Süpürgeci Şakir bastonunu yere dayadı, dikkatle beni süzdü. Sonra yan cebinden incecik bir defter çıkardı, sayfaları sararmıştı. “Evlat,” dedi, “bugünlerde kimse meyhânelerin kudretini bilmiyor. Halbuki meyhâne dediğin, hem cana hem ruha dokunur.”
“E, anlat bakalım,” dedim. “Bizim ruhu nasıl dokunduracaksın?”
Bir yudum aldıktan sonra o eski, derin ses tonuyla konuşmaya başladı:
“Trabzonlu Nebil Bey1 diye bir zat vardı, bilir misin?”
Başımı iki yana salladım. “Ben bilmem, şiir falan okumam pek.”
Gözleri bir an parladı. “Ama bilmelisin. İşte, onun yazdığı şu dizeleri dinle bakalım, hem senden de bahsediyor, belki bir anlam bulursun.”
Ve defterden, titreyen ama kararlı bir sesle okumaya başladı:
Ruh-i Cemşid’i yeniden şâd ü hurrem eyledi
Birtakım rindâneyi âzâde-i gam eyledi
Toplayıp mestâneyi sahbâya mahrem eyledi
Açılır subh ü mesaj meyhâne-i irşâdımız
Hazreti Bekri Baba’dır pirimiz, üstadımız.2
Yani;
Cemşid’in ruhunu yeniden mutlu ve huzurlu kıldı,
Bir takım dostları, kederden azat etti,
Şarap kadehini dostun ellerine vererek,
Sabah ve akşam, irşâd meyhânemiz açılır,
Hazreti Bekri Baba’dır bizim pirimiz (öğreticimiz), üstadımız.
Okuması bittiğinde sessizlik çöktü. Adam gözlerini kapadı, sanki Nebil Bey’in ruhuyla konuşuyor gibiydi. Meraklanmıştım. “Şakir,” dedim, “bu ne demek şimdi? Güzel söyledin ama bir şey anlamadım.”
Derin bir nefes aldı ve ekledi: “Bizim gibi adamların hayatı, hep şu dizeler gibidir. Bir yandan gamla eziliriz, bir yandan da baharı bekleriz. Ama asıl mesele, bu kederde, bu kaybolmuşluk içinde, meyhânede kendimizi bulmaktır.”
Bu sözler mahalledeki meyhânenin karanlık köşesine bir anda bir Osmanlı zarâfeti getirmişti. Şakir’in defterine ve sözlerine bakarken bir yudum rakıyı boğazımdan aşağı yuvarladım. “Süpürgeci Şakir, sen herhalde sadece mahalle değil, zaman da değiştirerek dolaşıyorsun,” dedim gülerek.
Şakir hafifçe başını eğdi. “Evlat, bazen kelimeler bir köprüdür. Sen yeter ki hangi yakaya geçmek istediğini bil.”
“Birbirimizle konuşurken öyle kelimeler kullanır, öyle seçimler yaparız, hatta kelimeleri öyle farklı ses tonları ile konuşuruz ki işler 180 derece yön değiştirir.
“Sümbülzade Vehbi’nin3 şiirini duydun mu hiç diyeceğim ama boş bakan gözlerinden duymadığın anlaşılıyor,” dedi, hafifçe aşağılayarak.
“Rivayet o ki padişahın ‘Bana öyle bir beyit söyle ki ilk satırın sonunda ‘cellat’ diye bağırırken ikinci satırın sonunda sana bir altın kese atayım’ emri üzerine” diyerek okudu şiiri:
Azm-i hammam edelim sürtüştürem ben sana
Kise ile sabunu, rahat etsin cism-ü can.
Lal-ü şarap içirem ve ıslatup geçirem
Parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahşan.
Eyil eyil sokayım iki tutam azmıdır?
Lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.
Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
Bir gümüş ibrik ile destine ab-i revan.
Salınarak giderken arkandan ben sokayım,
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.
Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.
Öyle bir sokayım ki kalmasın dışarda hiç
Düşmanın bağrına hançerimi nagıhan.
Herkese vermektesin bir de bana versene,
Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.
Eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.4
Sümbülzade Vehbi’nin daha çok hikayeleri varmış Şakir’in anlattığına göre, sözünü aldık hep beraber, anlatacak sofralarımız kuruldukça…
Açıklamalar:
- Mehmed Nebil Bey: Tanzîmat dönemi şairlerinden biri olup özellikle mizâhî yönüyle tanınmıştır. Genellikle “Ethem Pertev” takma adını kullanarak yazılar kaleme almıştır.
19. yüzyılda yaşayan Nebil Bey, klasik Osmanlı şiir geleneğiyle dîvan edebiyatına hâkim olmakla birlikte Batı etkisindeki yeni Türk edebiyatının da izlerini taşıyan eserler üretmiştir. Ancak asıl ününü hicivlerinde ve mizâhî üslûbuyla sağlamıştır.Özellikleri ve Temaları:
- Hiciv ve Mizah: Nebil Bey’in eserlerinde dönemin sosyal, siyasal ve ahlâkî meselelerine ince bir mizâh ve hicivle yaklaştığı görülür.
- Dil ve Üslup: Şiirlerinde sade bir dil kullanmayı tercih etmiş, halkın anlayabileceği şekilde yazmayı önemsemiştir. Bununla birlikte, bazı eserlerinde dîvan şiiri tarzını sürdürmüştür.
- Batı Etkisi: Tanzîmat döneminin yenilikçi edebiyat anlayışından etkilenmiş, toplum sorunlarını ele alan bir yaklaşım sergilemiştir.
Eserleri:
Mehmed Nebil Bey’in şiirleri, dönemin dergilerinde yayımlanmış ancak bazıları günümüze ulaşmamıştır. Mizâhî yönüyle dikkat çeken eserleri arasında, birey ve toplum eleştirisi ağır basar. ⇡⇡⇡
- Meyhâne-i İrşâd: Öyküde Mehmed Nebil Bey’in Meyhâne-i İrşâd şiirinden bir bölüme yer veriliyor.
Mehmed Nebil Bey, bu şiirde Bekri Mustafa üzerinden hem hiciv hem de toplumsal taşlamayı ustalıkla birleştirir. Şiir, dönemin hem tasavvufi hem de sosyal yapılarına eleştirel bir bakış sunar ve alaycı bir üslûpla ironi dolu mesajlar taşır. Şair “meyhâne-i irşad” gibi ifadelerle tasavvuf ve dünyevî yaşam arasındaki gerilimi ironik bir dille işler. Bu da Mehmed Nebil Bey’in, klasik Osmanlı şiir formlarını kullanarak modern anlamda toplumsal eleştiri yapma yöntemine güzel bir örnektir.
❗️”Meyhâne-i İrşâd” şiirinin tam metni bulunmamaktadır. Şiir edebiyat tarihi kaynaklarında parça parça yer almaktadır. ⇡⇡⇡ - Sümbülzade Vehbi: 18. yüzyıl Osmanlı şairlerinden biridir ve özellikle hiciv, mizâh ve didaktik şiirleriyle tanınır. 1718 yılında Maraş’ta doğmuş ve eğitimine burada başlamıştır. Dîvan edebiyatı geleneğine bağlı kalmakla birlikte, halkın anlayabileceği bir dille yazmayı da önemsemiş ve eserlerinde bu ikisini birleştirmiştir.
Edebi Kişiliği ve Özellikleri:
- Hiciv ve Mizâh: Sümbülzade Vehbi’nin en bilinen yönü, döneminin sosyal hayatını ve insanlarını alaycı bir dille eleştirmesidir. Hicivleri keskin ve etkileyicidir.
- Didaktik Şiirler: Öğretici yönü güçlüdür. “Lütfiyye” adlı eseri, çocuklar için yazılmış ahlâkî ve eğitici bir nasîhat kitabıdır ve Osmanlı döneminde oldukça yaygın bir şekilde okunmuştur.
- Dil ve Üslûp: Süslü, sanatlı bir dîvan edebiyatı dili kullanmakla birlikte, mizâhî eserlerinde daha sade ve anlaşılır bir üslûp tercih etmiştir.
- Sosyal Eleştiriler: Döneminin çarpıklıklarını, toplumdaki bozulmaları ve ahlâkî eksiklikleri eleştirmiştir.
En Önemli Eserleri:
- Dîvan: Klasik dîvan edebiyatı kurallarına uygun şiirlerinin toplandığı eserdir.
- Lütfiyye: Sümbülzade Vehbi’nin en bilinen eseridir. Eğitici ve ahlâkî bir nasîhatnâme olarak yazılmıştır. Eser, dönemin gençlerine yol göstermek amacıyla kaleme alınmıştır ve nesir-şiir karışık bir formdadır.
- Hicivler: Dönemindeki sosyal ve siyasî aksaklıkları alaya alarak yazdığı hiciv şiirleri oldukça dikkat çekicidir.
Hayatı:
Sümbülzade Vehbi’nin eğitimli bir aileden geldiği bilinmektedir. İyi bir medrese eğitimi almış, devrin ileri gelenleriyle tanışmıştır. Dönemin önemli şairlerinden biri olarak saray çevresinde de kabul görmüştür. Memuriyet görevlerinde bulunmuş ve çeşitli şehirlerde yaşamıştır. Hayatının son yıllarını İstanbul’da geçirmiş ve 1809 yılında burada vefat etmiştir. ⇡⇡⇡
- Azm-i Hammâm” (Hamama Gitme): Sümbülzade Vehbi’nin hiciv ve mizâhî üslubunun sınırlarını zorlayan bir şiiridir.
Hiciv türünde ve alaycı bir dille yazılan bu şiir, dönemin sosyal ve kültürel ortamını mizâhî bir dille ve mecazlarla eleştirirken hamam kültürüne göndermelerde bulunur.Özellikleri:
- Mizâh ve Hiciv: Şiir, Osmanlı toplumundaki hamam adabını ve dönemin sosyal alışkanlıklarını abartılı bir üslupla hicveder. Şair, bu bağlamda kelime oyunları ve mecazlarla okurda mizahi bir etki yaratır.
- Cinsel Îmalar: Şiir, dönemin edebiyatında az rastlanır bir şekilde açık cinsel göndermeler içerir. Bu yönüyle, şairin toplumdaki ikiyüzlülük ve ahlâkî çelişkileri eleştirdiği düşünülür.
- Mecazlar ve Benzetmeler: Hamam kültürüne dair nesneler ve olaylar mecazlarla süslenmiş, hiciv diliyle dönemin insan ilişkileri eleştirilmiştir.
Şiirin Adı ve Yeri:
- Şiirin adı genellikle “Azm-i Hammâm” veya “Hammam Hicvi” olarak anılır.
- Sümbülzade Vehbi’nin bu şiiri, onun daha cesur ve sıradışı yönünü temsil eder. Bu tür eserler, dönemin toplum yapısını eleştirmek için mizâhı ve cinselliği araç olarak kullanan hiciv ustalarının eserleri arasında yer alır.
Değerlendirme:
Bu şiir, Sümbülzade Vehbi’nin cesur bir hiciv üslûbuna sahip olduğunu gösterir. Şairin amacının, toplumdaki ahlâkçılığı ve tabuları iğneleyerek eğlence ve düşündürücülüğü bir arada sunmak olduğu söylenebilir. Ancak, içerdiği îmâlar nedeniyle dönemin daha muhâfazakâr kesimlerinde tepki de toplamış olabileceği düşünülebilir. ⇡⇡⇡





2 YORUMLAR
Sevgili Ali,
“Meyhânedeki Şairler” ile tarihin zarif bir köşesine taşıyorsun okurlarını. Süpürgeci Şakir’in bilgeliği, meyhânenin ruhu ve şairlerin büyülü dünyası o kadar etkileyiciydi ki her satırından ayrı bir keyif aldım 👌🏻
Bahsi geçen şairler hakkında pek bilgim yoktu. Yazıyı yayına hazırlarken biraz araştırma yaptım; bulduklarımı, benim gibi merak edenler olur diye açıklama bölümüne ekledim 😁
Kalemine ve bu kıymetli anlatımına sağlık Aliciğim.
Sevgiler
Alicim çok güzel şiirler seçmişsin tam meyhânelik. Sümbülzade Vehbi, mısralarıyla sence kaç kere cellat, kaç kese de altın kazanmıştır? 😃
Sevgiler