Lilith, Sümer mitolojisinde yarısı yılan, kanatlı ve baykuş pençeli bir yaratık olarak resmedildi. Seks ve dişilik tanrıçası olarak betimlenen Lilith, günümüzde vamp kadın ve gotik tarzlara esin kaynağı oldu.
Sevişirken kimin üstte olacağı mücadelesine indirgenen, sınıfsal bağlamından koparılmış köktenci feminizmin mantrası haline getirilen Lilith, ataerkil olumsuzlamanın grotesk sembolü olarak da kullanıldı.
Pseudo-biblik varlık olarak Lilith, alegorik bir anlatım aracılığıyla Eski Ahit’te diabolo evreninin figüratif sembolü olarak öne çıktı.1
Hıristiyanlığın ilk günah anlatısına özgü mitolojide ölümün sembolizmi iş ve cinsellik ile yakından ilişkiliydi. Isırılan meyvenin yarattığı kırılmanın, çalışma ve üremenin mümkün kıldığı ve insanı ölüme sürükleyen olası bir diyalektiğin kökeninde olduğu ortaya çıkıyor.
Lilith’in, “ayın karanlık yüzü” ya da “geceye ait olan” anlamına gelen İbranice kökenli bir kelime olduğu düşünülüyor.
Yaradılış anlatısında, ayın aydınlık yüzü Havva’yı betimlerken, karanlık yüzüyse aynı Havva içindeki derin id benliğine ait ayrıntıların imgesel bütünlüğünü temsil ediyor.
Kısacası, Lilith itaatsizlik ve günah üzerine kurulu bir yaradılış anlatısıydı. O, Âdem, kaburga kemiği ve Havva üçlemesiyle aktarılan klasik hikâyenin yapı bozumuna uğratıldığı kavşakta duruyordu.
Lilith’in eski ahitte geçmesi, kitabın tüm dramaturgisini yapı bozumuna uğratadursun, artık yeni bir ahidin yazılması kaçınılmaz oldu. Ancak, anlatının itaatsizlik ile ilgili kısmı, Havva’nın da cennetten kovulması hikâyesiyle nerdeyse bir süreklilik kazandı.
Yahudilerdeki yaradılış anlatısı özellikle Tanrı’nın ilk insan projesi olduğu varsayılan çift cinsiyetliliğin (androjeniğin) korunmasıyla ilgiliydi. O anlatıya göre Tanrı, Lilith’i de Âdem gibi balçıktan yarattı. Lilith, Adem’in üstünlük ve ayrıcalık isteğine, “Tanrı ikimizi de eşit yarattı” diyerek itiraz etti. Eril Tanrı, bu itaatsizlik durumunu, bu sefer Havva’yı eksik kaburga kemiğinden yaratarak telafi etmeye çalıştı.
Ancak, cin, bir kere şişeden çıkmıştı.
Böylece ilk kadın yalnızca kırık değil, aynı zamanda parçalanmış, tamamlanmamış eksik bir varlık olarak doğdu. Kısacası Lilith cenin (fetal) durumunun semboliği bir varlık olarak öne çıktı.
Yahudiliğin ruhuna uygun olarak, Adem’e yalnızlığını gidermesi için verilen ilk kişi Lilith’ti ve bu versiyonun kadın cinsiyetinin olası temsilleri üzerinde ağır sembolik sonuçları oldu.
Hristiyan ve Yahudi yaradılış anlatılarının ara gri bölgesinin merkezi figürü Lilith etrafa belirsizlik saçmaya devam ediyor.
Lilith olgusuna karşı duyulan korkunun, güç, kontrol ve iktidar hırsıyla tıka basa dolu erkek türünde bir karşılığı hep olageldi.
Kilometre taşları, kadının baskılanması, zina, günah, cehennem, huri, vb. üzerinden döşenmiş köktendinci paradigma, temel muhtevasını işte bu korku üstüne inşa etti.
Ortodoks Yahudilik’te Lilith, fuhşun, onanizmin, deforme olmuş fetüslerin, düşüklerin ve çocuk ölümlerinin tanrıçasıyken, köktendinci anlayışta bir düşkünlüğe ve kültürel dejenerasyona karşılık geliyor. Ancak Lilith’i geç dönem Yahudi ezoterizminin bir söylencesi olarak okumak, modern kadın algısında etrafa saçtığı altüst oluşları görmezden gelmek anlamına geliyor.
Köktendinci hareket, Havva soyundaki bu kırılmaya karşı bir tepki ve restorasyon iddiasıyla yola çıktı. Bu anlayış, kadının baskılanması üzerinden bir dini moral sunmaya çalışıyor.
Örneğin, siyasal İslam’daki baskın dinsel savın tüm çizgilerinin buluştuğu düğüm “iffetli kadın” düğümüydü.
Bu düğümü çözdüğünüz an, savın içinde bulunduğu ideolojik yapının işlerliğini askıya alıp onu bozguna uğratmış oluyorsunuz.
