Öykücü Muallim

Bekri

13 Kasım 2024

Öykü: Bekri | Yazan: Ali Erdönmez

Bekr-i çopur1 derler bana. Gerçek adımı birinin ağzından duymayalı yıllar oldu, en son mahkemede hâkim söylemiş olabilir, hırsızlıktan almışlardı. Yanlış anlamayın, öyle banka soygunu falan değil, rakı çalarken yakalandım ben.

Arkadaşlarla dönüşümlü olarak alıyoruz alkolü, daha doğrusu dönüşümlü olarak çalarız genelde. Para verip aldığımız çok nadirdir. Genelde yakalanmayız ha, yöntemlerimiz incedir, her gün başka bir semtte, başka bir market ya da tekele uğrar, boş çıkmayız. Arada bir yakalansak bile genelde ufak bir tartaklanma ile kovarlar, kaçar gider, şansımızı bir sonraki dükkanda tekrar deneriz.

O gün de sıra bende değildi aslında ama Cilveli Hamdi yamuk yaptı, ortalıkta yok birkaç gündür. Haberi olan da yok, baktık ki akşama içemeyeceğiz, ben üstlendim ulvi görevi. Aslında işe gidecektim o gün. İş dediysem öyle sizler gibi süslü püslü giyinip ofislere gitmek falan değil ama hamallık olur, mahalledeki kumarhanede gözcülük olur, ufak tefek adam dövme olur. Yolumuzu bulalım, açlıktan ölmeyelim, mümkünse alkol alalım yeter. Alkole para yetiremeyiz genellikle. Bize verdikleri günlük yevmiyelere bir kilo rakı almak mümkün değil. Nadiren iyi para geçer elimize, bir seferinde kumarhaneden çağırdılar, biri hile yapıyormuş, dövün bunu dediler. Çektik dışarı, ufaladık biraz elemanı, düzgünce bir çocuktu, tam süt bebesi kıvamında. Beti benzi atmış, aman abiler dedi, yapmayın etmeyin. Dokunmayın, para vereyim, teklifi çok cazip geldi, tam 1 aylık iaşe ve rakı parası almıştık Nazlı Cabbar abiyle birlikte.

Neyse ne diyorduk, zor geldi o gün çalışmak, az daha yatayım, biraz daha uyuyayım derken öğlen olmuş, hamallık işi kalmaz bu saate, zaten öyle çok aç da değilim, dedim gidip rakı bulayım, akşama demleniriz. O mahalle senin bu mahalle benim derken tekellere girmeyi gözüm kesmedi. Büyük marketlerden birine daldım, aldım rakıyı zulama kapıyı kesiyorum biri içeri girmek için kapıyı açtığında fırlayacağım dışarı. Tam fırsat geldi derken arkadaki bebek arabalı kadını görmeyip yuvarlandım, peşimden güvenlik tuttu yakamı. Hır gür tuttum bırakmam derken üst üste gelecek ya, devriye gezen ekip kapıda bitti, paketlediler beni. Karakolda dayağa şerbetiyiz zaten ama mahkemeye sevk nereden çıktı bilmem, şikayetçi olmuşlar. Neyse ki tutuksuz yargılama geldi, sonra da gitmedim zaten mahkemeye falan, sonucundan haberim yok.

Garip geliyor sanırım, böyle yaşanır mı, ömür geçer mi diyorsunuz. Böyle değildi aslında, yetiştirme yurdundan çıktığımızda memur yaptılar beni. Adam gibi ev bile tutmuştuk bir ara 3-5 kişi. Gayet iyi para kazanırdık memuriyetten, kalorifer sorumlusuydum ben. Daktilo falan yazamam deyince ilk gün müdüre, kursa yollayayım seni kaloriferci ol, dedi tamam dedim. Ne günlerdi, kazan dairesinde içerdik. Sıcacık, eve bile uğramazdım çoğu zaman, orada sızardım. Pek dokunan falan olmazdı, aşçıyla aram iyiydi, akşamları çıkarken yemek bırakırdı, hatta bazen o da takılırdı bizimle.

2-3 yıl çalıştım bu şekilde, sonra müdür değişti, yeni gelen hacı hoca takımındandı, arıza çıkardı. İçemezsiniz, burada kalamazsın, takım elbise giy, traş ol her gün başka bir mevzudan papaz oluyorduk. En son dayanamadım, bir temiz dövdüm bunu, ama öyle böyle değil, baya dişlerini döktüm.

<

p id=”2″>İlk o zaman içeri girdim, 4 ay yatırdılar beni, memuriyet falan gitti tabii. İçerde tanıştığım arkadaşlarla dışarda yolumuzu bulur olduk. Böyle de fena değil ama, canım isterse çalışırım, harçlığımı çıkartırım keyfim yoksa yatarım. Öyle aile kurayım, mutlu bir yuvam olsun diye hayallerim olmadı hiç. Ana baba görmedim, gözümü yurtta açtım, dayakla büyüdüm.

O zamanlardan beri çok içerdim, adım da oradan geldi zaten. Osmanlı zamanı yaşayan büyük ayyaşmış Bekri Mustafa. Padişaha bile gider yaparmış. Tarih öğretmeni anlatmıştı lisede, içkinin yasak olduğu devirde bizzat kontrollere çıkarmış IV. Murad.2 İçki içeni yakaladığında affı yok, asıverirlermiş.

Bir gece namı duyulan Bekri’nin sandalına binmişler veziri ile tebdil-i kıyafet. Az biraz gittiklerinde Mustafa testisinden içmeye başlamış, o nedir diye soran müşterilerine sağlam rakıdır demiş. Bize ikram etmez misin dediklerinde ise ben sağlam içiciyim, alışığım ama sizi çarpar demiş. Israra dayanamamış sonunda uzatmış testiyi. Murad da murad ama, içkiyi yasak etmiş ama kendi sağlam içermiş. Dikmiş kafaya testiyi, ardından da veziri. Az daha yol aldıklarında padişah Bekri’ye Korkmaz mısın Murad’dan demiş, Bekri ise denizin ortasında padişah beni nereden görsün, diyerek yanıtlamış. Peki demiş Murda, ya ben padişah, yanımdaki de vezir ise.

Bekri burada patlatmış kahkahayı, ben size az için demedim mi? 2 yudumda biriniz padişah, diğeriniz vezir oluverdiniz.

Benimki de benzer hesap, içmeyi bilenle içerim. Yarını düşünmeye gerek yok, günü kurtarayım yeter. Arada aç kalırım, bazen uyuyacak yer bulamayıp üşüdüğüm olur ama eyvallahım yoktur kimseye. Hikâye çok, her günümüz ayrı gır gır. Beğendiyseniz uğrayın ara ara. Kafam güzelse anlatırım, neşemizi buluruz. Gelirken rakı getirmeyi unutmayın ama.
 

<

p id=”Aciklamalar”>Ali Erdönmez

 

Açıklamalar:

  1. Bekr-i çopur: “Bekr-i Çopur” Osmanlıca bir tabirdir ve genellikle “sıradışı, farklı” ya da “gelenekselin dışında bir karaktere sahip” kişiler için kullanılan bir niteleme olarak bilinir. “Bekr” kelimesi, Arapça kökenli olup “genç” anlamına gelirken, “çopur” ise halk arasında çukurlu, pürüzlü, farklı bir yüz yapısına sahip kişiler için kullanılır. Birleşik olarak kullanıldığında ise “bekr-i çopur,” kural dışı, aykırı ya da toplumdan farklı bir mizacı olan, biraz eksantrik kişileri anlatır. Bu deyim genellikle edebiyatta veya halk hikayelerinde yer bulmuştur.    ⇡⇡⇡
  2. IV. Murad: Osmanlı İmparatorluğu’nun 17. yüzyılda hüküm süren güçlü ve disiplinli padişahlarından biriydi. 1623-1640 yılları arasında tahtta kaldı. Tahta çıktığında oldukça gençti, bu yüzden başlarda devlette kontrolü annesi Kösem Sultan ve devlet adamları sağladı. Ancak ilerleyen yaşlarında yönetimi tamamen eline aldı ve imparatorlukta sıkı bir disiplin kurdu.
     
    IV. Murad, İstanbul’daki düzensizlikleri ve ahlaki yozlaşmayı önlemek için katı yasaklar getirdi. Bu yasaklardan en bilineni içki yasağıdır. Kahvehanelerde toplanan ve içki tüketilen ortamlarda, muhalif görüşlerin dile getirildiğini ve isyan potansiyelinin arttığını düşündüğü için tütün, içki ve kahve tüketimini tamamen yasakladı. Bu yasağa uymayanlara ağır cezalar uygulandı, hatta bazı durumlarda idam cezası verildi. IV. Murad’ın bu sert uygulamaları, Osmanlı’da disiplinin geçici olarak sağlanmasına yardımcı olsa da halk arasında korkuya neden olmuştur    ⇡⇡⇡

 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

2 YORUMLAR

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 13 Kasım 2024 at 20:30

    Öykü, sokak yaşantısının acı tatlı gerçeklerini ve bu hayata tutunmaya çalışan bir karakterin içsel dünyasını gözler önüne seriyor. Hırsızlıkla, rakı ve geçim mücâdelesiyle dolu bu hayatın, derinlerde yatan insanî dokunuşlarla dolu hikâyesine şahit olmak, kaleminin gücünü bize bir kez daha hissettiriyor Aliciğim. Sokakların dili ve duygusunu bu kadar içten anlatırken, bir yandan da toplumun kenarında yaşayan bireylerin sesi olmuşsun. Bu özgün anlatım için seni tebrik ediyor, değerli okuyucularımıza da keyifli okumalar diliyorum.

  • Yanıtla Ali Erdönmez 15 Kasım 2024 at 23:37

    Kaybeden, kaybetmeyi seçen, yarışmaya hiç girmemeyi tercih edenler oldum olası ilgimi çekiyor. Değerli yorumunuz, yüreklendirmeniz için çok teşekkürler Didem Hanım.

  • Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan