Öykücü Muallim

Adurbudur Bilyesi

16 Mayıs 2024

Öykü: Adurbudur Bilyesi | Yazan: Ali Erdönmez

Beni görür görmez “Ve Aleyküm Selaaam” dedi kalan 24 sapsarı dişini göstere göstere sırıtarak. Ben selam verdim mi sana? Bu sululuğun anlamı yok ki? Geldi yağlı müşterisi tabii. Benim gibi haftada bir silkelenmeye gelen kaç kişi vardır? Ben de ustanın yerinde olsam sevinirdim tabii.

Usta dedim, bak geçen hafta tamam dedin ama halen rölantide sallama yapıyor, istop ediyor bazen de. “Adurbudur bilyesi yamulmuştur” dedi. “Ee,” dedim “Ne olacak, alıp geleyim?” Çırağı da bıyık altından gülüyordu, orada çakmam gerekiyordu ama işte basmadı kafa, anlamadım. “Parçacıdan al gel halledeyim hemen” dedi “Ama orijinal olsun, sakın yerli alma” diye de ekledi.

Söylene söylene yollandım parçacıya. Hava da sıcak, nemli, leş gibi. Gömleğin yakaları ensemi yakıyor, koltukaltım oldum olası terler zaten, perişan oldum. Girdim parçacıya, dedim “98 Model Fiat Uno adurbudur bilyesi lazım.” Dükkandaki herkes kafayı kaldırıp bana baktı. Hemen ardından gülüşmeler, “Hangi teker abi?” dedi elemanın biri. Hayda, ben onu sormadım ki. “Abi onu bilmem lazım, ona göre vereceğim” dedi adam. “Ee” dedim “Yok mu sende dandik Necdet ustanın numarası, bir arayıp sorsan?” “Yok abi” dedi, eyvallah, bu sıcakta yokuş yukarı tekrar yürü bakalım.

Dükkana girdim de usta yok. “Nerede oğlum ustan?” “Yemeğe gitti. “Nerede yiyor?” “Bilmiyorum abi.” “İyi bakalım, bir çay kap gel, bekleyelim” dedim, oturdum bir köşeye. Telefona dalmışım köyün face grubunda, dayı oğlum yeni muhtarla eski muhtarın kavgası varmış yorumlarda, kıl payı aldık seçimi, 119-121. Hazmedemiyor Dübecik Rıfat. “2 haftadır muhtarlık kapalı, çeşme akmıyor, çamaşırlık leş gibi ama müstahak size” demiş.

Dayı oğlu da yazmış bir şeyler, kapışıyorlar. Dayı oğlunu da sevmem aslında, “Nüfusu aldır 1-2 aylığına, oyunu köyde kullan, çok ortada” dedi bana. E bizim hanede 6 nüfus var oy verebilen, “Geliriz ama dedemden kalan tarlalardan anamın hakkını da verin bu sene” dedim, yanaşmadı. “Yok sana oy” dedim kapattım. Daha da görüşmedik zaten.

Fırsat bu fırsat yazdım hemen; “Üzülme dayı oğlu, emeğin inkar edilmez! Yıllardır hangi taş üstüne taş koyulmuş ki şimdi 2 haftada hesap soruluyor” dedim, arayı düzeltelim, yazın köye gidince işimiz düşer!

Dübecik Rıfat hemen özelden mesaj atmış, “Dayı oğlun sövüyor ardından, sen ona arka çıkıyon, helal len godoş” yazmış. “Hassssss…” yazdım, ama canım da sıkıldı iyiden iyiye. Doğru mudur acaba? Kapattım Face’i.

Okey oynadım sonra, nasıl olduysa çifte bittim. O sırada geldi usta, köşedeydim görmedi beni, başka bir arabanın sahibiyle lafa girecekti ki daldım hemen, “Ee usta” dedim, “Bu bilye, hangi tekerin olacak onu demedin, parçacıdan geri geldim şu sıcakta” diye bağırdım biraz. Yani bağırma değil aslında, hafif yüksek ses diyelim.

Dudağı yamuldu, arkasını döndü bi ara, burnunu sildi sandım. “Sol ön teker” dedi yüzünü dönmeden.

Düştüm yola tekrar ama nasıl bunalmışım, karnım da acıktı, şekerim düştü sanırım. Yaktım bir sigara, büfeye uğradım, soğuk su aldım 2 tane. Birini içtim, birini başımdan aşağı döktüm de biraz rahatladım. Neyse uzatmayayım efendim, vardım parçacıya dedim “Sol ön tekermiş.” “Ne o abi?” dedi, “E” dedim, “Geldim ya demin. 98 Uno, adurbudur bilyesi.” “Abi o ne dedi? “Lan oğlum, sabrımı mı sınıyorsun?” demeye kalmadı, dükkanın arkasından az önceki oğlan çıktı geldi. Ama nasıl gülüyor ağzında yemek varken. En sevmediğim şey, lokma ağzından düşecek. “Abii, usta senle eğleniyor, yok öyle bir parça” dedi. Nasıl dokundu o salak gülüşü, dükkandakilerin alayları.

Arabadan anlamam ben, ayda en az 2-3 giderim bu ustaya, bi’ şeyler yapar eder, yıllardır da tanışırız. Sulu adamdır, zevzektir ama kazıklamıyor diye giderdim ben buna.

Nasıl döndüm geri dükkana bilmem, gördü dükkanın önünde elinde çayıyla yokuşun üstünden, başladı sırıtmaya. Ben yaklaştıkça sırıtması kahkaya döndü, o güldükçe benim tansiyonum, şekerim çıktı. Ustanın ayağının dibinde bir boru geldi gözüme, aldım yapıştırdım suratının ortasına. Yığıldı kaldı, oluk oluk simsiyah kan her yer. Nasıl oldu anlamadım, dövecektim aslına, pişmanım!


Dedi. Başka bir diyeceğinin olup olmadığı soruldu, “Yoktur” dedi.

Karar okunurken haksız tahrik uygulanamayacağından dediğini işitti hakimin, “Tasarlayarak” dedi. İyi miydi bunlar acaba, bilemedi. En sonda “24 yıl”ı duyduğu anda dayanamadı kalbi, kalp masajı, sağlık ekibinin defilrilatör uygulaması da çare olmadı…
 
 
Ali Erdönmez
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

No Comments

Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

error: Kopya korumalı içerik!

Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan