Ay Işığı Yolcusu

Mobbing | Angarya ve Eziyet

2 Mart 2021

Yazı: Mobbing | Angarya ve Eziyet | Yazan: Atakan BalcıEn başından beri vardı belki de, yıldırmak için uğraşmaları kötülerin fakat ben o sisteme göre “fazla masum”dum ve kötüye yorabilme “yetisi”nden yoksundum kötücül davranışları, tavırları.

İlk uygulanan neydi bana?

Çook yıllar önce, en başında öğretmenliğimin sanırım, sınıfın birinde iki-üç kişilik bir arkadaş topluluğu vardı. Benim anladığım kadarı, çok yaramaz, ilgi çekmeye çalışan çocuklardı yalnızca ve dersin işlenişini zorlayıcı bir etkendi, o kadar. Tabii dersler iyi biçimde işlendi yine de ve öğrencilerimin birçoğu başarılı oldu. Yıllar sonra o çocuklardan biri, büyümüş, üniversiteli olarak gelip dönemin okul müdür vekilinin kendilerini bana karşı kışkırttığını, onların da çocukluk ettiklerini söyleyip özür dileyene kadar orada bana karşı özel bir girişim olduğunu anlayamadım. Üst üste olmasaydı bir çok yaşanan asla da anlayamazdım bu tür girişimleri şimdi de. Bu kız çocukları üzerinden bana nasıl bir kötülük planladı bilmiyorum ama görünüşe göre ilgili kişi, düşüncesi, inancı ne olursa olsun fazlasıyla sevgisiz biri ki böyle bir girişimde çocukları kullanabiliyor, çocuk psikolojisini, çocukların bugününü, geleceğini hiç düşünmeden. Ben o çocuklara hiç kızmadım içimden, hâlâ da kızgın değilim, benim için çocuklarım gibidirler her zaman.

Aynı yerdeydi, ne oldu anımsamıyorum ama ailem ziyaretime gelmişti ve emekli bir öğretmen olan babam da odasında Müdür Vekili ile sohbetteydi.

Babamın çok kızgın bir halde, kıpkırmızı bir yüzle odadan çıktığını anımsıyorum. Benim için “Yalan söylüyor” demiş içerideki kimse, artık konu her ne idiyse. Babam da “Benim oğlum yalan söylemez” diyerek çıkmış odadan. Bizim ailede yalan söylenmez çünkü. Ben, kişilerin gerçekten, gerçek olmayan sözleri gerçekmiş gibi söyleyebildiğini ilk kez üniversitede gördüm ve çok şaşırdım. Aynı yoğunlukta olmasa da yine her kezinde şaşırıyorum yalanlara. Anlaması güç benim için. Tuzaklara düştüğüm olmuştur geçmişte, bugün o kadar kolay düşmeyeceğim tuzaklara ama kötülük ettiğim asla olmamıştır, olmayacaktır da Yaratan ve Kurtaran aşkına!

Aynı yerde, benim ayırdında olmadığım belki başka tuzakları da işe yaramayınca görünüşe göre, başka açıklama bulamıyorum çünkü, beni odasına çağırdı ilgili kişi ve orada duydum edilen küfürlerin çoğunu ilk kez. Neden çağırdı ve ben girdiğim anda, o “makâmında” otururken ve ben karşısında ayakta iken neden küfürler etmeye başladı? O anda ya da öncesinde yaşanan hiçbir tartışma veya çatışma yok, benim açımdan çatışma nedeni de yok ama etti işte. Doğrusu o andaki tavrı, edilen tüm küfürlere karşın bana komik geldi, daha doğrusu trajikomik. Görünüşe göre, kendimi ne denli tutmaya çalışsam da yüzüme, mimiklerime de yansımış olmalı ki bu duyuşum, başlangıçta belki de yalnızca beni kızdırıp, odasında kendisine saldırtıp beni suçlu çıkarmayı (Kim bilir?) amaçlıyor ve sakince küfürler ediyorken süreç içinde giderek gerçekten kızdı, yüzü önce kıpkırmızı, sonra mosmor kesildi, neredeyse ve en kaba sözlerle beni odadan kovdu. Ben de anlamamış fakat hafiften gülümseyen yüz ifademle odadan çıktım. Garip, değil mi?

Farklı bir okulda da, örneğin, başka türlü bir iş yaşanmıştı yine yıllar önce, bu kez bir öğrenciyle ilgili daha doğrudan bir biçimde.

O zamanlar ortaokul, altıncı sınıftan başlıyordu ve altıncı sınıftan başlayarak benim sınıf öğretmeni olduğum bir sınıfta olan çok başarılı bir oğlanı, okulun yönetimi, yedinci sınıfta başka bir sınıfa yerleştirdi. Gözde bir öğrenciydi ve böyle bir değişikliğin neden yapıldığını anlamakta zorlandım. Doğrusu “torpilli bir öğretmen”in sınıfına alınması için çocuğa bunun yapıldığı dedikodularına inanmak istemedim, çok da kulak asmadım. Ancak çocuğun başarısı, sınıf değişikliğiyle birlikte gözle görülür biçimde düşmeye başladı hem de büyük bir hızla. Aynı yılın ikinci döneminde çocuğu sınıfa geri gönderdi okul yönetimi, görünüşe göre çocuğun başarısı ile ilgili yaşananlar sonucunda “zorunda” duydular kendilerini. Hemen değilse de sekizinci sınıfta toparlanmaya başladı öğrenci başarı açısından ama aynı noktada değildi. Çok üzücü bir deneyimdi.

Bütün bunlar nereden çıktı, hepsi aynı okulda mıydı?

İki noktadan çıktı aslında. Belli ki başına hiç gerçekten kötü bir iş gelmemiş biri televizyonlarda kötü şeyler yaşamış insanları, yaşadıkları acıları hemen açıklamadıkları için çok ağır sözlerle suçluyordu. O kadar kolay değil, empati kurmak için de ille “damdan düşmek” gerekmez, Nasrettin Hoca’yı anımsarsak kendi değerli ifadesiyle. Ben de emin olun ki en kötülerini anlatmadım asla.

İkinci nokta ise, geçenlerde bir arkadaşın söylediği bir sözdür. “Peşin satan gibi gülüyorsun” demişti bana ve ben de yanıt vermiştim aşağı yukarı şöyle: “Ben hiç peşin satan olmadım ama çok veresiye defteri attım.” İçi bana borçlu olan insanların borçlarıyla dolu defterler. Alacaklarınızın çetelesini atın, geri ödenmesini beklenmeyin, kin gütmeyin ama size borçlu olanların adlarını da unutmayın asla, asla!…

Sevi ve ışık ile…

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Hatice Kopuz 2 Mart 2021 at 16:48

    Kaleminize sağlık.

    • Cevapla Atakan Balcı 3 Mart 2021 at 14:43

      Teşekkür ederim yorumunuz için.

  • Cevapla Sonay Karasu 2 Mart 2021 at 20:46

    Kaleminiz hep yazsın hocam. Herkes okusun istedim. Kederle gülümsedim. Yaşadığım ve anlam veremediğim bir çok anı ile birleşti cümleleriniz bende…
     
    Saygı ve selam ile …
     


     
    Ben de benzer duygular içinde iken kalemle ettiğim sohbeti paylaşmak istedim.
     
    Bulmuştum en sonunda kırılmalarımın sebebini, kendimi anlamanın eşiğinden her durup bakmamda dedim ki;
     
    Devam et. Kaybetsen de ne fark eder. Neyini alabilirler en fazla, aklını mı, canını mı? Belki zamanını… Bugün iyi niyetimden kırık dökük kalanlarımın ne onlara ne bana yetmediğini gördükçe başladı bütün susmalarım. İyi niyetimi alırken hem kendilerine hem bana ne büyük kötülük ettiklerini anlayamayacak kadar haklı olduklarına inandılar. Sevmelerimden vazgeçmenin hesabına asla oturmadım kimse ile…
     
    Haklı ya da haksız olmak değildi mesele, naif bir mutluluğu paylaşmaktı aslolan. Şu günlerde bir köşeye çekilip kendimi çoğaltıp çoğaltıp biriktirmekteyim. Verdiklerimi gönlümün sadakasına sayıp, bir daha asla vermeyeceklerimin sermayesi peşindeyim. Yüreğimin tüm sermayesini ayaklarının altına sereceğim gerçek kalplerden uzağa düşmeme umudu ile deviriyorum mevsimlerimi.
     
    Koca gönüllüler benimle kalın lütfen.
     
    Sonay Karasu

    • Cevapla Atakan Balcı 3 Mart 2021 at 14:45

      İnsan belli bir yaştan sonra öğrenemiyor zaten kötülüğü. Devam etmekten başka çözüm var mı ki güzel yürekli insanlar için ya da karalar bağlayıp köşemize çekileceğiz. Adımlayacağız, en iyi yol bu!…
       
      Teşekkür ederim güzel yorumunuz için. 🙂

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 5 Mart 2021 at 16:42

    Ne kadar içten ve dürüst anlatmışsın. Ve evet, eminim bunlar anlatmadıklarının yanında en az üzücü olanlardır. İnsanların hırs ve iki gıdım iktidar gücüyle despotlaşması ne acı. Bir de bunlar eğitimli insanlar. Ama tabi “insan” olmak ile “eğitimli” olmak bambaşka kategoriler.
     
    Kalemine, yüreğine sağlık canım🤗

    • Cevapla Atakan Balcı 5 Mart 2021 at 20:50

      Doğrusu yaşamımda gerçekten kendimce bir şeyler yaşadım, gördüm, üzüldüm, düş kırıklığına uğradım, umudumu yitirdiğim oldu; ama onlar gibi olmayı beceremedim, bilemiyorum. Aydınlık hep vardı, hep var olacak! Okul okumakla ışığı okumak farklı kavramlar. Eğitimli olmak ışığı okumakla ilgili biraz, insan olmakta büyük bir yardımcı…
       
      Çok teşekkür ederim yorumun için canım 🙂 🙂

    Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan