Asmanın Altındaki Seki

Ters Köşe

27 Temmuz 2023

Öykü: Ters Köşe | Yazan: Bihter Aslan

 

– 1 –

 
Her pazar buradayım artık. Ne güzel bir yermiş. Yeşil, sessiz, sakin… Neredeyse bir saattir yürüdüğüm alan içinde mangal kokusu da almadım. Pazar piknikçilerinden kurtarılmış bir alan bulduğuma seviniyorum. Arabadan sandalyemi ve eşyalarımı alıp harika bir manzaraya kuruluyorum.

Haftanın yorgunluğu üstüne atılan on bin küsur adım beni helva kıvamına getiriyor. Okurum diye elime aldığım kitabımı kapadım bile. Şehirden fiziken uzaklaşsa da zihin hep o civarlarda dolaşmaya devam ediyor, mutlaka açık bir sayfa kalıyor kafada. Neyse son sekmeyi de kapadım, uyuyakalmışım.

O tatlı serinlikte ne kadar uyuduğumun farkında değilim. Birden önce parmaklarımın sonra bileğimin ardından yavaş yavaş dirseğimin şapur şupur bir ıslaklıkla sevildiğini hissediyorum. Gözlerimi açtığımda bana boncuk boncuk bakan siyah bir labrador görüyorum karşımda. Nasıl tatlı anlatamam. Biraz su veriyorum ona, bu sırada kızımızı inceliyorum. Tasması var, adının “LUNA” olduğunu okuyorum; belli ki sahipli, yaramazlık yaparken kaybolmuş olacak diye düşünüyorum. Susamışsa acıkmış da olabileceğini düşünüp kendime hazırladığım sandviçin içindeki kızarmış sosisi Luna’ya uzatmamla havada kapması bir oluyor.

Nasıl geldin sen buralara tek başına güzel kız, diye soruyorum ama sadece tatlı tatlı bakıyor suratıma. Cevap verecek değildi ya! Bekleyelim bakalım sahibi gelir belki bu taraflara. Termosumda kalan kahve eşliğinde biraz manzaranın keyfini çıkarıyor, biraz kitap okuyorum. Saati de kolluyorum çünkü piknikçilerin dönüş saatine kalmayı asla istemiyorum. Luna’yı nereye bırakacağımı da düşünüyorum bir yandan. Çok çaresiz kalırsam mahalledeki veterinerde düzgün birine sahiplendiririz diye aklımdan geçiriyorum. O sırada bir ses duyuyorum:

– Luna! Kızım…

Kıvırcık saçlarını tepesinde toplamış, orta boylu, çok güzel gülen bir adam bize doğru koşar adım geliyor. Luna da zaten ona doğru koşuyor. Babası onu gelip buldu diye nasıl da mutlu.

Tam zamanında geldiniz, ben de bu yaramazla ne yapacağım diye düşünmeye başlamıştım, diyorum.
“Merhaba” diyerek elini uzatıyor.

“Ben Arda.”

“Ben de Derya.”

“Kalabalık bir arkadaş grubuyla geldik buraya. Sohbet koyulaşınca Luna’yı unuttuk tabii. O da sahipsiz köpeklerin peşine takıldı, sonra da yolunu kaybetti herhâlde.”

“Öyle mi oldu kızım?” diye Luna’nın kulaklarını, karnını severek soruyor Arda.

“Eee kızlar işte, ilginin azaldığını sezmeye görsünler hemen ‘tripler’ başlar böyle.”

“Gülümsüyor kocaman, haklısın vallahi Derya.”

Ben, Arda ve Luna birlikte biniyoruz arabaya. Onları arkadaşlarının olduğu yere kadar götürüyorum. Arda bana teşekkür ediyor ama “Böyle kuru kuru teşekkür etmek olmaz; telefonunu verirsen sevinirim” diyor. Tabii ki bu harika gülümseyen adama telefonumu veriyorum. Bir de fark ediyorum ki Luna’yı tekrar görmek istiyorum.
 

– 2 –

 
Pazartesi çok yoğun başlıyor. Piyasalar çok kötü. Seçimlerden sonra hiçbir şey iyiye gitmediği gibi sabahtan beri konuştuğum bütün müşterilerim oldukça tedirgin, yatırımları konusunda endişeliler. Evet, tahmin etmişsinizdir, finansçıyım ben. Bir bankada yatırım danışmanlığı yapıyorum.

Bir de tüm bu bahsettiklerimle hiçbir ilgisi olmadığını biliyorum ama Arda beni henüz aramadı. Evet aramadı. Aradan henüz tam bir yirmi dört saat geçmemiş olabilir ama aramadı yani, söylemek istedim.

Bankadaki kızlar öğle yemeğini birlikte yemeyi teklif ediyorlar. Hiç ikiletmiyorum. Hemen çantamı kaptığım gibi yanlarında bitiyorum. Grupta ne yediğini, ne içtiğini mutlaka sosyal medyada paylaşan biri varsa yandınız! Halbuki alt tarafı bir öğle yemeği yiyeceğiz değil mi? Yemekten ziyade fonlar, aksesuarlar, ışık, ambiyans önemli.

Grubumuzun “trendsetter” (belirleyici) vatandaşı Sıla’nın öve öve bitiremediği ama muhtemelen onun da ilk defa geldiği restoranı araya taraya buluyoruz nihayet. Herkes çok acıktığından sırayla siparişlerimizi veriyoruz. Menü baya havalı gerçekten, ismini telaffuz etmekte zorlandığım yemekler beni hep tedirgin eder. Ben bildiğimden şaşmıyorum, somonlu salata sipariş ediyorum. Garson şimdi Sıla’ya soruyor.

“Siparişiniz?”

Eli çenesinde cevap veriyor Sıla; “Focaccia.”

Sıla’ya sormak istedim verdiğin sipariş ile pizza arasındaki farkı biliyor musun güzel kardeşim, diye. Sonra dedim ki, Derya sana ne! Ha focaccia ha pizza!

Eğlenceli ve son derece samimi pozların verildiği postlar sosyal medyalara yüklendi. Beğeniler kontrol edildi. Sıla havalı bir servisle gelen yemeğinin fotoğrafını harika bir ışık yakalayarak çekti ve buna masa olarak çok sevinildi.

Ha, bu arada merak ettiğinize eminim, Arda hâlâ aramadı.
 

– 3 –

 
Bursa’nın temmuz nemi bankadan çıkar çıkmaz yüzüme yapışıyor. Arabaya zor atıyorum kendimi. Telefondaki cevapsız aramaları görüyorum. Erkan defalarca aramış, mesaj atmış, “Konuşalım” diyor.

Anlamak neden bu kadar zor? Ben uyum sağlamak zorunda olduğum bir aidiyet hissi peşinde değilim. Ait olmak böyle bir şey değil. Seni olduğun gibi kabul eden birine gerçekten ait olmuş hissedersin, tamamlanmış hissedersin. Zorlayan, dikte ettiren ya da beni dönüştürdüğünü hissettiğim hiçbir ilişkinin etrafında dolanamıyorum. Ne var ki Erkan tam da bu eylemlerin öznesi.

Yakın zamanda okuduğum sosyolojik bir araştırmada kadınlara ve erkeklere ait olmak ile ilgili sorular soruluyordu. Aynı kadın ve erkeklerin cevaplarına bakıldığında uyum sağlamak kavramı ile örtüşen cevaplar verdikleri görülüyor. Bu durum aslında istediğimiz şeyle uyumsuz bir davranış ortaya koyduğumuzu gösteriyor.

Hem ait olmak istiyorsun, hem uyum sağlamaya çalışıyorsun. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?! Ait olmak koşulsuz, şartsız kabulü müjdeler. Dönüştüğün şeye ait olmazsın.

Hangimiz aynı hataları yapmadık ki? Müzik listende bir tane caz şarkı yokken bir aydır tanıdığın adamın peşinden konser konser dolaştığını hatırla. Oyunun en heyecanlı yerinde göz göze gelmek için kafanı çevirdiğinde uyukladığını gördüğün adamı da unutma. Ne gerek var çanta gibi yanında taşımaya? Gitsin uyusun kanepesinde, sen de oyununu gerekirse yalnız izle.

Tabii ki Erkan’ın mesajına cevap vermiyorum.

Dönüş yolunda son ses Redd’in “Hâlâ Aşk Var Mı?” şarkısını dinliyorum.

Eve girer girmez balkona geçiyorum. Bu evi tutarken sırf manzarasına vurulmuştum. Eksileri artılarından fazlaydı: En başta işime çok uzaktı, tesisat sorunu vardı, mutfak dolaplarını pek beğenmemiştim, banyosu eskiydi. Olsun, denize bakan mavisini ziyadesiyle sevmiştim.

Üstümü değiştirip pizza söylüyorum. Balkonuma yayılıp harika bir çalma listesi seçiyorum. Kendimi manzarama ve çalan harika parçalara o kadar kaptırıyorum ki içeriden telefonumun çaldığını zar zor duyuyorum. Kim arıyor gecenin bu saatinde acaba? Erkan arıyorsa kafamda afili bir konuşmam hazırda.

Arayan Arda… “Efendim” diye açıveriyorum.

“Selam, geç oldu biraz ama seslenmek istedim.”

“Aaa çok iyi yaptın, uyumamıştım zaten.”

“Yarın planın yoksa bir yemek yiyelim isterim.”

“Çok iyi olur. Saat kaçta, nerede?”

“Özlüce’deki İtalyan restoranını biliyor musun?”

“Evet, biliyorum.”

“Saat sekiz uygun mu?”

“Uygun.”

“O zaman harika. Yarın görüşmek üzere Derya, iyi geceler.”

“İyi geceler Arda.”

Hadi bakalım Derya iyi geceler sana.
 

– 4 –

 
Beni yormadan çabucak geçen bir iş gününün ardından Arda’nın dediği saatte söylediği restorandayım işte. Daha önce defalarca bulunduğum bir yerde olmanın rahatlığı ile giriyorum içeriye. Burası hayvan dostu bir yer olduğu için Arda Luna’yı da getirmiş. İkisini de tekrar gördüğüme çok seviniyorum.

Birbiriyle yeni tanışanların konuşacakları neyse onları konuşuyoruz. Gelirken amma trafik vardı, hava bugün yine çok sıcaktı nev’inden sohbetler işte. Yemeklerimizi söylüyoruz. Siparişleri beklerken Arda kendinden bahsetmeye başlıyor. Onun hem oyuncu hem de bir tiyatro yazarı olduğunu öğrenince çok şaşırıyorum. Yazdığı oyunlardan bahsedince birkaç tanesini izlemiş olmama birlikte şaşırıyoruz.

O da benim hayatımı merak ediyor. Anlatıyorum onun anlattığı sınırlarla.

Arda’nın telefonu çalıyor.

“Efendim hayatım” diye sesleniyor.

Bir anda yüzü düşüyor, telefondaki telaşlı sese karşılık “Şunu yaptın mı, bunu denedin mi?” diye sorular soruyor. “Tamam, geliyorum birazdan” diyerek kapatıyor telefonu. Mahcup kaldırıyor kafasını telefondan ve bana bakarak konuşmaya başlıyor.

“Derya kusura bakma lütfen. Beş aylık bir kızımız var, adı Leyla. Hastalanmış daha doğrusu biraz ateşi çıkmış; eşim de biraz telaşlı bir kadındır, ne yapacağını bilememiş. Ben biraz erken ayrılsam büyük bir nezaketsizlik yapmış olur muyum?”

“Lütfen Arda rica ederim olur mu öyle şey, umarım önemli bir şeyi yoktur.”

“Bebekler böyle işte haftada 3 gece acile gittiğimiz de oluyor.”

Arda benim yemeğe devam etmem konusunda ısrar etse de birlikte kalkıyoruz masadan. Luna’yı son kez mıncıklıyorum. Arda o gün ormanda kızına göz kulak olduğum için tekrar tekrar teşekkür ediyor bana. Vedalaşıyoruz.

Arabayı sitenin bahçesine park edip sahile doğru yürüyorum. Önünden geçtiğim evlerin bahçelerinden yasemin, iğde, hanımeli, sümbül… Türlü çeşit çiçek kokuları geliyor. Bahar ne güzel…

Bugün ne yaşadım ben diye düşününce şu oyuncu sayısının sandalye sayısından fazla olduğu, müziğin aniden durmasıyla oyuncuların sandalye kapmaya çalıştığı ve kendini müziğe kaptıranların asla kazanamayacağı fazla adaletsiz oyun aklıma geliyor.

Ayakta kalmıştım ama kabul edelim ki müzik çok güzel.

Hâlâ çalıyor ve çok güzel.
 
 
Bihter Aslan
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

2 YORUMLAR

  • Yanıtla Metin Çoban 27 Temmuz 2023 at 13:11

    Olsun Derya’nın en azından 24 saati heyecanla geçti. 😃
     
    Güzel yazı olmuş. Arda şansını bir kere daha deneyecek 😉 Ben olsam öyle yapardım. Derya da bu yemeğe gelmeli.

  • Yanıtla Nimet Canbayraktar 29 Temmuz 2023 at 10:06

    Bir anda sona eren beklenti. Hayat, size ilgi, heyecan, belki de biraz da olsa umutla beklerken kapıyı aralayıp “Sürpriz” diye bağırıyor. Ama yine de aynı yere gidip o günün benzerini yaşayacağına eminim. Kendi dünyana dönmek, huzuru canlı gibi hissetmek, oh! Okurken bile iyi geliyor.

  • Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan