizle paylaşım için yetersiz kalırdı.

Hesabı ödediler, çıkarken Nigar Esin’i kolundan tuttu. “Söylemedin mi kızlara?”

“Sen nerden duydun Nigar abla?”

Esin şaşkınlık içinde kalmıştı. “Senin iş arkadaşın Levent yok mu, o benim oğlanın üniversite arkadaşı. Geçen bana çalıştığı yeri söyleyince seni tanıdığımı söyledim. O arada söyledi. Ben de üzüldüm benimle gelip paylaşmadın diye ama anlıyorum ki kızların da haberi yok.”

“Söylemedim Nigar abla, bugün söyleyecektim ama olmadı işte. Ben yine uğrarım kendine iyi bak.”

Nigar’ın kolunu tutan buruşmuş elini, okşayarak uzaklaştı Esin. Çıktığında Aysun ile Nida gitmişti, Funda her zamanki fevriliğiyle,

“Kızım hadisene, seni eve bırakayım toplu taşıma kullanma dedim ama sen de adım atıp atmamakta kararsızsın sanırım, bir gelemedin.” Cümlesini bitirmesi ile Esin’in koluna girmesi bir olmuştu. Esin’i evine kadar bırakmıştı ve arabada sadece Funda’nın yeni işini konuşmuşlardı. Biliyordu Esin, eve vardığında onu ilk arayıp sorguya çekecek olan kişi Aysun’du.

Eve girdi, çantasını kenara bıraktı. Üzerindeki montu çıkarmadan, loş ışıkta sokağı izlemeye başladı.

“Koskoca şehir, kalabalık insanlar, yığınla dostluk dolu. Peki sen Esin, hâlâ kararından emin misin? Aynı şehirde bile iki ayda bir görebildiğin insanlardan bu kadar uzaklaşmayı esas yalnızlığı kaldırabilecek misin?”

Ne kadar camın önünde oturdu bilmiyordu, üzerindeki montu çıkardı, telefonu eline aldı, bir kez daha teknolojiye sığınıp, ağzından çıkaramadığı cümleleri mesaja dökmeye başladı.

“Kızlar, bugün çok güzeldi. Sizi çok özlemişim. Ama size söylemek istediğim bir şey var. Ben İstanbul’dan taşınıyorum, hatta Türkiye’den taşınıyorum. On gün sonra uçağım var ve size söyleyemedim.”

WhatsApp grubunda bir sessizlik olmuştu, herkes mesajını okumuş ama kimse dönmüyordu. Esin görmediklerini düşünmüş, fırtına öncesi sessizliği yaşıyordu.

“Belki de umursamadılar, herkes kendi hayatını kurdu, belki de normali bu.”

Kafasında bu düşüncelerle yatağında yatıyordu. Kapı çaldığında adeta yerinden fırladı, telaşla kapıya yöneldiğinde dürbünden ışıl ışıl parlayan üç genç kadın gördü, kapıyı hızlıca açtığında adeta içeri doluştular.

Funda, Nida’ya dönüp “Dedim size yavaş yürüyor diye, on adım atıp kapıyı açamadı on saatte” diye anlatıyordu. Aysun, Esin’e sarılarak gözünden akan yaşları saklamaya çalışarak, titreyen sesiyle,

“Son bir pijama partisi olmadan seni yollayacağımızı mı sanmıştın?” dedi.

Elif Bilici

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 25 Şubat 2021 at 15:00

    Elifciğim, çok güzeldi, büyük bir keyifle okudum. Keşke devamı gelebilse, merak ediyorum gelişmeleri.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Elif Bilici 3 Mart 2021 at 14:27

      Demet çok teşekkür ederim! Devamı belki başka bir öyküde karşımıza çıkar ama yakın zamanda sanmıyorum 🙂
       
      Sevgiler

    Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan