İndeks
Zam Oranı | Ofistopia | Bölüm 1
Büyük Toplantı | Ofistopia | Bölüm 2
Feda Listesi | Ofistopia | Bölüm 3
Saat 08:57.
Mesaiye daha üç dakika var ama ofisin kapısından girdiğim anda yedi farklı kişinin bana bir şeyler sormak için hazırlandığını hissediyorum.
Kapının hemen yanında, “stratejik operasyonel süreçler müdürü” olan ve yaptığı işin ne olduğunu kendisi de bilmeyen Mahmut Bey var. Elinde kahvesiyle önüme dikiliyor:
“Kanka, şey diyeceğim ya, bu ERP sistemine düşen yeni revizyonları takip ettin mi?”
Kanka mı? Mesai başlamadı, normalde bu saatte selam bile vermiyorsun. Bu fazla samimiyet, büyük bir işin üzerime yıkılacağının habercisi. Tedbirli konuşmalıyım.
“Tabii Mahmut Bey, ilk iş bakayım hemen.”
“Süpersin, canımsın!” diyerek sırtıma öyle bir vuruyor ki pilates topuna çevriliyorum.
Masama yöneliyorum. Bilgisayarımı açıp bir yudum çay kahve içeyim diye düşünürken içeriye telaşla insan kaynakları müdürü Sevil Hanım giriyor:
“Aydoğan Bey, acil toplantı var. Genel müdür çağırıyor. Şimdi!”
Ne? Hangi toplantı? Kim, ne zaman planladı? Ben niye bilmiyorum? Ama tabii kurumsal hayatta bu soruları sormak, açılmamış bir Excel dosyası gibi gereksizdir.
Toplantı odasına doğru yürürken içimden dua ediyorum: Lütfen konu benimle ilgili olmasın. Keşke sadece kahve almak için çağırmış olsalar. Fakat kapıdan girer girmez, Genel müdürün keskin bakışlarını üzerimde hissediyorum.
“Aydoğan Bey, bu sabah acil olarak işaretlenmiş e-posta attık, gördünüz mü?”
E-posta? Şu an çok kritik bir soru. Çünkü görmediysem bile gördüm demeliyim. Demeli miyim? Ama hangi e-posta? Kurumsalda en büyük tehlike, içinde “acil”, “önemli” ve “hemen aksiyon alınması gereken” kelimeler geçen iletilerdir.
“Tabii efendim, hemen okudum ama derinlemesine inceleme fırsatım olmadı.”
“Bakın, raporları inceledik ve sizin departman geçen ayın KPI hedeflerini tutturamamış. Açık bir açıklama istiyorum!”
Bu cümleyle beynime kan gitmemeye başlıyor.
Benim departman? Ben tek kişiyim. Kendi kendime mi KPI hedefi koyup başaramadım? Ama kurumsalda, mantıklı bir itirazla tartışmaya girmek, yazıcıdan sayfalarca uzunluktaki önemli bir raporun sorunsuz şekilde yazdırılmasını beklemek kadar zaman kaybıdır. Yazıcı gibi olmayıp hemen “yapıcı” bir cevap vermeliyim.
“Efendim, hedefleri daha efektif ve optimize bir yaklaşımla ele almak için bir çalışma başlattım. Stratejik olarak analiz edip, proaktif bir şekilde aksiyon alacağız.”
Bunları söylerken genel müdürün gözleri ışıldıyor. Muhtemelen ben de anlamadım ne dediğimi ama önemli olan etkileyici görünmek.
“Güzel, o zaman bir rapor hazırla, bize sun. Yarın sabaha!”
Çıkarken anlıyorum ki beni toplantıya katılmam için değil, yolunda gitmeyen bir şeylerde sorumlu tutmak için çağırmışlar. Bu arada Mahmut Bey’in de yüzünde tuhaf bir gülümseme var. Ben onun işini de üstlenmiş olabilirim.
Masama döndüğümde bilgisayarımı açıyor, nefes alıyorum. Excel’i açarken WhatsApp’ıma bir mesaj düşüyor:
Mahmut Bey: “Kanka, yarınki raporda benim kısmı da halledebilirsen çok iyi olur, canımsın!”
Toplantıdan çıktıktan sonra direkt kahve makinesine yöneldim. Önünde her zamanki gibi “Kurumsal Dedikodu Komitesi” üyeleri, elinde karton bardaklarla derin analizlere başlamıştı.
“Duydunuz mu? Bu yıl zam oranı %13’ü geçmeyecekmiş. Hem de vergi dilimine girince kuş gibi bir şeye dönüşüyormuş. Yani yeni zamla günde bir simit bile zor alırız.”
Bu sözü duyan muhasebe müdürü Cengiz Bey, kahvesini karıştırırken kafasını salladı: “Evet ama şirket içi motivasyon paketimiz var. Geçen sene de verdiler, üç tane sinema bileti ve bir adet kayısı reçeli.”
Bu sırada eş kontenjanından zengin, aldığı maaş kuaför parasını bile karşılayamayan, neden çalıştığı herkes tarafından merak edilen, finanstan Nermin Hanım atıldı:
“Ben artık zam yerine ofiste serbest kıyafet günü istiyorum. Cuma günü bile kot giymek yasak, insanın beli lastik pantolon istiyor.”
Kot ve lastik pantolon?
Araya giren satın almadan Murat Bey, klasik zam komplo teorisini ortaya attı:
“İK’dan duyumum var. Kesin bilgi vereyim mi? Bu yıl şirket CEO’su bütçe kısıntısından dolayı yeni yılı Maldivler yerine Kapadokya’da kutlayacakmış. Yani zam yok!”
Herkes bir anda sessizliğe gömüldü. Çünkü şirketin CEO’su tatile nereye giderse, çalışanların zam oranı da ona paralel olurdu. Geçen yıl Monaco’ya gitmişti, zam %22 olmuştu. Bu yıl Kapadokya demek, %7,5 zam ve yeni yıl hediyesi olarak çam sakızı hediye paketi anlamına geliyordu.
Tam bu esnada Mahmut Bey yine beliriverdi:
“Kanka, bu kahve sırasını kaçırmazsın ama dün söylediğim ERP raporlarını unutmazsın, di mi? Canımsın!”
O sırada gözüm kahve makinesinin fişini çekebilecek bir priz arıyordu… Tam o anda, içimizdeki felsefeci karakter Devran Bey, kumarda kaybettiği servet değerindeki tutarlarının ardından eşi onu hiç terk etmemiş gibi fincanını kaldırıp seslendi:
“Arkadaşlar, bakın, Ömer Hayyam ne demiş: ‘Bütün kainat bir sırrın rüyâsıdır. Bizse bu rüyânın içinde kaybolmuş birer gölgeyiz.’ Yani zam beklentisi de boş, şirket sadâkati de, Yarına çıkabilecek miyiz bakalım?”
Nermin Hanım iç çekti: “Devran Bey, zam alamasak da bari biraz umut verin ya.”
Tam bu sırada, Mahmut Bey’in telefonuna gelen bir e-posta sesi duyuldu. Hepimiz ona döndük. Gözlerini ekrana dikip okumaya başladı. Sonra başını kaldırdı ve bir süre sessizce hepimize baktı.
“Arkadaşlar… Zam oranı belli olmuş.”
Herkes Mahmut Bey’e döndü, e-postayı okuması için asırlar gibi gelen 7-8 saniye beklendi, telefon ekranında gezinen parmaklarına odaklanıldı. Tam sabırların tükenip herkesin kendi telefonuna doğru yöneldiği sırada:
“Tamı tamına… %12! Ama yanında sürprizlerimiz varmış.”
“Neymiş?” diye sordu Murat Bey.
Mahmut Bey derin bir nefes aldı.
“Yeni yıl hediyesi olarak… Şirket logolu ajanda, kahve çeki ve en bombası… Bir (1) adet ‘Stres Topu’!”
Herkesin gözleri faltaşı gibi açıldı. Tam o anda kahve makinesinden acı bir ses geldi, sanki zam oranını protesto ediyormuş gibi. Ve sonra…
Pat!
Makinenin bağlı olduğu sigorta yine atmış olmalı, adeta bu pespaye ortamda hiçbirimizin sigortasının atmamış olmasına nazire yapıyor!
Ortalık bir an sessiz kaldı. Sonra herkes birbirine baktı ve kahkaha patladı.Devran Bey fincanını kaldırdı: “Hayyam ne demişti? Boşuna üzülme dostum, hayat geçiyor!”
Ali Erdönmez





4 YORUMLAR
Resmen yaşadım bu sahneyi okurken. Kurumsalda şu zamana kadar deneyimim yok ama üniversiteside okul sıralarında bu Mahmut Bey tipindeki insanlardan hiç hazzetmezdim. Ama Hayyam’ın da dediği gibi bu dünya geçici. Birer gölgeyiz. Bu hırs bizi öldürmeden bizim uyanmamız gerekiyor çok acil. Ellerinize sağlık efendim.
Çok teşekkürler…
Çalıştığım yıllara ışınlandım. Aydoğan Bey oldum. Bitince de kabustan uyanmış gibi derin bir nefes aldım. Kaleminize sağlık.
Çok teşekkürler, hepimiz birer Aydoğan’ız sanırım 🙂