Tüm köktendinci savlar ataerkil anlatıdan hız aldı, ataerki kadınların bilinçaltına, “Sakın ha erkeklerle eşitlik talebinde bulunmayın, bu bir şeytanlıktır” uyarısını fısıldarken, seküler olmayan (yarı) feodal sınıfsal ilişkilerin içinde kuluçkalandı.
Lilith, içinde yaşadığımız ekonomik, sosyal ve ahlâki cehennemin baş sorumlusu, bir antagonist olarak işlev görmeyi sürdürüyor.
Lilith erkeklerin rüyalarına girip onları hem tahrik eden hem olanca şiddetinde korkutan bir “Janus” varlığıydı.
Bir yandan korkuya ve şehvete dönük yüzüyle günaha başlangıcın, derin id geçitlerinin, cehenneme gidişlerin, diğer yandan devrimci dişil mitosun kamusal alana geri dönüşünün tanrıçası olarak öne çıktı.
Lilith, bir yandan Âdem ile Havva’nın yaratılışının, düşüşlerinin ve onları dünyaya fırlatan açılımın hikâyesinin protagonisti, öte yandan üremenin ve çoğalmanın metaforuydu. Lilith, meyvenin tadına varılmasıyla ahlâksızlık, günah, cinsellik ve ölüm etrafına gemici düğümleri atan ama aynı zamanda çözen varlıktı.
Adem’in ruhuna dokunan, gözlerini açan, içinde bulunduğu uzun körlüğe dehşet içinde bakmasını sağlayan Lilith, bir yandan Tanrı’nın cennetinden kovulmaya yol açan günahın kristalleştiği figürken, öte yandan aynı Tanrı’nın müminlerine vaat ettiği bir ödül olarak da öne çıktı.
Tüketim paradigması insanı şiddetin ve seksin vulgaris tüketicilerine dönüştürdü.
Nihilo-hedonist yaklaşım, Lilith’te, sadece, “Tanrının sıkıcı, steril cennetinin canı cehenneme, ben size, burada ve şimdi, bir iktidar ve zevkler cehennemi vaat ediyorum“u görüp tüketim paradigması içinde “cinsel obje olarak kadın” olgusu için bir özdeşleşim sahası açtı.
Eski ahidin demonları, Lilith’in, şeytan ile ve bedensel zevklere yenilmiş meleklerle çiftleşmesi sonucu ortaya çıkarken kapitalist modernitenin cinleri, şehvetli diabolik vamp kadının tüketim paradigmasıyla döllenmesinden doğdu.
Kısacası, Lilith fenomeninde şeytanlaştırılan cinsellik, kötülüğün iktidarının yeniden üretimi için güçlü bir silah haline geldi.
Gerçi, Lilith’in, insanlık soyunun ahlâki kurtuluşunu muştalama amacı hiçbir zaman olmadı ama o, 17 yaşındaki Bosnalı kızın yardımına da koşmadı.
17 yaşında Müslüman, bir Bosnalı kız, Fransa’nın Besançon şehrinde yaşayan genç bir Hıristiyan Sırp’a âşık olduğu için, annesi, amcası ve teyzesinin şiddetine maruz kaldı. Sonra saçları kökünden tıraş edilip bu haliyle sokağa çıkmağa mecbur edildi. Polis sorgusunda olayı anlatan genç kız, ebeveynleri, amcası ve teyzesi tarafından yumruklanıp tekmelendiğini belirtti. Ardından, babasının da yardımıyla, saçlarının amcası tarafından kökünden tıraş edildiğini söyledi. Kırık kaburgaları, çoklu çürükleri ve on dört günlük geçici veya tamamen iş göremezlik durumlarını raporlayan adli muayene, genç kadına uygulanan aile şiddetini doğruluyor.
Baba, kızına uygulanan bu cezanın, inançlarına göre orantılı ve makul olduğunu ileri sürdü.
Genç kızın saçının kazıtılması, onun güzelliğini ve kadınlığını elinden almaya yönelik köktenci bir eylemin sembolik iletisi niteliğindeydi. Bosnalı genç kızın dramında yine, eril, kinci tanrılara sunulan bir kurban olgusuyla karşı karşıya bulunuyoruz. Genç kadın, aile klanının gözünde, modern çağın lanetli bir Lilith’i haline gelmişti.
Hıristiyan bir Sırp ile evlenmek istediği için akrabaları tarafından saçı kazıtılan Müslüman, bir Bosnalı kızın dramatik öyküsünün olduğu yerde, ben, somut sınıfsal iktidar ilişkileri görüyorum. Hristiyan bir Sırp’a kaçmakla bozguna uğratılan, sözüm ona, şerefin utancını ve günah lekesini bir kefaretle silmeyi amaçlayan bir operasyon olarak saç kazıtma, tarihsel kontekst içine konumlandırıldığında siyasi bir eylem olarak ön plana çıkıyor.
Etnik, dinî ve ideolojik aidiyetleri talep etmek, tutarlı bir siyasi duruşun yansıması olarak okunuyor. Oysa, 17 yaşındaki Bosnalı kızın dramında, içimizdeki nihilo-faşist, etnik, dinî, mezhebi ve ideolojik ölümcül aidiyetler rüzgarını da arkasına alarak, eril tanrılarla zımni bir iş birliği içine girdi.
“İlk taşı günahsız olanınız atsın“dan bu yana Maria Magdelana’ları bağışlayan ya da recmeden anlayış, aslında sekülerleşme ile zemin kaybeden eril “ilahi“ düzeni telaşla yeniden restore etmeyi amaçlıyor.
İnsanların ömürlerinin zamanın kumbarasından çıkarılarak bahşiş niyetine harcandığı 2. Dünya Savaşı konjonktüründe, Fransa’da (1944 ortası ile 1945 sonu arasında), Nazi işgalcileriyle iş birliği yapmakla suçlanan yaklaşık 40.000 kadar kadının saçlarının kazıtılarak tıraş edildiği tahmin ediliyor.
Kadınların halka açık yerlerde aşağılanarak saçlarının kazıtılması, recmedilmesi ya da bir stadyumda kamçılanması, Lilith’lere kaptırılmış kamusal alanın eril anlayış tarafından yeniden sahiplenilmesine yönelik bir girişim olarak öne çıkıyor.
Saçı kazıtma eylemi, eril tanrıların kadın bedeni üzerindeki sözde meşru tahakkümünün yeniden onaylanması ve muhafazakâr eril düzenin yeniden restorasyonu olarak da okunabiliyor.
Saç kazıtma, önce Orta Çağ arkaik, ardından görkemli modern cezalar geleneği içinde bir devamlılığa da işaret ediyor.
Kadın bedeni, ilk günah anlatısından başlayıp cadıların yakılmasına, zina eden kadının recim yoluyla öldürülmesine, oradan da kadın sünnetine kadar uzanan kadının cezalandırılması silsilesinde eril tanrılar için adeta bir ceza fetişine dönüştürüldü.
Tıraş etme ile hedeflenen şey, kadın bedeninin sembolik olarak inkârı ve defeminize edilmesiydi. Kadının baştan çıkarıcı ve sözüm ona ahlâksız doğasının metonimisi olarak saç, bir arınma işlemine karşılık gelecek şekilde tıraş ediliyor.
Türkiye’de de kadınlar “namus temizleme” gerekçesiyle veya toplumsal rollerine bağlı nedenlerle öldürülüyorlar. Kadınlar, bedenleri üzerindeki tahakkümün bir örtmeceyle kıskançlık olarak kodlandığı, kıskançlığın ise aşka dair olarak aklandığı maraz bir sosyallik içinde katlediliyorlar.
Lilith aslında Euripides trajedilerindeki Medea’ya ödenen kefaretti.
İnsanı sonsuza kadar kaybedilmiş baştaki masumiyet perspektifi üzerinden olumsuzlayan Lilith anlatısı, itaatsiz ve eril tanrılarla çatışmalı seküler bir kadın tiplemesine gönderme yapıyor.
Modern toplumdaki karşılığını, daha geç evlenen, daha geç çocuk sahibi olan, hatta anneliği biyolojik bir kader olarak reddeden, türün tuzaklarını elinin tersiyle iterken zevk ve cinsellik oyununun merkezine yerleşen, erkekle eşit olduğunu iddia eden, boşanan ve iş hayatında başarılı kadında bulan Lilith, hedonist burjuva kavrayışında bir “doğum kontrol varlığı“2, köktendinciler için toplumsal çürümenin ana müsebbibi, güç ve kontrol manyağı erkek içinse bir tehdit unsuru olmayı sürdürüyor.
Kaburga kemiğinden olduğuna inanmayı, itaat etmeyi, sevmediği kişiyle evlendirilmeyi, ikinci sınıf olmayı, bedeni ve hayatı üzerindeki haklarından vazgeçmeyi kabul etmeyen kadınlar Lilith’in soyundan olageldiler.
Eril Tanrılarla güç mücadelesinde dişiliğini, Tanrı’nın gizli adını bilmek gibi, kendisine bağışlanmış sırları ve kanatlarını kullanan Lilith, kendine göğün diğer yarısını talep etmeye devam ediyor.
Notlar & Açıklamalar:
- “Birçok Lilith’in dinlendiği yerler, vahşi kedilerin sırtlanlarla toplandığı ve keçi-şeytanların birbirlerini çağırdığı mekânlardır.” (Eski Ahit, Isaiah 34:14) ⇡⇡⇡
- Erkeklerin spermlerini tamamen tükenene kadar yutan bu kadın tüm üreme güçlerini kısır hale gelinceye kadar bastırma sanatına sahip bir varlık olarak betimlendi. Goethe, Faust’ta onu genç erkekleri saçlarının ağlarına hapseden biri olarak tanımlarken, onun yiyip bitiren cinselliğine bir gönderme yapmak istemişti. ⇡⇡⇡




No Comments