Öykücü Muallim

Ayyaş

21 Mart 2024

Öykü: Ayyaş | Yazan: Ali ErdönmezAl işte, düştük nezarete.

Hayır ne güzel evde fotoğraflara bakıyordum, kitap okurken düştü aklıma. “Eski fotoğraflar iyidir” diyordu başkahraman, a ha dedim tam benim kafamda bu adam. Dalmışım bir süre, bıraktım kitabı, gittim açtım fotoğraf kutusunu, başladım incelemeye. Her defasında farklı detaylar yakalıyorum, arkasına aldığım notları çeviriyorum derken saat geç olmuş epey.

Telefon çaldı, uğursuz arıyor. Oğlu uğramış, para bırakmış; “Sahildeyim rakı balık yapalım” dedi. “Konum atayım,” diyor maydanoz. “Oğlum benim telefonuma konum mu atılıyor?” dedim de pis sırıtışını, sırıtırken sapsarı dişlerini, ağzının kokusunu bile hissettim. Neyse, tarif etti yerini, gittim. Gitmezdim aslında; “Kahvedeyim” dese, “Volta atalım” dese gitmezdim ama rakı balığı duyunca sağ gözüm seğirtti yine. Tikim bu benim, çok istediğim bir şey olursa gözümü kapatacak kadar titrer sağ göz kapağım. “Kazadan, psikolojik” demişti doktor. Anam babamı çocuk yaşta yitirdiğim kazadan sonra bir ayağımın aksaklığı bir de bu göz seğirmesi kaldı.

Gittim ki almış istavriti, 70’liği, ateşi yakmaya uğraşıyor. Hiç de beceremez dürrük. Her defasında balıkları da ben tutarım, ateşi de ben yakarım. Şarabı ise para hangimizde varsa o alır, hakkını yemeyeyim uğursuzun. Bugün rakı var ama; epey de olmuştu içmeyeli. Hayırsız oğlu ayda yılda bir uğrar, para bırakır buna, hemen o akşam rakıdayız.

Yaktım ateşi, pişiyor balıklar, ufaktan demlenmeye de başlayacağız, e bardak yok. Rakı almış, su almış, buz almış, kağıt tabak bile almış -ne lazımsa- ama bardak almamış, dangalak! “Ulan,” dedim, “maymundan gelme, rakıyı tabağa mı koyacağız?” Yolladım tekele. Gitti.

Uzaktan gelirken dikkatimi çekti, bu tıfıl Enver Paşa’ya benziyor. Şimdiye kadar hiç dikkatimi çekmemişti. Hani meşhur bir vesikalığı vardır paşanın, kaytan bıyıklı, aynı o! Bunu söyleyince “O kim?” dedi. “Ne kaz kafa, cahil cühelasın” dedim. “İyi ki kitap okuyorsun, âlim kesildin başımıza” demez mi? Lan, senin yaşadığın gün kadar kitap okumuşluğum var benim!

Okulda çalışırken düştüm ben bu kitap işine.

Hademeydim bir ilkokulda. Beni içeriye tıkan hakim baba, “Çıkınca uğra yanıma” demişti hikâyemi dinleyince. 3 ay, 17 gün, 27 dakika yattım Metris’te.

Yolsuz kalmıştım. Birinden para istedim, tersledi, üstüne küfür etti. Dayanamadım taktım bıçağı kalçasına, sonra da sırtlayıp hastaneye götürdüm. Paketleyip 2 gün dövdüler karakolda, sonra hâkim “Neden?” diye sordu, anlattım. Baya hayat hikâyemi anlattım, ben anlattım o dinledi, o dinledi, ben anlattım.

“Mahkûm edeceğim, kaçarın yok ama çıkınca uğra” dedi işte, gittim yanına çıkar çıkmaz. Hatırladı hemen beni, çay söyledi. “İş bulsam çalışır mısın?” dedi, elbet dedim. Bir iki telefon etti, okula hademe olarak işe soktu beni.

Müştelimatı da var, hademe, gece bekçisi gibi ne iş verirse müdürler, hepsini yaptım evelallah. E televizyon yok, hoş olsa da izlemezdim de geceleri zaman geçmiyor. Baktım ki yine itliğe saracağım sıkıntıdan, hâkim baba duyar mahcup ederim adamı, girdim bir gece kütüphaneye, başladım okumaya. 25 yıl boyunca okudum. Başta çoğu çocuk kitabıydı ama Pıtık Nejla Hoca Hanım vardı, kütüphanecilik öğretmeni. Utana sıkıla gittim, anlattım durumu, kadıncağız benim için ne yaptı etti, yeni kitaplar aldırttı. Belki de kendi cebinde aldı, bilmem. Nur içinde yatsın, gencecik yaşta kalpten gitti ufacık tefecik kadın.

Memur Bey geldi şimdi, komiserin hanımı polislere kek börek göndermiş artanları getirdiler. Gebeş diğer tarafta yemek görmemiş gibi saldırıyor, teşekkür ettim ben de, memur teşekkürü duyunca çay da getirdi, sayemde çay da içiyor zibidi.

Neyse ne diyordum, konu ne ara Pıtık Nejla’ya gelmiş? Kitap işine böyle düştüm işte, bağımlılık oldu bende. Başka hiç uğraşım olmadı. Gerçi bir ara televizyonum vardı, hatta vcd bile bağlatmıştım mahalledeki vcd’ci çocuğa. 20 lira paramı almıştı hiç unutmam, az para değildi ha, 2 kilo et ile 1 büyük alınıyordu o paraya. Şimdinin kaç parası eder bilemem, et almayalı çok zaman oldu. Kurban da falan komşular veriyor, yine arada yiyoruz ama kasaba girmeyeli çok oldu. Aldığım 3 kuruş emekli maaşı ile bırak eti, şaraba zor para yetiyor zaten.

Daldım yine bak. Bu andaval kitaplarıma laf edince dayanamadım indirdim kafasına rakı şişesini.

Sonra çok üzüldüm ama; yarısı doluydu şişenin. Etraftan duyan olmuş, bağırtıyı, polisler geldi paketleyip aldılar bizi. Buradayız işte. Hayır komiserden şu yaşta işittiğim onca laf da cabası. Her şeyi geçtim, vay efendim kimliğim niye eskiymiş? Yeni olsa ne olacak? Siz sorunca bana bu yetiyor işte.

Laf atıyor oradan çapsız! Çıkınca rakı alacakmışım, borcum varmış. Param yok o kadar. “2 şişe şarap olur” dedim, sırıttı yine. Hemen de barışıyoruz işte, kimimiz var ki zaten şu dünyada birbirimizden başka?
 
 
Ali Erdönmez
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

3 YORUMLAR

  • Yanıtla Emine Öztürk 21 Mart 2024 at 11:05

    Öncelikle aramıza hoş geldiniz Ali Bey.🐞
    Çok keyifle okudum yazınızı. 🎈
    Diğerlerini heyecan ile bekliyor olacağım. 👍😉

  • Yanıtla Şen Sevgi Erişen 21 Mart 2024 at 21:39

    Tekrar “hoş geldin” aramıza Ali!
    Güzel bir giriş olmuş öykün, akıcı, benim pek rastlamadığım bir kesime ait üstelik de, o yüzden merakla okudum..
    Tebrikler👌

  • Yanıtla Demet Albayrakoğlu 22 Mart 2024 at 16:49

    Ali Bey, çok keyifle okudum. Öykü sıcacık ve samimiydi. Hoşgeldiniz aramıza.

  • Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan